
Havuz Partisi
İkinci Bölüm
Jack ilk başta partinin saat on ikide başlayacağını söylemiş olsa da biz oraya ancak bir buçukta varabildik.
Jack’in iş arkadaşı ve aynı zamanda evin sahibi olan Pete bizi girişte ilk karşılayan kişi oldu. Pete uzun boylu, zayıf bir adamdı ve yüzünün büyük bir kısmını kaplayan kocaman bir gülümsemesi vardı.
Beni selamlarken attığı bakışlar beni biraz huzursuz etti.
Jack’te de bir gerginlik sezer gibi oldum ama içeri girerken attığım bakışları geçiştirip normal bir şekilde gülümsedi.
Koridordan geçip oturma odasına girip Pete’in bize içki servisi yaptığı mutfağa ilerledik. Jack bira isterken ben votka limon istedim.
Pete içkimi doldururken, “Biz de yetişemeyeceğinizi düşünmeye başlamıştık!” diye şaka yaptı.
Hafifçe kızaran Jack bana sırıtarak omuz silkti.
Sanırım geç kalmamızın nedeni olan, kanepesinde yaptığımız o kaçamağı düşünüyordu. O anları düşünürken benim de yanaklarım kızardı.
İçkilerimizi aldıktan sonra, diğer konukların kaynaştığı, içki içtiği, müziğin tadını çıkardığı bahçeli havuz alanına açılan sürgülü cam kapıdan geçerek arka tarafa yöneldik.
Geç kaldığımızı düşünürken karşımda sadece bir avuç insan görünce şaşırdım. Pete ve Jack de dâhil olmak üzere altı erkek ve sadece bir kadın vardı. Hepsi bizim yaşlarımızda görünüyordu, yirmili yaşlarının sonlarında ya da otuzlu yaşların başlarında veya ortalarında olmalılardı.
Jack bizi tanıştırırken hepsinin adını aklımdan tutmaya çalıştım.
Claire’i hatırlamak kolaydı ancak sebebi sadece benim dışımdaki tek kadın olması değildi. Claire’in çarpıcı yeşil gözleri, omuzlarına gelen koyu kahverengi saçları ve mayosunun üstüne giydiği rengârenk plaj elbisesinin altından görünen birkaç dövmesi vardı. Dışa dönük, arkadaş canlısı biriydi ve kendi deyimiyle bu “hıyar tarlasında” başka bir kadının daha olmasından gerçekten memnun görünüyordu ki ben de aynı şekilde hissediyordum.
Bir diğer konuk olan Scott benden biraz daha uzun boylu, oldukça çekici bir adamdı. Kahverengi teni ve büyüleyici açık mavi gözleriyle melez bir görünümü vardı.
Dan uzun boyu, yakışıklı yüzüyle tipik bir beyazdı. Düzgün kesimli kahverengi saçlarıyla Barbie’nin Ken’i gibiydi. Onunla ilgili ilk izlenimim, bir erkek müzik grubunun üyesi olsa “grubun yakışıklısının” o olacağı yönündeydi.
Ari ile Johnny mangalla ilgileniyorlardı ama biz tanıştırıldığımızda dikkatlerini hemen Jack ile ikimize çevirdiler. Uzun, dalgalı siyah saçlara sahip Ari, biraz daha kısa boylu, zayıf, yanık tenli bir adamdı. Onu Jack’in anlattığı hikâyelerden tanıyordum. Grubun komedyeni olduğu kadar çoğu esprinin de hedefi olduğu izlenimini edinmiştim.
Johnny uzun boylu, iri yarı bir adamdı, sırtında beyzbol şapkası vardı ve Jack bizi tanıştırdığında çoğunlukla göz temasından kaçındığı için biraz utangaç olduğunu düşündüm.
“Departmanınızdan başka gelen var mı?” Soruyu belirli bir kişiye değil de gruba yöneltmiştim.
Jack bana dönüp, “Aslında son gelenler biziz,” demeden önce çocukların imalı imalı bakıştığı garip bir an yaşandı.
Jack’in, beni partide daha fazla insan olduğuna inandıracak ne söylediğini hatırlamaya çalışarak, “Ah, tamam,” dedim. Belki de sebebi bu buluşmadan bir parti olarak bahsetmiş olmasıydı.
