Galatea Logo
ListelerDestek
Kurt Adamlar ve Şekil Değiştiriciler
Mafya
Milyarder Romantik
Zorba romantizmi
Yavaş gelişen romantizm
Düşmandan Sevgiliye
Paranormal Romantik
Yetişkin Eşler
Spor hikayeleri
Üniversitede Geçen Kitaplar
İkinci Sans Hikâyeleri
Tüm Kategorileri Gör
App Store'da 4,6 puanlı
Hizmet ŞartlarıGizlilikBaskı
Galatea on FacebookGalatea on InstagramGalatea on TikTok
Cover image for Kazara Gelinler 2. Kitap: Draco'nun Karısı

Kazara Gelinler 2. Kitap: Draco'nun Karısı

Yazar
Mira Matic
Okur
15,6K
Bölüm
20
Yazar
Mira Matic
Okur
15,6K
Bölüm
20
🤑Milyarder💰Milyarder🏙️Çağdaş👩🏻‍🍼Anneler

Jade elinde bir yıl dönümü pastasıyla geldi. Kırık bir kalple ayrıldı. Bir çift topuklu ayakkabı. İki şarap kadehi. Her şeyi yanlış anladığına yemin eden bir koca. Ama Jade artık mükemmel eşi oynamaktan bıktı. Sırlar. Arzu. İhanet. Üç çocuk. Patlamak üzere olan bir evlilik.

SİZ onu affeder miydiniz?

