
Kara Yürek Alfaları
Bölüm 5
Jasmine’in gününün nasıl geçtiğini anlatmasını dinleyen Jacob, böyle zamanlarda işitme cihazlarını üreten insanlara minnettar hissediyordu.
Kızının heyecanla, hızlı hızlı konuşması çok mutlu olduğunu, pek çok yeni arkadaş edindiğini gösteriyordu. Babasının durumunun farkında olan Jasmine konuşurken işaret dilini kullanıyordu.
Üç yaşındayken, babasının diğer çocukların ebeveynlerinden farklı olduğunu öğrenince işaret dilini öğrenmek istemişti.
Babasının sağır olmasını sorun etmiyordu. Aksine, bunu onunla konuşmanın havalı bir yolu, ortak gizli dilleri olarak görüyordu.
Jacob ve William’dan temel bilgileri öğrenip, dört yaşındayken de vaftiz babasının gösterdiği YouTube videolarını izleyerek kendi kendine öğrenmeye başlamıştı.
Annesi ona hamileyken kızamıkçık kaptığı için Jacob işitme kaybı ile doğmuştu.
Jacob üç çocuğun sonuncusuydu. Ebeveynleri ona normal bir hayat sunmak için her şeyi yapmışlardı.
Tedaviler yapılmış, doktor ziyaretleri oyun saatlerini aşmış, hemşireler ve doktorlar dört yaşına kadar Jacob’ın en iyi arkadaşları olmuştu.
Jacob annesinin sesini ilk kez altı aylıkken duymuştu. Bunu hatırlamıyor olsa da o anın videosunu izlemişti.
Annesi ona sımsıkı sarılarak ağlamış, oğlunun sesine karşılık verdiğini gören babası da gözyaşlarına boğulmuştu.
En iyi konuşma terapistlerine sahip olup işaret diliyle konuşmayı öğrenmesini sağladıkları için Jacob onlara sonsuza dek minnettar kalacaktı.
Onu ihtiyaçlarını destekleyen bir okula göndermişlerdi. Sadece ailesi değil abisinin arkadaşları bile sevildiğini hissettirmek için işaret dilini öğrenmişlerdi.
Şimdi kızı da onunla işaret dili kullanarak konuştuğu için daha da çok sevildiğini hissediyordu.
“Ve bana altın bir yıldız verdi çünkü hem herkesten önce bitirdim hem de hepsini doğru yaptım. Benimle gurur duyuyor musun, baba?” dedi Jasmine, hem konuşup hem işaret ederek.
“Babası prensesiyle her zaman gurur duyar,” diye cevap verdi Jacob, işaret diliyle.
Jasmine babasının iltifatına gülümseyip kucağına çıktı.
Pijamalarını giyip televizyonun karşısına kurulan ikili, hafta sonu film geceleri için yüzüncü kez Tangled izlemeye hazırlandılar.
Patlamış mısır, meyve suyu ve abur cuburlarını alıp kanepeye yayıldılar. Jasmine kumandaya basıp Flynn Rider ile aynı anda konuşmaya başladı.
Jacob, Jasmine'in küçük hikâyenin her detayını yakalaması karşısında gözlerini devirdi. Cuma gecesi olmasına rağmen evde oturmuş, bir Disney filmi izliyordu.
Geleceğinin böyle olacağını hiç düşünmemiş olsa da değiştirmeye de pek hevesli değildi.
İzledikleri üçüncü film olan Brave sırasında, Jasmine babasının dikkatini çekebilmek için eline iki kez vurup “Baba?” diye seslenmek zorunda kaldı.
“Evet, bebeğim?
Jasmine sol elindeki altın işlemeli bileklikle oynayarak, “Annemi özlüyor musun?” diye mırıldandı.
“Her gün,” diye yanıtladı Jacob, hiç tereddüt etmeden.
“Yeni bir anne istersem kızar mı?” dedi Jasmine. Babasının yüzündeki çelişkili duyguları fark ettiği için sesinde hafif bir korku vardı.
“Gerçekten yeni bir anne istiyor musun?” diye sordu Jacob, dikkatli bir şekilde. Jasmine’in unutmaması için annesinin anısını canlı tutmaya özen göstermişti.
Küçük kız annesi tarafından en son kucakladığında sadece üç aylıktı.
Jacob anne kızın birlikte çekilmiş fotoğraflarından birini Jasmine’in yatağının yanına diğerini de oturma odasının her gün görebilecekleri bir köşesine koymuştu.
Yeni bir anneye sahip olma konusu hiç gündeme gelmemiş olsa da Jacob o günün geleceğini biliyordu ve belli ki o gün bugündü.
“Tabii sen de istersen. Sadece ikimiz olduğumuz için mutluyum ama...” diye söze başlayan Jasmine babasının gözlerinin dolduğunu görünce sustu.
