
Ölümsüz Şafak
Ölümsüzler Dünyası
LIAM
Lea'yı öldürmem gerektiğini biliyordum ama tek istediğim onu korumaktı.
Ama bunu nasıl yapacaktım?
~
Yasalarımıza göre, yaptığım hatayı düzeltmem gerekiyordu.
Ama iş birini öldürmeye gelince, hele ki arkadaş olarak gördüğüm birini.
Yasaların canı cehenneme!
~
Onu kurtarmayıp da ne yapacaktım? Hayatını tehlikeye atan ben miydim? Ben gelmeden önce de hayatı tehlikede değil miydi? Onu orada bırakmak da yasalara aykırı değil miydi?
~
Eve doğru yürürken tüm yol boyunca bunları düşündüm. Ayın yansıması gölün üzerinde ahenkle dans ediyordu.
Bu saçma durumla nasıl başa çıkacağımı bir an önce bulmam gerekiyordu.
Yaşananlar çok saçmaydı.
Kraliyet ailesi ikimizin de peşine sürecek.
~
Ama ne pahasına olursa olsun Lea'yı korumalıyım.
~
Yumuşak kürkümün üzerine inmese de yukarıdaki ağaç tepelerine hafif bir yağmur yağdığını duyabiliyordum.
Uzak, ağaçlarla kaplı arazimin eteklerine doğru ilerledim. Ormanın kıyısında yaşamaktan hep zevk almışımdır.
Çok farklı iki dünyanın kesiştiği yerde hayata tutunmak.
İki kimliğe sahip olmak: biri diğeri olmadan tamamlanamayan iki yaşam. En azından benim için böyleydi.
Hayatım boyunca dinlediğim tüm hikayeleri düşündüm. Ölümsüzlerin varlığı ifşa olunca ortadan yok olduğunu anlatan hikayeleri.
Bu olay daha önce sayısız kez olmuştu.
Her zaman kendimizi haklı çıkarmak için bahanelerimiz vardır.
~
Sarhoştum.
~
Ya da gözümden kaçmış.
~
Ya da daha kötüsü aşık olmuştum.
~
Ve sonra, farkına bile varmadan, varlığımız sadece bir söylentiye, ibretlik bir hikayeye dönüşürdü.
~
Kraliyetin elinin uzanamayacağı kimse yoktur.
~
Yağmur daha sert yağmaya başladı ve ben de hızımı arttırdım.
Görünürde kimse yoktu. Evimiz gözlerden uzak, ormanın derinliklerinde bir yerdeydi. Lea'yla karşılaştığımız yerden çok da uzak sayılmazdı.
İsteseydim, onu orada öldürebilirdim. İnsan dünyasındaki hiç kimse hangi kurdun bunu yaptığını bilemezdi.
Ve Ölümsüzler Dünyası’ndaki hiç kimse de onu öldürenin bir kurt olmasını hiç umursamazdı.
Ama onu öldürmek gibi bir niyetim yoktu.
Ayaklarım ıslak zeminde ilerlerken seçeneklerimi düşündüm.
Tabii ki, onu dönüştürebilirdim ama bu da aynı derecede yasadışıydı. Ve onu dönüştürdüğüm için, dünyamızın sırrını açığa çıkarmaktan daha çok vicdan azabı çekerdim.
Bunun saklanmasının daha zor bir iş olacağından bahsetmiyorum bile.
Lanet olsun! Neden tekrar insana dönüştüm ki? Onun hayatını kurtarmak için bunu yapmama gerek yoktu.
~
Ama gerçek şu ki, bir parçamın onun ne olduğumu bilmesini istediğinden emindim. Bu parçam onun açıklığıyla, onu daha iyi tanıma olasılığıyla o kadar çok ilgiliydi ki, kendime engel olamamıştım...
Benim neyim var?
~
Sokağın köşesinden döndüm ve basamaklara doğru koştum.
Depresyonum ve sarhoşluğum arasında kaybolmuşken Lea'nın beni böyle bir gecede evine götürdüğünü düşündüm.
O geceye ait pek bir şey hatırlamıyordum.
Tek hatırladığım şey havanın karanlık oluşuydu. Bir de saatin geç oluşu.
O gece Lea’nın yapacak daha iyi işleri olduğundan emindim, ama bunun yerine beni evine götürmüş, benim için salonunda bir yatak hazırlamış ve benimle ilgilendikten sonra yan odada bana güvenerek uyumuştu.
Ve ben de ona borcumu kanepesini kullanılamaz hale getirerek ödemiştim!
~
Lea bana empati göstermiş ve bana güvenmişti; biz iki yabancıyken bile.
Sanırım onu kurtararak ona borcumu ödemiştim.
~
Tekrar insan formuna geçtim ve bahçedeki sahte kayanın altındaki anahtarı alıp kapıyı açtım. Girişteki paspasın üzerinde biraz durarak üzerimdeki yağmur damlalarının akmasına izin verdim.