Bölüm 1: Hata

JADE

“Lily?” Gözlerimi kapatıp telefonu kulağıma bastırdım.
“Hiç de hatırımı sormak için aramışsın gibi konuşmuyorsun,” diye duygusuzca karşılık verdi.
Haklıydı. Bu, bu ay sahip olduğu birkaç boş günden biriydi ve ben onu mahvetmek üzereydim.
“Senden bir iyilik istemem lazım.”
Bir an duraksadı. “Çocuklarla ilgili bir iyilik mi?”
Hoşuna gitmeyeceğini bilerek yüzümü buruşturdum. “Onlara bakmana ihtiyacım var. Sadece birkaç saatliğine.”
“Hayır.” Bunu beklesem de bu kadar çabuk reddetmesi canımı yakmıştı. Lily çocuklarıma değer veriyordu; onları, özellikle de Hellena’yı kendince seviyordu. Ancak anneliği sıkıcı ve insanı boğan bir tuzak olarak görüyordu. Benim ailemle nasıl başa çıktığımı izlemek de kesinlikle onun bu fikrini değiştirmiyordu.
“Lütfen.” Koridordaki duvara yaslandım. “Bugünün ayın kaçı olduğunu unutup bakıcıya üç gün izin verdim.” Parmaklarımla eşofman altımdaki sarkan bir iplikle oynuyordum. “Erkek arkadaşıyla doğa yürüyüşü planlamışlar. Onların bu planını mahvedemem.”
Lily burnundan sesli bir nefes verdi. “Belki benim de planlarım vardı?”
“Var mı?”
“Hayır. Ama planım hiçbir şey yapmamaktı.”
Gülümsememek için dudağımı ısırdım. Klasik Lily işte. Dışı ne kadar sertse içi bir o kadar yumuşaktı. En azından bana karşı öyleydi.
“Lütfen?” diye bir kez daha şansımı denedim. “Hellena’nın seni gördüğünde nasıl sevindiğini biliyorsun.”
Yediği şeyin kıtırtısını duydum. “Hangi önemli tarihi unuttun?”
Derin bir nefes aldım, yalan söyleyip bir azar daha işitmekten kurtulmayı çok istiyordum. Lily hiçbir zaman Ivan’ı pek sevmemişti. Son zamanlarda ise bu durum daha da kötüleşmişti; iğneleyici laflar etmek yerine sessiz kalıyordu. Adını söylediğimde eskiden yaptığı o ufak tefek yorumlar artık yoktu.
Bunun yerine tamamen içine kapanıyordu ve onun bu sessizliği, şakalarından çok daha huzursuz ediciydi. Nedenini sormadım. Ivan’ın son zamanlarda çok yoğun bir programı vardı, eskisinden bile daha yoğundu. Lily’nin erkek arkadaşı da Ivan’ın koruması, sağ kolu ve en yakın arkadaşı olarak çalışıyordu. Benim kocamı özlediğim gibi onun da sevgilisini özlediğini düşündüm. Bugün beni kurtarması için ona tam da bu yüzden ihtiyacım vardı.
Sonunda, “Evlilik yıldönümümüz,” dedim.
Sessizleşti, ardından sert bir nefes verdi. “Neyin yıldönümü? Düğün dediği o sirkin mi?”
Üzerime çöken baş dönmesiyle merdivenlere yığıldım. Dün öğlenden beri hiçbir şey yememiştim. İnsanın hayatının değiştiğini hissedip bunun ne zaman veya nasıl olduğunu bulamaması bir şeydi. Ama bunu başkasının ağzından duymak çok başka bir şeydi.
“Tamam, başka birini bulurum.” Telefonu kulağımdan uzaklaştırdım. Tam kırmızı düğmeye basacakken pes ettiğini belli eden sesli bir nefes verdi.
“Getir onları. Ama benden bebeğini emzirmemi bekleme.”
“Allah korusun.” Yüzümü buruşturup merdivenlerdeki çocuklara döndüm ve başparmağımla onlara her şeyin yolunda olduğunu işaret ettim. Yüzleri aydınlandı; Lily Teyze onlar için tatlılar ve sınırsız video oyunu demekti.
Lily mırıldandı, “Yine de dişleri çıkmış bir bebeği emzirmeyi bırakman gerektiğini düşünüyorum.”
Gülümsedim. Kimsenin istemediği, iyi niyetli bir başka tavsiyeydi bu.
“Düşüneceğim,” diye mırıldandım, dudaklarım hafifçe kıvrıldı. “Ve Lily… teşekkür ederim.”
“Evet, evet…” deyip telefonu kapattı.
Çocukları toparlayıp arabaya bindirdim. Lily’nin evinin önüne geldiğimde o çoktan dışarı çıkmıştı. Kollarını kavuşturmuş, bana sarılmaktansa silkelemeyi tercih edecekmiş gibi bakıyordu. Biz zaman zaman birbirimize sert sözler söylemekten çekinmeyen türden arkadaşlardık ama bu başkaydı. Bu, gerçekten öfkeli göründüğü bir andı.
Aptal değildim; son zamanlarda işlerin zor gittiğinin farkındaydım. Sadece bunları nasıl düzelteceğimi bilmiyordum, bu yüzden olayları akışına bırakıyor, kendi ihtiyaçlarımı erteliyordum. Zaten sahip olmadığım neyi isteyebilirdim ki? Sağlıklı çocuklarım vardı. Bir işim vardı. Beni önemseyen arkadaşlarım vardı. Daha fazlasını istemek nankörlük olurdu.
“Bu üstündeki de ne?” Gözleri üzerimdeki büyük beden tasarım kapüşonlu üstüme ve bol pantolonuma takıldı.
“Ne olmuş? Ne var ki?”
“Sokakta yaşıyor gibisin.”
Dudağımı ısırdım. Lily gibi biri için çok şık olmayan her şey böyle görünürdü. Parası olmadığı zamanlarda bile kıyafetlerini pahalı ve kaliteli göstermenin bir yolunu bulurdu. Bu yeteneği onu zengin etmiş, geçmişte en çok paraya ihtiyacımız olduğu dönemlerde bizi kurtarmıştı.
“Sıradan bir anne gibi görünüyorum.” Sabah ne giydiğimi bilmiyormuşum gibi üstüme başıma baktım.
“Tam olarak öyle.” Gözlerimin içine baktı ve onun sadece sinirlenmediğini anladım. Gerçekten öfkeliydi.
“Eminim Ivan için planladığın o romantik yıldönümünde çocuklarını da yanına alıp kucağında oturtmayı tercih ederdin,” diye çıkıştı. “Allah korusun onları bir günlüğüne başkasına bırakırsın.”
Haksız sayılmazdı. Öyle yapardım. Ivan sorun etmezdi; çocuklara bayılıyordu. Özellikle son zamanlarda iş yerinde bu kadar zor günler geçirip onlara yeterince vakit ayıramamışken buna çok sevinirdi.