Pete sırıtarak, “Evet, böyle daha samimi olacağımızı düşündük,” diye ekledi. “Yine de aktiviteye bağlı olarak yedi kişi bile kalabalık gelebilir.”
O bunu söylerken kıs kıs gülüşmeler oldu. Bu da bana bazılarının bunu müstehcen bir şaka olarak yorumladığını düşündürdü.
Jack belli ki ya konuyu anlamamıştı ya da değiştirmeye çalışıyordu çünkü birden, “Havuzunuz kocaman,” dedi. “Neden hâlâ yüzmüyorsunuz?”
Hâlâ sırıtan Pete, “Şu an temizleniyor,” diye cevap verdi. “Birazdan hazır olur.”
***
Havuzun hazır olmasını beklerken Ari ile Johnny mangaldaki etleri pişirirken biz de yemek eşliğinde sohbet ediyorduk. Hâlâ erkekler ile Claire arasında tuhaf bir hava sezdiğimi düşünüyordum ama yine de hepsi yeterince nazik davranıyor, bana kendimle ilgili sorular soruyor ve onlara yönelttiğim soruları yanıtlıyorlardı. İkindiye yaklaşırken grubun bir parçası olarak giderek daha rahat hissetmeye başlamıştım.
Bir ara Claire içkimin neredeyse bitmek üzere olduğunu fark edip yeniden doldurmak için beni mutfağa davet etti. Hemen kabul edip onunla bire bir sohbet etmeye devam etmeye hevesli bir şekilde peşinden gittim.
Diğerlerinin duyamayacağı kadar uzaklaştığımızda, “Peki yüzde doksan dokuzu erkek olan bir şirkette çalışmak nasıl bir şey? Sanıldığı kadar kötü mü?” diye sordum.
Gülümseyerek buzdolabından limonatayı çıkardı. Sonra votkayı alıp ikimize de birer kadeh doldurdu. “Yok, o kadar kötü değil. En azından benim için değil çünkü hepsini lezbiyen olduğuma inandırdım.”
Gözlerim fal taşı gibi açıldı. Limonata eklediği kadehimi uzattığımda, “Değil misin?” diye sordum.
Claire dudağını ısırarak omuz silkti. “Tam olarak değil. Biseksüelim ama lezbiyen olmaya biraz daha yakınım. Hâlâ arada sırada uygunsuz şakalarla karşılaşıyorum ama en azından flört teklifleriyle, daha doğrusu tacizlerle uğraşmak zorunda kalmıyorum.” Sonra, bir sır verecekmiş gibi eğilerek, “Kimseye söyleme!” diye fısıldadı.
Güldüm. “Benden sır çıkmaz, merak etme!”
O da güldü. “Güzel, teşekkür ederim.”
Bana yakın zamanda birlikte olduğu bir kadından bahsetmesi ilgimi çekti. Telefonunu çıkarıp kadının Tinder profilini gösterdi.
“Gerçekten seksiydi ve çok çılgındı. Ne yazık ki bu iki özelliğin kadınlarda çoğu zaman el ele gittiğini gördüm,” dedi.
Ben de güldüm.
Sonra, meraklı bir sırıtışla, “Ama sen gayet aklı başında görünüyorsun?” dedi.
Tekrar güldüm. Cevap vermeden önce içkimi yudumlarken yanaklarım yanıyordu. “Eminim başlangıçta herkes öyledir.”
Pete dışarıdan, “Claire, misafirimizi rahatsız etmeyi bırak! Penislileri sevdiğini biliyoruz o yüzden boşuna nefesini tüketme!” diye seslenerek konuşmamızı böldü.
Claire göz devirerek kafa salladı. “Deli bir hatunu her zaman tercih ederim.”
Ben de onunla birlikte güldüm ve içkimi alıp peşinden mutfaktan çıkıp dışarı yürüdüm.
***
Pete havuzun açıldığını duyurduğunda hepimiz epeyce içmiştik. Ben üçüncü votka limonumu içiyordum ve diğerlerinin de biz gelmeden önce epeyce içtiklerini biliyordum. Bir yanım böyle çakırkeyif iken havuza girmekte tereddüt etse de bir yanım bu fikre karşı koyamıyordu.
