Galatea Logo
ListelerDestek
Kurt Adamlar ve Şekil Değiştiriciler
Mafya
Milyarder Romantik
Zorba romantizmi
Yavaş gelişen romantizm
Düşmandan Sevgiliye
Paranormal Romantik
Yetişkin Eşler
Spor hikayeleri
Üniversitede Geçen Kitaplar
İkinci Sans Hikâyeleri
Tüm Kategorileri Gör
App Store'da 4,6 puanlı
Hizmet ŞartlarıGizlilikBaskı
Galatea on FacebookGalatea on InstagramGalatea on TikTok
Cover image for Harvest Flower

Harvest Flower

Yazar
Chavon Powell
Okur
210K
Bölüm
34
Yazar
Chavon Powell
Okur
210K
Bölüm
34
🏰Tarihi💕Romantik💪🏻Alfa Erkekler💍Görücü Usulü Evlilik🎭Dram💪🏻Muhafız

"Seninle evlenmek istemedim. Buna zorlandım. Benden fazla bir şey bekleme, bir eşin görevleri konusunda pek becerikli değilim." Harvest Flower, Running Wolf'tan çok ata konuşmuştu ama ne demek istediği gayet açıktı.

Harvest Flower yeni evine—onun için tamamen bilinmez olan bir köye—kayıplarla dolu bir geçmişi ve asla seçmediği bir geleceği taşıyarak varır. Üzerindeki her bakış ona bir yabancı olduğunu hatırlatsa bile dimdik ayakta durmaya kararlıdır. Running Wolf, onu şelalenin altında ilk gördüğü günden beri beklediği kadın olduğundan emin bir şekilde, sarsılmaz bir sabır ve sessiz bir ateşle karşılar. Harvest Flower kolayca güvenmeye hazır değildir ve Running Wolf aralarında yeşerebilecek olan şeyi aceleye getirmeyi reddeder. Tehlike etraflarını sararken ve şüpheler fısıldarken, o kendi yerini bulmak için, adam ise onun çoktan evinde olduğunu kanıtlamak için savaşır.

