Galatea Logo
ListelerDestek
Kurt Adamlar ve Şekil Değiştiriciler
Mafya
Milyarder Romantik
Zorba romantizmi
Yavaş gelişen romantizm
Düşmandan Sevgiliye
Paranormal Romantik
Yetişkin Eşler
Spor hikayeleri
Üniversitede Geçen Kitaplar
İkinci Sans Hikâyeleri
Tüm Kategorileri Gör
App Store'da 4,6 puanlı
Hizmet ŞartlarıGizlilikBaskı
Galatea on FacebookGalatea on InstagramGalatea on TikTok
Cover image for Beni Yakın Tut

Beni Yakın Tut

Yazar
Julie Mar
Okur
18.6K
Bölüm
43
Yazar
Julie Mar
Okur
18.6K
Bölüm
43
🕵️‍♂️Gizem ve Gerilim🎓Yeni Yetişkin ve Üniversite👱🏽‍♀️Gençler💪🏻Muhafız👩🏽‍🎓Öğrenci🔒Zorla yakınlık

Bir daire tutmanın bu kadar stresli olabileceğini kim bilebilirdi?

Callie liseyi yeni bitirdi ve üniversite başlamadan önce acilen kalacak bir yere ihtiyacı var. Neyse ki mükemmel daireyi bulur: kampüse yakın, uygun fiyatlı ve şaşırtıcı derecede konforlu. Tek bir sorun var; gizemli yeni ev arkadaşı Adam.

Callie ve Adam yakınlaştıkça, kızın telefonuna tuhaf mesajlar gelmeye başlar. Birileri onları izlemektedir. Callie, Adam'a daha çok aşık oldukça, adamın geçmişindeki gerçekler daha tehlikeli bir hal alır.

