
Uzay Tugayı 1: Kırılma Noktası
Yazar
James Marriott
Okur
47,3K
Bölüm
34
Bölüm 1
Küçük düşman deşifre odası siyah dumanlarla kaplıydı. Çatışma son derece şiddetli geçmişti. Eğilip bükülmüş makinelerin ve çöken duvarların arasında, Network askerleri ile Sentec birliklerinden geriye kalan bedenler yatıyordu.
Bir süre önce kulakları sağır eden lazer atışlarının yerini sessizlik almıştı. Derken tek bir ses duyuldu: “Tamam, istediğimizi aldık. Şimdi bu lanet gezegenden defolup gidiyoruz!”
Network’ün seçkin birliği Pierce Force’tan sağ kalanlar, komutanlarının peşine takılıp hızla ilerlediler. Yere saçılmış kırık metal parçaların arasından geçerken, karşılaştıkları her düşmüş silah arkadaşını yokluyor, hâlâ hayatta olan var mı diye bakıyorlardı.
Sonunda, göz alıcı pembelikteki gün ışığına çıktılar. Sentec’in güneşi neredeyse tam tepedeydi. Sıcaklık Network timi için dayanılmaz hâle gelmişti.
Pierce Force’un iyi eğitimli askerleri, geldikleri patikayı izleyerek dikkatle, tekrar sık bitki örtüsünün içine daldılar.
Yüzbaşı Pala Toms, askerler yanından geçerken sessizce sayım yaptı. İki yaralı, aceleyle hazırlanmış sedyelerde taşınıyordu.
Birliğin komutanı Albay Jim Raga, askerlerini tahliye bölgesine giden patika boyunca hızla ilerletti. Neyse ki bir önceki gece şiddetli sağanak, bıraktıkları işaretleri alıp götürmemişti.
Şansları yaver giderse Sentec takviye birlikleri gelmeden bölgeye ulaşıp nakliye gemisine bineceklerdi.
Tahliye alanının dış sınırına vardıklarında iki Pierce Force askeri ağır bir plazma topunu onlara doğru çevirmiş hâlde bekliyordu.
“Pierce Force, Raga konuşuyor!” diye seslendi Albay Raga.
Askerlerden biri bölgenin etrafındaki güç alanını kapattığında küçük tahliye alanını çevreleyen hava minik, parlak parçacıklarla titredi.
Albay Raga adamlarını açıklığın içine yönlendirdi. Bu süre boyunca, arkalarındaki patika ölümcül plazma topu tarafından gözetleniyordu. “Colas, nakliyeyi çağır! Buradan mümkün olan en kısa sürede çıkmak istiyorum,” diye boğuk sesle emretti Raga.
Ciğerlerine dolan keskin dumanı bastırmak istercesine öksürdü. Terden sırılsıklam olmuş yüzünü eliyle silerken parmakları yanaklarında isli, siyah izler bıraktı.
Normalde kusursuz görünen saçları dağılmış, terden ıslanmıştı. İkinci kaptanı, Capstan Dört gezegeninden, seçkin Capstan savaşçı kastına mensup, otuz yaşlarında koyu tenli bir adam olan Yüzbaşı Cap Beeta’ya döndü. Cap onun aynı zamanda eski ve güvenilir bir dostuydu.
“Cap, Cagrr’a söyle şu kod çözücüyü kontrol etsin. Tek bir veriyi bile kaybetmesin. O lanet şey bize zaten fazlasıyla pahalıya patladı!”
***
Robot Trepan Savaşlarının ardından, Nepis gezegeni artık büyük ölçüde Koalisyon adı verilen müttefik gezegenler topluluğunun kontrolü altındaydı. Agarianlar, Waiiler, Lithianlar ve Ventekianlar tarafından kurulan bu birlik, mümkün olduğu kadar çok türü tek bir bayrak altında toplamayı amaçlamıştı.
Yıkıcı Trepan robot çatışmasının sona ermesinden bu yana, birçok başka gezegen Koalisyon’a katılmıştı. Ancak sahip oldukları uzay alanı son derece genişti ve sınır bölgeleri, Koalisyon’a bağlı olmayan türlerin saldırılarıyla sürekli tehdit altındaydı.
