
Krallıkta Aşk: Şeytanım, Sevgilim
Yazar
M. L. Knight
Okur
870K
Bölüm
71
Diyar Kuralları
Neredeyim? Bana ne oldu böyle?
Azlyn yavaşça gözlerini açtığında soğuk mermer bir zeminde yüzükoyun yattığını fark etti. Soluna baktığında yanında güzel, yumuşak bir halı gördü.
Tabii ya... Beni betona değil de halının üstüne koysalar şaşardım zaten, diye düşündü, göz devirerek.
Ellerinin arkadan sıkıca bağlı olduğunu hissediyordu. Geçmiş deneyimlerinden yola çıkarak doğrulup etrafına bakması gerektiğini de biliyordu.
İlk kez başına gelmiyordu bu. Son olacağı da şüpheliydi.
Biraz kıvranarak etrafındaki mobilyalara dokunmadan yerden kalkmaya çalıştı. Kuralları ezbere biliyordu, yeni efendisi kim olursa olsun onun karşısına çıkmadan o kuralları çiğnemeye niyeti yoktu.
Sonunda, epey bir uğraşın ardından dizlerinin üstüne çökmeyi başardı. Hareket ettikçe kaslarının sızısı daha da belirginleşti, bütün bedeninin nasıl da ağrıdığını o an fark etti.
Başı zonkluyordu, muhtemelen bayıltıldığı sırada darbe almıştı, gözlerinin önünde de her şey hafifçe dalgalanıyordu. Gerçi yeni bir şey değildi bu.
Kaç kez bağlanıp bayıltıldığımı bir saysam…
Etrafına bakınıp odayı dikkatle inceledi. Hayatında gördüğü en güzel odada olduğunu fark etmesi uzun sürmedi.
Odanın her yanı pahalı süsler, kürkler ve ipeklerle kaplıydı. Yanında durduğu halı bile muhtemelen onun en az bir yıllık yemek masrafından daha çok ederdi.
Arkasındaki ahşap oymalı yatak o kadar pofuduk görünüyordu ki üzerine yatmanın bulutların üzerine uzanmak gibi olacağını düşündü.
Duvarda üçü de çok gösterişli üç kitaplık vardı. Birinde büyüleyici bir kitap koleksiyonu dizilmişti, ikincisi antika silahlardan oluşan bir seçki ile doluydu, üçüncüsünde ise çeşitli kupalar, madalyalar ve ödüller sergileniyordu.
Bir köşede, büyük taş şömineyi çerçeveleyen büyük, yumuşak berjerler, aralarında da küçük bir masa göze çarpıyordu. Burası resmen ben zenginim diye bağırıyordu.
Bu odanın sahibi her kimse belli ki çok zevkli biriydi.
Azlyn, saatlerdir soğuk zeminde oturuyormuş gibi hissediyordu. Biri karşısına çıkana kadar daha ne kadar bekleyeceğini merak ediyordu. Çok uzamamasını diliyordu çünkü bu pozisyonda hiç rahat değildi.
Düşünceleri, yaklaşan ayak sesleriyle bölündü. Her kimse umarım yolu bu odaya düşer, diye düşündü.
Yeni hayatında onu hangi korkuların beklediğini öğrenmek için daha fazla sabredecek hâli kalmamıştı.
Kapının ardından boğuk sesler gelmeye başlayınca konuşulanlara kulak kabarttı.
“İçeri girmeden önce… Bugün güzel vakit geçirdiğini umduğumu söylemek istiyorum,” dedi bir adam.
Azlyn kapı kolunun ağır ağır dönmeye başlamasını izledi. Hadi bakalım, diye düşündü, onu bekleyen dehşetin ne olduğunu görmek için nefesini tutarak.
“Doğum günün kutlu olsun, oğlum!”
Kapı açılır açılmaz karşısında iki iblis belirdi, biri daha yaşlı, diğeri gençti. Azlyn’in gözleri yaşlı olana kısacık kayıp hemen ardından gence takıldı ve bir daha da ondan ayrılmadı.
Daha önce hiç onun gibisini görmemişti.
Keskin, sert yüz hatları vardı, gözleri karanlık bir deniz kadar koyuydu. Kömür siyahı saçları, hafif zeytin teniyle çok güzel bir tezat oluşturuyordu.
Başındaki küçük siyah boynuzlar, kısa saçlarının arasında neredeyse kayboluyordu. Muhtemelen, istemedikçe ürkütücü görünmemek adına onları bilerek bu kadar küçük gösteriyordu.
Üstündeki kıyafetler öyle özenliydi ki çok varlıklı bir aileden geldiği belliydi. Kumaş kaslarının her hareketiyle dalgalanıyor, bedenini sımsıkı sarıyordu.
Bu adamın tanıdık, huzur verici bir havası vardı. Azlyn’in anlayamadığı ve hissetmemesi gerektiğini çok iyi bildiği bir hava...
Bir iblisin huzur verici olması mümkün değildi, onların yaratılışına tersti.
Azlyn, uzun süredir ona baktığını fark edince irkildi. Bunun yasak olduğunu biliyordu. Hemen başını eğip yere bakarak daha uygun bir duruşa geçti.
Böyle büyük bir hata yaptığı için kendini azarladı. Bir iblise, hele de bu kadar soylu bir aileden gelen birine yiyecekmiş gibi bakılmazdı.
“Teanna’nın yerini tutamaz elbette. Ama duyduğuma göre oldukça iyi eğitimli, uslu ve itaatkârmış. Yeni, hususi kölen olarak pek münasip olacaktır,” diye açıkladı yaşlı iblis.
