Dzenisa Jas
Clarice Mont
"Ameliyata ihtiyacı var mı?"
Kim'in korku dolu sesi küçük odada yankılandı ve Clarice şişmiş ve kanlı gözlerle yorgun bir şekilde annesine baktı.
Kanaması çoktan durmuş olmasına rağmen burnu hala acıyor gibiydi ayrıca yüzü ve gömleği kurumuş kanla kaplıydı.
Nathaniel, gözlerindeki öfkeyle kızının burnuna bakarken küçük elini rahatlaması için sıkıca tuttu.
"Hayır, Bayan Mont. Kızınızın kurdu olduğu için burnunun kendi kendine iyileşmesi sadece yaklaşık bir iki gün sürecektir,” diyen şifacı, elinde bir dosyayla Kim'in yanında durdu ve önündeki kağıtları daha iyi okumak için gözlüklerini yukarı itti.
Kim iç çekti, "Henüz son zamanlarda dönüşmeye başlamıştı, bu durum iyileşme yeteneklerini etkileyecek mi? Geceyi burada geçirmek zorunda mı?"
Şifacı Clarice'e baktı, sessizce hastane yatağına oturdu ve Kim’e baktı.
"Dönüşümü yeni başlamış olsun ya da olmasın, bu önemli değil. Kurduna sahip olması yeterli…” Şifacı, Kim'in bir soru daha soracağını anlayıp duraksadı.
"Geceyi burada geçirmek zorunda mı?" Kim yorgun bir şekilde sordu, merhametli bakışlarıyla kızına dönerek.
"Bu sana kalmış. Eğer onu gece kontrollerinde onu burada tutmak ve yarın taburcu etmek istiyorsan, geceyi burada geçirebilir. Eğer istemiyorsan, eve gidebilir."
Clarice iç çekti, "Anne."
Sesi bir kurbağa gibi çıktı. Uzun süre ağladığı için sesi kısılmıştı.
Herkesin bakışları ona çevirdi. Buraya geldiklerinden beri kimse onun sesini duymamıştı.
"Evet, tatlım," Kim ona yaklaşırken mırıldandı, Nathaniel endişeli ve merhametli gözleriyle kızını izliyordu.
Clarice boğazını temizledi, "Geceyi burada geçirmek istemiyorum. Beni şimdi taburcu edin, lütfen."
Kim iç çekti, gözleri Nathaniel’inkiyle- sanki kızlarının istediğini yapıp yapmamaları gerektiğini sorar gibi kilitlendi, zihin bağlantısı yoluyla ona sordu.
"Canım, belki de en iyisi bu gece burada kalmaktır. Biraz ağrın falan olursa diye cevap verdi, babası o esnada kızının kollarını yukarı ve aşağı doğru ovuyordu.
Clarice sırtını düzelttiği esnada canının acısıyla irkildi, annesi telaşlandı, ancak Clarice'in gülümsemesi annesini rahatlattı.
"Şifacı bir iki gün içinde iyi olacağımı ve eve gidebileceğimi söyledi. Bu yüzden lütfen, burayı sevmiyorum,” dedi.
Şifacı, bu iki ebeveynin bir kişinin sözü ile ikna edilmesi zor insanlar olduğunu fark edince "Evet, Bay ve Bayan Mont, gerçekten isterse taburcu olabilir,” diye tekrarladı.
"İyi, madem. Eğer öyle istiyorsan."
***
Eve dönerken- ki her şey aynı alanda olduğu için fazla uzak sayılmazdı- Clarice kendini annesinin koluna girmiş yürürken buldu.
Artık nadiren yaptığı bir şeydi ve annesi fark edince yüzüne buruk bir gülümseme oturdu - zihinlerinde kendini hatırlatan geçmişin anıları hücum etmişti.
"Clarice..." Babası bir iç çekerek konuşmaya başladı, omuzları yürürken kambur duruyordu - saat yaklaşık dokuzdu ve gökyüzü karanlığa yenik düşmüştü, küçük ışık lekeleri onu yıldız şekilleriyle onu süslüyordu.
"Seni artık antrenman alanından uzaklaştırmam gerektiğini biliyorsun,” diye devam etti, sesini yumuşattı ve kızını çok sinirlendirmemek adına yavaşça konuşmak için elinden geleni yaptı.
Kızı yine de sinirlendi, annesinin kolundan çıktı ve sinirden parlayan gözlerini babasına dikti - gözleri hiç olmadığı kadar açık bir renk almıştı.
