Galatea Logo
ListelerDestek
Kurt Adamlar ve Şekil Değiştiriciler
Mafya
Milyarder Romantik
Zorba romantizmi
Yavaş gelişen romantizm
Düşmandan Sevgiliye
Paranormal Romantik
Yetişkin Eşler
Spor hikayeleri
Üniversitede Geçen Kitaplar
İkinci Sans Hikâyeleri
Tüm Kategorileri Gör
App Store'da 4,6 puanlı
Kullanım KoşullarıGizlilikCayma hakkıYasal Bilgiler
Galatea on FacebookGalatea on InstagramGalatea on TikTok
Cover image for Evlilik Pazarlığı

Evlilik Pazarlığı

Yazar
Gallina Brindamour
Okur
507K
Bölüm
79
Yazar
Gallina Brindamour
Okur
507K
Bölüm
79
⚔️Aksiyon & Macera💪🏻Alfa Erkekler💍Görücü Usulü Evlilik💪🏻Muhafız🧙‍♂️Paranormal & Fantastik💪Güçlü Kadınlar👑Kraliyet ve Aristokratlar👩🏻‍🍼Anneler

Bir ittifakı güvence altına almak için zorla evlendirilen Celia Montgomery, şefkat nedir hiç bilmemiştir. Öz ailesi tarafından bir kenara itilen ve bir pazarlık aracından farksız görülen Celia, özgürlüğün —kullanılmadığı, gerçekten istendiği bir hayatın— hayalini kurar. Ancak rakip bir laird ile evlenmesi için gönderildiğinde, kaçış umutları hiç seçmediği bir geleceğin içinde kaybolur.

Brian Armstrong kendisini hiçbir zaman bir koca olarak hayal etmemişti. Geride bıraktığı geline olan bağı arzudan değil, görev bilincindendi. Ancak topraklarını tehdit eden tehlike baş gösterince, yasa önünde kendisine ait olan kadını almak için geri döner; karşısında bulduğu ise gölgelerden bile ürken ve özgürlüğü için yalvaran nazik ama tutkulu bir eştir.

Zorunlulukla başlayan bu bağ, Brian’ın Celia’nın gözlerindeki gerçeği gördüğü an değişir: sakladığı yalnızlığı, sahip olduğundan habersiz olduğu gücü ve onda şiddetli bir koruma içgüdüsü uyandıran sessiz cesareti.

Fakat kalenin içinde sırlar gizlidir. Ve birileri Celia’nın gitmesini istemektedir.

Tehditler yaklaştıkça ve hayatı pamuk ipliğine bağlıyken Brian, Celia’nın güvenebileceği tek adam haline gelir. Hayatı boyunca kendini hiç güvende hissetmemiş olan Celia ise bir zamanlar korktuğu kocasına karşı çekim hissetmeye başlar.

Tehlikeyle birbirine bağlanan ve yavaş yavaş şefkatle sarmalanan Celia ve Brian, evliliklerinin sadece bir ittifak mı olduğunu… yoksa her ikisinin de kaderini yeniden yazacak kadar güçlü bir aşkın başlangıcı mı olduğuna karar vermelidir.