Bölüm 1: Bir Sorunum Var

Benimle taşşak geçiyor olmalısın.
“Üzgünüm, genç hanım,” diyordu adam bıkkın bir tavırla. “Ama sana bin kere söyledim; Travis Olton adında birini tanımıyorum ve şu an kiralık dairemiz yok.” Sıkıntılı bir nefes verdi. “Sanırım dolandırıldın, tatlım.”
O ana kadar her şeyin yoluna gireceğini sanıyordum. Ev sahibi yanılıyordu, ya da belki ben yanlış adresteydim, ya da belki Travis bir hata yapmış ve kiralık evlerinden birini diğeriyle karıştırmıştı. Ama şimdi, bu sözleri duyunca tüm umutlarım tamamen yıkıldı.
“Harika,” diye cevap verdim gözyaşlarımı tutmaya çalışarak. “Tek kelimeyle mükemmel.”
“Umarım senden çok fazla para koparmamıştır,” dedi ev sahibi.
“Ona depozitoyu göndermiştim,” diye cevap verdim, aklım hâlâ başımda değildi. “İki bin dolar.”
“Ah.” Adam ne diyeceğini bilemez bir halde kel kafasının arkasını kaşıdı. “Daha kötüsü de olabilirdi.”
Ah, ama zaten yeterince kötüydü. Yazıma her on dokuz yaşındaki genç gibi başlamıştım: lise bittiği için mutluydum, boş yılımın verdiği rahatlık hâlâ üzerimdeydi ve üniversiteye, yani yeni hayatıma başlamak için sabırsızlanıyordum. En iyi seçenek bu gibi göründüğü için kampüsteki öğrenci yurduna kayıt yaptırmıştım ve hemen kabul edilmiştim.
Sonra, üç hafta önce, tüm kampüse bir e-posta gönderdiler ve bana ayrılan binayı su bastığını söylediler. Hem de çok fena.
Beni başka bir yere yerleştirmelerini beklemiştim. Bunun yerine sadece “size bildirmekten üzüntü duyuyoruz” dediler ve depozitomu iade ettiler. Hepsi buydu.
Ardından, internette iki hafta boyunca durmaksızın araştırma yaptım; Craigslist, Facebook grupları, tekinsiz kiralama siteleri. USC’ye bir saat mesafedeki herhangi bir yer olabilirdi. Seçici değildim.
Tek ihtiyacım olan bir çatı, bir kilit ve çalışan bir banyoydu.
Sonunda bir yer buldum. Kampüse yakın, çok pahalı olmayan şirin, küçük bir odaydı. Adam güvenilir görünüyordu ve geçen haftadan beri e-postalaşıyorduk.
Ve işte tam burada hüsran zili çaldı.
“Yardımınız için teşekkür ederim,” dedim ev sahibine hızlıca, sesimdeki titremeyi zorlukla tutarak. Bir cevap beklemeden geldiğim yoldan geri yürüdüm, hemen cebimden telefonumu çıkardım ve o pisliğin numarasını tuşladım.
Ses yoktu. Tekrar aradım. “Hadi, hadi, hadi aç şunu, seni lanet olası küçük pislik,” diye fısıldadım kendi kendime; gökyüzündeki hangi tanrıysa ona Travis'in telefonu açması için yalvarıyordum.
Çağrı tekrar sesli mesaja düştüğünde çığlık atmak istedim. Telefonu tutan elim sıkılaştı ve gözyaşlarım süzüldüğünde onları elimle silip aceleyle arabama koştum.
Daha doğrusu, annemin arabasına. Gelecekteki evimi görmek ve ev sahibimle tanışmak için bana ödünç vermişti. Ha.
Eve dönüş yolculuğu sakin geçti; tabii aklımdan geçen sayısız küfrü saymazsanız. Ve boğazımı düğümleyen o çaresizliği. Bu da işin tuzu biberi olmuştu, değil mi?
Şimdi ne yapmam gerekiyordu? Üniversite dersleri bir hafta içinde başlıyordu ve her gün gidiş dönüş dört saat araba kullanamazdım. Dönemin başlamasına bu kadar az zaman kalmışken bir daire bulmak imkânsız olacaktı.
Üniversite hayatım daha başlamadan bitmeye mi mahkûmdu?
***
Garaj yoluna gözyaşları içinde girmemem bir mucizeydi. Tamamen tükenmiş bir halde arabadan indim ve ön kapıya doğru ilerledim. Annem kahrolacaktı; benim bu fırsatı yakalamam onu o kadar heyecanlandırmıştı ki—
“Yeni evin hayırlı olsun, tatlım!” diye bağırdı annem ben kapıdan içeri girerken. Kollarında, mumları yakılmış ve ışıl ışıl parlayan bir pasta tutuyordu. “Hayatının geri kalanı artık hemen köşeyi dönünce başlıyor.”
Aniden, duygular boğazıma düğümlendi. Konuşamıyordum ama yüz ifadem yeterince açık olmalıydı, çünkü annemin suratı asıldı.
“Her şey yolunda mı, bebeğim?”
“Hayır,” diye zar zor döküldü kelimeler ağzımdan. “Dolandırıldım.”
“Ne?” diye haykırdı annem, pastayı tezgaha bırakıp telaşla yanıma koşarken. “Ne oldu?”
“Dolandırıldım,” diye tekrarladım. “Ortada bir daire falan yokmuş. Travis depozitoyu aldı ve ortadan kayboldu. Onu aramaya çalıştım ama…” Cümlemi bitiremedim.
“Ah, Callie.” Kollarıyla beni sardı ve sımsıkı kucakladı. “Bunun başına gelmesine çok üzüldüm. Böyle dolandırılmak korkunç ve haksızca bir şey.” Duraksadı. “Ne kadar işe yarar bilmem ama, böyle şeyler bir noktada neredeyse herkesin başına gelir. Bu aslında bir dönüm noktasıdır; resmen bir yetişkin olduğun anlamına gelir.”
“Bu çok boktan bir şey,” diye cevap verdim kasvetle.
“Evet, hayatının geri kalanına hoş geldin,” diye espri yaptı annem. Sonra şefkatle sırtımı sıvazladı. “Hadi ama, iyi olacaksın. Bir çaresini bulacağız.”
“Nasıl?” diye sordum, sinirim yeniden tepeme çıkarken. “Okulun başlamasına bir hafta kaldı, anne. Kalacak hiçbir yerim yok. Arabanı alıp gidemem çünkü iş için sana lazım, o yüzden…” Sesim fısıltıdan halliceydi. “Ben şimdi ne yapacağım?”
