Galatea Logo
ListelerDestek
Kurt Adamlar ve Şekil Değiştiriciler
Mafya
Milyarder Romantik
Zorba romantizmi
Yavaş gelişen romantizm
Düşmandan Sevgiliye
Paranormal Romantik
Yetişkin Eşler
Spor hikayeleri
Üniversitede Geçen Kitaplar
İkinci Sans Hikâyeleri
Tüm Kategorileri Gör
App Store'da 4,6 puanlı
Hizmet ŞartlarıGizlilikBaskı
Galatea on FacebookGalatea on InstagramGalatea on TikTok
Cover image for Seni Sevmeme İzin Ver

Seni Sevmeme İzin Ver

Yazar
Rushmoor78
Okur
18,0K
Bölüm
32
Yazar
Rushmoor78
Okur
18,0K
Bölüm
32
🏡Komşu Kız💪🏻Muhafız🏡Gündelik Yaşam

Vanessa dünyasının sessiz, kontrollü ve duvarlarını aşmaya çalışan herkesten uzak olmasını seviyor. Derken yeni komşusu, fazla sıcak bir gülümsemeyle ve Vanessa’nın emin adımlarını sarsan bir özgüvenle çıkageliyor. Her karşılaşma dengesini biraz daha bozarken, adamın muzip enerjisi sinir bozucu şekilde iyi hissettiriyor. Adam, Vanessa'nın taşıdığı gölgeleri görse de geri çekilmek yerine ona daha da yaklaşıyor. Aralarındaki şakalaşmalar yerini daha yumuşak bir duyguya bıraktıkça, Vanessa o ışığın sınırlarını zorladığını hissediyor. Onu içeri almak karmaşık, riskli ve fazlasıyla zahmetli olabilir… ama aynı zamanda uzun zamandır doğru hissettiren ilk şey de olabilir.