Bölüm 1

1812, Arizona Bölgesi
Yanan oklar ile acı ve ölüm çığlıkları havayı dolduruyordu. Kan renginde parlayan dolunay, katil yerlilerden saklanan küçük kızla alay ediyor gibiydi. Yakında geriye hiçbir şey kalmayacaktı. O da tıpkı ailesi gibi ölecekti.
Yüzüstü, hiç kıpırdamadan yatıyordu. Küçük ellerinde tuttuğu sopayı sıkıca kavramıştı. Lider çok uzakta değildi, atının üzerinde oturuyordu. Kucağındaki küçük oğlan üzgün görünüyordu. Çocuk korkusunu ve aslında ne kadar üzgün olduğunu gizliyordu.
Esmer omzunda yanık izi olan küçük, siyah bir daire vardı. Dağlanmış deri hâlâ kızarıktı. Çocuğun yerli olduğu çok açıktı. Küçük kız gözlerini kapattı. Çığlıkları duymamaya çalıştı.
Yakında sabah olacaktı. Savaşçılar oradan ayrılmaya karar verdiler. Küçük kız hiç kıpırdamadı. Kıpırdayamıyordu.
Gece gündüze dönerken gözleri sımsıkı kapalı kaldı.
***
Mavi sonbahar gökyüzü, sabahın erken saatlerinde yoğun duman bulutlarıyla karardı. Serin havada hiç kuş sesi yoktu. Hiçbir şey hareket etmiyordu. Ölüm ve korku hissi sabahın erken saatlerini dolduruyordu.
Güneş, gökyüzünü renklerle aydınlatmıyordu. Yalnız bir kızıl kuyruklu şahin, küçük bir avcı grubunun çok üzerinde uçuyordu. Şahin onları eskiden beyaz adamların çalışma sesleriyle yankılanan korkunç bir yere götürüyordu. Yanan bedenlerin ve ıslak odun dumanının ağır kokusu etraflarını sarmıştı.
Şahinin tiz çığlığı Şef Red Feather’ın dikkatini çekti. Avcı grubunu ormandaki açıklığa doğru yönlendirdi. Orası eskiden beyaz bir ailenin eviydi.
Ağaçların arasından yayılan duman giderek yoğunlaştı. Orman yolu boyunca havada asılı kaldı. Açıklığa doğru at sürdüler. Yeni bitirilmiş kulübenin tamamen yandığını gördüler. Etraflarındaki hava duman ve külle kaplıydı. Kulübenin kalıntılarında alevler hâlâ çatırdayarak gökyüzüne doğru yükseliyordu.
Kulübenin önünde bir kadın yerde boylu boyunca yatıyordu. Kıyafetleri yırtık ve kan içindeydi. Kafa derisi yüzülmüştü.
Red Feather, yanan enkazın etrafından dolanarak ters dönmüş at arabasına doğru atını sürdü. Bir adamın cesedi arabanın tekerleğine bağlanmıştı. Göğsünden ve böğründen yanık oklar fırlamıştı. Onun da kafa derisi yüzülmüştü.
Red Feather etrafa bakmaya devam etti. Adamla kadının çocukları olduğunu biliyor ve onları arıyordu. Eliyle bir işaret yaptı. İki savaşçı kulübenin arkasındaki tarlaya doğru at sürdü. Red Feather ağaçlık alana doğru yöneldi. Orada, sonbahar renklerine bürünmüş ağaçların gölgesinde küçük bir dere akıyordu.
Kurumuş dallar ve kütüklerden oluşan bir yığın Red Feather’ın dikkatini çekti. Arkasındaki adamlara bakıp elini salladı.
Kalan son iki savaşçı atlarını durdurup bekledi. Ailenin hayvanları olan iki öküz, küçük bahçenin hemen dışında parçalanmış ve ölü bir hâlde yatıyordu. At ve süt ineği ise ortalıkta yoktu. Red Feather dal yığınına yaklaştı. Yığının hemen arkasında yerde duran küçük bir el gördü.
Yaklaşık altı yaşlarında küçük bir erkek çocuğuydu. Ölmüştü. Gözleri donuklaşmıştı. Boğazında derin ve pürüzlü bir kesik vardı. Ağaçların arasında birkaç adım ileride, on yaşlarında başka bir çocuk daha vardı. Sırtında bir okla yaprakların üzerinde yüzüstü yatıyordu. Taşıdığı su kovası kurumaya yüz tutmuş çamura dökülmüştü.
Red Feather’ın yüreği sızladı. Küçük kız kayıptı. Tekrar kurumuş dal yığınına döndü. Yığının içindeki bir hareketlilik gözüne çarptı.
Kirli mavi bir kumaş parçası kıpırdadı. Sessiz havada hafif bir burun çekme sesi duyuldu. Red Feather atından indi. Daha net görebilmek için diz çöküp yaklaştı. Gözleri onunla buluştuğunda kızın bal rengi gözleri kocaman oldu.
Ellerinde uzun ve sivri uçlu bir sopa tutuyordu. Sopayı o kadar sıkı kavramıştı ki parmak boğumları bembeyaz olmuştu. Ateş sarısı saçları dalgalar hâlinde omuzlarına dökülüyordu. Yedi yaşından pek büyük durmuyordu.