Bölüm 1: Önsöz

Fırtına, Montgomery Malikanesi'nin üzerinde evin temellerini sarsacak bir öfkeyle koptu. Yağmur çatıya vuruyor ve büyük salonun yüksek pencerelerini dövüyordu. Gök gürültüsü tepelerin ardında yankılandı; bu ses, Finella’nın çıplak ayaklarının altındaki taş zemini titretecek kadar derindi.
Her şimşek çakışı mermer sütunları bir anlığına bembeyaz yapıyor, sonra onları tekrar karanlığa gömüyordu. Finella salonun ortasına yakın bir yerde duruyordu. Sırılsıklam olmuştu ve titriyordu. Elbisesi tenine yapışmıştı.
Koyu renk saçlarının uçlarından sular damlıyor ve ensesinden aşağı buz gibi akıyordu. Charles’ın sadece birkaç dakika önce çok sert sıktığı bileği sızlıyordu. Adam, gözlerinde yanan bir öfkeyle onu yağmurun altından içeri sürüklemişti.
Salonun diğer ucunda, Charles Montgomery sanki fırtına ve kinden yontulmuş bir adam gibi duruyordu. Binici ceketi ıslaktı, çizmeleri çamurluydu ve yüzü öfkeden kıpkırmızı olmuştu. Şapkasının kenarından, aralarındaki taşlara yağmur suyu damlıyordu.
Ama onu en çok korkutan şey adamın gözleriydi. Vahşi değildi. Kararlıydı.
“Onu buraya getirdin,” dedi. Finella’nın nefesi kesildi. Charles bir adım daha yaklaştı. “Benim evime. Benim toprağıma. Benim yatağıma.”
Bu sözler, herhangi bir tokattan daha ağır bir darbe indirdi. Onun arkasında, Alaric Croft kapıların yanındaki gölgelerden dışarı adım attı. Finella’nın kalbi yerinden oynadı. “Hayır,” diye fısıldadı.
Peşlerinden gelmemeliydi. Buraya gelmemeliydi. Ama işte oradaydı; meşale ışığının altında yağmurdan sırılsıklam olmuş ve solgun görünüyordu. Koyu renk saçları alnına yapışmıştı.
Gözleri önce Finella’yı buldu. Kendi için değil, onun için korku doluydu. Onu asıl yıkan şey de buydu.
Charles bunu gördü. Dudakları kıvrıldı. “İşte,” dedi usulca. “İşte tam olarak bu.”
Alaric iki elini yavaşça havaya kaldırdı; bu bir teslimiyet değil, elinde silah olmadığını göstermek içindi. “Onu rahat bırak, Charles.”
Charles güldü. Bu ses boğuk ve çirkindi. “Kendi salonumda bana emir mi veriyorsun?”
“Senden ona zarar vermemeni istiyorum.”
“O benim karım.”
“O bir kadın,” dedi Alaric. “Bir eşya değil.”
Charles o kadar hızlı hareket etti ki, Finella ilk darbeyi zar zor görebildi. Yumruğu Alaric’in çenesine patladı ve başını yana savurdu. Alaric sendeleyip sütunlardan birine tutundu ve sonra yeniden doğruldu.
Finella çığlık atarak öne atıldı. Charles onu kolundan yakaladı ve elbisesinin kolunu yırtacak kadar sert bir şekilde geriye çekti. Omzunda keskin bir acı hissetti. Kulağına eğilerek, “Beni rezil ettin,” dedi. “Kendi evimde beni aptal yerine koydun.”
Alaric ağzındaki kanı sildi. “Senden korkmadan önce o sevgi doluydu. Senin katlanamadığın şey de bu.”
Charles’ın yüzü karardı. O korkunç anda, Finella onun Alaric’i oracıkta, şahitlik eden sütunların ve fırtınalı gökyüzünün altında öldüreceğini sandı.
Bunun yerine Charles onu en yakındaki ahşap kanepeye doğru itti. Finella tahtaya çarparak dizlerinin üzerine düştü. Charles, kapıların yakınında bekleyen muhafızlara, “Onu gözümün önünden alın,” diye emretti.
“Hayır!” diye çığlık attı Finella.
Alaric onlarla dövüştü. Elbette dövüşecekti. Ama adamlar çok fazlaydı ve Charles, adamlarının Alaric’i fırtınanın içine doğru sürüklemesini soğuk bir memnuniyetle izledi. Kapılar onu yutana kadar Alaric’in gözleri Finella’nın üzerinde kaldı.
Yağmurun sesi ve Finella’nın kesik kesik nefesleri dışında salon sessizliğe büründü. Charles ona döndü. Öfkesi yerini daha kötü bir şeye bırakmıştı. Daha kasıtlı bir şeye. “Hamilesin.”
Finella donup kaldı. Bu kelimeler odadaki tüm havayı çekip almıştı sanki.
Charles salonu yavaşça geçip onun önünde durdu. Çizmeleri taşların üzerinde çamurlu izler bıraktı. “Ondan mı?”
Finella kendine engel olamadan elini karnına götürdü. Charles bunu gördü. Yüzü kasıldı.
Konuşmaya çalıştı ama ağzından hiçbir kelime çıkmadı. Charles ona tokat attı. Darbenin şiddetiyle yana savrulup kanepeye çarptı. Yanağında keskin ve yakıcı bir acı patladı. Ağzına kan tadı geldi.