Bölüm 1: İzinsiz Giriş

VANESSA

Mutfak lavabomun altındaki patlak borudan su fışkırıyor. O kadar çok su var ki saniyeler içinde sırılsıklam oluyorum.
“Anasını sikeyim böyle işin!” diye bağırıyorum. Temizlik malzemelerini yoldan çekiyor, lastik eldivenleri ve temizlik bezlerini kenara atıyor, vanayı bulmaya çalışıyorum.
“Bu gerçek olamaz,” diye tükürürcesine söylüyorum. Su yüzüme çarpıp beni kör ederken nefes nefese kalıyorum.
“Dön, seni aptal orospu çocuğu.” Bütün gücümle çeviriyorum ama işe yaramıyor. Vana sıkışmış ve zamanım tükeniyor. Bütün ev birkaç dakika içinde sular altında kalacak.
“Ahhh. Sikeyim, siktiğimin siki,” diye çığlık atıyorum. Lanet şeyi çevirip çekmeye çalışmaktan elimin acısıyla yanıyorum.
Arka kapı büyük bir gürültüyle açılıyor. Kolun arkasındaki duvar sağlam kalıyor. Ama bu yabancı da neyin nesi amına koyayım, neden evime dalıyor?
“Çekil. Yardım edeyim.” Diz çöktüğüm yere eğiliyor. Hızla ondan geriye doğru kaçıyorum, sırtım buzdolabına çarpıyor.
“İsa aşkına. Bu şey sıkışmış.” Pantolonunun kemerinden küçük, özel bir alet çıkarıyor ve üç saniye geçmeden su duruyor. Aramıza sessizlik çöküyor. Sadece şıp, şıp damlayan suyun sesi var.
Soğuk mavi gözleri bana kilitleniyor ve olduğum yerde donakalıyorum.
“İşte. Bu işi çözer,” diyor sesli bir nefes vererek. Elini sırılsıklam saçlarından geçiriyor. Bana dönüp bakıyor. Soğuk bakışları uzun bir süre ağzımda oyalanıyor. Sonra küstahça gülümsüyor, kendi ağzı da hafifçe aralık.
“Sen de kimsin amına koyayım ve neden evimdesin?” Sesimdeki öfke onun hafifçe irkilmesine neden oluyor.
“Kusura bakma. Gürültüyü duydum, suyu gördüm ve hemen buraya koştum. Kapıyı çalmak bekleyebilir diye düşündüm.” Önemli bir şey değilmiş gibi omuz silkiyor.
“Evime girmeye hakkın yok. Eşyalarıma dokunmaya da. Git ve başka bir yerde kahramanlık yap.”
Sonunda ayağa kalkıyorum ve o da benimle birlikte kalkıyor.
“Afedersiniz. Sizi binlerce dolarlık hasardan yeni kurtardım,” diyor homurdanarak. Ellerini beline koyuyor.
“Sana teşekkür etmeyeceğim. Durumu kontrol altına almıştım,” diye ofluyor ve ellerimi kendi belime koyuyorum. Onun kim olduğunu veya nereden geldiğini bilmiyorum. Ama ulu tanrım, çok çekici bir adam.
Boyu uzun. Kumral, neredeyse kahverengi saçları var. Gözleri hayatımda gördüğüm en mavi gözler. Ama bana tuhaf bir şekilde tanıdık geliyor.
“Aslında durumu hiç de kontrol altına almamıştınız. O vana muhtemelen bu lanet evlerin yapıldığı 1955 yılından beri oradadır.”
“Defol git. Seni tanımıyorum ve insanların evine izinsiz dalan bir yabancıyla tartışmayı reddediyorum,” diye tersliyorum. O ise buna gülüyor.
“Bir dahaki sefere evini su basmasına izin vermeliyim. Bu olduğunda beni arama.” Bana büyük bir iyilik yapıyormuş gibi omuz silkiyor.
“Sen kendini ne bok sanıyorsun? Defol. Bir daha da gelme.”
“Gidiyorum ama dediğim gibi, bu tekrar olduğunda beni arama.” Bu adam kendini ne sanıyor?
“Seni asla aramam. Selde boğulmayı tercih ederim. Sadece defol git ve buralarda bir daha yüzünü gösterme,” diye bağırıp kapıyı işaret ediyorum.
“Bunu yapmam biraz zor olacak.” Sırıtıyor ve ben kaskatı kesiliyorum. “Ben Callum. Yeni komşun.” Göz kırpıyor ve arka kapıdan çıkıyor. Durup saçındaki suları silkeliyor.
“İngiltere kraliçesi olsan bile umurumda değil. Bir daha gelme, duydun mu beni?” diye bağırıyorum arkasından. O sırada bana doğru dönüyor.
“Senin cidden sorunların var, bayan. Ben sadece dostça ve komşuca davrandım. Sen ise beni kovuyorsun,” diyor alaycı bir sesle.
Gözlerimi deviriyorum. “Kesinlikle öyle. Güle güle, Callum.” Kapıyı sertçe çarpıyorum. O verandamda oyalanırken gülüşünü duyuyorum. Sırtımı ahşap kapıya yaslıyorum. Kalbim yerinden fırlayacakmış gibi atıyor.
“Yarın uğrayıp senin için tamir edeceğim,” diye bağırıyor kapının arkasından.
“Öyle bir şey yapmayacaksın,” diye bağırıyorum ben de. Neden hâlâ burada olduğunu merak ediyorum.
“Bana bağırıp beni kovmana rağmen, bunu bedavaya bile yapacağım.”
Cevap vermiyorum çünkü geri gelmesini istemiyorum.
“Görüşürüz, Komşu,” diye bağırıyor en sonunda. Kıkırdıyor ve ağır adımlarla uzaklaşıyor.
Yeni komşu. Bu çok kötü bir şaka olmalı. Yan evden gelen sesleri dinliyorum. İşte orada. Bir nakliye kamyonunun yüksek sesli bip bip bip sesi.
“Harika, yeni komşular, tam da ihtiyacım olan şey,” diye söyleniyorum. Adamların kamyondan inmesini izliyorum. Gülüşmeler başlıyor. Adamlar gürültüyle kapıları açıyor ve birbirlerine bağırıyorlar.
Garaj yolunda başka bir minibüs daha var. Daha küçük, siyah renkli ve yan tarafında turuncu yazılar var. Petersons. Bu ismi nereden hatırlıyorum?
Başka kimin ineceğini görmek için beklemiyorum. Zaten sırılsıklam olmama rağmen bir duşa ihtiyacım var.
***
Elimde kahvemle ön kapıyı açıyorum. En sevdiğim sandalyeye doğru yürüyorum. Yuvarlak ve çok kalın minderli bir sandalye. Kumaşı sarı renkte ve üzerinde beyaz papatyalar var. Buraya taşındığımda onu ikinci el eşya satan bir dükkândan almıştım.
Yan ev çok hareketli. Etrafta dolaşan adamlar var. Ellerinde kutular ve mobilyalar taşıyorlar. Gülüşüyorlar, bağırıyorlar ve ıslık çalıyorlar. Gözlerimi kapatıyorum. Ellerimi kupama sarıyorum ve her şeyi duymazdan gelmeye çalışıyorum.
Beni kurtarmaya gelen adam orada dikilmiş bana bakıyor. Çok ama çok yakışıklı olduğu söylenebilir. Kibirli pislik. Karısı gerçekten şanslı bir kadın olmalı. Umurumda olduğundan değil. Umurumda değil. Bir erkeğe yaklaşmak gibi bir niyetim yok. Hiç kimseye yaklaşmak gibi bir niyetim yok.
El sallayıp gülümsüyor. Ona el sallamayacağımı, gülümsemeyeceğimi veya saçmalıklarına bir şey demeyeceğimi fark edince kolunu indiriyor. Evine geri dönüyor. Omuzları sarsılıyor ve bana güldüğünü anlıyorum.
“Gülmeye devam et, seni pislik,” diye mırıldanıyorum kendi kendime.
Bayan Babinski, Callum’un evinde kocası Bill ile birlikte 1987’den beri yaşıyordu. Geçen yıl öldü ve ev o zamandan beri boş. Kızı eskiden ayda bir uğrardı ama sonra o da gelmeyi bıraktı.
Bu mahalleyi seviyorum. İnsanlarını pek değil. Ama zaten kimseyi pek sevmem. Yalnız kalma ihtiyacım artık bozuldu. Kalbim bu durumdan pek hoşlanmışa benzemiyor. Gerçekten biraz iş yapmam lazım. Bu yüzden kahvemi bitiriyorum. Ayağa kalkıyorum ve tekrar içeri giriyorum. Evden çalışmanın da böyle tuhaflıkları var.
Akşam yemeğimi bitirdikten sonra su ısıtıcısını doldurup kaynamasını bekliyorum. Sanırım yeni bir vanaya ihtiyacım var. Ve sanırım bunu tamir edecek birini bulmam gerekecek. Ya da kendim de tamir edebilirim. Ne kadar zor olabilir ki?
Saat dokuz civarında odama çıkıyorum ve yatmak için hazırlanıyorum. Buraya on sekiz yaşındayken taşınmıştım. Hiçbir şeyim ve hiç kimsem yoktu. Yerel bir üniversiteye gittim. İleri düzey İngiliz edebiyatı dersimi harika notlarla geçtim. Beth ile tanıştım. Mezun oldum ve editör olmayı seçtim.
Büyük bir hata yapıp pencereden dışarı bakıyorum. Callum şimdi tıpkı kendisine benzeyen bir adamla konuşuyor. Ellerini deli gibi havada sallıyor.
“Eminim ona benim ne kadar korkunç bir insan olduğumu anlatıyorsundur,” diye mırıldanıyorum kendi kendime.
İki adam da benim olduğum yöne bakıyor. Ben de perdeyi hızla çekiyorum. Neden onun arkasından aşağıya bakıyorum ki? Tamam, yakışıklı bir adam ama aynı zamanda bir pislik. Neden böyle bir tepki veriyorum? Bu bana hiç benzemiyor. Erkeklere hiçbir zaman ilgi duymadım.
Peşimde beni kovalayan çok fazla şeytan var. Düşlerimin peşinde çok fazla kâbus var. Panjurumu kapatıp geri çekiliyorum.
“Kahretsin, amına koyayım. Neden şimdi? Neden şimdi burada?”
Banyoya girerken kendime kızıyorum. Beth olsaydı bana bunu kabullenmemi söylerdi. Kalbimi açmamı ve bir risk almamı söylerdi. Ama bunu yapma düşüncesi bile beni çok korkutuyor.
Diş fırçam elimde, böyle durup hayal kurmaya devam edemem. Sadece birkaç çalıntı saat bile olsa biraz uyuyabilmeyi umuyorum. Onu aklımdan çıkaramayacağımı biliyorum. İçeri sızıyor ve yerleşiyor.
İçimdeki büyük bir parça o bağı kurmayı arzuluyor. Bir risk alıp pencereden tekrar dışarı bakıyorum. Hâlâ orada. Yukarı benim pencereme bakıyor. Ne görüyor? İçimin paramparça olduğunu görebiliyor mu? Çünkü ben tam olarak buyum. Ben sadece paramparçayım.