Bunların arasında etrafa korku salmasıyla bilinen Quat-tar, Aurian Bloğu, saldırgan Sentec ve son derece gizli hareket eden Executive yer alıyordu. Şu sıralar bunların en öne çıkanı Quat-tar’dı, her fırsatta esir alan ve o esirleri acımasız biyolojik deneylerde kullanan, savaşçı bir ırk.
Quat-tar’ın sınır gezegenlerine düzenlediği bitmek bilmeyen saldırılar, Koalisyon Meclisi’nde sürekli tartışma konusu oluyordu. Pek çok tür, kaybettikleri insanlarının ya Quat-tar Prime’a götürüldüğünü ya da Secunda adındaki hapishane gezegenine gönderildiğini biliyordu.
Dış sistemlerde Quat-tar’ın zalimliğini anlatan ürpertici hikâyeler kulaktan kulağa yayılıyordu.
Tüm türlerin aşağılanıp insanlık dışı muameleye maruz bırakıldığı korkunç söylentiler dolaşıyordu.
Esirlerin, itaatkâr bir köle nüfusu yaratmak uğruna insanlık dışı deneylere maruz bırakıldığından söz edilirdi. Bu sürece uyum sağlayamayanlar ise ya acılı bir şekilde öldürülür ya da Secunda’nın Burrena çorak topraklarına salıverilirdi. Orada çoğu açlıktan can verir, geri kalanı ise vahşi yırtıcıların avı olurdu.
Quat-tarlar görünüşte insana benzeseler de değerleri hayvani bir içgüdüsellik ile şekillenmişti. Doğduklarında sol elleri ameliyatla alınır, yerine kemiksi bir pençe takılırdı. Bu pençe, acı vermek için en çok tercih ettikleri araçtı.
Pullu derileri alacalı griydi; gözleri ise iri, kapkara ve ölüm kadar karanlıktı.
Yıllardır Koalisyon alanının derinlerine sızmışlardı. Kısa ama etkili saldırılar düzenliyor, ardından son derece gizli Executive bölgesinin öte yanında kalan kendi sistemlerinin güvenliğine geri çekiliyorlardı.
Bu tür ihlaller genellikle diplomatik yollarla çözülmeye çalışılırdı. Ne var ki Quat-tar’dan gelen bir yanıt ya hiç olmazdı ya da tamamen görmezden gelinirdi.
Koalisyon’un, Network (Ağ) adıyla bilinen son derece büyük bir askerî gücü vardı. Bu güç, müttefik gezegenlerin sağladığı insan gücü, kaynaklar ve teçhizattan oluşuyordu.
Ancak Network’ün Quat-tar veya Secunda’ya hızlı, güçlü bir saldırı yapması için Executive Uzayı olarak bilinen, girilmesi yasak bölgeden geçmesi gerekiyordu. Koalisyon Meclisi ise şimdilik böyle bir adımı onaylamaya yanaşmıyordu.
Koalisyon’un yönetim organı Meclis, müttefik tüm türlerin büyükelçilik temsilcilerinden oluşuyordu. Hatta bazı bağımsız türler bile burada koltuk sahibi olmayı başarmıştı.
Meclis, Quat-tar sorununu kökten çözmesi için Koalisyon Başkanı Lurth’e sürekli baskı yapıyordu. Network’ün devreye sokulmasını, bu tehdidin tamamen ortadan kaldırılmasını istiyorlardı.
Ne var ki konu Meclis’te oylamaya geldiğinde, çok az temsilci Executive Uzayı’na girilmesini ve neredeyse hiçbir şey bilmedikleri bir türle savaşa sürüklenmeyi göze almaya hazırdı.
Resmî olmayan bazı diplomatik kanallar mevcuttu ancak neredeyse hiç kullanılmıyordu. Executive, Koalisyon ile de diğer herhangi bir türle de ilişki kurmak istemiyordu.
Şimdilik, Quat-tar uzak sistemlerinde güvendeydiler ama bu durum çok yakında değişecekti.
***
“Komutanım, nakliye gemisi yolda. Varış süresi iki dakika,” dedi Er Colas, portatif iletişim konsolunu aceleyle toplarken.