Duvardan bir havlu alıp kurulandım, üzerimi giydim ve kanepeye yığıldım.
Tüm bunların mantıklı olup olmadığına kafa yordum. Lea'ya yardım etmenin tek yolu teklifimi kabul etmesiydi.
Bunu zaman gösterecekti.
Ama bizim fazla zamanımız yoktu.
Kapının çalmasıyla derin düşüncelerden uyandım.
Bu şey olabilir mi?
~
LEA
Liam kapıyı açıp beni içeri davet ettiğinde hala büyük ve sarsıcı bir şaşkınlık içindeydim.
Hangisi daha mantıklıydı? Kurt adamların var olması mı, yoksa gözlerimin bana yalan söylemesi mi?
~
İçgüdülerime güvenmeye karar verdim.
Etrafı incelemeye koyuldum. Oda büyük bir şömine ve gösterişli mobilyalarla döşenmişti. Her şey çok zevkli ve lükstü.
“Bu..” dedim yerdeki ayı postu halıyı kastederek.
“Gerçek mi diye mi soracaksın? Merak etme, gerçek değil,” dedi gülerek.
Yüzüm kızardı. Sanırım, bu şartlar altında, halının gerçek olup olmadığı endişelerimin en küçüğü olmalıydı.
Üşüdüğümü fark etmiş olacak ki içeriden bir battaniye getirerek biraz ısınıp rahatlamam için beni şömineye doğru yönlendirdi.
Rahatlamak mı? diye düşündüm kendi kendime. Bu mümkün mü?
~
Eve girince bugün neredeyse öleceğimi bir an için unutmuştum.
Daha yeni tanıştığım yakışıklı genç adamın gözlerimin önünde kocaman bir kurttan insana dönüşmesine şahit olduğumu unutmuştum.
Evin içi o kadar güzeldi ki neredeyse tüm bu yaşananları unutmuştum.
Her yer göz alıcı güzellikteki objelerle süslenmişti.
Kırmızı deri bir kanepeye ürkek bir şekilde oturdum. Evdeki her şeyin potansiyel olarak hayvan derisinden yapılma ihtimali var. ~Liam mermer merdivenlerden yukarı çıkarken hayranlıkla onu izledim.
Duvarlar soyut sanat eserleri ile doluydu, her birine bir anlam çıkarma çabasıyla baktım ama işe yaramadı. Kelimeler kifayetsiz kalıyordu.
Bir süre sonra Liam odaya geri döndü. Yanımdaki koltuğa oturdu, suratında çözemediğim bir ifade vardı. Sonra gülümsedi ve “Nasılsın?” dedi.
Bu durumda verilecek standart tepki olmadığını bilerek heyecanımı gizlemeye çalıştım.
Sorusuna verilecek en iyi yanıt ‘korkuyorum’du büyük ihtimalle.
Ama ben korkmuyordum.
Aksine çok heyecanlıydım.
Dünyamın değişmesinden, en çılgın tahminlerimin gerçeğe dönüşmesinden, her şeyin değişmek üzere olmasından dolayı çok heyecanlıydım.
Gülümseyerek “Sen bir...” diye başladım.
“Kurt adamım. Evet,” diye sorumu tamamladı.
Durup detaylandırmasını bekledim. Ama Liam sessizliğe gömüldü.
“İçecek bir şey ister misin?” diye sordu bir dakika sonra, odanın köşesindeki masaya bakarak.
“Hayır, teşekkürler,” diye cevap verdim endişeyle ayaklarımı yere basarak. “Sanırım ilk sorum şey olacak. Kurt adam tam olarak ne demek?”
Liam koltuğunda huzursuzca kıpırdanarak iç çekti. “Tamam, sana dünyamı anlatacağım ama kimseye söylemeyeceğine dair bana söz vermeni istiyorum.”
“Zaten bana kimse inanmaz,” diye cevapladım, ben bile kendime inanmazken.
“Lea.”
“Söz veriyorum, oldu mu?”
“Başlangıçta - yüzlerce yıl önceden bahsediyorum - kurt adamlar, Lupine virüsü dediğimiz tehlikeli bir virüsün bulaştığı insanlardı,” diyerek duraksadı.
“Peki ya şimdi?”
“Üzgünüm, bunu daha önce kimseye açıklamaya çalışmamıştım.”
Başımı sallayarak devam etmesini bekledim.
“Virüs başlangıçta kurtlardan insanlara yayılıyormuş. Ama şimdi, kurtlardan insanlara bulaşıyor ve bu insanların da kurt adamlara dönüşebileceği anlamına geliyor.”
Liam beni kurtarmasaydı, ben de virüse yakalanır mıydım?
~
“Bu ne zamandır devam ediyor? Yani, bu virüs olayı?”