Jacob William haklıydı, ~diyedüşündü. Sahalara geri dönme zamanı gelmişti. Jacob o zamanlar konfor alanından çıkmaya tam olarak hazır olmadığı için birkaç hafta önceki buluşma sadece bir deneme sürüşü gibiydi.
O buluşmaya hem arkadaşının gönlü olsun diye hem de meraktan gitmişti. Şimdi küçük kızına bakınca, artık zamanının geldiğine karar verdi. Jasmine’in saçlarıyla oynayarak buruk bir şekilde gülümsedi.
“Sorun yok, prenses…”
He geçen gün biraz daha büyüyen Jasmine’in hayatında bir kadının varlığına ihtiyacı vardı. Jacob kızına hem anne hem baba olmakla gurur duyuyor olsa da bazı günler zor geçtiği için biraz yardım alması fena olmayabilirdi.
“Anneni unutmayacaksın ama değil mi?” diye sordu.
“Asla,” diye dürüstçe cevap verdi babasının cesur, gözü pek, küçük prensesi.
Jacob flört dünyasına girerken temkinli olması gerektiğini biliyordu. Her kadın bir başkasının çocuğuna annelik yapamazdı.
Tanıştığı her kadını öylece Jasmine’in hayatına sokup onu üzmelerine izin veremezdi.
Küçük kızını kucaklayıp, çiçekli köpük banyosuna sokarken başından öperek, “Baban senin için gelmiş geçmiş en iyi anneyi bulacak,” dedi.
Jasmine karşılık olarak babasının boynuna daha da sıkı sarıldı.
Pazartesi sabahı çabucak gelip çattı. Jasmine ve Jacob mutfakta oturmuş, bir yandan sessizce kahvaltı ederken bir yandan da iPad'den eski Sofia ~bölümlerini izliyorlardı.
İkilinin her gün saat gibi uydukları bir programları vardı.
Jacob doğduğu günden beri çok uslu olan bir çocukla kutsanmıştı. Sorun yaşadığı tek zaman korkunç iki yaş dönemiydi. O yaştan itibaren her şey yolunda gitmişti.
Jacob kızını büyütürken hem çok pek çok kitabı takip etmiş hem de kendi yöntemlerini uygulamıştı.
Yurtdışında oldukları için ailesinden çok az yardım almıştı. Yazın bir aylığına ziyarete gelen ailesi kısa bir süre sonra Almanya'ya dönmüşlerdi.
Jacob Amerika'ya ilk olarak son sınıfına başlamak üzere olan bir değişim öğrencisi olarak gelmişti. Bu, onun için büyük bir değişiklik olsa da ailesinden büyük destek almıştı.
Onu misafir eden harika aile, Jacob programdan sonra üniversitede kalmaya karar verdiğinde de vekil ailesi olmaya devam etmişlerdi.
William da Amerika'ya göç edince Jacob üniversitede yeni bir hayata başlamak üzere arkadaşına katılmıştı. İki adam da yıllar önce verdikleri karardan asla pişman olmamışlardı.
Jasmine iPad’in ekranında birden beliren yüksek sesli açılır iletiye tıklayınca bir kulak ve stetoskop simgesi ile sabah dokuz yazısı belirdi.
“Baba, unutma, tamam mı?” dedi, ciddi bir ifadeyle.
Jacob kıkırdayıp başını salladı. Kızının elinden gelse evin ebeveyni rolünü üstleneceğini biliyordu.
Jasmine minik ellerini uzatıp babasının kulağının arkasındaki cihaza dokundu. Jacob cihazı kanal içi bir alıcıyla birlikte iki kulağına birden takarak çevresindeki seslerin frekansını ayarlayabiliyordu.
Her şeyin olması gerektiği gibi çalıştığından emin olup oluşan herhangi bir kulak içi birikimden kurtulmak için üç ayda bir kontrole gitmesi gerekiyordu.
Jasmine babasının kulağının arkasından hoparlöre kadar uzanan şeffaf kabloya dokunarak “Acıyor mu?” diye sordu.
“Gençken acıyordu ama artık geçti,” diye cevapladı Jacob.
“Ben nasıl sağır olmadım, baba?” Genelde her şeyi oluruna bırakan Jasmine ilk defa böyle bir soru soruyordu.
“Annen seni karnında taşırken hasta olmadı,” cevabını alması dizisine dönmesine yeterli oldu.
Jacob gülerek, başını sallayıp banyoyu hazırlamaya gitti. Şu an yarı giyinikti ve o gün için ihtiyaç duydukları her şey kapının yanındaydı.
Kısa süre sonra banyoya gelen kızına diş fırçasının bulunduğu lavaboyu işaret edip sonra da küveti gösterdi. Jasmine’in işaret diliyle “Teşekkür ederim babacığım,” demesinin ardından odasını kontrol etmek üzere ayrıldı.