Charles onun önünde çömeldi ve çenesini eliyle kavradı. Sessizce, “Gideceksin,” dedi. “O piçi buradan çok uzağa götüreceksin. Ve geri döndüğünde, bana erkek çocuklar vereceksin.”
Gözyaşları gözlerini yakıyordu ama Finella onların akmasına izin vermedi. “Ya reddedersem?”
Adamın gülümsemesi silik ve ruhsuzdu. “O zaman seni de onun yanına gömerim.”
Kanı dondu. Alaric. Charles ona biraz daha eğildi. “Onun nereye kaçacağını bilmediğimi mi sanıyorsun? Aşıkların gizliliği güvenlikle karıştırdıklarında nereye saklandıklarını bilmediğimi mi sanıyorsun?”
Finella’nın kalbi hızla çarpmaya başladı. Charles onu bıraktı ve ayağa kalktı. “Üç günün var,” dedi. “Bu günleri akıllıca kullanmak için dua et.”
Sonra onu o soğuk zeminde yapayalnız bıraktı. Yağmur, pencerelere fırlatılan taşlar gibi çarpmaya devam ediyordu.
***
Üç gün boyunca, Finella’nın odası onun hapishanesi oldu. Kapıda muhafızlar beklemeye devam etti. Kepenkler dışarıdan kilitlenmişti. Bir eli kalbinin altında büyüyen canın üzerinde, diğeri morarmış yanağına bastırılmış halde odanın içinde volta atarken mumlar eriyip tükendi.
Alaric’ten hiçbir haber gelmedi. Hiçbir hizmetçi onunla göz göze gelmek istemiyordu. Üçüncü gece, nöbetçiler değiştiğinde ve koridor kısa bir süreliğine sessizleştiğinde, Finella titreyen elleriyle çalışma masasından bir parşömen aldı.
Tek bir mumun ışığında yazı yazdı.
Alaric,
Bize karşı kin besleyecek kadar şey biliyor, ama çocuğu benden koparacak kadar değil. Burada kalamam. Bu bebeğin Charles’ın zulmü altında büyümesine izin veremem. Aşkla, korkuyla ve şu ana kadar bildiğim tek şefkatle doğan bir şeyi sahiplenmesine de izin veremem.
Benimle hava kararırken huş ağacı korusunda buluş. Eğer hâlâ yaşıyorsan, benim için gel. Eğer bu dünyada birazcık merhamet kaldıysa, çabuk gel. Yalnız başıma gidemem.
Daima senin olan,
Finella
Gözyaşları mürekkebi dağıttı. Titreyen parmaklarıyla mektubu mühürledi ve hâlâ ona acıyarak bakmaya cesaret edebilen tek hizmetçi kızın ellerine tutuşturdu. “Lütfen,” diye fısıldadı Finella. “Bunu ona ulaştır.”
Kız dehşet içinde başını salladı. Finella beklemeye başladı.
***
Akşam karanlığı kasvetli ve soğuk bir şekilde çöktü. Gökyüzü hâlâ fırtınanın yorgunluğunu taşıyordu. Kepenkleri kapalı penceresinin önünde durdu. Ayrılamıyordu ve kapısının dışındaki muhafızın hareket ettiğine dair herhangi bir işaret dinliyordu. Ama muhafız yerinden kıpırdamamıştı.
Huş ağacı korusu malikane duvarlarının ötesindeydi ve solan ışığın altında solgun ve hayalet gibi görünüyordu. Alaric geldi. Finella onu kepenklerin arasındaki dar çatlaktan gördü. Pelerinine sıkıca sarılmış halde gümüş-beyaz ağaçların altında yürüyordu. Aldığı nefes havada buharlaşıyordu. Bir eli hâlâ dayak yemiş gibi acıyormuşçasına böğrüne bastırılmıştı.
Tekrar tekrar malikaneye doğru baktı. Bekliyordu. Onu bekliyordu.
Finella iki elini de pencere pervazına bastırdı. “Alaric,” diye fısıldadı nefes nefese.
Ama onun arkasında koru hareketlendi. Charles gölgelerin arasından çıktı. Finella donup kaldı. Ağzından tek bir ses bile çıkamadı.
Alaric dönmek için çok geç kalmıştı. Bıçak alacakaranlıkta bir kez parladı. Finella’nın çığlığı odayı yardı geçti, ama duvarlar bu çığlığı esir aldı.
Alaric, dökülen huş ağacı yapraklarının arasına diz çöktü. Başını malikaneye, onun penceresine doğru kaldırdı; sanki onun orada olduğunu bir şekilde biliyordu. Sonra Charles bir kez daha vurdu.
Finella yere yığıldı, bir eliyle ağzını sımsıkı kapattı. Dışarıda, solgun ağaçların altında Charles, Alaric’in bedeninin yanına diz çöktü. Ona yaklaştı ve Finella’nın duyamayacağı sözler fısıldadı.
Sonra onu gözden uzaklaştırmak için korunun derinliklerine doğru sürükledi. Yaprakların üzerinde karanlık bir kan izi kaldı. O gece Finella’nın içinde bir şeyler koptu.
Fakat kalbinin altındaki bebek hareket etti. Küçük bir kıpırtıydı. Bir hatırlatmaydı. Huş ağaçlarının altında her şey ölmemişti.
