
CEO'nun Kırılgan Aşkı Kitap 2
Yazar
Kimi L. Davis
Okur
15,2K
Bölüm
10
Jenny ve Kieran'ın huzurlu aile hayatı, karanlık bir geçmişe sahip yeni bir eve taşınmalarıyla gizemli bir hal alır. Jenny, önceki sahibinin bıraktığı ür haunting el yazmalarına daldıkça, Emmie adında bir karakterle garip bir bağ hissetmeye başlar. Etraflarında rahatsız edici olaylar yaşanırken, Jenny büyüyen saplantısıyla başa çıkmaya ve ailesinin mutluluğunu korumaya çalışmalıdır. Evin sırları onu tüketecek mi, yoksa çok geç olmadan gerçeği ortaya çıkarabilecek mi?
Birinci Bölüm
Kitap 2
JENNY
Kieran’ın göğsünün inip kalkmasını, göz kapaklarının titremesini izlerken rüyasında ne gördüğünü düşünerek gülümsedim.
Birden cesur hissederek elimi sert göğsüne götürüp çıplak gövdesini boydan boya okşamaya başladım.
Beni her zaman seksle uyandırmak gibi bir alışkanlığı vardı. Belki bu sefer aynısını ben de ona yapabilirdim.
Parmaklarımı daha aşağılara indirdim. Gözlerimi yakışıklı yüzünden ayırmadan kalın penisini avucuma aldığımda hafifçe irkildi.
Ben gözlerini açacağını sanırken yumuşak bir inilti çıkarıp derin uykusuna devam etti. Yaptığı onca işten dolayı yorgun olmalıydı ya da belki de dün gece onu çok yormuştum.
Sadece düşüncesi bile yanaklarımın kızarmasına, bacaklarımın arasının ısınmasına neden oldu.
Kahretsin, Jenny. Kendine hâkim ol biraz!
Kocamı memnun etmeye konsantre olmaya çalıştım. Bir inilti daha çıkardığında kıkırdamamak için elimden geleni yaptım, uyanmasını istemiyordum.
Uyanmasını istemiyorsan neden onu tatmin ediyorsun?
Aslında tam olarak doğruyu söylemiyordum. Uyanmasını istiyordum çünkü sabahları ilk iş, gözlerini görmeye alışmıştım.
Beni her sabah o, uyandırırdı bu yüzden bugün ondan önce uyandığımda gözlerini açmasını çok istedim, güne yine o gözlere bakarak başlamak istedim.
Onu okşamaya devam ederek, Hadi, bebeğim, uyan, ~diye üsteledim. Sertleşmeye başlamasına rağmen gözleri hâlâ kapalıydı.
Neden uyanmıyordu? Her zaman benden önce uyanırken bugün neden uyanmıyordu?
Dün geceden dolayı yorgun olduğunu anlıyordum ama yorgunluğu, güne gözlerinde bana duyduğu aşkı görerek başlamama engel olmamalıydı.
İçimden öfke nöbeti geçirmekle o kadar meşguldüm ki uyanıp beni sırtüstü çevirip üstüme çıktığında afalladım.
Sonunda uyanmıştı.
“Yaramaz kız, bir adamı uyurken kızdırmaman gerektiğini bilmiyor musun?” diye mırıldandıktan sonra eğilip burnuyla boynumu okşayarak bacaklarımın arasının heyecanla titremesine neden oldu
“Kızdırmazsam adam uyanmaz, ben de güne başlayamam ve o adamdan güzel bir kızım olduğunu düşünürsek kalkıp o kıza bir an önce bakmam gerek,” diye cevapladım.
Kieran meme ucumu sıkıp boynumu öptüğü an dudaklarımdan bir inilti döküldü.
Uzun penisini bacaklarımın arasına yerleştirip hızlı bir hamleyle bana bir kez daha sahip olurken, “Eminim çocuk bekleyebilir ama ben sana sahip olmadan güne başlayamam,” dedi.
Onu tam olarak içime alabilmem için bir dakika hareketsiz kalıp sonra tekrar hareket etti.
Beni çabucak orgazma sürükleyen sert, sabit bir tempo tutturdu. Üstümde gezinen dudakları vücudumun her köşesini zevkten titretiyordu.
İnleyip kollarını tırmalamaya başladığımda bileklerimi kavrayıp başımın üzerine yerleştirmekte gecikmedi.
