
Gideon
Çifte Randevu
LAYLA
Kofi’de hiçbir sıkıntı yok. Çok tatlı biri ama ona karşı romantik hisler beslemiyorum.
Kız kardeşim ve abimin kurt tarafı var ama benim yok. Kurdumun olmaması, büyük olasılıkla onların aksine eş bulamayacağım anlamına geliyor.
Kardeşim Maya yedi ay önce eşini bulduğundan beri bana birini, özellikle Kofi’yi ayarlamaya çalışıyorlar. Bayağı sinir bozucu bir durum.
“Ah, ne tatlı,” diyor anneannem. Ona ters ters bakıyorum ama konuşmaya devam ediyor: “İkinizin çocukları ne de güzel olurdu.”
Vurun beni! Biri beni hemen şimdi vursun!
“Sana en az on torun istediğimi söylemedim mi?”
Masadaki herkesin bana acıdığını biliyorum ama anneannem bana eziyet etmek istiyor.
Anneannemin bile sevgilisi var. Evet, bu doğru, anneannemin cinsel yaşamı bile benimkinden daha aktif.
Yirmi yaşında bir kadınım ama seksen yedi yaşındaki anneanneminki kadar aktif bir seks hayatım yok.
Çok üzücü değil mi?
Kardeşim, Abraham’la el ele, konuşup gülüşüyorlar. Neden bu evden taşındığımı tekrar hatırlıyorum.
Çok geçmeden annem ve babam birbirlerinin kulaklarına fısıldayacak, Kaleb ve Carmen de sevgi dolu davranışlar sergileyecek.
Herkesin içinde sevgi gösterileri…
Anneannem sevgilisini bir dahaki yemeğe getirip onlar gibi davranırsa tam olacak.
Ahhh!!!
Anneannem ile sevgilisini hayal edince beynim yanıyor.
“Layla,” diyor Kofi, elimi tutarak. “Gerçekten çok hoş görünüyorsun. Bu akşam benim için güzel görünmek adına fazladan çaba sarf etmen çok hoşuma gitti.”
Olamaz…
***
Soğuk parmakların elimin üzerinden kayıp uzaklaştığını hissediyorum. Kofi şimdilik elini çekti ama Carmen bana bakış atmak için abimin yanından başını uzatıyor.
Beni anneme şikâyet ederse başımın belaya girmesine neden olacak bir bakış bu.
Şu an karanlık bir sinema salonundayız ve ekranda oynayan görüntülere odaklanmaya çalışıyorum. Fantastik Canavarlar: Grindelwald’ın Suçlarını izliyoruz.
Anneme Kofi’ye bir şans vereceğime dair söz verdiğimde bu söze elleşmek ya da el ele tutuşmak dâhil değildi.
Kaleb ve eşi Carmen’le çifte randevuya çıktık.
Carmen on yılı aşkın süredir ailemizin bir üyesi, bana göre bir abladan farksız.
Sinir bozucu bir abla…
Niyeti iyi ama ailemdeki diğer herkes gibi burnunu hayatıma sokuyor.
Kofi kolunu omzuma atıyor, tekrar ittiriyorum.
Carmen bana tekrar bakış atınca homurdanıyorum. Burada olmak istemiyorum ama filmi keyifle izlememe engel olmasalar bari…
Ama yoooo… Bay Elleşen Eller bana dokunmak istiyor.
Bu sabah aileme öğle yemeğinden hemen sonra şehre döneceğimi söylediğimde olanlardan pişmanım.
Kahvaltı eder etmez oradan ayrılmalıydım ya da kahvaltıdan önce sıvışmalıydım.
Carmen, Kofi’yle birlikte o ve abime katılmamı “önermeden” önce annemin ona bir bakış attığını görmüştüm.
Kabul etmemi sağlamak için ikisinin güçlerini birleştireceğini tahmin etmeliydim. Olanlar için karnımı suçluyorum.