“Etrafıma bir sorarım,” dedi annem nazikçe. “Şehirde bazı arkadaşlarım var. Belki seni birkaç haftalığına misafir edebilirler? Sadece sen kendi yerini bulana kadar?”
Burnumu çektim. “Sanırım.”
“Gördün mü? Şimdiden çözüldü bile,” dedi annem bana sarılmayı bırakarak. “Şimdi, yasal olarak kabul edilebilir en büyük pasta dilimiyle senin yetişkin olmanı kutlayalım. Kulağa nasıl geliyor?”
Bunu duyunca gülümsemek istedim. “Kulağa harika geliyor, anne.”
***
En az yarım saattir aynı sayfaya boş boş bakıyordum. Elimdeki çay fincanı artık buz gibi olmuştu ve üzerime aldığım battaniye gelişi güzel bir şekilde yere düşmüştü, ama umurumda bile değildi.
Zihnim bir türlü odaklanamıyordu; ne yaparsam yapayım, ne düşünürsem düşüneyim, aklım hemen o dolandırıcıya ve onun tek bir kelimesine bile inanacak kadar ne kadar aptal olduğuma geri dönüyordu.
Dün üniversitedeki ilk yılımı mahvedebilecek o felaketten sonra—ki lafı bile olmaz(!)—sabahımı bilgisayarıma yapışık halde, yaşamak için uygun başka bir yer bulana kadar pes etmeyi reddederek geçirmiştim. Ancak saat ikide annem vardiyasına gitmeden önce beni kontrol ettiğinde, gözlerim kızarmış bir halde masamın üzerine kapanmış bulmuştu.
Kendimi bu kadar ihmal ettiğim için o kadar kızmıştı ki beni zorla masamdan uzaklaştırdı. Hâlâ bir şey yemediğimi söylediğimde ise, bilgisayarımı dolaba kilitledi ve bana rahatlamamı söyledi. Sonra da çıkıp gitti.
Açıkçası, kapıyı baltayla henüz kırmadığıma şükretmeliydi.
Her neyse, rahatlamaya çalışmıştım. Gerçekten denemiştim. Ama bir türlü rahatlayamıyordum.
Hayatlarıyla şeytanın oynamadığı diğer birinci sınıf öğrencileri şu sıralar yurtlarına yerleşiyor, dersler için heyecanlanıyor ve yeni insanlarla tanışıyorken bu imkânsızdı. Gerçi bu sonuncusu pek umurumda değildi, ama yine de.
Zaten geride kalmıştım ve bu konuda bir şeyler yapmak için can atıyordum. Tam o sırada ön kapının kilidi açıldı ve başımı kaldırdığımda annemin hâlâ hastane formalarıyla içeri girdiğini gördüm.
“Selam, tatlım,” diye seslendi.
“Merhaba, anne,” diye cevap verdim. “Bugün iş nasıldı?”
“Ah, her zamanki gibi,” diye kıkırdadı. “Bir çocuğa dişlerini temizleyebilmem için ağzını açık tutmasını söylüyorsun ve diş temizleme aletini çıkarır çıkarmaz ısırıyor.”
“Harika bir tepki vermiş,” dedim karşılık olarak. “O çocuk diş temizliğinin nasıl bir acı verdiğini çok iyi biliyor.”
“Ha ha,” diye güldü, çantasını yere bırakırken. “Sen yemeğini yedin mi bakalım?”
“Hayır,” dedim. “Ama sen duş alırken bir şeyler pişirebilirim?”
“Çok iyi olur, Callie,” dedi annem. Ardından gözlerinde şüpheli bir parıltıyla gülümsedi. “Ve haberlerin yanına yakışacak güzel bir şeyler yap.”
“Ne haberi?” diye sordum şaşkınlıkla. “Haber falan mı var?”
“Cık cık.” Havada bir parmağını salladı. “Söylemek yok. Çok güzel bir haber, ama sana sadece yemekte anlatacağım.” Göz kırparak yıkanmak için üst kata çıktı.
Yirmi dakika sonra sofra kurulmuştu, makarnanın üzerine parmesan peyniri serpiştiriliyordu ve masaya oturmuştuk.
“Bu harika görünüyor, Callie,” diye mırıldandı annem, hemen ilk lokmasını alarak. “Mmm, tadı da gerçekten görünüşü kadar güzelmiş.”
“Teşekkürler, anne,” diye cevap verip ben de yemeğe başladım. “Ee, neymiş bu haber?”
“Ne kadar da sabırsızsın,” diye takıldı annem. Devam etmeden önce lokmasını yuttu. “Sanırım kalman için bir yer buldum.”
“Ne?” diye sordum, yemeği bir anda unutup.
Annem başını salladı. “Clara’yı biliyor musun? Hani üç yıl önce gittiğim Pilates kursundan?”
“Zerre kadar hatırlamıyorum.”
Gözlerini devirdi. “Fark etmez. Onun bir yeğeni var, yeğeninin erkek arkadaşının annesi bir kadınla arkadaşmış ve bu kadının oğlunun da bir yeri varmış.”
Gözlerimi kırpıştırdım. “Ha?”
“Bu kadının, aynı zamanda USC’ye giden bir oğlu var,” diye net bir şekilde tekrarladı. “Okula yakın bir dairesi var ve görünüşe göre ev arkadaşı bir süre önce taşınmış.” Annem boğazını temizledi. “Bunun ideal bir durum olmadığını ve bir stüdyo daire istediğini biliyorum… ama bu gerçek bir fırsat. Sadece bu çocukla konuşup anlaşıp anlaşamayacağınıza bakman gerekecek. Numarası tam burada.”
“Bu kulağa… şüpheli geliyor,” dedim ona. “Bunun da başka bir dolandırıcılık olmadığını nereden biliyorsun?”
“Çünkü ben bu insanları tanıyorum!” diye haykırdı annem, neredeyse alınmış gibi bir ses tonuyla.
“Yani, zincirdeki beşinci kişiyi falan tanıyorsun,” diye karşılık verdim. “Bunun gerçek olduğuna emin misin?”
Annem bana şefkatle baktı, sonra elini elimin üzerine koydu. “Denemeden hiçbir yere varamazsın, tatlım. Ve eminim baban da hâlâ burada olsaydı aynı şeyi söylerdi.”
Derin bir iç çekmeden önce bir an daha onun bakışlarına karşılık verdim. Haklıydı.
Babam beni böyle bir şeyi yapmam için zorlardı. Denemem için.
“İyi. Bana numarasını ver. Onu arayacağım.”