"Hayır! Bu sadece bir kazaydı ve olacağı belliydi! Lütfen, sahip olduğum tek şey bu ve bunu seviyorum!" diye yalvardı, elini morarmış derisinin altında zonklamaya başlayan ağrıyı hafifletmek için sol yanağına hızla bastırdı.
Babası bunu hemen fark etti, "Kendine bir bak! Şu an ne kadar kötü göründüğüne bak! Sana bunun olacağını söylemiştim ve eğer olursa-.
"Biliyorum! Anlaşmamızı hatırlıyorum. Ama lütfen, sana yalvarıyorum!" diye ağladı, babasının elini tutup cümlesini bitirmesine izin vermedi ve söylemek istediklerini haykırdı.
"Clarice! Sen daha bir çocuksun. Bu tür şeylere hazır değilsin! Özellikle de eğitime!"
Clarice sanki babası onu yakmış gibi ondan uzaklaştı ve kızının yanındaki annesinin nefesi kesildi- Nathaniel'in onu ne kadar kırdığını o an fark etti.
Kim öfkeyle "Nathaniel Mont!,” kocasını omzundan bir adım geriye itmeyi deneyerek bağırdı.
"Hayır, hayır! Bunu duymak zorunda, Kim. O hazır değil! Ona bir bak. Yüzüne bak! Eğer gerçekten eğitilmek istese, daha önce eğitim alanında da ağlamazdı, tekrar ayağa kalkardı!"
Clarice babasının tepkisi üzerine iyice irkildi, omuzlarının titremesini önlemek için kollarını göğsünün üzerinde kavuşturdu.
"Nate," Kim onu uyarırcasına hırladı ama Nathaniel onu yok saydı ve kızının üzerine yürüdü.
"Senin için en iyisinin ne olduğunu biliyorum canım ama senin için en iyisi bu değil. Eğer eğitime hazır olsaydın, anında iyileşirdin, ama kendine bir bak, bak. - “
"Korkunç mu görünüyorum?! Biliyorum! Kırılmış görünüyorum, değil mi? Dün geceki gibi?" Clarice ağladı, çatlamış dudaklarından hıçkırık sesleri geliyor ve ağlarken içli içli nefes alıyordu.
Kim aşağıya doğru bakıp başını sallarken, Nathaniel’in kaşları çatıldı.
"Benim için en iyisinin ne olduğunu bilseydin baba, evin dışında olmanın ve eğitilmemin benim için en iyisi olduğunu bilirdin!” dedi, kalbinin kırık olduğunu belli eden hıçkırıklar içinde.
Babası tam ağzını açmışken Clarice ona vurdu, "Hayatım boyunca bana bebekmişim gibi davrandın! Ama bana bak..." yetişkin vücudunu gösterdi ve nemli gözleriyle babasının gözlerinin içine bakarken başını havaya kaldırıp boyunu vurguladı.
"Ama artık bir bebek değilim! Ve bunu anlamanın zamanı geldi! Bağırdığım için çok üzgünüm ama artık bundan bıktım. Dışlanmış gibi hissetmekten ve hiçbir şey yapamayacakmışım gibi davranılmasından bıktım!"
"Bu çok fazla!" diye bitirdi, sesi hırçın ve kısıktı, nefes nefese kaldığı için kalp ritmini kontrol etmeye çalışıyordu.
Kim kaşlarını çatmış, yalnızca ellerini göğsünde kavuşturarak sessizce tartışmayı izliyordu.
Nathaniel, kaşlarını çatarak ve mahcup olmuşçasına boynunun arkasını kaşıyarak kızına yaklaştı, "Biliyorum. Üzgünüm. Biliyorum, ama sen benim bebeğimsin. Be- “
Clarice babasından uzaklaşmadan önce boğuluyormuş gibi bir çığlık atarak "Yeter!" Dedi, arkasını dönmeden önce ve geçen seferki olduğu gibi, ailesinden olabildiğince uzağa kaçtı.
Geri dönmesi için yalvaran çığlıklarını ve onun peşinden koştukları ayak seslerini duydu, ancak babasının söylediklerinin geri kalanıyla artık ilgilenmediği için umursamaz bir şekilde hızını daha da yükseltti.
O anda ne onları ne de burnundaki zonklayan ağrıyı kaldıramıyordu.
Ve böylece, kendini geçen seferki gibi aynı şekilde ormana koşarken buluverdi.