
Vampirlerle Büyümek 2: Ektiğimiz Tohumlar
“Benimsin,” diye hırladım kalçalarını kavrayıp onu kendime doğru çekerken. Aya’nın boynuma çarpan nefesi sıcaktı. Tırnakları tenimi çizerken göz göze geldik. Gözleri kıpkırmızıydı, vahşi ve kararlıydı. Sadece arzu değil, içinde bir söz, bir sahiplenme vardı.
Adam bir prens, kadın ise bir hizmetçiydi. Ama artık ikisi de bambaşka kişilere dönüşmüştü.
Alexander Night bir zamanlar her şeye sahipti. Gücü, itibarı, kanla yazılmış bir geleceği vardı. Ta ki devrim patlak verene kadar. Artık tacı elinden alınmış, bir hayvan gibi avlanıyordu. Hayatta kalmak için değil, kayıp kız kardeşini düşmanlarından önce bulmak için savaşıyordu.
Aya’nın hayatıysa yokluktan ibaretti. Eskiden sadece bir hizmetçiydi. Asla ulaşamayacağı bir prense âşık olan sıradan bir kızdı. Devrim onu o hayattan ve prensten koparmıştı. Ama bazı geçmişler silinmezdi. Kader yollarını bir kez daha kesiştirdiğinde Aya içgüdülerine karşı gelip ona yardım etmeye karar verdi.
Ama aralarındaki geçmiş keskin bir hatıra gibi hâlâ orada duruyordu. Bir zamanlar yaşadıkları aşk, şimdi öfkeyle, hasretle ve ihtirasla dolu karmaşık bir duyguya dönüşmüştü. Tüm dünya onları öldürmek isterken asıl savaş onların kalplerinde yaşanıyordu. Bu kin ile arzunun, intikam ile bağışlamanın, yıkım ile kurtuluşun savaşıydı.
Ve belki de bu dünyadaki en ölümcül silah aralarında hâlâ tükenmeyen arzuydu.
Kayıp İçin Ağıt
ALEXANDER
KİTAP 2: Ektiğimiz Tohumlar











