Çocuklar zaten mayolarını giymişlerdi bu yüzden hepsi tişörtlerini çıkarıp hemen havuza girdiler, bombalama atlayıp takla atarak şov yaptılar.
Claire elbisesini çıkarıp pembe askılı bir bikiniyle kaldığında gözlerim, şimdi daha da büyük görünen göğüslerine takıldı. Benimkiler kadar büyük olmamakla birlikte yine de çok dolgun göğüsleri vardı.
Neden böyle düşündüğüme anlam veremeyerek gözlerimi kırpıştırıp başımı çevirdim, ancak mayosunun kalın askıları olduğu ve belinin, benim getirdiğim ipli, altın rengi bikiniden farklı olarak kemerli olduğu gözümden kaçmamıştı. Bu yüzden getirdiğim diğer siyah mayoyu giymeye karar verip Christina’ya yapacağım açıklamayı prova etmeye başladım. Ona, “Orada sadece bir kız daha vardı ve mayosu benim altın rengi bikinim gibi dar değildi,” diyecektim.
Verandada bir tek Jack ile ikimiz kalınca havuzdakiler onlara katılmamız için seslendiler.
“Önce üstümü değiştirmeliyim!” diye bağırdıktan sonra, Jack’e dönüp, “Sen gir. Ben hemen döneceğim,” dedim.
Pete havuzdan, “Misafir odasını kullan. Koridorun sonunda, sağda!” diye bağırarak göz kırptı ve Jack ile aralarında son anda yakaladığım garip bir bakışma oldu.
Jack muzipçe sırıtarak, “Üstünü değiştirmek için yardıma ihtiyacın olmadığına emin misin?” diye sordu.
Gülerek, “Sanırım tek başıma yapabilirim,” dedim.
“Mayonu görmek için sabırsızlanıyorum. İlk ben görsem olmaz mı?” diye sordu.
Mahcup bir biçimde gülümsedim. Sanki bizi dinliyormuş gibi aniden sessizleşen diğerlerine baktım.
“İkimiz birden ortadan kaybolursak arkadaşların bunu fark eder,” diye fısıldadım.
Jack omuz silkti. “Sorun değil. Anlayacaklarından eminim.”
Yine gülerek Jack’i ne yapacağına karar vermesi için yalnız bırakarak eve yürümeye başladım. Mutfağa ilerlerken gözlerinin popomda olduğunu hissedebiliyordum, sonra köşeyi dönüp kısa koridorda misafir odasını aradım.
Jack’in hızla yaklaşan ayak seslerinin arkamdaki koridorda yankılandığını duydum. Misafir odasının kapısında arkamdan yaklaştığını hissettiğimde dudaklarımda bir gülümseme belirdi. Kolunu belime doladı, saçlarımı omzumdan çekerek boynumu öpmeye başladı.
Dudakları tenime değdiği an sırtımda tatlı bir ürperti hissederek istemsizce iç çektim.
Buna karşılık, kasıklarını popoma bastırdı. Yarı erekte penisi belime, popoma değiyordu.
Kulağıma sokulup, “Hadi, seni soyalım,” diye mırıldanırken inleyerek elbisemi etek kısmından kavradı.
Elinden kurtulmak için gülerek arkama dönerken, “Sanırım bunu kendi başıma yapmalıyım,” diye cevapladım.
Sadece gülümsedi, gözleri yüzümde gezinmeye devam etti.
Bana her böyle baktığında göğsümde başlayıp bacaklarımın arasında son bulan o tuhaf karıncalanma hissine hâlâ alışamamıştım. Neden olduğu gülümsemeyi saklamaya çalışarak dudağımı ısırdım.
“Dışarıda beklesen daha iyi olur,” desem de daha fazla karşı koyabileceğimden şüpheliydim.
Buna karşılık tişörtünü çıkarırken yüzünde hâlâ o gereksiz çekicilikteki sırıtışı vardı.