İri gözleri kısıldı. Gözyaşları yanaklarından aşağı süzüldü. Dudaklarını sımsıkı birbirine bastırdı. Geriye doğru çekildi ve uzun sopayı öne doğru hızla sapladı. Sopa omzuna çarptığında Red Feather inledi. Vuruş onu hafifçe geriye itti.
Savaşçıları onun arkasından kıkırdadılar. Dördü de toplanmış onları izliyordu. Küçük kız, yaralı bir yaban kedisi yavrusu gibi hırladı. Sopayla yaptığı hamleler cesurcaydı. Ancak yetişkin bir adamı uzak tutmak için acınası bir çabaydı.
Red Feather elini uzatıp sopayı yakaladı. Kız sopayı bırakıp hızla geriye doğru emekleyerek onun ulaşamayacağı bir yere kaçtı. Red Feather elini ona doğru uzatarak öne eğildi. Küçük kız birbirine girmiş dalların arasından fırladı. Adam onu yakalamaya çalışıp üzerine atıldı ama kız koşmaya başladı. Olabildiğince hızlı koşuyordu.
Yolun hemen aşağısındaki küçük dereyi geçerken kalbi hızla çarpıyordu. Arkasındaki hafif ayak sesleri ona çabucak yetişti. Esmer ve iri bir kol beline sarıldığında çığlığı boğazında düğümlendi.
Adam kendisine bakması için onu döndürdüğünde nefesini tuttu. Korku dolu gözleri, tavşan tuzağına yakalanmış yaban kedisi yavruları gibi parlıyordu.
“Güvendesin ufaklık. Sana zarar vermeyeceğim. Küçük bir tavşan gibi koşuyorsun. İçinde böyle bir cesaret olması güzel.” Gözyaşları yanaklarından sessizce süzülmeye başladığında kızı göğsüne bastırdı. “Seni kızım olarak yanıma alacağım. Benim kulübemde yaşayacaksın. Benim Moon Stream’im artık ona veremediğim bir kız çocuğu için ağlamayacak.”
Red Feather’ın savaşçıları onun atını yedeğe alarak yanına geldiler. Adam ata binip küçük kızı kucağına güvenle yerleştirdikten sonra eve doğru yola çıktılar. Atların toynaklarının düzenli ritmi kızın kalbinde yankılanıyordu. Her adımda korku küçücük bedeninden yavaşça uzaklaşırken uykuya daldı.
Moon Stream kocasının dönmesini bekliyordu. Oğulları Rising Bear da onunla birlikte bekliyordu. Oğlu artık tuzaklar kurmaya ve yakın bölgelerde avlanmaya başlayacak yaşa gelmişti.
Bugün tavşan yakalama dersi için bekliyordu. Yeni yaptığı tuzağı elinde sıkıca tutarak patikayı izliyordu.
Red Feather görüş alanına girdiğinde Moon Stream şaşkınlıkla nefesini tuttu. Kocası göğsüne sıkıca sardığı bir bohçayla öne eğilmiş gibi duruyordu. Işık aydınlandıkça, kucağında uyuyan küçük beyaz bir kız olduğu ortaya çıktı.
Kadının gözleri doldu. Onlar yaklaştıkça, Red Feather’ın arkasındaki savaşçılar gruptan ayrılıp kendi ailelerine ve dostlarına katıldılar.
Red Feather, kızı göğsüne bastırarak karısı ve oğlunun önünde atından indi. “Kız artık bizim. Ailesi yok oldu,” dedi kızı kulübeden içeri taşırken.
Moon Stream gözyaşlarını sildi. Kız hayvan postlarından yapılma bir yatakta yatarken onun saçlarını usulca okşadı. Çilek sarısı saçları ateşin ışığında parlıyordu. Moon Stream başını kaldırıp Red Feather’a baktı ve gülümseyerek, “Adı Harvest Flower olacak,” dedi.
Rising Bear kocaman açılmış gözleriyle kızın yanına diz çöktü. “Yaralı mı? Ailesi nerede baba?”
Red Feather önce kendi başına, sonra da göğsüne dokundu. “İçi acıyor. O elinde bir sopayla dal yığınını korurken, ailesi etrafındaki küllerin içinde ölü yatıyordu.”
Moon Stream’e baktı. “Dikkatli ol, korkudan vahşileşmiş durumda. Bizim kabilemizden olmayan ama bizim rengimizdeki insanlar tarafından incitilmiş. Bildiği şeyler çok az ve eski ailesi ona kaba davranmış. Nazik bir el ve güçlü bir ruh, yeni küçük Harvest Flower’ımızı sakinleştirecektir.” Ayağa kalktı ve arkasını dönüp gitmeden önce elini Rising Bear’ın omzuna koydu.
Rising Bear sessizce babasını takip etti ama güzel kıza son bir kez bakmak için durakladı. Kızın bal rengi gözleri aralandı ve ona baktı. Ardından gözleri yeniden korkuyla vahşileşti. Moon Stream kızı nazikçe yatakta tuttu ve yumuşak bir sesle şarkı söylemeye başladı.