“O nerede şimdi?” diye sordu Lily sertçe.
“Ofiste.”
“Hı-hı.”
Bunun kulağa geliş şeklinden hiç hoşlanmamıştım. Hellena’nın kemerini çözüp onu ve bebek eşyalarıyla dolu devasa çantayı Lily’ye uzattım. “Çocuklar, uslu durun. Lily Teyze’nin size iyi davrandığına pişman etmeyin.” Sürücü koltuğuna dönmeden önce alınlarından öptüm.
Planım basitti. Belki de biraz saflıktı. Ivan sabahın erken saatlerinde uçakla dönmüş ve bizi uyandırmamak için doğrudan ofisine geçmişti. Son zamanlarda bunu sık sık yapıyordu. Gelirken aldığım pasta kutusuyla yan koltukta duruyordu; şekerin o yoğun, tatlı kokusu arabayı sarmıştı.
Şık kutunun altından bir kağıt ucu görünüyordu: Çıktısını aldığım ve son birkaç aydır defalarca okuduğum üniversite broşürleriydi bunlar. Kendime hayal kurma izni verdiğimde üniversiteye gittiğimi, hep yapmak istediğim bir şeyi yaptığımı düşlerdim.
Ama bugün konu o kızla ilgili değildi. Üniversite veya benim isteklerimle ilgili değildi. Bugün tamamen bizimle ilgili olmalıydı. Ona yakın olmam, bana ihtiyacı olduğu hissi içimde bir aciliyet duygusu yaratıyordu.
Pastayı kağıtları tamamen gizleyecek şekilde kaydırdım. Onları görmek bile midemi bulandırmaya yetiyordu. Çocuklar yoktu. Dış dünya yoktu. Sadece ikimiz ve çalınmış birkaç saat. Baş başa kalmayalı o kadar uzun zaman olmuştu ki.
Arabayı küçük Akdeniz kasabamızın merkezindeki en yüksek binaya doğru sürdüm. Otopark kartımla yeraltı garajına girdim ve kollarımda taşıması zor olan o ağır pasta kutusuyla asansöre binip en üst kata çıktım.
Bir an için ofise bağlı dairenin şifresini değiştirip değiştirmediğini düşündüm. Buraya gelmeyeli çok uzun zaman olmuştu. Işık yeşile döndü. Kilit tık etti. İçeri adım attım ve hiçbir mantıklı sebep yokken kendimi bir davetsiz misafir gibi hissettim.
İçerisi hiç de beklediğim gibi değildi. Yorgun kocamın ofisine bağladığı o özel alanda uyuyor olmasından başka bir şey beklememiştim.
Ama daha fazlasını buldum. Çok daha fazlasını.
Gözlerimi bir kez, sonra bir kez daha kırptım. Manzara değişmedi. Masanın üzerinde yarı boş bir şarap şişesi duruyordu. Yanında ise iki kadeh vardı. Birinin kenarında küçük kırmızı bir ruj izi duruyordu. Zihnim olanları hafifletmeye, yumuşatmaya ve bahaneler bulmaya çalışarak beni korumaya çabalarken bakışlarımı hızla oradan kaçırdım.
Sonra onları gördüm: Kanepenin yanına düzgünce bırakılmış iki siyah topuklu kadın ayakkabısı. Sahiplerinin gelip onları tekrar giymesini bekliyormuş gibi yatak odasına doğru bakıyorlardı. İçimdeki o keskin, parçalayıcı acıyı yerinde tutabilirmişim gibi elim içgüdüsel olarak mideme gitti.
Havada yanlış bir koku vardı; kadın parfümü ve beklemiş şarap kokusu. Boynumun arkasında ter damlaları birikmeye başladı.
Çantamın derinliklerinden telefonum çalmaya başladı; tiz ve ısrarcı bir sesti. Uzanamadım. Yatak odasına giden koridora doğru bakakaldım; sanki görünmez bir ip belime dolanmış da beni ileri doğru çekiyordu.
Kapı açıldı. Yavaş çekimde bir trafik kazasını izlemek gibiydi. Sonucunun ne kadar korkunç olacağını bilseniz de gözlerinizi oradan alamazsınız.
Ivan odadan çıktı. Bir anlığına kalbim o tanıdık görüntüyle yerinden fırladı: Kocam samimi ve sıradan bir ev hali içindeydi.
Ancak durum hiç de öyle değildi.
Elinde bir havlu vardı, onunla saçlarını kuruluyordu. Gömleğinin düğmeleri yarıya kadar açıktı ve yamuk iliklenmişti, kemeri ise belinden gevşekçe sarkıyordu. Önceki geceden kalma gözlerinin altı morarmış ve kızarmıştı. Bu manzara nefesimi kesti. Ağzım açıldı ama hiçbir ses çıkmadı.
Beni gördüğünde adımını atarken donup kaldı. “Jade.”
Öylece durduk. İkimiz de fazla uzamış, ha koptu ha kopacak gibi gergin hissettiren bir ana hapsolmuştuk. Yüzümü gördüğünde, belki de alışkanlıktan, önce neredeyse gülümser gibi oldu ama sonra yüzümde her ne gördüyse dudakları düzleşti ve kaşları çatıldı.
Gözleri hızla odanın içinde gezindi; şişeye, kadehlere ve ayakkabılara baktı. Sanki onları ilk defa görüyormuş gibi, sanki bu eşyaların neden orada olduğunu ya da o partiyi kimin verdiğini bilmiyormuş gibi bakıyordu.
Telefon tiz sesiyle, uzaktan uzağa çalmaya devam ediyordu. Geriye doğru bir adım attım.
O ise öne doğru bir adım atıp elimi tutmak için uzandı. Ondan hiç bu kadar hızlı uzaklaşmamıştım. Asla.
“Tanrım, Jade, sadece bekle,” dedi, adım dudaklarından dökülürken parçalandı. Sesi çaresizlikten kazınmış gibi pürüzlüydü. “Düşündüğün gibi değil... Hadi ama, bu bir hata.”
Havluyu yere düşürdü. Yere düşerken çıkardığı o küçük, yumuşak ses içimde bir şeylerin kopmasına neden oldu. Hızla arkamı döndüm, kapı kolunu buldum ve koşmaya başladım. Ciğerlerim yanıyor, koridor gözümün önünde bulanıklaşıyordu. Gözlerim sızlıyordu ama henüz ağlamıyordum. Sadece bir ateş basması, kafatasımın dar geldiğini hissettiren bir baskı vardı.
Buraya gelmek büyük bir hataydı, diye düşündüm çılgınca.
Tüm hayatım, sanki baştan aşağı koca ve çirkin bir hataymış gibi yerle bir oldu.