Bakışları o kadar deliciydi ki bilmem kaçıncı kez, bir çeşit hipnoz ya da telepati yeteneği olup olmadığını sorguladım. Şortunun beline kadar uzanan seksi göğüs kıllarına bakarken kalp atışlarım hızlandı. Vay canına!
Beni nasıl etkilediğini o da biliyordu. “Sıra sende. Elbiseni çıkar,” derken yüz ifadesi hınzır bir hâl aldı.
Bunu söyleme şekli dizlerimin bağını çözdü. Onun yanındayken hep böyle hissettiğimi fark ettim. Bana emir verdiğini, ne yapmam gerektiğini söylediğini duymak beni çok fena baştan çıkarıyordu. Yanaklarım, bacaklarımın arası, hatta kulak memelerim bile alev alev yanıyordu ve bunun havanın sıcaklığıyla hiçbir ilgisi yoktu. Yutkunup istediği şeyi yaptım; elbisemi bir çırpıda çıkardım.
Jack dudaklarını yalayarak aralık duran kapıya baktı. Sanki ikimizin de açık kalmasına izin verdiğimizi onaylar gibiydi.
Kapatacak mı diye bekledim ama kapatmadı.
“Şimdi de sütyeninle külotunu,” diye emretti.
Sütyenimin kancasını açmak için sırtıma uzandığımda o kadar heyecanlandım ki nefesimin kesilmemesi için konsantre olmak zorunda kaldım. Külotumu da çıkarıp yatağın üstündeki çantamın yanına attığımda Jack elini uzatıp avucunu açtı. Ne istediğini bildiğimi düşünüyordum ama emin olmak için sordum:
“Külotu mu istiyorsun?”
Başını salladı.
Külotumu vermek için ona doğru bir adım atarken dudaklarımdan daha çok sızlanmaya benzeyen bir iç çekiş döküldü.
Jack külotumu alıp koklamak için burnuna götürüp, “Aferin sana,” dedi.
Onu izlerken transa geçmiş gibiydim, bir sonraki tepkisini görmek, duymak için çıldırıyordum. Beni hayal kırıklığına uğratmadı, kokumu içine çekerken gözlerini kapatıp inledi.
Hemen, bir sonraki emri geldi: “Yatağa uzan.”
Gözlerim büyüdü. Yapmamı istediği şey konusunda emin değildim ama bazı açılardan, sınırlarımı ve ne kadar ileri gidebileceğimi bilme konusunda ona kendimden daha fazla güvenmeye başlamıştım. Daha şimdiden, istediğimi sandığım şeylerin ötesine geçmiş, oldukça zevkli sonuçlar elde etmiştim.
Tepki vermem çok uzun sürünce biraz sert bir dille, “Neden kımıldamıyorsun?” diye sordu.
Yoğun bakışlarını ve üzerimdeki gücünü hissederken nefes alıp verişim hafifçe hızlandı. Bu gücü ona ben vermiştim, üstümde güç sahibi olmasını ben istemiştim. Daha fazla düşünmeden yatağa çıkıp sırtüstü uzandım.
Emin olmak için, “Böyle mi?” diye sordum.
“Evet, aynen böyle,” diye onayladı Jack. “Şimdi, bana bacaklarını aç.”
İç çekerek başımı arkaya attım ve bana söyleneni yaparak kapısı açık bu odada, ona bacaklarımı açtım.
Yatağa tırmanıp bacaklarımın arasında diz çöktü, basenlerimden tutup bacaklarımı iyice açtı.
Bacaklarımı ona doğru uzatırken bütün vücudum heyecanla karıncalandı.
Jack elini bacaklarımın arasına götürdü.
İzlemek için doğruldum. Dört parmağını açıp avucunu vajinamın tam üstündeki tümseğe bastırıp klitorisimi ovuşturmaya başladığında inledim.
Orta ve işaret parmaklarını kıvırıp içime sokarak onun için ne kadar ıslandığıma baktı.
Yüzüm zevkten kırıştı, gözlerim ellerinden gözlerine ve şortunda giderek büyüyen şişkinliğe kaydı.
Jack yutkundu. “Daha önce nasıl içine boşaldığım aklımdan çıkmıyor. Şu an, içinde hâlâ spermim olabilir.”
Dudağımı ısırarak başımı salladım. “Evet, benim de çok hoşuma gitmişti.”