Discover Galatea

Kader Bizi SeçtiAnlaşmalı Evlilik 2. KitapWillowbrook Serisi 1: İyileşen Kalplerİyilik Meleği AŞ: Bonus İçerik7 Yıl Sonra

En Yeni Yayınlar

Öyle Bir Şey YokGeriye Kalanlar: John Baker’ın HikayesiŞeytanın Gülü 2: Prangalı AşkKararlı ve AteşliKanadı Kırık Kuşlar 3: Sonsuza Dek Kırık

Okuma listeleri

Hepsini gör

Okuyucu topluluğumuzun derlediğ kitap koleksiyonları ile romantizmin dünyasına dalın.

Efsane

by Erkenci_sincap

19 kitap

Kitaplarım

by burcudeniz

245 kitap

Türkçe

by Asliiturkiye

360 kitap

Okunan kitaplar

by mavi rota

394 kitap

Zıt kutuplar 3

by sunny_dragonfruit_023

19 kitap

Iyilik A.Ş

by Kynta

10 kitap

Alfa serisi

by yasemin175

21 kitap

2. Kitap Bekleniyor

by Elf

14 kitap

🌕Moon Goddess🌙

by Moon Goddess

66 kitap

Okudum

by urbeknt

286 kitap

OKUDUKLARIM

by Pharma

301 kitap

Ceo

by Anamenya

48 kitap

En güzel kitaplar

by Nermin

206 kitap

D.- Devam ettiklerim

by Hygge

21 kitap

En çok sevdiğim kitaplar

by tyrion

46 kitap