
Kuralsız Maç
“Bacaklarını aç, Millie.”
Babamın salonunun başantrenörü ile ringde olduğuma inanamıyordum. Leo benden on yaş büyüktü ve kesinlikle bana yasaktı. Üstelik beni gizli gizli çalıştırıyordu.
Fırınımı kurtarmak için Hediyeleşme Günü turnuvasına katıldığımda ailemin tamamı bana karşı bahis oynamıştı. Babam, Leo’nun kazanmam için beni çalıştırdığını öğrenirse, onu işten kovar, beni de hemen reddederdi.
Aramızda başka neler olduğunu bilse neler yapacağını ise düşünmek bile istemiyordum.
Leo ayağıyla ayaklarımı açtıktan sonra, başıma kesin belâ açacak o yaramaz sırıtışıyla baktı.
“Aferin sana...”
Galiba ben de biraz belanın buna değeceğini düşünmeye başlıyordum.
Birinci Bölüm
MILLIE
Bu adamın diliyle yaptıklarını izlemekten asla bıkmazdım.
“Beğendin mi?” diye fısıldadım. Ağzına bakmaktan, dilinin alt dudağında kaymasını izlemekten kendimi alamıyordum.
Ben de buna izin verirdim. İkimiz de bitkin düşene, geriye tek bir damla bile kalmayana kadar her parçasını yalamasını keyifle izlerdim.
“Tutamayacağın sözler verme.”
Gülümsemesi büyüdü. “Ah, bunu seve seve kanıtlarım. Sen bana bu ikramları vermeye devam et, ben de…”
“Millie!”
Hızla başımı kaldırdım, kasanın arkasından bana imalı imalı bakan Saffy’ye baktım. Tezgâhın önünde kapıya kadar uzanan bir kuyruk vardı.
Leo yüzünden, dükkâna dolan müşterileri fark etmemiştim, o kadar büyülemişti beni. Gerçi bunda şaşılacak bir şey yoktu. Adam yakışıklı, olgun erkeğin mükemmel bir örneğiydi.
Şakaklarından başlayıp sakalına karışan o gri teller… Sert, biçimli çenesinin etrafında muntazam bir biçimde birleşen sakalı ve bıyığı… Dolgun dudaklarını daha da öne çıkarıyordu.
Bir de vücudu vardı tabii. Yılların boks antrenörlüğü ile şekillenmiş, taş gibi kaslardan oluşan bir vücut… İsterse bu dükkândaki her şeyi yesin, yine de bir heykeltıraşın elinden çıkmış gibi görünürdü.
Saffy’ye, “Geliyorum!” diye seslendikten sonra Leo’ya dönüp özür diler gibi baktım. “Kusura bakma.”
“Önemli değil,” diye güldü, ağzının kenarındaki kremayı silerken. “Seni yeterince meşgul ettim. Çalışman lazım.”
“Yarın görüşürüz, değil mi?” diye sordum umutla. Gerçi sormama gerek yoktu. Pastaneyi açtığım ilk günden beri, her sabah aynı saatte gelir, o gün yaptığım en yeni ürünü denerdi.
Günün en güzel anıydı. Hele böyle berbat bir günde… Son on iki saattir sevgilimin yaptığı şey yüzünden ağlaya ağlaya gözlerim şişmişken…
Leo gülümsedi. “Aynı saatte, aynı yerde...”
Aynı anda ayağa kalktık, dizlerimiz birbirine çarpınca ikimiz de hafifçe irkildik. Masanın etrafından dolanırken elleri belime değince kızardım. Sert, güçlü ellerinin benim bıngıl bıngıl karnımda bıraktığı his…
Benim her yanım öyleydi zaten. Her şeyim fazla gibiydi. Genel olarak fazla…
Aynı anda, masada duran kapkekin kalan yarısına uzanırken parmaklarımız birbirine değdi.
Yumuşak bir sesle, “Pardon,” dedi. “Ben sadece…”
“Elimi tutmak mı istedin?” dedim, kendime bile şaşırarak. Az önce Leo’nun o keki yiyişini izlerken resmen eriyip gitmiştim ama bana değdiğinde içimde bambaşka bir enerji uyanmıştı, düşünmeden konuşmama neden olan, ilkel bir dürtü.
Gülerek parmaklarımı kavradı. “Yakalandım. Şimdi hiç geri vermeyebilirim.”
Elime kenetlenen eline baktım. Parmaklarını öyle kararlı bir şekilde benimkilerin arasına geçirmişti ki… Acaba dün gece başıma gelenleri duyduğu için mi üzülüyordu? Yoksa... Benimle flört mü ediyordu?
Kendimi tutamayıp, “Ben de istemeyebilirim,” diye takılıp sonra pişman oldum.