“İçine boşalmam hoşuna mı gidiyor?” diye sordu.
Tıslayarak, “Evet,” dedim. “Çok hoşuma gidiyor.”
Dudaklarında belli belirsiz bir gülümsemeyle, “Aferin sana,” dedi.
Aynısını yapması için kışkırtmaya çalışarak kocaman gülümsedim.
Onun yerine, eğilip bacaklarımın arasına sokuldu.
Dudaklarını üstümde hissettiğimde nefesim kesildi. Dilini içime sokmadan önce alt dudaklarımın arasında gezdirdi.
Dilinin içimde olması hissine coşkuyla karşılık vererek, “Ah, vay canına!” diye haykırdım.
Başım yastığa koyup gözlerimi kapatıp Jack’in dilinin içime girip çıkmasına, iç duvarlarımda kıvrılarak gezinmesine, beni ve muhtemelen kendisini iyice tatmasına odaklandım.
Bacaklarım istemsizce titredi. Jack’in bacak aramdaki inlemesini duyduğumda başını sıkıca kavradım. Homurdanıp ellerini basenlerime götürerek bacaklarımı yatağa bastırdı. Popomu avuçlayıp sıkarak dilini bacaklarımın arasından popoma ilerletti.
Jack’in ağzının her yerimde dolaşmasını izlerken ve hissederken soluksuz kaldım. Klitorisime doğru ilerlerken beni çıldırtacak kadar yavaştı. Artık kalçalarımın kıvranışını kontrol etmekte zorlanıyordum, bacaklarımın arasını yüzüne bastırmamak için kendimi zor tutuyordum.
Jack sonunda klitorisime ulaştığında ucuna birkaç kez dil atıp tamamen geri çekildi.
Doğrulup dik çökmesini izlerken hüsranla iç çektim.
“Bana mayonu göster,” dedi.
Vücudum tatmin edilmemiş bir arzuyla karıncalanırken iç çekerek, “Tamam,” dedim. Doğrulup çantama uzanırken, “İki tane getirdim,” diye ekledim.
“Neden iki tane getirdin?”
“Çünkü hangisini giymek istediğimden emin değildim,” diye geçiştirip siyah tek parçalı mayoyu da altın rengi bikiniyi de çıkarıp yatağın üstüne koydum.
Jack mayolara dudaklarını yalayarak bakarken, “Bana kolay bir karar gibi göründü,” dedi.
İstemesem de gülümsedim.
Jack bile kendini aşıp gülümseyince ikimiz de güldük.
“Neden altın rengi olanı giymiyorsun?” diye sordu. “Eminim sana çok yakışıyordur.”
Kendimden emin bir şekilde omuz silkerek yere baktım. “Bununla rahat hissedeceğimden emin değildim. Şimdi de dışarıda arkadaşlarının önünde giymenin biraz fazla olacağını düşünüyorum.”
Jack’in yüzünde anlaşılmaz bir ifade belirdi.
Daha önce de fark ettiğim o tuhaflığı sezerek, “Ne oldu?” diye sordum. Arkadaşlarıyla da böyle garip garip bakışmıştı.
Jack cevap vermeden önce tereddüt etti. “Yok bir şey. Hâlâ bunu giymen gerektiğini düşünüyorum. Üstünde görebilir miyim?”
İtaatkâr bir şekilde, “Tamam,” diyerek ayağa kalkıp yatağın ucuna geçtim. Bikiniyi elime alıp iplerini bulmaya çalıştım.
Ben giyinirken Jack dönüp az önce kalktığım yere uzanarak ellerini başının arkasına koydu.
Yatakta çok rahat uzandığını fark edince cilveli bir gülümsemeyle, “Gösteri hoşuna gidiyor mu?” diye sordum.
“Hem de çok,” diyerek göz kırptı.
Son ipi de bağladım ve üstüme tam oturduğundan emin olmak için bikiniyi biraz çekiştirdim. Jack’in tepkisini görmek için ona bakmadan önce kendimi dikkatle inceledim.
Beni yavaşça, hayran bakışlarla süzdü.
Mahcup bir biçimde, “Beğendin mi?” diye sordum.