Rising Bear kızın gözlerindeki korkuyu silmek isteyerek hızla oradan ayrıldı.
Küçük Harvest Flower sadece bir anlığına direndi. Moon Stream’in sakin sesi kızın korkularını yatıştırmıştı.
Geceleri Harvest Flower uykusunda ağlıyor ve çığlık atıyordu. Kâbusları uyurken titremesine ve çırpınmasına neden oluyordu. Moon Stream her ikisine de hafifçe şarkı söylerken Rising Bear ona sarılıyordu.
Güneş doğduğunda yeni ailesine daha da yakınlaşıyor, onların âdetlerini öğreniyor ve dillerini hızla kapıyordu. Köyün içinde peşinden dolaşması Rising Bear’ı hiç rahatsız etmiyordu. Başkaları ona ilgi gösterdiğinde kız görünmez olmaya çalışırdı.
Harvest Flower güçlü ve cesur davranmaya çalışıyordu. Korkusu yalnızca gözlerinin derinliklerinde kendini belli ediyordu.
ON YIL SONRA
Harvest Flower aniden irkilerek uyandı. Rising Bear’ın tepesinde dikildiğini gördüğünde gözleri korkuyla açıldı. Genç adam ona ürpertici bir bakış atıyordu. Yüzü, Harvest Flower’ın yüzüne fazla yakındı.
Harvest Flower çok uzun süre uyuduğunu fark ederek onu kendinden uzaklaştırdı. Yayı kırıldığında av seferi yarıda kalmıştı. Rising Bear hiç kıpırdamadı ve Harvest Flower onu bir kez daha itmeye çalıştı. “Çekil üstümden!”
Rising Bear hızla toparlandı. “Yine rüya mı gördün?”
Harvest Flower ona öfkeyle baktı. “Sorman bile hata.” Neden kendisini öpecekmiş gibi bu kadar yaklaştığını sormak istiyordu. Uyandığında onun yüzünde gördüğü ifade, kızı daha da rahatsız etmişti. “Git buradan, yapacak işlerim var. Bu sabah avlanacak hiçbir şey bulamadım ve kendimi pek iyi hissetmiyorum.”
Rising Bear arkasına yaslanıp Harvest Flower’ın beklediğinden çok daha uzun bir süre kızı izledi. Sonra ayağa kalkıp oradan uzaklaştı. Açıklıktaki çimenlik kıyı, Harvest Flower’ın kendini en rahat hissettiği yerdi. Köydeki kadınların tüm o günlük işlerinden ve koşturmacalarından uzaklaşıp sabah uykusuna daldığı tek sığınaktı.
Harvest Flower tek başına otururken suya daldı. Kâbusun etkisini ve tenindeki o kirli hissi yıkayıp atmaya karar verdi. Tek istediği biraz huzurdu ancak zihni sürekli o anıyı yüzeye çıkarıyordu.
Bu kâbuslardan kurtulmanın bir yolunu bulması gerekiyordu... Hayır, istiyordu... Hayır, mutlaka bir yolunu bulacaktı. Hatta mümkünse omzunda dağlanmış daire izi olan o çocuğu da bulacaktı.
Yazın ortalarıydı ve hava sıcak, boğucuydu. Ağaçlar en yeşil hâlindeydi ve yaz çiçekleri derenin kenarına bir battaniye gibi serilmişti. Su serin ve berraktı. Şelale hafif bir şırıltıyla dökülüyordu.
Büyük bir şelale sayılmazdı ama yıkanmak için harikaydı. Harvest Flower şelalenin altında çırılçıplak durmuş, parmaklarıyla saçlarını tarıyordu. Yakınlarda birinin onu izlediğinden habersizce yıkanıyordu. Çocukluğundan kalma bir şarkıyı, kötü bir rüyanın ardından ona her gece söylenen o ninniyi mırıldanıyordu.
Yanan okların ve karanlık gölgelerin düşüncelerini zihninden uzaklaştırdı. Su üzerinden akıp giderken zihnini ve bedenini arındırıyordu.
Running Wolf, kızın uzun çilek sarısı saçlarını parmaklarıyla taramasını izliyordu. Saçları tam da adını aldığı çiçeğin rengindeydi, bakır kırmızısı parıltıları olan altın sarısıydı. Dökülen sular ve uzun saçları kızın bedenini gizliyordu ama silueti gayet belirgindi.
Onu daha önce de ormanda küçük hayvanlarla ve hatta bir geyikle oynarken izlemişti. Kızı burada bulmak onun için sürpriz olmuştu. Tüm güzelliği gözler önündeydi. Genç adamın kalbi hızla çarpıyor, o güzel altın sarısı saçların arasında ellerini dolaştırma düşüncesiyle avuçları karıncalanıyordu.
