Cover image for Kara Kurt

Kara Kurt

Bölüm 3

ALTI YIL ÖNCE

ADDISON

Jaxon arabayı eski kırmızı ahırın önüne park etti. Burası sürü evinden yaklaşık on dakikalık bir yürüyüş mesafesindeydi. Arabadan inip onu takip ettim.
Kalbim düzensiz atıyordu. Onda farklı bir şey vardı... Bu anda.
“Dur,” derken topuklu ayakkabılarımı çıkarmama yardım etmek için durdu.
Eğilerek önce sol ayağımdaki ayakkabıyı, sonra da sağ ayağımdaki ayakkabıyı çıkardı. Ardından kamyonete doğru yürüdü ve ayakkabıları takım elbise ceketiyle birlikte arabanın içine koydu. Hızla bana doğru yürüdükten sonra da elimi tutarak beni göle doğru götürdü.
Giysilerini çıkarmaya başlarken, “Otur,” dedi.
“Ah, ne yapıyorsun?” diye sordum şaşkınlıkla ona bakarken.
“Yer değiştireceğim, rahat ol,” dedi kıkırdayarak.
Tanrıça, bu çok ateşliydi. Daha önce onun güldüğünü ya da kıkırdadığını hiç duymamıştım. İşte o zaman bu gecenin ikimiz için de ilklerle dolu bir gece olacağını anlamıştım.
Soyunmasını aç gözlerle izliyordum ama Jaxon buna aldırmıyor gibiydi... Sanırım bundan zevk alıyordu. Büyük siyah kurduna dönüşürken boxerını çıkarmayınca hayal kırıklığına uğradım. Kurdu yanıma oturup başını kucağıma koymadan önce etrafımda dolaştı.
Kurdunu hiç böyle görmemiştim. Onu ne zaman görsem, ya Braxton’la ve diğer savaşçılarla antrenman yapıyordu ya da sürüyle koşuyordu. Bu ise farklıydı.
Yüzüme yayılan gülümsemeye engel olamadım.
Yavaşça elimi hareket ettirdim ve kulaklarıyla oynadım. Yumuşak bir şekilde mırıldandığında bu onu okşamaya devam etmem için beni cesaretlendirdi. Yumuşacık kürkü o kadar koyuydu ki. Arkama yaslanmam için beni iterken dilini boynumda ve göğsümde gezdirdi. Küçük bir kahkaha attığımda pençelerinin canımı yakmamasına dikkat ederek yanıma kıvrılmıştı. Kollarına kıvrılarak memnuniyetle iç çektim.
Bir süre birbirimize sokulmuş hâlde öylece orada yattık. İnsan formuna geri döndüğünü zar zor fark etmiştim. Çıplak bir şekilde hemen yanımda yatıyordu. Ben soluk mavi gözlerine bakarken o da benimkilere bakıyordu. Bir an sonra dudakları benimkilerin üzerine indi. İlk başta hazırlıksız yakalanmıştım ama ona hemen karşılık verdim.
Bu benim ilk öpücüğüm değildi ama keşke öyle olsaydı.
Dudaklarımız açgözlülükle ve hararetli bir şekilde birbirine değiyordu. Ben daha ne olduğunu anlamadan dili ağzımdaydı. Sonraki birkaç dakikayı birbirimizin ağzını keşfederek geçirmiştik. Nefes alıp verirken ağzımdan kaçan inlemelere engel olamıyordum. Ama yalnız değildim.
Jaxon’ın inlemeleri şiddetli ve ateşliydi. Daha fazlasını duymak istiyordum... Sonsuza kadar.
Elleri göğüslerime ulaşmadan önce ellerini belimde gezdirdi. Bedenlerimiz iç içe geçmiş hâldeydi. Ben de onun gibi çıplak olmak istiyordum.
Kendimi geri çekerek, “Fermuarımı aç,” dedim. Ardından kollarımı omuzlarına dolayarak onu kendime doğru çektim. Bizi yan çevirdi ve elbisemi çekip çıkarmadan önce hızla elbisenin fermuarını açtı.
Dudakları tekrar benimkileri bulduğunda dilimi tekrar ağzına sokmakta gecikmedim. Onun tadına bakmaya, ona yakın olmaya, onu içimde hissetmeye ihtiyacım vardı. Bir saniye sonra beni kucağına aldı ve öpüşmemize ara vermeden ahıra doğru yürümeye başladı. Dillerimiz hâkimiyet için savaşıyordu. Gözlerimi açtığımda onunla göz göze geldim. Elbette o kazanmıştı.
Birden sırtımın yere çarptığını hissettim. Eli sırtımdan aşağıya inerek kıçımı kavradı. Bir an sonra külotumu yırtıp çıkardığında onu daha yakına çekmek için bacaklarımı beline doladım.
Uzaklaştığını hissettiğimde, “Lütfen,” diye yalvardım.
“Addie, emin misin?” diye sorarken alnını benimkine yaslamıştı.
“Evet,” dedim başımı sallayarak.
Kollarımı boynuna doladım ve onu kendime doğru çektim. Kendimi ona bastırırken hızla tekrar dudaklarına yapıştım. Ona ihtiyacım vardı... Her şeyine.