Yüzbaşı Toms, Raga’nın yanına koştu. “Albay, Er Glun ve Er Loote hâlâ ortada yok. Qwerti’yi onları bulmaya göndereyim mi?”
“Hayır, kuralları biliyorlar. İki dakikaya kalkıyoruz!”
Colas rahat bir nefes alarak, “İşte gemi geliyor!” diye seslendi.
Network askerî nakliye gemisinin tiz motor uğultusu güneyden yaklaşırken duyulmaya başladı, tahliye alanına yaklaştıkça ses giderek yükseliyordu.
Birden, çok daha kuzeyden gelen gürültülü bir patlama, motor sesini bastırdı. Gökyüzüne doğru kıvrılarak yükselen bir duman bulutu belirdi.
Raga dumana bakarak kendi kendine mırıldandı: “Umarım zamanında dönebilirler.”
Nakliye gemisinin devasa gövdesi tepelerinde belirdi, alt kargo kapıları açıktı. Personel asansörü ağır ağır inmeye başladı.
Raga, motorların uğultusunun arasından, “Yüzbaşı, önce yaralıları bindir!” diye seslendi.
Yüzbaşı Beeta başını sallayarak asansöre yöneldi.
Raga, kayıp askerlerini ararcasına patikaya göz gezdirirken Yüzbaşı Toms’a, “Onlara birkaç dakika daha vereceğiz,” dedi.
Yaralılar diğer askerlerle asansöre binmişti ki Yüzbaşı Beeta’nın sesi duyuldu: “Hadi Albay, gitme vakti!”
Raga, Toms’a personel asansörüne binmesini işaret ederken gözlerini patikadan ayırmıyordu. Kayıp askerlerden hâlâ iz yoktu.
Sonunda daha fazla beklemenin anlamsız olduğunu düşünerek asansöre koştu. Tam binmek üzereyken Glun ve Loote açıklığa fırladı, canlarını dişlerine takmış gibi koşuyorlardı.
“Durun!” diye seslendi Toms, telsizden pilota.
Glun ile Loote, yarıya kadar yükselmiş asansöre atladılar. Diğer askerler onları yukarı çekti.
“Sonunda teşrif edebilmenize sevindim,” dedi Raga, yarı şaka yarı ciddi bir tonla. “Bir dahaki sefere beklemeyebilirim.”
“Belki de bekleme şansınız olmaz, efendim,” diye hızla karşılık verdi Loote. “Yaklaşık bir kilometre gerimizde kalabalık bir Sentec birliği var. Çok hızlı ilerliyorlar.”
Asansör yükselmeye devam ederken pilot, geminin lazerlerini patikaya kilitledi. Asansör yerine oturup kargo kapıları kapanırken, lazer atışlarının geminin gövdesinden nasıl sektiğini duydular.
Pilot bu kez daha güçlü silahları devreye soktu. Sentec askerlerinin ateş açtığı dar patika kızıl alevlerle kavruldu, yolun iki yanındaki çalılıkları bir anda alevler sardı.
Nakliye gemisi sola yatıp açık uzaydaki ana gemileri Phoenix Pride’a yönelirken düşman ateşi kesildi.
Uzaya çıktıklarında Raga kokpite ulaşmıştı. “Raga Bir’den Phoenix’e?” dedi.
Kısa bir sessizliğin ardından hoparlörlerden Network Taşıyıcı Filosu’dan Amiral Torre’nin tok sesi yükseldi: “Phoenix konuşuyor. Başardınız mı, Raga?”
“Evet, Amiral. Lütfen doktoru ve bir sağlık ekibini hazır edin. Kenetlendiğimiz anda acil müdahale gerektiren iki ağır yaralı olacak.”
“Hazır bekliyorlar. Takip ediliyor musunuz? Eskort savaş gemisine ihtiyacınız var mı?”
“Hayır efendim, sadece doktora,” diye yanıtladı Raga.
Raga iletişimi kapatıp pilotun yanındaki boş koltuğa oturduğunda hoparlörler sessizliğe büründü.
Pilot sıradan bir şey sorarcasına, “Pahalıya mı patladı?” diye sordu.
Raga sadece başını salladı. Görevin ne kadar ağır bir bedeli olduğunu düşünüyordu.