İki iblis odaya girip Azlyn’i daha yakından incelediler.
“Ayağa kalk, köle!” diye emretti yaşlı olan.
Azlyn başta zorlansa da söyleneni yaptı.
Ayağa kalkar kalkmaz başı dönmeye başladı, muhtemelen yaşadığı sarsıntının etkisiydi. Dengesini kaybedip sendeledi, kolları arkadan bağlı olduğu için tutunacak bir yer de bulamıyordu. İçini bir panik kapladı.
Yaşlı iblis hemen kenara çekilse de ona en ufak bir yardımda bulunmadı. Bir iblis için alışıldık bir durumdu ve Azlyn tam olarak bunu bekliyordu.
Kaçınılmazı bildiği için kendini toparlamaya çalıştı. Önündeki o şık mobilyalardan birine yüzünü çarpmak üzereydi.
Şanslıysa, bir şey kırılmaz ve belki de ceza almaktan kurtulurdu.
Tam düşmeye hazırlanırken iki güçlü el onu kavradı.
Azlyn bir an kendini güvende ve huzurlu hissetti. Sanki bütün endişeleri eriyip gitmiş, geriye bu gizemli kollar tarafından sıkıca tutulmanın huzuru kalmıştı.
Kollar onu dikkatle geriye doğru kaldırdı, yeniden dimdik ayakta duracak hâle getirdi.
Azlyn’in ne olduğunu idrak etmesi birkaç saniye sürdü, zihni olup bitene yetişemiyordu.
“Hişt! Dikkat et! İyi misin?” diye endişeyle sordu nağmeli bir erkek sesi.
Azlyn’in bedeni hâlâ uğulduyordu, aklı olup bitene bir anlam vermeye çalışıyordu. Az önce ne olmuştu? İblis neden ona yardım etmişti?
Şu an yerde yatıyor olması gerekmez miydi?
Kafası bu kadar karışıkken aynı zamanda o kolların yeniden onu sarmasını istemesine anlam veremedi. Bu düşünceyi hemen kafasından attı, böyle tehlikeli hislere kapılmaya hakkı yoktu.
Yüzüne yediği okkalı tokadın acısı, onu sertçe gerçeğe döndürdü.
Yaşlı iblis ona tepeden bakarak, “Nasıl bu kadar pervasızca cevap vermeye cüret edersin!” diye çıkıştı.
“Ço... Çok özür dilerim, e… Efendim! Ö… Özür dilerim! Ye… Yemin ederim bir daha a… Asla olmayacak, efendim!” diye kekeledi.
“Ben Kral Chesed. Bana ‘Majesteleri’ ya da makamıma yakışır herhangi bir hitapla seslenebilirsin,” dedi yaşlı iblis, kendini işaret ederek.
Bu da senin yeni efendin,” diye devam etti, yanındaki genç, çekici iblisi işaret ederek.
“Evet, Majesteleri,” diye cevap verdi Azlyn, başını hafifçe eğerek.
Duyduklarına inanmakta zorlanıyordu. Zihninde fırtına gibi dönüp duran düşüncelerin arasına bir yenisi daha eklenmişti.
Gerçekten sarayda mı çalışacaktı şimdi? Hem de prenslerden birinin özel kölesi olarak? Gerçekten oluyor muydu bu? Neden onun başına geliyordu?
Bir köle için saraya seçilmek kulağa iyi bir şey gibi gelebilirdi ama iblislerin diyarında bunun tam tersi geçerliydi.
Bir kölenin çalışabileceği en kötü yerlerden biri saraydı, burası bütün diyar içinde en çok köle ölümünün yaşandığı yerdi.
“Adın ne, köle?” diye sordu Kral Chesed. Sormasına sorsa da cevabın umurunda olmadığı belliydi. O, herkese istediği gibi hitap ederdi.
“Adım Azlyn, efendim.”
“Azlyn, öyle mi? Peki,” dedi Kral Chesed, yanındaki genci işaret ederek. “Bu de oğlum Prens Reve. Artık senin efendin o. O ne derse onu yapacaksın.”
Elbette, efendim. Teşekkür ederim, Majesteleri,” diye karşılık verdi Azlyn, bir kez daha başını eğerek.
“Sizi bırakayım da birbirinizi biraz daha iyi tanıyın. İşin bitince onu odasına götür. Belki kıyafetlerini de temizletmek istersin, kirli elleriyle onlara değdi,” diye alay etti Chesed. “İyi geceler, oğlum. Doğum günün kutlu olsun.”
Bununla birlikte Kral Chesed odadan çıkıp ikisini yalnız bırakarak sarayın derinliklerine doğru gözden kayboldu.
Prens Reve bir an durup Azlyn’e baktı. Azlyn huzursuz hissetmeye başlamıştı, onun kendisine baktığını hissetse de yüzüne bakmaya cesaret edemiyordu.
Prens muhtemelen ondan hayal kırıklığına uğramıştı. Doğum günü için büyük ihtimalle böyle sefil bir köle beklemiyordu.
Keşke yok olup gidebilseydi, diye düşündü Azlyn. Prens o kadar yakışıklıydı ki… O ise karşısında sefil bir hâlde duruyordu.
Asırlar gibi gelen bir sessizliğin ardından, prens dönüp kapıyı kapattı, ona doğru bir adım atıp elini başına uzattı.
Kanadığını fark etmişti, yarasına bakmak istiyordu. Ama Azlyn’in nasıl ürperdiğini görünce elini hemen geri çekti.
Yumuşak bir sesle, “Sana vurmayacağım,” dedi.







