Tam doruğa ulaşıp altında titremeye başlamıştım ki, “Eller her zaman yanda,” diye mırıldanıp ateşli bir öpücükle dudaklarıma yapıştı.
Kısa bir süre sonra o da doruğa ulaştı, üstümde kaskatı kesilip içime boşaldı. Ona daha yakın olma isteğiyle kollarımı boynuna dolamaya çalıştığımda bileklerimi sıkıca kavramaya devam etti.
O kadar zamandır birlikte olmamıza rağmen, Kieran seks sırasında kontrolü asla bana bırakmıyordu ve ben kontrolü elime almayı gerçekten istiyordum. En azından bir kez...
İkimiz de kendimize geldiğimizde yüzünde gevşek bir gülümsemeyle burnumun ucunu öptü.
Kahverengi gözlerini gözlerime dikerek, “Günaydın, karıcığım,” dedi.
“Geç kaldın, kocacığım,” diyerek kızmaya çalışırken bile bana yaşattığı hazzın tadını çıkarıyordum.
“O kadar güzel bir rüya görürken nasıl uyanayım?”
“Aa!” Ağzım bir karış açık kaldı. “Ne görüyordun?”
“Aslında kimi ~desek daha doğru,” diye düzeltti, muzip bir sırıtışla.
“Tamam, rüyanda kimi ~görüyordun?”
Parmağıyla yüzümü okşadı. “Güzel bir kadını... Çok güzel bir kadını…”
Yüzüm düştü. Gözlerimi kısarak, “Kimi?” diye sordum.
“Adını söyleyemem ama uyanmak istemeyeceğim kadar güzel biriydi.”
Kızgınlığım korkuya dönüştü. Kalbimin en derin köşelerine gömdüğüm tüm kaygılarım, tedirginliklerim çirkin yüzünü bir kez daha gösterdi.
Kieran rüyasında güzel bir kadın görüyordu. Ben güzel değil miydim? Ona göre kadın o kadar güzeldi ki uyanmak istemiyordu, yani beni görmek istemiyordu.
Ben çirkin miydim?
Üvey ailemle ilgili anılar bir kez daha beynime hücum ederken gözlerimin dolduğunu hissettim. O anıları unutmaya çalışırken buz kestim.
Üvey ailemden duyduğum sözler aklımdan çıkmıyordu. Ölüyken bile bana rahat vermiyorlardı.
Kieran yüzünde bir gülümsemeyle bana bakıyor olsa da ben artık ona bakamıyordum.
Beynimde, üvey babamla üvey kardeşimin benimle alay ettiği, ne kadar çirkin olduğumu söylediği günlere dönmüştüm.
“Ah, hayır. Hayır, hayır, hayır, çileğim. Böyle yapma, içine kapanma.” Kieran’ın sesi çok uzaklardan geliyordu.
Yaşadığım kâbusa rağmen onun sesine tutunup içinde bulunduğumuz âna dönmeye çalıştım.
Gözlerimi kırpıştırarak kendimi topladım. Kieran elini yanağıma koymuş, endişeyle yüzüme bakıyordu.
“Benimle misin, canım?” diye sordu, tatlı bir sesle. Başımı sallarken bunca zaman sonra bile, artık hayatımda olmayan insanların etkisinde kaldığım için utandım.
“Özür dilerim. Sadece saçma bir şey düşünüyordum,” deyip kalkmaya çalıştığımda kollarımdan tuttu. “Bırak, gideyim. Rose’a bakmam gerekiyor,” dedim.
“Ben izin verene kadar olmaz,” deyip içimdeki öfkenin bir kez daha kabarmasına neden oldu.
“Sen o güzel kadınla ilgili rüyana devam et. Benim bakmam gereken bir kızım var,” deyip onu üzerimden itmeye çalıştığımda beni kolayca alt etti.
Yüzündeki muzip gülümseme geri dönmüştü.
“Ama sana kadının kim olduğunu söylemedim.”
“Gerçekten umurumda değil. Ona takıntılı olan sensin, ben değilim.”
Kıkırdadı. “Seni tanımasam beni kıskandığını düşüneceğim.”
Kalbimdeki acıyı görmezden gelmeye çalışarak, “Aklı başında her kadın, kocası başka bir kadınla ilgili rüya görüyorsa kıskanır!” diye çıkıştım.