Yanlarımı ve bacaklarımın arasını okşadıktan sonra tam yarığımın üzerinde durdu. Dudaklarımız hâlâ birbirine değiyordu. Dillerimiz birbiriyle savaşıyordu. Elleri dikkatimi dağıtırken nefes nefese bir inilti çıkardım. Jaxon parmağını içime sokarken onun saçlarını çekiştiriyordum. Alınlarımız birbirine değerken yavaş hareketlerle devam ediyordu.
Gir ve çık. İçeri ve dışarı. Neredeyse bunaltıcıydı. Çok geçmeden bir parmak daha girdi. Sabit bir hızda hem içeri hem dışarı pompalıyordu. Kasıklarımdaki baskı azalmaya başladığında nefesim kesildi, bacaklarım titremeye başladı. Onu kendime doğru çekerken tırnaklarım omuzlarına batıyordu. Ne olduğunu anlayamadan parmağını çekti ve büyük aletini bacak arama sürtmeye başladı.
“Bu canını yakacak,” dedi usulca. “Eğer durmamı istersen söyle, duracağım. Söz veriyorum,” dedi. Ciddi olduğunu biliyordum.
Ama durmasını istemiyordum. Asla durmasını istemiyordum. Onu istiyordum.
Her şeyiyle. Her zaman.
“Lütfen,” dedim ve başımı sallayarak devam etmesi için onu cesaretlendirdim.
Yavaşça içime girdi. Bu acı vericiydi. Tıslayarak nefes aldığımda Jaxon bir an durakladı.
“Bana bak,” diye fısıldadığında gözlerimi açıp gözlerine baktım. “Sorun yok,” dedi usulca.
Başımı salladım ve devam etmesi için onu cesaretlendirdim. Yavaşça dibine kadar aletini içime itti. Bütün bu süre boyunca gözlerimi ona kilitlemiştim. Birkaç dakika hareketsiz kaldıktan sonra kendini ittirmeye başladı. Aletini yavaşça itmeden önce dışarıya çekti. Artık o kadar acı vermiyordu.
Jaxon hamlelerine devam ederken tırnaklarımı sırtına geçirmiştim. Bana ateşle saldırana kadar her itişinde biraz daha hızlandı.
“Evet, evet,” diye inlerken alt dudağımı ısırıyordum.
“Siktir,” diye homurdandı Jaxon itmeye devam ederken.
“Ah Tanrıça,” diye inledim başımı arkaya atarak.
Kasıklarımda oluşmaya başlayan basınç hızla dağıldı. İnlerken vücudumun onun altında titremeye başladığını hissedebiliyordum.
Jaxon geri çekilip başını boynuma gömmüştü. Sıcaklık kasıklarıma doğru ilerliyordu.
“Siktir,” diye inlerken Jaxon yana yuvarlandı.
Birkaç dakika öylece yattık, nefeslerimizi tutmuştuk. Yavaşça yana dönüp başımı omzuna koydum. Vücudum onun sıcaklığını arzuluyordu. Jaxon da kollarını bana dolamıştı. Kısa süre sonra kollarında uykuya daldım.
Ertesi sabah uyandığımda kendimi yatağımda bulmayı bekliyordum ama değildim. Kırmızı ahırın ortasında, samanların üzerinde çıplak bir şekilde yatıyordum. Gözümde önceki geceye dair anılar canlanırken yavaşça ayağa kalktım.
Ağrım vardı, bu da dün gecenin rüya değil gerçek olduğunu hatırlatan başka bir kanıttı.
“Jaxon?” diye seslendim etrafa bakarak.
Gitmişti.
Topuklu ayakkabılarım, elbisem ve külotum kapının yanında duruyordu. Dışarıya baktığımda kamyonetinin gitmiş olduğunu gördüm. Beni gerçekten burada yalnız mı bırakmıştı?
Ahırdan çıkmadan önce elbisemi, yırtık da olsa külotumu ve topuklu ayakkabılarımı giydim. Jaxon gitmişti. Beni bir ahırda çıplak bir şekilde bir başıma bırakmıştı.
Dün gece onun için bir şey ifade etmiyor muydu? O da benim kadar zevk almamış mıydı? Bacaklarımın arasındaki kurumuş dölleri eğlendiğinin kanıtıydı ama belki de bu yeterli değildi. Belki de ben yeterli değildim.
Topuklu ayakkabılarımı çıkararak ormanın içinden amcamın evine doğru yürümeye başladım. Amcamın beni bu hâlde görmesinden korkuyordum ama şu anda bunu düşünemeyecek kadar kırgındım. Braxton amcamın evinin arka bahçesine varmam yaklaşık on dakika sürdü.
Neyse ki evde değildi. Odama çıktım ve duşa girmeden önce soyundum. Dün gece Jaxon bekâretimi almıştı. Bir değeri olması gereken bu eylem onun için gece geç saatte azıp yaptığı seksten başka bir şey değildi.
Continue to the next chapter of Kara Kurt