Kızının okul kıyafetini çoktan hazır ettiğini görünce ne kadar düzenli bir çocuk olduğunu düşünüp gülümsedi. Jasmine babasına saç örgüsü ile kıyafetlerinin düzeltilmesinden başka iş bırakmıyordu.
Sadece altı yaşında olmasına rağmen gerçekten bağımsız bir çocuktu. On beş dakika sonra giyinmek için odasına gittiğinde, Jacob “Seninle aşağıda buluşuruz, prenses,” deyip yanından ayrıldı.
Jacob aşağıda beklerken Lexi arayıp, “Selam Jacob,” diyerek son derece neşeli bir şekilde selam verdi.
“Selam, n’aber?”
“Bugün Jazzy'yi alıp almayacağımı teyit etmek için aradım.”
“Evet, her zamanki gibi. Yoksa başka bir planın mı vardı?”
“Pek sayılmaz ama akşam yemeğine kalmamın bir sakıncası var mı? Birlikte vakit geçirmeyeli uzun zaman oldu,” dedi Lexi, aynı neşeli sesle.
Jacob bunun üzerine biraz düşündü. Eskiden sadece Annabella yanlarındayken takılırlardı; asla baş başa kalmazlardı. Yıllar boyunca sadece Jasmine üzerinden iletişim kurmuşlardı.
Yine de bir arkadaşla akşam yemeği yemekten zarar gelmezdi.
“Tabii. Jazzy'ye yemeğe kalacağını söylerim. Çok sevineceğine eminim,” diye gülümseyerek cevap verdi.
Lexie, “Harika,” deyip son birkaç şey söyledikten kapattı.
Jacob saate bakınca gitme vaktinin geldiğini fark etti.
Eşyalarını alıp dış kapıya giden koridorun başında kızını beklemeye başladı.
Bir dakika sonra merdivenlerden indiğini duydu. Küçük kızı Princess Jasmine baskılı kapüşonlu elbisesi ve deniz mavisi Vans ayakkabılarıyla okula gitmeye hazırdı.
Jacob onu, “Çok güzel görünüyorsunuz, Majesteleri,” diyerek selamladı.
Jasmine kıkırdayıp, babasını elini tutarak dışarı çıktı.
Onu okula bırakmak giderek daha kolay hâle geliyordu. Artık kendisine eşlik edilmesini istemiyor, kendi başına rahatça sınıfına gidip yeni arkadaşlıklar kurabiliyordu.
Her zaman kesin olarak yaptığı bir şey varsa o da babasına bir veda öpücüğü vererek onu ne kadar sevdiğini söylemekti.
Bu vedalaşmaya tesadüfen tanık olan anneler ikiliye hayranlık, sevgi dolu bakışlar atıp yakışıklı babanın dikkatini çekmeye çalışıyorlardı. O sabah, biri bu konuda özellikle başarılıydı.
Kızıl saçlı bir kadın, Jasmine'in ilk gün tanıştığı çocuğa koşmasını izleyen Jacob’a “Günaydın, Jacob,” diye seslendi.
Jacob, “Merhaba. Günaydın, Betty,” diyerek nazik bir karşılık verdi.
Betty, “Nasılsın?” diye devam etti.
“İyiyim, teşekkür ederim. Ya sen?” Jacob'ın buna ayıracak zamanı yoktu. Kadının gözlerindeki ifade ile vücut dilinden bunun öylesine bir selamlaşma olmadığını anlamıştı.
Betty Jacob’a biraz daha yaklaşıp, “İyiyim, iyiyim. Merak ediyordum da kızlarımız iyi anlaştığına göre onlar için bir oyun günü ayarlamamızın sakıncası var mı?” diye sordu.
Jacob Betty’nin kızının adını hatırlamaya çalışsa da başaramadı. “Affedersin ama seninki hangisiydi? Jasmine’in bahsettiği o kadar çok kız arkadaşı var ki…” diye cevap verdi.
Betty, Jacob'ın sesinin ne kadar tok, şehvet uyandırıcı olduğunu fark edince dudağını ısırdı. Alman ve Amerikan aksanlarının karışımı onu çok etkiliyordu.
“Ellie,” diye cevap verdi. Jacob ona Ellie'yi hatırlatacak bir şey bulmaya çalışsa da başaramadı. Ellie’nin kim olduğunu Jasmine'e sorması gerekecekti.
Nazik bir şekilde, “Bu konuyu Jasmine ile konuşup seni aramama ne dersin?” diye sorduğu an eline bir kart tutuşturuldu.
Karta bakınca Betty’nin emlakçı olduğunu öğrendi. Betty, “Çok uzun sürmesin ama,” diyerek göz kırptı.
Jacob, “Elbette. İyi günler,” deyip hızla arabasına atladı.
Sabah trafiğine çıkarken, Kadınlar bugünlerde kurt gibi, ~diyedüşündü.
Continue to the next chapter of Kara Yürek Alfaları