Başını geriye atarak suyun esmerleşmiş teninden akmasına izin verdi. Solgun değildi ama koyu tenli de sayılmazdı. Beyaz kanı her hâlinden belliydi. Sadece hareketleri ve kıyafetleri onun artık bu kabileden olduğunu söylüyordu.
O artık özünde bir yerliydi. Berrak gökyüzüne bakıp gülümsedi ve dökülen suyun altında hafifçe sallandı. Ninniyi ıssız açıklığa doğru usulca söyledi. Sesi hayvanların ve onu gizlice izleyen o gözlerin üzerinde yankılandı.
Geyik derisi elbisesi ve makosenleri berrak havuzun kıyısında katlanmış duruyordu. Bir tavşan onun yumuşak elbisesini kokladıktan sonra hemen yanındaki çimenleri tembelce çiğnemeye başladı. Şelalenin az ötesinde bir rakun ve bir su samuru suda oynuyor, sırayla birbirlerini batırıp çıkarıyorlardı.
Kızın gülüşü Running Wolf’un bakışlarını yeniden ona çevirdi. Gül pembesi dolgun dudaklarının arasında inci gibi dizilmiş beyaz dişleriyle harika bir gülümsemesi vardı. Adamın kalbi yerinden fırlayacak gibi oldu. Onu mutlaka gelini yapmalıydı.
Running Wolf atlarının yularına uzandı ve kızı huzur içinde yıkanması için sessizce orada bıraktı. Etrafta kızın hayvan dostlarından başka kimse kalmamıştı. Genç adam, Şef Red Feather’ın kızla evlilik teklifini kabul edeceğini umuyordu. Aylardır süren bekleyiş ve planlama sanki yıllar gibi gelmişti.
Hayvan dostları oynamayı bıraktığında Harvest Flower aniden gerildi ve gülümsemesi yüzünde dondu. Yukarıdaki kayalıktan küçük bir taş parçası düştü. Kızın içindeki neşe bir anda kaybolup gitti. Hızla sudan çıktı ve geyik derisi elbisesini üzerine geçirdi.
Makosenlerini giymek ve saçını yandan tek bir örgü yapmak için hızla yere oturdu. Bu sırada gözü herhangi bir hareketliliğe karşı yukarıdaki kayalıktaydı. Karanlık gölge kenardan uzaklaştığında içi ürperdi, garip bir huzursuzluk hissi bedenini sardı.
Küçük bir kız adını seslendiğinde Harvest Flower ayağa kalkmadan önce hafifçe irkildi. Üzerindeki o rahatsız edici bakışların kaybolduğunu hissederek rahatlamış bir hâlde hızla köye doğru yola koyuldu. Neler olabileceğini düşünerek patikada sessiz adımlarla ilerledi. Köyden gelen sesler her zamankinden daha sessiz görünüyordu ve bu onu biraz endişelendirdi.
Başka bir kabileden olan güçlü görünüşlü bir savaşçı, kampın içinden dört atı yedeğinde götürüyordu. Kendi atının üzerinde dimdik oturuyordu. Kız, ağabeyinin çadırına girmeden hemen önce kulübelerin arasından bir anlığına onu izledi.
Yüzünde büyük bir merak ifadesiyle kapı aralığından dışarıyı gözetledi. Kız kardeşinin bu kadar ilginç bulduğu şeyin ne olduğunu görmek için Rising Bear ayağa kalkıp dışarı çıktı. Kız içeri girmeden hemen önce kendi çadırına yeni dönmüştü.
Saçından ayıklayıp ateşe attığı yapraklar hâlâ çıtırdıyordu. Köydeki hareketlilik yavaşlamıştı. Kenardaki bazı kadınlar kıkırdaşarak bu yakışıklı yabancıyı işaret ediyordu.
Running Wolf, kızın köye girdiğini görmüştü. Kız daha küçük bir çadıra girmeden önce onu izlemişti. Bir dakika sonra uzun boylu bir adam dışarı çıktı ve Red Feather’ın çadırına doğru yürüdü. Harvest Flower başını deri kaplı kapıdan dışarı uzattığında, Running Wolf acı bir kıskançlık hissetti.
Gözleri adamınkilerle buluştu ve yüzünde ufak bir tebessüm belirdi. Herkes adamın arkasında toplanırken, onu takip eden kadınlar kıkırdaşıp sessizce fısıldaşıyordu.
Running Wolf, atları Red Feather’ın çadırının önünde durdurdu. Tek bir çevik hareketle atından inerek dört midilliyi çadırın direğine bağladı. Kendi atı ise genç bir yerli tarafından alınıp götürüldü. Harvest Flower’ın beti benzi attı ve kapıdan gerileyerek deri örtünün kapanmasına izin verdi.
Otlar ve çiçeklerle dolu bir sepeti kaparak hızla kulübenin yan tarafına koştu. Bir savaşçının atlarını çadır direğine bağlamasının tek bir nedeni olabilirdi. O çadırdan birini kendine eş olarak istiyordu.