Resmî raporda şunlar yazacaktı: Sentec gezegenine düzenlenen saldırı sırasında Pierce Force’tan on dokuz asker görev başında hayatını kaybetti. Görev başarıyla tamamlandı.
Bu görevde ölenler için ne bir zafer olacaktı ne de bir madalya. Baskın, Örtülü Operasyonlar Direktörlüğü (DCO) tarafından onaylandığından göreve dair her şey gizli kalacaktı.
Raga, görevin başarısına dair kendi hesabını yapıyordu. Evet, DCO’nun istediği şey ele geçirilmişti. Evrensel kod çözücü, Network Karargâhı’ndaki şifre uzmanlarının fazlasıyla işine yarayacaktı. Tabii o lanet şey gerçekten çalışıyorsa...
Ancak adamları, sırf bir makine parçası uğruna yabancı bir gezegende ölmeyi hak etmiyordu. Raga’ya göre ödenen bedel, kabul edilemeyecek kadar ağırdı.
“Geldi!” dedi pilot.
Raga ön görüş penceresinden baktı. Küçük nakliye gemisinin önünde, Network Taşıyıcı Gemisi Phoenix Pride’ın devasa gövdesi yükseliyordu. Mat yeşil kaplaması, yörüngesinde döndüğü gezegenin fonunda onu hemen ayırt edilir kılıyordu.
Phoenix Pride, savaşçılarını ve teçhizatını uzak yabancı dünyalara taşıyan, her an çatışmaya girmeye hazır bir gemiydi. Network filosundaki yalnızca dört taşıyıcıdan biri olan bu dev gemi, her iki devasa kanadının altında yüz adet çıkarma gemisi taşıyabiliyordu. Bu gemilerin her biri, altmış askeri ve tam donanımı istenilen herhangi bir koordinata ulaştırabilecek kapasitedeydi.
Dört ayrı iniş alanına yayılmış yedi grup tek kişilik savaş uçağından oluşan bir mürettebatı vardı. Silahları arasında yirmi ileri kuantum lazeri, arkaya dönük on lazer, iki yüz plazma ve füzyon torpidosu ve sayısız uzay mayını bulunuyordu.
Phoenix, tek başına bir saldırı başlatabilecek güçte olmasına rağmen, çoğu zaman en az iki adet birinci sınıf saldırı gemisi tarafından korunurdu. O, Network filosundaki diğer tüm gemilerden daha hızlı ve daha ölümcüldü, âdeta uçan bir savaş alanıydı.
Pierce Force’a ait nakliye gemisi, Phoenix’in iskele kanadının altındaki kenetleme kollarına kusursuz bir manevrayla yerleşti. Albay Raga ve adamları gemiden indiğinde Başhekim Ferl Collona bir sağlık ekibi ile bekliyordu.
Yaralı askerleri hiç vakit kaybetmeden alıp revire götürdüler.
Pierce Force’un geri kalanı altıncı güvertedeki toplantı odasına yönelirken Albay Raga, Yüzbaşı Beeta ve Yüzbaşı Toms eşliğinde, Phoenix tam da yörüngeden ayrılırken ana köprüye geçti. Phoenix açık uzaya doğru ilerlerken köprü âdeta bir arı kovanı gibiydi.
“Rota belirlendi. İstikamet bir-üç-beş, işaret iki!” diye anons etti Komuta Kaptanı Mittvn.
Amiral Ral Torre başını sallayarak karşılık verdi: “Tarayıcılar maksimuma! Sentec sınırına daha çok var. Gafil avlanmayalım!”
Kaptan Mittvn kumanda istasyonundan ayrılıp Amiral Torre’nin yanındaki koltuğa geçerken Raga, subayları ile köprüye girdi.
Hepsi dönüşte biraz izin alabilmeyi umuyordu. Ancak onların bilgisi dışında, olaylar çoktan şekillenmeye başlamıştı. Yaklaşan görev, onlara pahalıya mal olacak, Executive’i ilk kez görmelerini sağlayacak ve onları korkulan Quat-tar ile karşı karşıya getirecekti.







































