Cover image for Lycan Vârisi

Lycan Vârisi

Safkan Lycan

Kiara aynada yüzüne bakarak koyu kahverengi yorgun gözlerine odaklandı. Beline kadar uzanan kızıl saçları darmadağınıktı. Derince bir iç çekti.
Ayak bileğindeki şıngırdayan zincir eşliğinde yatağına doğru yürüdü. Dominic’in onu hırpalamasının üzerinden bir hafta geçtikten sonra nihayet iyi hissetmeye başlamıştı.
Tabii ne kadar mümkün olursa.
Uyandığından beri Dominic ortalıkta görünmediği için sebebini merak etmekten kendini alamıyordu.
Kapının açılmasıyla sarışın bir adam içeri girdi. Kiara, “Sen kimsin?” diye sordu.
Adam sırıttı. “Başına gelenler ve kim olduğun hakkında konuşmaya hazır mısın?” Kiara gözlerini devirdi. “Bak. Bunu ister…”
“Kolay ya da zor yoldan yapabiliriz, evet, biliyorum. Bunu tahmin edebileceğinden çok daha fazla duydum.”
Adam şaşkınlıkla ona baktı. “Konuş,” dedi. Kiara ağzını açmamaya kararlıydı. “Tüm günüm boş.”
“Benim de öyle. Kahrolası yatağa zincirliyim, o yüzden yakın zamanda bir yere gidebilecekmişim gibi görünmüyor.”
“Blake sana neden işkence etti?”
Kiara şaşkınlıkla adama baktı. “Çok sevgili Alfa’nız beni buraya getirmeden bir gün önce Blake’in elindeydim. O bana işkence etmedi.”
Adam bu cevabı beklemiyor gibiydi.
“Öyleyse neden bacağında ısırık yarası ve göğsünde pençe izi vardı?” Kiara bakışlarını yere indirdi.
Adam, “Standart ülke sürü kurallarına göre ısırılmamış bir insanı yakalamanın yasak olduğunu ve ölümle cezalandırıldığını biliyor musun?” diye sordu. Kiara başını kaldırıp ona baktı.
Ülke sürü kuralları birçok sürünün alfaları tarafından belirlenmişti. Her sürünün uyması gereken üç kural vardı.
Bu kurallar insanları, safkan lycanları ve diğer kurt adamları yakalayıp onlara işkence etmeyi içerdiğinden, ülkedeki sürülerin çok azı bu kurallara takılırdı.
Temelde aynı olan kuralların tek farkı, farklı türler için geçerli olmasıydı.
Aklına Safkan Lycan takıldı. O, tanrıçanın yarattığı ve tüm kurt adamların asıl kanını taşıyan kurttu. O ölürse, tüm kurt adamlar ölürdü.
Adam, “Sana bir şey sordum,” diyerek onun düşüncelerini böldü.
Kiara, “Evet, farkındayım,” diye cevapladı.
Adam başını onaylarcasına salladı. “O yaraları nasıl aldın?”
Kiara, zihninde Beta’nın yüzünü görünce duraksadı. Gözlerinin dolmaya başladığını hissederken başını iki yana salladı.
“Bize anlatmak gerçekten bu kadar zor mu?”
Kiara’nın bakışları kapının çerçevesine yaslanmış Dominic’e kaydı.
Adam, “Alfa,” diyerek saygıyla başını eğdi.
Kiara, “Evet, zor,” diye cevap verdi.
Dominic ona doğru yürüdü. “Neden? Korktuğun ne?” diye sordu.
Sensin.
Kiara bu düşünceyi zihninden uzaklaştırarak adamın ela gözlerine baktı. “Hiçbir şeyden korktuğum yok.”
Dominic homurdandı. “Ah, demek öyle? Madem korkmuyordun, neden kaçtın?”
Kiara, “Çünkü lanet olası kurt adamlardan bıktım!” diye çıkıştı.