Üstüm başım perişandı. Sabahın köründen beri mutfakta koştururken üzerime sıçrayan hamur lekeleri, dağılmış saçlarım, şiş gözlerim… Baştan aşağı dağılmıştım. Leo gibi biriyle flört etmeyi düşünmek, hakkım değilmiş gibi hissettim.
Elimi geri çekmeye yeltenmiştim ki Leo daha sıkı kavradı. Sıcaklığı avucumdan koluma, oradan bedenimin belli bir noktasına yayılınca nefesim kesildi.
Leo tam bir şey söyleyecekken kapı açıldı, zilin o tanıdık tınısı cümlesini yarıda kesti. İçeri giren o iri gövdeyi ve dağınık sarı saçları tanımamak mümkün değildi.
Ryan... Beni aldatan eski sevgilim...
Nefesim kesildi. Yakalanmışım gibi, Leo’nun elini anında bıraktım.
Leo, neye baktığımı görmek için hızla arkasını döndü, sonra yüzüme dönüp kaşlarını çattı. Ayrılığımı duyduğu çok belliydi. Dün gece Ryan’ın telefonunda o mesajları gördükten sonra onu evden kovmuştum, o da soluğu ablam Astrid’in yanında almıştı.
Astrid’in sır saklama konusunda sicili berbat olduğundan haber doğal olarak, dakikalar içinde bütün aileme yayılmıştı. Leo bu sabah dükkâna geldiğinde konuyu açmayacak kadar nazik olsa da gözlerindeki ifadeden babamın ona her şeyi anlattığını anlamıştım.
Ryan kalabalığı yara yara doğruca bana yürüdü, aradaki müşterileri neredeyse iterek geçiyordu. Yaklaşmasına kalmadan Leo bir adım öne çıkıp aramıza girdi.
“Ryan, burada ne işin var?”
Gözleri Leo’nun elindeki yarım keke kayan Ryan küçümser bir ifadeyle sırıttı.
“Rahat ol, Trigger. Senin gizli zevkini çalmaya gelmedim,” diye cevap verdi.
Ailem Leo’ya Trigger derdi. Zamanında orduda keskin nişancıymış, sol kroşesi kurşun gibi hızlıymış. O yüzden onların gözünde adı buydu.
Ama benim için hep Leo’ydu. Adını aldığı Aslan burcu gibi…
Leo gözlerini kısarak Ryan’a döndü. “O zaman neden geldin?”
“Şunları asmaya,” dedi Ryan, kendi suratının kocaman basıldığı bir afişi kaldırarak.
Afişe daha yakından bakmak için yaklaştım. “Boks turnuvası mı?”
Yılbaşı bağış etkinliği idi, şehirdeki en iyi kadın ve erkek amatör dövüşçüyü belirlemek için düzenlenen bir turnuva. Bilet gelirleri bizim salona gidecekti. Her seviyeden katılımcı elemelerde boy gösterebiliyordu, finaller ise Noel’den sonraki gün yapılacaktı.
Elbette yıldız katılımcı da Ryan’ın ta kendisiydi. Eldivenleriyle havalı bir poz verdiği o fotoğraf, kocaman afişin en tepesine konmuştu.
Sinirden gözlerim doldu. Dişlerimi sıkarak, “Ciddi misin?” dedim. “Şu mesajları kim bilir kaç zamandır telefonunda sakladığını öğreniyorum, beni bile bile aldatıyorsun… Sonra gelip yüzünü vitrinime asmamı mı istiyorsun?”
“Eminim yoktur,” diye fısıldadım. “Senin hiç kabahatin olmaz zaten.”
Şaşırmamam gerekiyordu ama yine de bayağı bir canımı yaktı. Ryan, ailemizin salonundaki yıldız boksördü, babamın beni onunla çıkmaya razı etmek için neredeyse rüşvet verdiği o “altın çocuk”tu. Şimdi de ayrıldığımız için babamın Ryan’ın tarafını tutmasına şaşmamalıydım.
Ryan’ın beni aldatmış olmasını umursamıyordu bile. Astrid dün gece ayrıldığımızı haber verdiğinde babam bir şey söylemeye bile zahmet etmemişti.
Ryan yine ailemin desteğini alırken ben yine yalnız kalıyordum.
“Şu an bunun sırası değil,” dedi Leo sesini alçaltarak. Ona onu öldürecek gibi bakıyordu.
Ryan ise umarsızca omuz silkerek bana döndü.
“Koç, zorluk çıkardığın taktirde vade tarihinin yaklaştığını hatırlatmamı söyledi. Çek de nakit de olurmuş.”
“Bana pastane için borç veren o değildi,” diye tısladım. “Annemdi.”
O borcu ödemeye zaten niyetliydim ama annem öldüğünde yataktan çıkmaya bile hâlim yoktu. Ayda yüz pasta siparişi yetiştirmek bir yana, nefes almakta bile zorlanıyordum. Şimdi iyi sayılacak bir müşteri kitlem vardı ama bunu elde etmem zaman almıştı, o zamandan beri de sürekli borç kapatıp duruyordum.
