
Düşman Dağlar
Yazar
Okur
5,2M
Bölüm
52
Bölüm 1: Kızlarla Tatil
ALICE
Dün gece yine o garip rüyayı görmüştüm. Hepimiz farklı üniversitelere gitmeden önce kız kıza tatil için Greystone Ridge bungalovlarına gidiyorduk.
Son dakika kontrollerini yapmak için kızlarla buluşmaya gelmiştim.
Kafeye girdiğimde kızları köşedeki masada gördüm.
“Selam,” derken çantamı yere attım. Esnememi bastırmaya çalışırken sandalyeye tutunuyordum.
“Alice, tam zamanında geldin,” diye kıkırdadı Tammy. Nasıl biri olduğumu biliyordu.
“Yolculuğumuz için çok heyecanlıyım.”
“Gideceğimiz yerin haritası sendeydi, değil mi? Greystone Tepesi çok büyük bir yer,” derken parmaklarımı masaya vurarak Cassie’den bana gideceğimiz yeri göstermesini istedim.
Cassie tableti açarak bize bölgeyi gösterdi. Yüksek dağların ve yemyeşil ormanların nefes kesici görüntüsü ekranı kaplıyordu. Dağlara serpiştirilmiş ahşap kulübeler yeşil manzarayla keskin bir tezat oluşturuyordu. Kırsal alanın güzelliği ortamdaki ruhani ambiyansı daha da çekici kılıyordu. Kalbim heyecanla çarptı. Dün gece rüyamda gördüğüm yerin gerçek oluşu beni sersemletiyordu.
“En başta bir giriş noktası var. Kulübenin anahtarı ve gerekli bilgiler bize orada verilecek. Merak etmeyin, onları aradım ve yerimizin ayırtıldığını iki kez kontrol ettim,” dedi Cassie.
“Ridgetop kulübesinde kalacağız. İki yatak odası var, bu yüzden odaları paylaşmak zorundayız. Belirlenen alanlarda da kamp ateşi yakmamıza izin var.”
Kamp ateşini düşünürken aklıma rüyamdaki adam geldi. Gizemli adamın yüzünü görememiştim.
Cassie bazı bilgilerin üzerinden geçmeye devam ederken ellerini çırptı. “Check-in öğleden sonra.”
“Sabah 8 gibi yola çıkarsak oraya zamanında varırız,” diyen Bella kahvesini yudumladı. “Babam arabamı bizim için kontrol etti. Güvenle yola çıkabiliriz,” derken biraz çekinerek gülümsedi.
Bella arabalardan çok anlamazdı. Ehliyet sınavını geçmesine bile şaşırmıştım. Bunun babasının buradaki tek araba servisinin sahibi olmasıyla bir ilgisi olup olmadığını hep merak etmişimdir.
Yola çıkmadan önce kim erkenden hazırlanır, kim sona kalır diye konuşurken gülüşüyorduk.
“Hava kararmadan oraya vardığımız sürece sorun yok. Karanlıkta o orman yollarında araba kullanmak istemiyorum,” dedi Bella ama içim içimi yiyordu.
Gece vakti, ormanda… Ormanda ürpertici sürüngenler var mıydı? Ya da kurtlar? Kızlar yanımıza ne almamız gerektiğini tartışırlarken düşüncelere dalmıştım. Acaba kurt görür müydük? Rüyalarımda gördüğüm gri kurt gözümün önüne geldi. Kurtlara karşı hep bir hayranlığım olmuştur.
Kurt adamlı ve vampirli bir sürü film izlediğim için ailem bu hayranlığıma pek aldırış etmezdi. En sevdiğim film Karanlıklar Ülkesi’ydi.
Kızlarla vedalaştıktan sonra kısa mesafeyi yürüyerek evime döndüm.
Annemle babam inşaat projeleriyle uğraşıyordu. Babam kendi deyimiyle ahşap müştemilat inşa ederdi. Ben onlara baraka derdim, babam ise bu kelimeden nefret ederdi. Ancak, haklarını yiyemezdim. Çeşitli boyutlardaki bu barakalar benzersiz olurdu.
“Merhaba hayatım.” Ben kendime soğuk bir bardak su doldururken babam salondan çıktı. “Yolculuk için heyecanlı mısın?” Sesinde daha önce olduğu gibi aynı endişe vardı.
“Evet, az önce kızlarla buluştum. Yarın beni alışverişe götürebilir misin? Birkaç şey almam gerekiyor da.” Bir an önce araba kullanmayı öğrenmem gerekiyordu.
Beni alışverişe götürmesini istediğim için ilk başta homurdandı ama bana kıyamayacağını biliyordum. Kendimi bildim bileli uyanma konusunda çok kötüydüm. Ben gece kuşuydum, zamanımı çizim yaparak geçiriyordum.
“Üniversiteye gitmene çok az kaldı,” derken endişeyle bana baktı. Daha önce hiç evden uzaklaşmamıştım, bu yolculuk ona kalp krizi geçirtiyordu. Üniversiteye gitmeme izin vermeleri için büyük bir savaş vermiştim.
İkisi de güvenliğim konusunda endişelendiklerini söylüyordu. Tek kızlarıydım, onlardan uzakta olmamın onları korkuttuğunu anlayabiliyordum, ancak aşırı korumacı olmaları saçma bir hâl almaya başlamıştı. Artık büyümüştüm.