“Evet, çok beğendim,” diye cevapladı.
Önce açık kapıya, sonra da şortundaki kabarıklığa bakarken gülümseyip dudağımı ısırarak, “Ne kadar beğendiğini görebilir miyim?” diye sordum.
Penisinin bakışlarımın altında hafifçe seğirmesinden cevabımı aldım.
Jack kıkırdayıp sırıtarak, “Çok beğendiğimi söylemiştim,” dedi.
Gülerek omuz silktim. “Bilmiyorum. Sanırım diğerini giyeceğim.”
Tam siyah mayoya uzanıyordum ki Jack benden önce davrandı. Mayoyu elimden kapıp yatağın başındaki yastıkların altına sıkıştırdı.
Yüzümü ona dönerek mayoyu almak için yatağın kenarına ilerlediğimde mayoyu ulaşamayacağım bir yere çekti.
Sonra beni kollarımdan tutarak yatağa geri çekti. İkimiz bir süre gülerek güreştikten sonra beni altına alıp sıkıştırdı. Dizleri kalçalarımın her iki yanında, ayakları ayaklarımın üzerindeydi, bileklerimi başımın üzerine kaldırıp sıkıca kavramıştı.
Göğsüm hızlı hızlı inip kalkıyordu, bileklerimi sıkması hissi nefesimi kesiyordu. Jack bunu fark etmiş gibi gözlerini; her nefes alışımda inip kalkan, yarı örtülü göğüslerimin üzerinde gezdirdi.
Duruşunu ayarladı ve başımın üzerinde duran bileklerimi biraz daha yukarı iterek yatağa bastırırken diğer eliyle bacaklarımın arasına uzandı.
Parmaklarını oramda hissettiğimde nefesim kesildi, zaten çok tahrik olmuş durumdaydım. İki parmağını alt dudaklarımın arasından kaydırıp sırılsıklam olmuş vajinama soktu.
Dokunuşlarının etkisiyle kıvranarak, “Vay canına,” diye mırıldandım!
Jack sırıtarak, “Sesin biraz gergin geliyor,” dedi.
Daha çok bir iniltiye benzeyen bir kahkaha attım.
Jack gözlerimin içine bakarak, “Boşalmak istiyor musun?” diye sordu.
Nefes nefese, “Evet,” dedim. “Çok istiyorum.”
Penisi, sözlerime karşılık verir gibi kalçama doğru seğirdi.
Jack parmaklarını içimden çıkarıp klitorisimin üzerinde daireler çizerek, “Ne kadar istiyorsun?” diye sordu.
Altında kıvranırken kalçalarımı sertçe ellerine doğru iterek daha yüksek sesle inledim.
“Çok güzel! Lütfen durma,” diye yalvardım.
Bundan sonra ne olacağını tahmin etmeliydim. Jack, yalvardığımı duyar duymaz parmaklarını tamamen geri çekti.
Uzaklaştığı için hüsranla inlerken kalçalarımı hâlâ ona doğru itiyordum.
“Lütfen, Jack!” diye yalvardım
Gülerek, “Seni boşaltmamı istiyorsun, değil mi?” dedi.
“Evet! Lütfen parmaklarını oraya geri koy. Ya da ağzını... Ya da penisini… Lütfen sana ihtiyacım var,” diye yalvardım, soluk soluğa.
O da dayanamayıp inledi.
“Bu bikiniyi giyeceğini söyle,” dedi.
“Ne?”
Çenemi kavrayıp gözlerimin içine bakarak, “Beni duydun,” dedi. “Ya bu bikini üstünde kalır ya da boşalmazsın. Ne şimdi ne de bu gece…”
Tekrar inledim, bedenim giderek artan bir arzuyla kıvranıyordu.
Başımı arkaya atarak, “Lanet olsun!” dedim.
Jack boynumu kavrayıp hafifçe sıktı.
İşte o an o kadar yüksek sesle inledim ki muhtemelen diğerleri, hâlâ açık duran kapıdan duymuşlardı.
Nefes nefese, “Tamam!” dedim.
“Söyle,” diyerek boynumu sıktı.
“Bikiniyi giyeceğim,” derken ses tellerimdeki titreşimi hissedebiliyordum.