***
Haftalar sonra, Finella oradan gönderildi. Herkese açık bir şekilde değil. Bir törenle de değil. Charles, ev halkının karısının morlukları ya da adını bile anmak istemediği bir hamilelik hakkında sorular sormasını istemiyordu.
Onu yaşlı bir ebenin ve iki sessiz muhafızın gözetiminde, kuzeye gönderdi. Tuzlu sularla yıkanan kıyının yakınlarındaki gri taştan bir kulübeye yerleştirildi. Orada, deniz onun tek şahidi oldu.
Dalgalar gece gündüz kulübenin altındaki kayaları dövüyordu. Martılar uçurumların üzerinde çığlık atıyordu. Rüzgar, kepenkleri o kadar sarsıyordu ki bütün küçük ev yalnızlıktan nefes alıp veriyor gibi görünüyordu.
Finella çocuğunu bekledi. Hastalıkla, korkuyla geçen günlerde bekledi. Alaric’in yüzünün rüyalarına girdiği uzun gecelerde ve Charles’ın tehdidinin şafakla geri döndüğü sabahlarda bekledi. Sonra, soluk kış gökyüzünün altındaki sert bir sabahta, doğum sancıları başladı.
Duvarların ardında deniz gürlerken ebe mum ışığında ona yardım etti. Acı, acımasız dalgalar halinde Finella’yı esir aldı, ama o yatağın direğine tutundu ve pes etmeyi reddetti. Zaten çok şey kaybetmişti. Bu çocuğu da kaybetmeyecekti.
Şafağa doğru, bir bebeğin ağlaması kulübeyi doldurdu. Bir kız çocuğu. Koyu renk saçlı. Küçücük. Ve hayata karşı öfkeli.
Finella onu kollarına aldı ve ağladı. Acısı azaldığı için değil. Umut, bu acıya rağmen hayatta kaldığı için.
Çocuğun minik yüzüne, kızarmış yanaklarındaki koyu renk kirpiklerine ve bir kez daha öfkeyle ağlayan küçük ağzına baktı. “Buradasın,” diye fısıldadı Finella. “Buradasın.”
Öğleden önce kapı açıldı. Charles eşikte duruyordu. Ebe kaskatı kesildi. Vücudunun her yeri ağrıyan, zayıf düşen ama hâlâ savaşmaya hazır olan Finella bebeği kendine daha sıkı bastırdı.
Charles’ın bakışları çocuğa kaydı. Sadece kısa bir anlığına. Finella’nın zaten bildiği şeyi görecek kadar uzun bir süre. Alaric’in gözleri.
Charles’ın dudakları gerildi. “O benim değil.” Finella hiçbir şey söylemedi. “Onu kabul etmeyeceğim,” dedi.
Bu kelimeler onu yıkmalıydı. Ancak bunun yerine bir kalkan oldular. Charles pencerenin dışındaki denize doğru baktı. Daha nefes almadan önce nefret etmeyi seçtiği bu bebekten şimdiden sıkılmıştı.
“Şimdilik o sende kalsın,” dedi. “Ama Montgomery Malikanesi'ne dönersen, bana ne borçlu olduğunu hatırlayacaksın. Erkek çocuklar, Finella. Meşru erkek çocuklar. Yoksa onu bile elinden alırım.”
Bu tehdidi sakince dile getirdi. Bu durumu daha da kötü yapıyordu. Sonra döndü ve kapıyı arkasından çarparak çıktı.
Finella kızına baktı. Bebek sessizleşmişti; sanki hayata tutunuyormuş gibi minik yumruklarından biri Finella’nın göğsüne kıvrılmıştı. “Sen onun değilsin,” diye fısıldadı Finella. “Sen onun acımasızlığı değilsin. Sen onun utancı değilsin. Sen onun olmanı istediği ceza değilsin.”
Bebek kıpırdadı. Finella onun koyu renk saçlarına bir öpücük kondurdu. “Celia,” diye fısıldadı. Bu isim aylar önce, kederinin en kötü zamanlarında, hayatta kalabilmek için güzel bir şeye ihtiyaç duyduğunda aklına gelmişti. Cennetin hediyesi.
Aşktan ve kayıptan doğan, ama ne zulme ne de ölüme ait olan bir hayat.
Günler sonra, Finella ayağa kalkacak kadar güçlendiğinde, Celia’yı yün bir beze sardı ve huş ağacı korusuna geri döndü. Ağaçlar soluk sabah gökyüzünün altında gümüş gibi duruyordu. Çimenlerin üzerinde kırağı vardı.
Yaşlı bir huş ağacının altındaki toprak, yarısı yapraklarla gizlenmiş alçak bir tümsek oluşturmuştu. Finella kucağında kızıyla oraya diz çöktü.
“Bir kızım var,” diye fısıldadı. Rüzgar dalların arasında nazikçe esiyordu. “Senin gözlerine sahip.”
Celia, sıcak ve nefes alarak onun kalbinin üzerinde uyuyordu. Minik yüzü Finella’nın çenesinin altına saklanmıştı. Finella gözlerini kapattı.
Charles hâlâ bekliyordu. Montgomery Malikanesi hâlâ ayaktaydı. Gelecek hâlâ korku doluydu.
Ama kollarında Celia nefes alıyordu. Ve huş ağaçlarının altındaki o kırılgan sabahta, umut da nefes alıyordu.