Üvey babam asla kimse için yeterli olmayacağımı söylerken haklıydı. Asla yeterince güzel ya da akıllı olamayacaktım. Kanıtı da buydu.
Kieran bu sefer kahkahayı patlatınca kafasına bir şeyle vurmak istedim. Çok duyarsızdı.
Üzgün olmamı hiç umursamıyordu. Rüyasında başka bir kadını görmesinin beni ne kadar rahatsız ettiğini göremiyordu.
Gülerek, “Canım sevgilim,” deyip yana kayarak beni üstüne çekti böylece başımı omzuna yaslamaktan başka çarem kalmadı.
“Senden başka bir kadını hayal edebileceğimi nasıl düşünebilirsin?”
İçim biraz rahatlasa da omuz silktim. “Bilmiyorum. Adını bir türlü söylemedin ve çok güzel olduğunu söyleyip durdun.”
“Dalga geçiyordum. Rüyamda seni görüyordum bu yüzden doğal olarak uyanmak istemedim. Şimdi anlıyorum ki uyanıp seni görmek de aynı derecede güzel.”
Gözlerimi ona diktim. “Daha önce güzel değil miydi?”
Kıkırdadı, durumdan hâlâ eğleniyordu. “Seninle tanıştığımdan beri her günüm güzel, çileğim ve sen içinde olduğun sürece hayatım hep güzel olacak.”
“Yani…” dedim, üstüne basa basa. “Seni terk edersem hayat güzel olmaz mı?”
Bir anda yüzü değişti. Daha da sıkı sarıldı, kahverengi gözleri karardı.
“Bir daha asla böyle bir şey söyleme gafletinde bulunma, çileğim. Ciddiyim.”
Aniden korkuya kapılarak başımı salladım. “Özür dilerim.”
Alnımdan öptü. “Sen benim her şeyimsin, Jenny. Sensiz tek bir gün bile yaşayamam ve yaşamak da istemiyorum. Anlıyor musun?”
Gülümseyerek başımı salladım. “Seni seviyorum, Kieran.”
“Ben de seni seviyorum, Jen. Sadece seni... Bunu asla unutma,” deyip kızıma bir saat geç kalmama neden olan ateşli bir öpücükle dudaklarıma yapıştı.
***
“Anne!” Rose kollarını açmış, sabırsızlıkla onu kucağıma almamı bekliyordu. Hemen kucaklayıp tombul yanağından öptüm.
“Günaydın, prenses. İyi uyudun mu?” diye sordum. Güzel yüzünde kocaman bir sırıtışla kafa salladı.
“Evet!”
“Harika! Hadi, banyo yapalım, sonra da kahvaltı ederiz,” deyip onu, köpük banyosunun çoktan hazır olduğu banyoya götürdüm.
Rose’un banyo konusunda her zaman çok heyecanlı olması beni gerçekten mutlu ediyordu.
Hep çocuklarımın banyo yapmaktan hoşlanmayacağından, onları zorla yıkamak zorunda kalacağımdan, bunun da onları öfkelendireceğinden endişelenirdim.
Çocuklarımın hiçbir zaman üzülmesini istemiyordum. Onları mutlu etmek için elimden geleni yapmak istiyordum.
Banyodan sonra, ona yeni bir elbise giydirdim. Kieran, Rose’un kıyafetleri konusunda son derece titizdi.
Kızının asla eski bir kıyafet giymesini istemediğinden gardırobunun her ay yenilenmesini sağlıyordu. Tüm eski kıyafetleri, ayakkabıları ve aksesuarları çıkarılıp yenileriyle değiştiriliyordu.
Bu konuda sık sık tartışıyorduk. Ben kızıma bir kıyafeti birden fazla kez giydirmekte bir sorun görmezken Kieran öyle düşünmüyordu.
Ona bunun müsriflik olduğunu ne kadar söylesem de dinlemedi.
Bunu sadece Rose’a yapıyor olsaydı sorun etmezdim ama bana da aynı şekilde davranıyordu. Gardırobum, tıpkı kızımızınki gibi her ay yenileniyordu.
Kieran aynı kıyafetleri giymeme izin vermiyordu. Bir gün bana, elbiselerimi bir kez giydikten sonra atmak istersem bunu yapmakta özgür olduğumu, eskisini hemen yenisiyle değiştireceğini söyledi.