Discover Galatea

Latin TutkusuŞirin AsistanAşk Antrenmanıİyilik Meleği A.Ş. 8: Kaostan DeliliğeZohra'nın Kadınları 2: Shurak

En Yeni Yayınlar

Şeytanın Gülü 2: Prangalı AşkYaz Ayı 1. Kitap: Alfanın EşiKana ve Kadere BağlıKızışan ArzularSınırı Geçmek

Okuma listeleri

Hepsini gör

Okuyucu topluluğumuzun derlediğ kitap koleksiyonları ile romantizmin dünyasına dalın.

Okunanlar

by hurtful_cow

77 kitap

Yeni okuyacağım kitaplar

177 kitap

En güzel kitaplar

by Nermin

208 kitap

Türkçe

by Asliiturkiye

352 kitap

Okunan kitaplar

by mavi rota

398 kitap

Read - Very good

by JulieDeeee

8 kitap

🌕Moon Goddess🌙

by Moon Goddess

65 kitap

Okudum

by urbeknt

289 kitap

OKUDUKLARIM

by Pharma

302 kitap

Beğendiklerimden

by Hygge

29 kitap

Benim kitaplığım❤️❤️❤️

by vuslat hayal

231 kitap

Kitaplarım

by burcudeniz

245 kitap

Okunan Kitaplar

by mallof65

87 kitap

İyiydi

by Elf

63 kitap

Great Reads

by SilenTiamia

220 kitap