Bir kuruş birikimim yoktu. Babam borcun tamamını hemen isterse pastane için yolun sonuydu.
“Fark etmez, Millipede (Kırkayak),” dedi Ryan şarkı söyler gibi. “Babanı karşına alma derim. Yoksa bu küçük diyabet batakhanesinden vazgeçmek zorunda kalırsın.” Parmağını havada dolaştırarak dükkânı işaret etti.
Ellerim yumruk oldu, gözlerime yaşlar doldu ama onun önünde ağlamayacaktım.
“Peki,” dedim sertçe. Elimi uzatıp ona dokunmamaya dikkat ederek ilanı parmaklarının arasından çekip aldım. “Asarım!”
Leo, “Millie…” diyordu ki elimi kaldırıp onu susturdum.
Ne kadar çabalasa da beni babamdan koruyamazdı.
Surat asarak vitrine gittim. İlanı asarken içim sızladı.
Bunu yaparak babamdan en azından küçücük bir onay kazanır mıydım? Sanmam...
Ama belki, o krediyi nasıl ödeyeceğime dair bir yol bulana kadar kapıma dayanmasını engellerdim.
“Astım işte,” diyerek Ryan’a döndüm. “Mutlu musun şimdi?”
Sinir bozucu bir biçimde sırıttı. “Seni görmek güzeldi, Millie.”
O kapıdan çıkar çıkmaz gözlerimden sicim gibi yaşlar dökülmeye başladı. Gözlerimi sertçe sildim. Onun için dün gece boyunca ve bu sabah yeterince ağlamış iken şimdi de bunlarla uğraşıyordum.
Tanrım, onun iyi biri olduğuna nasıl inanmıştım?
Leo’nun yüzüme dokunduğunu, başparmağımın ucuyla yanağımdaki yaşları silene kadar fark etmemiştim.
“Hişt,” dedi yumuşak bir sesle. Teninin sıcaklığı tenime geçti. “Karşılık verebileceğini biliyorsun. Böyle şeyleri sineye çekmek zorunda değilsin.”
Ağlamayla karışık bir gülme sesi çıktı dudaklarımdan. “Nasıl karşılık vereyim ki?”
Bakışları, vitrine astığımız ilana kaydı. “Turnuvaya katılarak.”
“Ne?” diye ciyakladım. Pastanedeki birkaç kişi başını bize çevirdi, Saffy bile kaşını kaldırıp baktı. Sesimi alçalttım. “Sanırım halüsinasyon görüyorum çünkü az önce, boks eldiveni takıp kendimi şu ana kadar ettiğimden daha çok rezil etmemi önerdiğini duymuş olamam.”
Leo’nun gözleri meydan okur gibi parladı. “Ben seni çalıştırırsam kazanırsın.”
Ağzım dilim kurudu. “Beni çalıştırırsan mı?”
Leo başını salladı, gerçekten heyecanlı görünüyordu. “Noel’e daha bir aydan fazla var ve salondaki kadın boksörlerin hepsi acemi. Sürpriz bir rakip olursun ama başarabilirsin. Kadınlar kategorisini kazanırsın ve ailene nasıl biri olduğunu göstermiş olursun. İçinde o güç var, Millie. Biliyorum.”
Yüzüne bakakaldım. Gerçekten bir boks turnuvasını kazanabileceğimi mi düşünüyordu? Hayatımda bir kez bile ringe ayak basmamışken?
“Galiba o kapkek seni biraz çarptı,” dedim kasaya dönerek. Saffy hâlâ kuyruktaki müşterilerle ilgileniyordu. “Gidip yardım etmem lazım.”
Daha bir adım atmıştım ki Leo bileğimi kavradı.
Tenimin onun dokunduğu kısmı alev aldı.
“Bir düşün, olur mu? Kazanırsan belki Ryan’a hak ettiği o yumruğu bile indirebilirsin.” Gözleri kocamandı, yüreklendiriciydi.
Gerçekten bana inanıyordu.
Nedenini hiç bilmiyordum.
Cılız bir sesle, “Tamam,” dedim ve kapıdan çıkışını izledim. O giderken kapının üstündeki küçük zil çınladı.
Boks eldiveni taktığım bir dünyayı hayal edince kendi kendime güldüm.
Sonra aklım bambaşka, çok daha ateşli bir yere gitti. Ringin ortasında duran terli, gömleksiz Leo’ya… Bana nasıl dövüşeceğimi gösterirken çıplak tenime dokunuyor…
Bu görüntüyle yanaklarım alev aldı, vücudum bir anda birkaç derece ısındı.
Turnuva için antrenman yapma fikri gerçek hayatta hiç de cazip değildi ama fantezisi kesinlikle öyleydi.





