Boynumu sıkan elini gevşeterek, “Aferin sana,” dedi.
Tekrar bacaklarımın arasına kayıp bikini altımı kenara çekerek sırılsıklam olmuş vajina dudaklarımı ortaya çıkardı. Gülümseyerek bana baktı. Bir anlık sessizlikten sonra, “Ne istediğini söyle,” dedi.
Kalçalarımı istemsizce ona doğru itmeye devam ederek cevap verdim: “Ağzını üstümde daha fazla hissetmek istiyorum. Lütfen!”
Alaycı bir gülüşle dudaklarını yalayarak, “Dilimi de istiyor musun?” diye sordu.
“Evet,” diye tısladım.
Sonunda eğildi, dudaklarını usulca, yavaşça bacaklarımın arasında dolaştırıp alt dudaklarımı yalamaya başladı.
İnleyip başını kavrayarak onu istediğim yere yönlendirdim. “Dilini, dudaklarını klitorisimde hissetmek istiyorum.”
Jack ellerimi hemen iki yanıma indirip orada tuttu. Sanki beni çıldırtmaya çalışıyordu. Dilini sadece bir kez klitorisimin üzerinde gezdirdikten sonra alt dudaklarımı aralayıp klitorisimin hemen aşağısını ve yukarısını yaladı.
Artık kimin duyduğunu umursamadan, “Siktir!” diye bağırdım. İnlemelerim, sızlanmalarım ve yalvarmalarım kontrolden çıkmıştı. “Tanrım! Lütfen, Jack! Kahretsin! Lütfen!”
Sonunda dilini klitorisimin üstünde döndürmeye başladı.
“Evet! İşte böyle!” diye haykırarak yüzüne sürtündüm. Vajinam sıkışmaya başlamıştı.
Geri çekildi, alt dudaklarımın arasını vajinamın girişine kadar yalayıp dilini içeri sokarak tadıma baktı.
Doruğa yaklaşırken durmaksızın inliyordum. “Aman Tanrım! Harika bir his! Lütfen durma!”
Jack daha sonra klitorisime döndü, ağzına alıp emmeden önce diliyle okşadı. Aynı anda iki parmağını kıvırıp içime sokarak klitorisimin altına bastırdı.
Parmaklarının üstünde kasılarak, “Ah, Tanrım!” diye inledim.
Parmaklarını daha ileri götürüp G noktama bastırırken klitorisimi daha sert darbelerle yaladı.
Karşılığında başını kalçalarımın arasına hapsettim ve devam etmesi için çaresizce yalvarıp bağırdım.
Artık daha sert yalarken bacaklarımın arasında nefes nefese inliyordu. Parmaklarının hızını da artırdığında zevk sularımın onun tükürüğüne karışıp bacaklarımdan süzüldüğünü hissettim.
Bana bakıp geri çekilerek yeni emrini verdi: “Şimdi boşal! Benim için boşal, Jess.”
İnledim. Beni yalamaya, emmeye geri dönmesi için başını tekrar aşağı ittim. Çılgınca küfrederek yüzüne sürtünürken artık doruğa ulaşmaya hazır hissediyordum. Sonra bir anda ulaştım; ayak parmaklarımı yatağa doğru kıvırdım, tüm vücudum kasılırken kalçalarımı yüzüne doğru ittim. Başını kavrayıp bacaklarımın arasını kirli sakallı yüzüne bastırarak yüzünü ıslattım.
Jack’in, ben yüzüne, diline ve parmaklarına karşı orgazm olurken inlemesi beni daha da tahrik etti.
Soluk soluğa, “Vay canına!” diyerek başını yavaşça bıraktım. İçimden geçen zevk dalgaları nihayet azalırken keskin bir nefes aldım.
Jack, “İşte benim güzel, küçük sürtüğüm,” diye homurdanarak yavaşça geri çekilip parmaklarını içimden çıkardı.
Gözlerimi açmadan gülümsedim ve onunla birlikte kıkırdadım.
“Harikaydı,” diye iç geçirdim.
Birisi kapı aralığından, “Evet, harikaydı gerçekten!” dedi.
Continue to the next chapter of Havuz Partisi