Başta direnmiş, onların çılgın çöpçatanlık planlarında yer almayı reddetmiştim ama ardından karşıma en önemli destekçilerini çıkardılar: babam.
Babam, Kofi gibi bir Gamma’nın, kendi dediğine göre peşinde çok sayıda kurt kadın olmasına rağmen benimle ilgilendiği için çok şanslı olduğumdan bahsetti.
Sürüden uzağa (yarım saatlik mesafeye) taşındığım için bana kendimi suçlu hissettirmeye çalıştı
Arkadaşlarının benim yaşımdaki çocuklarının eşleri ve bebekleri olduğunu, bu bebeklerin de yakında kendi bebekleri olacağını anlattı.
Iyyy!! Hadi oradan!
Kalbinin, ciğerlerinin, böbreklerinin veya aklına gelen herhangi bir organın, biriyle eşleşmediğim ve bana bakacak biri olmadığı için onu maruz bıraktığım stres yüzünden nasıl çökeceğini anlatıp durdu.
Abarttın sanki biraz?
En sonunda Kofi’yle çıkmayı kabul ettim. Ne diyebilirim ki? Babam abartmayı sever, ben de biraz safım.
Ben pes edince anneannemin arkada kıs kıs güldüğünü duydum. Yemin ederim, o seksenlik ihtiyar acı çekmemden zevk alıyor.
Film biterken koltuğuma iyice yayılıyorum. Kofi’nin eline birkaç kez şaplak atıp Carmen’in ters bakışlarına maruz kaldıktan sonra istemeyerek razı oluyorum. Kofi’nin hareketsiz elimi tutmasına izin veriyorum. Mutlu görünüyor.
Pes ediyorum. Filmden hiçbir şey anlamadım.
Sinemadan çıkarken ben hariç herkes mutlu görünüyor.
Kofi elini sırtıma koyuyor ve abim ile Carmen’e yüzünde zafer dolu bir gülümsemeyle bakıyor.
Gözlerimi deviriyorum. Neyse.
Standa vardığımızda elimi tutmasına izin veriyorum. Onunla yarın eşleşecek değilim ya.
Öyle değil mi?
Bilet ve atıştırmalık almak için sıraya giren insanlardan biri bağırıyor: “Hey, Carmen!”
“Aman Tanrım! Çocuklar, burada ne yapıyorsunuz?” diye sesleniyor Carmen. Sesi heyecanlı geliyor, arkadaşlarına sarılmak için koşturuyor. Bir kez daha gözlerimi devirmemeye çalışıyorum. Buraya film izlemek için geldikleri belli. Kesin birbirlerini daha bu sabah gördüler.
Sinema küçük bir kasabada bulunuyor, burası kimseye ait değil, sürü bölgesinin biraz dışında. Hem bizim sürümüzden hem de komşu sürüden birçok insan ve genç kurt adam buraya yemek yemeye, film izlemeye ya da gece kulüplerinde takılmaya geliyor.
“Selam Kofi!” diyor kadınlardan biri.
Bir diğeri, “Merhaba Kofi!” diye sesleniyor.
Vay canına, kadınlar arasında gerçekten de popüler.
Onlara bakıp kocaman gülümsüyor ama onu izlediğimi görünce utanıp sıkılıyor, elini ensesine götürüp kısa saçlarını kaşıyor.
Kofi pürüzsüz, koyu kahverengi bir tene sahip, uzun boylu ve hoş bir kişiliği, ince bıyığı, keçi sakalı ile kocaman bir gülümsemesi var. Dediğim gibi onda sıkıntı yok.
Bana çekici gelmiyor sadece.
Ona karşı hiçbir şey hissetmiyorum. Belki de sorun bendedir.
Carmen önemli bir şey başarmışım gibi gururla, “Kofi ve Layla bu akşam randevulaşıyor,” diyor. Konuştuğu kadınlardan birinin yüzü düşüyor.