“Düşündüğün gibi değil. Benim dünyam ve senin dünyan hayal edebileceğinden daha uzun süredir bir aradalar.”
Ne demek istiyor?
~
Şöyle devam etti: “Kurtlardan insanlara geçen hastalıktan kurtulan ilk ve son çocuk James adında bir çocuktu.”
“O orijinal kurt adamdı. Yavrularından beri, her yeni kurt adam gerçek bir kurt adam tarafından ısırıldı.”
Liam'ın devam etmesine izin verdim.
“Kurt formundaki bir yerlinin bir gezgini ısırdığı ve adamı sonsuza kadar yarı insan/yarı canavar olarak yaşamaya lanetlediğine dair bir efsane vardı ki ben bunlara inanmıyorum.”
Tabii canım, bu gece duyduğum her şeyi göz önünde bulundurursak, bu çok saçma olurdu.
~
“James'in bir virüs kaptığını düşünüyorum,” diyerek sözlerini noktaladı.
“Peki, neden virüsün yayılmadığını düşünüyorsun?”
“Toplumumuzda kraliyet ailesi tarafından oluşturulan yasalar var,” diye yanıtladı Liam yüzünün üzerinden geçen bir endişe gölgesinin altından. “Yasadaki ilk yasak izinsiz bir şekilde bir insan dönüştürmek. Bir diğeri ise... dünyamızın sırlarını ifşa etmek.”
Kahretsin! Ölümsüzler Dünyası’na adım attığım daha ilk geceden kraliyet ailesini karşıma almayı başarmıştım..
~
Usulca yutkundum. “Sanırım bir şeyler içsem iyi olacak.”
Gülümseyerek ortamı yumuşatmaya çalıştım, zira Liam korkmuş görünüyordu.
Ayağa kalkıp bir şişe viskiyle geri döndü. İkimiz için de bir bardak doldurduktan sonra “Başka sorun var mı?” diye sordu.
Hem de çok fazla ama önce en kritik olanı sormam gerekiyordu.
“İzinsiz derken kimin iznini kastettin?”
“Efendim?”
“İzin almadan insanları dönüştürmenin yasak olduğunu söylemiştin.”
“James bir gün, kendi virüsünden mustarip Jane ile tanıştı: O bir vampirdi.”
Söylediği şeyi sindirebilmek için kısa bir süreliğine duraksadı.
“Kısa bir süre sonra evlendiler, ama hak verirsin ki geleneksel yollardan çocuk sahibi olamadılar. Elbette, her ikisinin de dönüştürebilme gücü vardı.”
“Onlar yine de kendi çocuklarını istiyorlardı, bu yüzden bir cadı ile anlaşıp bir büyü ile Jane'i geçici olarak insan yaptılar ve sonunda kadın hamile kaldı.”
Kurt adamlar, vampirler ve şimdi de cadılar mı?!
~
Ağzım açık Liam’ın anlattıklarını dinlerken neredeyse içkimi döküyordum ama Liam'ın sözünü kesmemeye kararlıydım.
“Jane doğumda ölmeden önce dört çocuk dünyaya getirdi: bir kurt adam, iki vampir ve bir de melez.”
“Melez?”
“Her bir türün özelliklerini taşıyan yeni bir tür.”
“Kim o?”
“Acımasız kraliçemiz.”
“Kraliçeniz mi var?” diye sordum. “Peki ya diğer üç çocuk?”
“Kurt adam, babasıyla yaptığı güç savaşında onu öldürdü. Vampirler ise ikiz. Bu dördü kraliyet ailemizi oluşturuyor. Onlar şu anda dünyamızın en yaşlı ölümsüzleri ve bu nedenle en güçlüleri.”
Yani, yaşlandıkça daha mı güçlü oluyorlar?
~
Liam “Yasaları çiğneyenleri cezalandıran onlar,” diye bitirdi sözlerini.
İlk başta, Liam gözlerime bakmaya devam ederken hiçbir şey söylemedim, parlak yeşil gözlerine endişe hakimdi.
Sonra dedim ki: “Bu demek oluyor ki sen de ölümsüzsün.”
“Çoğu durumda evet ama imkansız değil.”
İçkisini bitirdi ve boş bardağı sertçe sehpaya koydu.
“Biraz uyumak ister misin?”
“Tabii,” diye cevapladım düşünmeden.
Bilmediğim ölümsüz bir dünya mı var? Kimsenin bilmediği bir şey bu! Bu nasıl mümkün olabilir?!
~
Yaptıklarımın etkisini daha yeni yeni algılıyordum. Sadece ben değil, Liam’ın hayatını da tehlikeye atmıştım.
Kendimi neye bulaştırdım ben?
Her halükarda, bu harika bir iyi geceler masalıydı.
~
Continue to the next chapter of Ölümsüz Şafak