Discover Galatea

Aşk Çağrısı 3. Kitap: Efsunlu LunaHart Kardeşler Kitap 3: Sterling'e Aşık Olmakİyilik Meleği A.Ş. 8: Kaostan Deliliğeİşaretlere İnanCevherin Öcü

En Yeni Yayınlar

Kana ve Kadere BağlıAşkımız Karanlıkta Atış Yapmak GibiKaçamakKızışan ArzularSınırı Geçmek

Okuma listeleri

Hepsini gör

Okuyucu topluluğumuzun derlediğ kitap koleksiyonları ile romantizmin dünyasına dalın.

Historical

by jkc146

7 kitap

Subscription Only

by Fay H

9 kitap

My COWBOYS 💙 ❤️

by Kricketlyn

31 kitap

Historic reads

by Funkykoeks

173 kitap

Christopher’s Reading List

by ChrisMo1230000

147 kitap

Werewolves & shifters

by proud_fox_575

157 kitap

Nieuw

by Elsave

351 kitap

Zıt kutuplar 3

by sunny_dragonfruit_023

19 kitap

Türkçe

by Asliiturkiye

352 kitap

Alfa serisi

by yasemin175

23 kitap

Iyilik A.Ş

by Kynta

10 kitap

2. Kitap Bekleniyor

by Elf

14 kitap

🌕Moon Goddess🌙

by Moon Goddess

65 kitap

Okudum

by urbeknt

289 kitap

OKUDUKLARIM

by Pharma

300 kitap