“Ben insanım! İnsanlarla yaşamak ve her köşeyi döndüğümde omzumun üzerinden bakarak arkamı kollamak zorunda olmamak istiyorum! Gittiğim her yerde kurt adam görmek istemiyorum! Farklı olduğumun ve son on beş yıldır bana yaşatılanların yüzüme vurulmasını istemiyorum!”
Kiara bunları onun yüzüne haykırdığı anda istediğinden fazlasını söylediğini anladı. Gözyaşları yanaklarından süzülürken gözlerini kapattı.
Dominic, “Son on beş yılda sana ne oldu?” diye sordu. Sakin sesi neredeyse korkutucu tınlıyordu.
Kiara, “Bana bunları anlattırma,” diye cevap verdi. Dominic’e bakınca gözlerinin değiştiğini gördü. Yine Alfa gözlerine dönmüştü.
Alfa, “Bedenini gördüğümü sandığında neden deliye döndün?” diye sordu. Kiara’nın yanağından bir damla daha süzüldü. Kollarını kendi gövdesine sardı. “Koluna bakayım.”
Kiara, “Lütfen bana bunu yaptırma,” dedi.
“Koluna bakmama izin ver, Kiara.” Adamın yara izlerini göreceğini biliyordu. “Bunu zorla yapmak istemiyorum.”
Kiara bunu yapmayacağını umarak yalvaran gözlerle ona baktı. Yine de Dominic bileğinden tutup onu kendine çekti.
Kolunu sıyırıp kolundaki üç ısırık izine ve sayısız irili ufaklı yara izine baktı. Çenesini sıktı. Arkasındaki adam şok olmuştu.
“Bunu sana kim yaptı?” Dominic’in sesi karanlık ve tehditkâr bir tondaydı. Kiara cevap vermedi.
Dominic onun kolunu bırakıp ellerini yatağın iki yanına koyarak doğrudan gözlerinin içine baktı. “Bunu. Sana. Kim. Yaptı?”
“Muhtemelen Kara Orman Sürüsü.” Kiara sürüsünün adını duyunca donup kaldı.
Dominic bakışlarını kapı aralığında duran Zack’e çevirdi. Ondan bir şeyler saklıyormuş gibi görünen herhangi bir sürü olup olmadığını anlamaya çalışmasını istemişti.
Dominic doğrulurken, Beta’sı içeri girdi. “Bu ismi uzun zamandır duymamıştım,” dedi.
Zack başını salladı. “Onlarla en son safkan lycanlar hakkında bildiklerimizi öğrenmek istediklerinde iletişim kurmuştuk. Yirmi yıl önce.”
Dominic, “O zamanlar Alfa babamdı,” dedi. Zack tekrar başını salladı.
Dominic, Kiara’nın kolunu işaret ederek, “Sence bunu ona neden yaptılar?” diye sordu.
“Çünkü sürüleri yaklaşık bir hafta önce saldırıya uğradı. Sadece üç kurt kaçabildi. İstihbaratımıza göre onlara saldıran Blake idi ve sen de bir gün sonra onu tutsak olarak buldun. Kızın yüzündeki ürkek ifade de bunu doğrular nitelikte.”
İkisi de rengi atmış Kiara’ya baktı.
Dominic zihin bağlantısı aracılığıyla iki adamına, ”Bırakalım dinlensin. Biz ofisimde konuşuruz,” ~dedikten sonra, adamlar odadan çıktı. Dominic kapıya doğru yürürken dönüp ona baktığında onun için üzüldüğünü hissetti.
Kiara, “Kim,” diyerek lafa girdi. Dominic tekrar dönüp ona baktı. Kiara ayağa kalkıp ona doğru birkaç adım attı. Hâlâ şoktaydı. “Kimler kaçmış?”
Dominic, Zack’e zihin bağlantısı aracılığıyla bunu sordu. Zack, ”Alfa, Beta ve sürülerinden başka bir kurt,” ~diye cevap verdi.