“Artık eve gitmeliyim,” diyorum. “Yarın dersim var.” Yalan değil, dersim var ama öğleden sonra başlıyor.
Yine de bunu bilmelerine gerek yok.
“Evet, şey… Layla’yı eve götürsem iyi olur,” diyor Kofi. “Görüşürüz Kaleb, kızlar.”
“Kardeşimi sağ salim eve bırak, Kofi.” Kaleb bakışlarıyla Kofi’yi uyarıyor.
“Tabii, adamım,” diye cevaplıyor Kofi, ben Carmen ile Kaleb’e veda etmek için sarılırken.
Kofi arabasını evimin önüne park ettikten sonra, “Bu akşam çok eğlendim, Layla,” diyor.
Ah, eminim öyledir.
Arabada durmadan konuştu, çoğunlukla kendinden bahsetti. Pek umursamadım aslında. Yarın yapacaklarımı düşünecek ve ertesi günümü planlayacak zamanım oldu sayesinde.
Tek yapmam gereken, o konuşurken “hı hı”, “gerçekten mi?”, “vay”, “tamam” ve “ilginç” gibi duruma uygun yanıtlar vermekti.
“Sen çok iyi bir dinleyicisin, Layla.” Karanlıkta dişleri bembeyaz parlıyor. Acaba hangi diş beyazlatma ürününü kullandı?
“Hı hı.”
“Diğer kızlar yanına yanaşamaz,” diyor.
“Ah, gerçekten mi?” diye cevaplıyorum, onu hâlâ yarım kulak dinliyorum.
“Basit olmayan kişileri severim. Zarif ama utangaç olan, kendini ağırdan satan türden kişileri. Anlıyorsun ya?” Anlamlı gözlerle bana bakıyor. “Soğuk davransan da benden hoşlandığını biliyorum.”
Bir dakika. Ne?
“Rol yapmayı kesebilirsin artık. İlgimi çektin güzelim. Senin de bana karşı boş olmadığını biliyorum. Sen benim için doğru kişisin.”
Ne diyorsun ya? Aman Tanrım, dedikleri rezil, berbat bir şarkının sözlerini andırıyor.
Onu başımdan savmak istiyorum ama annemin bana kızmasından korktuğum için yapamıyorum. Bu yüzden alt dudağımı ısırırken endişe içinde Kofi’ye bakıyor ve ne diyeceğimi düşünüyorum.
Bunu kibarlığımı bozmadan halletmeliyim. Düzgün şekilde halledemezsem annem tüm gece beni arar. Kendisi acımasız biri.
Kibarlık, evet…
“Ah, Kofi… Ben utangaç biri değilim ve kendimi ağırdan falan satmıyorum,” diyorum ona. “Senden hoşlanıyorum.”
Kocaman gülümsüyor.
“Demek istediğim, senden hoşlanmıyor değilim. Ama senden o şekilde hoşlanmıyorum. Ben—”
Aniden kafasını burnumun dibine sokuyor.
Aaahhh!
Başımı tam zamanında çeviriyorum, dudakları yanağıma yapışıyor. Çenemi tutup kafamı çevirmeye çalışıyor ama alnına, göğsüne ve elimin ulaşabildiği her yere vuruyorum.
“Offf—Layla. Of! Canım acıyor!” diye bağırıyor.
“Uslu dur, Kofi!” diye azarlıyorum onu. Yanağımı silip, kıçım alev almışçasına arabadan apar topar iniyorum.
“Hadi ama Layla. Böyle yapma,” diyor Kofi.
Yola çıkmadan önce arabanın camına doğru, “Bana ‘hadi ama’ falan deme!” diye bağırıyorum. “Ağzına tüküreyim ya! Dünya ne hale geldi!”
Anahtarı kilide sokarken söylenmeye devam ediyorum.
İşte şimdi sinirlendim. Aşırı sinirlendim!
Continue to the next chapter of Gideon