Galatea’yı Keşfet

CEO'nun KülleriOmega'nın Peşinde Kitap 3Sahne Işıklarının Altında Kitap 3Sana Kandım Kitap 3Çarpık Zihinler Kitap 2

En Yeni Yayınlar

Mafya ve Aşk Kitap 3Mafya ve Aşk Kitap 2İkinci Bir ŞansDağyarı Sürüsü Serisi 5. Kitap: KehanetPierce Charming Akademisi 2: Yarı Tanrı Kralı Öpmek ve Diğer Kötü Kararlar

Okuma listeleri

Hepsini gör

Okuyucu topluluğumuzun derlediğ kitap koleksiyonları ile romantizmin dünyasına dalın.

Zıt kutuplar 3

Yazar: sunny_dragonfruit_023

19 kitap

Türkçe

Yazar: Asliiturkiye

366 kitap

Alfa serisi

Yazar: yasemin175

21 kitap

Iyilik A.Ş

Yazar: Kynta

10 kitap

2. Kitap Bekleniyor

Yazar: Elf

14 kitap

🌕Moon Goddess🌙

Yazar: Moon Goddess

67 kitap

Okudum

Yazar: urbeknt

287 kitap

OKUDUKLARIM

Yazar: Pharma

307 kitap

D.- Devam ettiklerim

Yazar: Hygge

21 kitap

Ceo

Yazar: Anamenya

48 kitap

En güzel kitaplar

Yazar: Nermin

210 kitap

Beğendiklerimden

Yazar: Hygge

28 kitap

En çok sevdiğim kitaplar

Yazar: tyrion

46 kitap

Severek okuduklarım

Yazar: Hygge

17 kitap

Yeni okuma önerileri

Yazar: Hygge

8 kitap