Dominic, “Görünüşe göre Alfa, Beta ve sürüden başka bir kurt,” diye cevap verdi. Görüşünde siyah noktalar beliren Kiara anında bayıldı.
Son duyduğu, Dominic’in onun adını haykırışı oldu.
”Gel bakalım küçüğüm.” Beş yaşındaki çocuk ateşin başında oturan annesine koştu. Annesinin yanına oturup gözlerinin içine baktı.
Annesinin ses tonu değişti. “Çok üzgünüm hayatım. Başına gelecekler için çok üzgünüm.” Yanağından bir damla yaş süzüldü.
”Anne, ne diyorsun?”
Gülümseyen annesi daha fazla açıklama yapmak istemeyerek başını iki yana salladı. “Uzun zaman önce, Ay Tanrıçası bizi yarattığında, diğerlerinden farklı bir kurt türü de yarattı.”
”Anne, bana bunu neden anlatıyorsun?”
Annesi sorusuna cevap vermeden devam etti.
”Bu kurtlar tek bir amaçla yaratılmıştı, o da tüm kurt adamların asıl soyunu devam ettirmekti. Onlara safkan lycanlar adı verilmişti.”
”Kurt adamların asıl soyu olsalar da görünüşleri ve dönüşümleri farklıydı.”
”Anne, anlamıyorum. Bana bunu neden anlatıyorsun?”
”Kurt adamlar güzel, güçlü ve büyük kurtlara dönüşebilirdi, ancak bunu yalnızca dolunay sırasında yapabilirlerdi ve insan formu kurt bedeninin içinde kilitli kalırdı.”
”Safkan lycanlar ise daha insansı varlıklardı ve diledikleri zaman dönüşebiliyorlardı. Kurt adamlar da bunu kıskanıp Tanrıça’ya onlara istedikleri zaman dönüşme yetisi vermesi için yalvarırdı.”
Hikâye ilgisini çektiği için Kiara annesini sessizce dinliyordu.
”Tanrıça dualarına karşılık vermeyince, kurt adamlar safkan lycanları yakalayıp onları öldürmeyi planladı.”
”Tanrıça olacakların farkına vardığında, kullarıyla yüzleşmek ve hayatta kalmalarını sağlayacak lycanları öldürmelerini engellemek için dünyaya geldi.”
”Kurt adamlara istedikleri zaman dönüşme yetisi verdi.
”Kurt adamlar safkan lycanları serbest bıraksa da safkan lycanların canavara benzeyen görünümleri nedeniyle insan avcılar onları yıllar boyunca avlamaya devam etti.”
”Yalnızca bir tane kalana kadar safkan lycanların soyunu kuruttular. Tanrıça da ona kurt adamlar gibi gerçek bir kurt bedeni bahşetti. Tek fark, sıradan bir kurt adamdan daha büyük olmasıydı.”
”Bembeyaz kürkü, kurtken neon mavisine insanken gece mavisine dönüşen gözleri vardı.”
Kiara annesine dikkatle baktı. “Kulağa harika geliyor.”
Annesi gülümsedi. “Öyleydi. Tanrıça tek bir safkan lycanın hayatta kalmasını sağladı. Ne eksik ne de fazla.”
”Tanrıça, kurt adamların kıskançlığından ve onları kürkleri için isteyen insan avcıların açgözlülüğünden korkuyordu. Çünkü safkan lycan öldürülürse, tüm kurt adam ırkı da onunla beraber son bulacaktı.”
Kiara annesine fal taşı gibi gözlerle baktı. “Yani şu anda yaşayan safkan bir lycan mı var?”
Annesi başını onaylarcasına salladığı anda Kiara ayağa fırladı. “O burada mı? Onu görebilir miyim? Onu bulabilir miyiz?”
Annesi güldü. “Kimse nerede olduğunu bilmiyor.”
Kiara iç çekti. “Onun erkek olduğundan nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?”
Annesi tekrar gülümsedi.