Discover Galatea

7 Yıl Sonraİşler Tersine DönünceThe Irish Syndicate 1. Kitap: Günahkâr ArzularımızYoldaThe Wolfsbane Rogues 1. Kitap: Alpha Marius

En Yeni Yayınlar

Geriye Kalanlar: John Baker’ın HikayesiŞeytanın Gülü 2: Prangalı AşkKararlı ve AteşliKanadı Kırık Kuşlar 3: Sonsuza Dek KırıkYaz Ayı 1. Kitap: Alfanın Eşi

Okuma listeleri

Hepsini gör

Okuyucu topluluğumuzun derlediğ kitap koleksiyonları ile romantizmin dünyasına dalın.

Favorilerim

by Elf

38 kitap

The Best📚

by emlcrk

67 kitap

Benim kitaplığım❤️❤️❤️

by vuslat hayal

227 kitap

OKUDUKLARIM

by Pharma

299 kitap

Okudum

by urbeknt

287 kitap

En güzel kitaplar

by Nermin

207 kitap

Kitaplarım

by burcudeniz

245 kitap

Türkçe

by Asliiturkiye

348 kitap

Okunan kitaplar

by mavi rota

395 kitap

Zıt kutuplar 3

by sunny_dragonfruit_023

19 kitap

Alfa serisi

by yasemin175

21 kitap

Iyilik A.Ş

by Kynta

10 kitap

2. Kitap Bekleniyor

by Elf

14 kitap

🌕Moon Goddess🌙

by Moon Goddess

64 kitap

Ceo

by Anamenya

48 kitap