“Beni istediğin zaman arayabilirsin?” derken dudağımı ısırıp kıkırdadım. Babam surat asıp bana parmak salladıktan sonra su şişelerini alıp annemin yanına döndü.
Babam bazı katı kurallar koymuştu elbette. Üniversitede tanıştığım erkeklerden uzak duracaktım.
“Of,” diye homurdanarak babamın beni duyabilmesi için tepinerek üst kata çıktım. Yavaştan hazırlanmaya başlamıştım. Çantam yerdeydi, yarısını doldurmuştum. İki hafta boyunca kızlarla birlikte ormanda bir kulübede olacaktım.
Kafamın içinde bir görüntü belirdiğinde hızla kâğıdı kalemi elime alıp bunu kâğıda döktüm.
Kayalık dağların engebeli zirveleri tepemde yükseliyordu. Kayalar koyu yeşil ormanın üzerine ürkütücü bir gölge düşüyordu. Karanlık gökyüzü yıldızlarla doluydu. Uzaktaki bir kulübenin önüne kamp ateşi çizerken ateşin soluk parıltısı gözümde canlanıyordu.
Çizim yaparken dalıp gitmiştim, aklıma yakışıklı bir kurt geldi. Onu da resmime ekledim.
Kurdu boyamayı bitirdiğimde kehribar rengi gözleri inanılmazdı. Kâğıt yeterince büyük değildi, bu yüzden kurdun yeni bir çizimine başladım.
Gideceğimiz yerde kurtlar dolaşıyor muydu acaba?
Birden içimde bir şey yüzeye çarptı. Heyecan ve... “Aman Tanrım.” Bacaklarımı birbirine bastırdım.
Pekâlâ, çok fazla fantastik hikâye okuyordum. Kendimi sürekli yazarların yarattığı dünyalarda kaybederdim. Birçok kez yakışıklı bir yabancının, yani bir kurdun beni kapıp götürmesini dilediğim zamanlar olmuştu.
Kendimi kurdu çizmeye kaptırmışken saatin kaç olduğunu fark etmedim. Akşam yemeği saati çoktan geçmişti.
Ne yiyeceğimi düşünürken karnım guruldadı. Bahçeden sesler geliyordu. Annemle babam arkadaşlarıyla birlikte bahçede olmalıydı. Mutfağa girdiğimde bana üstü kapalı bir tabak bıraktıklarını gördüm.
Babam harika bir aşçıydı. Bana meşhur kremalı soslu, otlu mozzarella dolgulu tavuğundan ve yanında bebek patateslerden bırakmıştı.
“Mmm,” diye inledim. Yemeğin mikrodalgada ısınmasını izlerken dudaklarımı yalıyordum.
Sonunda mikrodalgadan dink sesi geldiğinde yemeğin kokusu beni orgazmik bir cennete gönderdi. Yarın evden uzağa gidecektim. Babamın bunu bana özel olarak yaptığından emindim. Ya da belki de kalmamı istemek içindi?
Bu gece uyumadan önce kitap okumayacaktım. Başımı yastığa koyup uyumayı planlıyordum ama okumak yerine çizdiğim kurda ve Greystone Ridge dağlarının çevresine bakmaktan kendimi alamadım.
Göz kapaklarım ağırlaşırken sürekli gördüğüm rüyamın içine daldım.
Vahşi bir hayvanın gırtlaktan gelen hırıltısıyla ürperirken yere uzandım. Tepemde karanlık bir şey belirirken nefesim boğazımda düğümlendi. Ağaçların rüzgârda çıkardığı hışırtı ormanda yankılanıyor, kalbimin çarpıntısını bastırıyordu.
Gözlerim karanlığa alıştığında bu figürün bir kurt değil de bir adam olduğunu fark ettim. Neler olduğundan emin olamadığım için kalbim hızla çarpıyordu. Adam ela gözlerini gözlerime dikmişti. Yüz ifadesi içimde derinlerde bir şeyleri ateşliyordu.
Sonrasında alçak bir hırıltı sessizliği bozdu ve gözümü kırpıştırdığımda devasa bir kurt tepemde dikildi. Tüyleri kabarmıştı, gözleri ay ışığında parlıyordu. Canavarın sıcak nefesini yüzümde hissediyordum. Korkmama rağmen muazzam gücüne hayran olmaktan kendimi alamıyordum.
Gördüğüm rüya inanılmaz derecede gerçek gibiydi. Sanki gerçekten de soğuk toprağın üzerindeydim, ateşin kavurucu sıcaklığı yanaklarımda titriyordu.
Üzerimde beliren kurt bir mıknatıs gibi beni kendine çekiyordu. Beni sahiplenircesine bana hırlarken alevlerin ışığında parlayan keskin dişlerini görebiliyordum. Nefesim kesilirken gözlerim açıldı. Fırlayarak yatakta doğruldum.
Sadece bir rüyaydı, dedim kendime. Kurtlar o kadar büyük değildir, seni yemezler. Yoksa yerler mi?
Rüyalarımı istila eden bu güçlü kurtla ya da kalbimi hızla çarptıran gizemli adamla gerçekten tanışacak mıydım?
İçimde bir şeyler uyanıyordu ve her an beni Greystone Ridge dağlarına daha da yaklaştırıyordu.







