Ne zaman onunla bu konuda tartışmayı düşünsem toplumun gözü önünde olan biri olarak karısının ve kızının eski kıyafetlerle görülmesine izin vermeyeceğini söylerdi.
Onu utandırmak istemediğim için mecburen susardım.
Kızıma, “Aç mısın?” diye sordum.
Başını sallayıp, “Evet, anne,” derken durakladı. “Babam gitti mi?”
“Henüz değil,” diye kafa salladım. “Seni bekliyor. Bugün seninle kahvaltı etmek istiyor.”
Kieran’ın çoktan oturduğu, hizmetçinin çayını doldurduğu yemek masasına gittiğimizde Rose’un yüzü aydınlandı. Kieran bizi görünce gülümseyip Rose’u kollarına almak için ayağa kalktı.
“Günaydın, gün ışığım!” diyerek yanağına bir öpücük kondurdu. “Her zamanki gibi çok güzel görünüyorsun!”
Rose, “Babacığım!” diye haykırıp küçük kollarını babasının boynuna doladı. Artık oradan inmeyeceğimi biliyordum. Kieran ona kucağında kahvaltı ettirmek zorunda kalacaktı.
Rose, ikimizin ~kızı olsa da Kieran’ı benden daha çok sevdiği aşikârdı.
Tam da beklediğim gibi, kahvaltı Rose’un babasının kucağında yemek yemesiyle geçti.
Kieran, geç kalmasına ve telefonunun sürekli çalmasına rağmen her şeyi görmezden gelip sadece kızına odaklandı.
İkisinin iletişimini izlerken Rose’un bir kardeşi olsaydı nasıl olurdu diye düşünmeden edemedim. Zaten iki yaşındaydı, belki de Kieran ile başka bir çocuk sahibi olmamızın vakti gelmişti.
Neden ona sormuyorsun?
Evet, ona sorabilirdim ama ya başka çocuk istemiyorsa? Rose ile çok mutluydum ama onun da benim gibi yalnız büyümesini istemiyordum.
Eskiden bir üvey ağabeyim olmasına rağmen yine de çok yalnızdım.
Kieran, “Pekâlâ, şimdi uslu bir kız ol. Akşam döneceğim,” deyip Rose’u yanağından öptü. Onu kucağıma vermeye çalıştığında kıyamet koptu. Ağlayıp sızlayan kızımı yere bırakıp Kieran’ı öptüm.
“Günün güzel geçsin. Varır varmaz beni ara,” dedim.
Ceketini giydirmeye başladığımda, “Ararım. Dikkatli ol, tamam mı? Bu ufaklığa da hâkim ol,” diye cevap verdi.
Kıkırdayarak kafa salladım. “Tamam, olurum. Bir de mümkünse biraz erken gelmeye çalış, Kieran. Sana söylemek istediğim bir şey var.”
Endişeli bakışlarla, “Önemli bir şey mi?” diye sordu.
“Sayılır,” diye omuz silktim. “Ama çok acil değil. O yüzden eve erken gelmek için acele etme.”
“Şaka mı yapıyorsun? Eve, sana, Rose’a gelmek için bir bahaneye ihtiyacım vardı ve sen, benim inanılmaz karım, babamla kardeşime sunabileceğim mükemmel bir bahane verdin.”
Şoförün onu işe götürmek için beklediği kapıya yönelirken, “Merak etme, çabucak dönerim,” deyip alnımdan öptü.
“Seni seviyorum,” deyip Rose’un da aynısını söylemesini bekledim.
Rose bağırırcasına, “Seni seviyorum, baba!” deyince Kieran’ın gülümsemesi daha da büyüdü.
“Seni seviyorum, tatlı karıcığım,” deyip bir öpücük verdikten sonra kızına döndü. “Seni seviyorum, prenses.”
Rose minik elini parmağıma doladı ve ikimiz, Kieran’ın bizi günü birlikte geçirmek üzere yalnız bırakıp evden çıkmasını izledik.
Ama yakında döneceğini biliyordum ve o zaman ona, ikinci çocuğu yapmak isteyip istemediğini soracaktım
Sadece birkaç saat dişimi sıkmam gerekiyordu, o kadar.










