”Safkan lycan her zaman bir erkek olmuştur. Bir kadın safkan lycan kanıyla doğarsa, hem en gelişmiş duyulara sahip olur hem de en güçlü, en kuvvetli ve en hızlı o olur.”
”Safkan lycan kadın olursa, kurt adamların da lycanların da sonu olur.”
Kiara gözlerini açınca ahşap bir tavan gördü. Beş yaşındayken yaşadığı bir anıyı nasıl rüyasında görebilirdi?
Bunu nasıl olur da hatırlayabilirdi?
Ayrıca, bunu neden şimdi hatırlıyordu?
“Kiara?”
Dominic’in sesini duyunca başını yana çevirdi. Dominic’in yatağının yanında oturduğunu gördü.
Etrafına bakınınca artık revirde olmadığını fark etti. “Neredeyim ben?” diye sordu.
Dominic, “Benim odamda,” diye cevapladı.
Kiara doğrulup oturduğunda üzerinde yalnızca poposunu kapatacak kadar uzun siyah bir tişört olduğunu gördü. Görünürdeki kollarının ve bacaklarının her yerinde yara izleri vardı.
Dominic hüzünlü gözlerle ona baktı. “Üzgünüm. Sana daha başka neler yaptıklarını görmem gerekiyordu,” dedi.
Kiara buna kızması gerektiğini biliyordu. Ona kızmak istese de bir türlü kızamıyordu. Çünkü adamın gözlerindeki acılı ifadeyi görür görmez öfkesi pencereden uçup gitmişti.
“Sadece bacaklarınla kollarını gördüm. Şu an olduğu gibi. Daha fazlasına bakmadım.” Çok şükür. En kötü yara izleri gövdesinde ve sırtındaydı.
“Bunu sana neden yaptılar?”
Kiara bacaklarına baktı. Bütün yara izleriyle ilgili anıları zihnine üşüştü. Tam o anda bir damla gözyaşı akıttı.
“Kurt adamların arasında bir insan olduğum için. En azından bana söyledikleri tek sebep buydu.” Battaniyeyi bacaklarının üzerine çekti.
Dominic, “Neden onlara gittin?” diye sordu.
Kiara ona baktı. “Gitmedim. Ben onların sürüsünde doğdum.”
Dominic’in gözleri fal taşı gibi açıldı. “Ne? İnsanlarla kurt adamlar eşleşemez.”
Kiara bir damla gözyaşı daha akıttı. “Benim ne annem ne de babam insan. İkisi de kurt.”
Dominic bunu duyunca donup kaldı. Ayağa kalkıp parmaklarını saçlarının arasından geçirene kadar tek kelime etmedi. “Bu mümkün değil.” Odada ileri geri volta atmaya başladı.
“Sürüm de böyle söylüyordu. Sürü doktoru bana doğum sırasında kendi kurdumu öldürdüğümü anlattı.”
“Babam kurdumu uyandırma umuduyla beni ısırmaya devam etse de hem kurdum hiçbir zaman uyanmadı hem de asla vahşileşmedim.”
“Her ısırıldığımda bedenim dönüşmeye başlasa da bir şey olmadan önce bedenim dönüşümü durdurup insan formuma geri döndü.”
Dominic durup ona baktı. “Bir hafta önce gördüğüm tam olarak buydu,” dedi.
Kiara başını onaylarcasına salladı.
“Babam beni yıllarca ısırdıktan sonra sonunda durup beni evlatlıktan reddetti. İşte o zaman sürü bana işkence etmeye başladı. Kaçamıyordum. Her seferinde beni buluyorlardı. Yaşamaktan çok ölmeyi diliyordum.”
Dominic onun acısını yaşıyormuş gibi derinden hissedebiliyordu. Onun yanına çömeldi. Tam bir şey söyleyecekken aniden duraksayıp pencereden dışarı baktı.
Kiara, “Bu da ne?” diye sordu.
Kasılan Dominic, “Haydutlar,” dedi.
“Blake.”
Continue to the next chapter of Lycan Vârisi