Galatea Logo
ListelerDestek
Kurt Adamlar ve Şekil Değiştiriciler
Mafya
Milyarder Romantik
Zorba romantizmi
Yavaş gelişen romantizm
Düşmandan Sevgiliye
Paranormal Romantik
Yetişkin Eşler
Spor hikayeleri
Üniversitede Geçen Kitaplar
İkinci Sans Hikâyeleri
Tüm Kategorileri Gör
App Store'da 4,6 puanlı
Hizmet ŞartlarıGizlilikBaskı
Galatea on FacebookGalatea on InstagramGalatea on TikTok
Cover image for Güzel Hata Kitap 2

Güzel Hata Kitap 2

Yazar
Mel Ryle
Okur
15,6K
Bölüm
30
Yazar
Mel Ryle
Okur
15,6K
Bölüm
30
💪🏻Muhafız🎭Dram🏙️Çağdaş

Kyla Tristen'ın hayatı; yüksek riskli iş dünyası, beklenmedik bir aşk ve yaklaşan tehditlerle dolu bir kasırgaya dönüşüyor. Grand Hotel'in yeni Pazarlama Müdürü olarak büyük bir hayır etkinliği önerse de geçmişinden ve bugününden gelen sorunlarla yüzleşmek zorunda kalır. Nişanlısı Jensen yanı başındayken Kyla; iş rekabetleri, kişisel ihanetler ve yaklaşan anneliğin hem sevinçleri hem de korkularıyla baş etmeye çalışır. Fakat tehlike evine kadar dayandığında Kyla, geleceğini korumak için kendi gücüne ve sevdiklerinin desteğine güvenmek zorunda kalır.

İlgilenilecek İş

2. SEZON

Yapımcı: Adam Sharp
Yazan: Ashley Schlueter
Ses: Nicolas Baviere

KYLA

Derin bir nefes alarak sinirlerimi yatıştırmaya çalıştım. Haftalarca plan yaptıktan sonra o an nihayet gelmişti.
Ben, Kyla Tristen, Grand Hotel Pazarlama Müdürü olarak ilk yönetici toplantımı yapmak üzereydim. Ve yönetim kurulu üyelerinin henüz bilmediği birkaç şey vardı.
Jensen ve benim nişanlandığımı biliyor olsalar da (çünkü parmağıma yüzüğünü taktığımda bunu anlamamaları zordu) şu anda neredeyse sekiz haftalık hamile olduğuma dair hiçbir fikirleri yoktu.
Açıkçası, öğrenmelerinden korkuyordum.
Eski patronum Brian Leach’in beni en tepeye çıkmak için onun bunun altına yatmakla suçlaması gibi sert bir şekilde yargılayacaklarından korkuyordum.
Ama bugün kendime güvenmem gerekiyordu. Dante lüks cipi Grand Hotel’in girişine çekti.
“İyi şanslar, Bayan Tristen,” dedi başını sallayarak. “İhtiyacınız yok tabi ama olsun.”
“Teşekkürler Dante,” dedim.
Lobide, en sevdiğim Marc Jacobs topuklu ayakkabılarımın akıllı tıklaması duyuluyordu.
Coleen resepsiyondan bana el sallıyordu. Bileğimi işaret ederek geri el salladım.
Dudaklarımla sessiz bir şekilde, “Sohbete vakit yok. Kusura bakma!” dedim.
Hadi göreyim seni! O da karşılık verdi. Sırıttım ve merdivenlerden ofisime çıktım.
Sadık sekreterim Rhea kollarında dosyalarla beni bekliyordu.
Minnet içinde “Tüm bunları hazırlamak için erken gelmiş olmalı,” diye düşündüm.
Yüksek belli pantolonu ve dalgalı ipek bir bluz giyiyordu. Her zamanki gibi, onun moda anlayışı karşısından benimki yerlerdeydi.
İnsan, bir milyonerle nişanlı olduğumdan alışveriş için zaman bulacağımı düşünebilir ama terfi ettiğimden beri işte hiç olmadığım kadar meşguldüm.
Jensen ile otuz sekiz haftalıkken doğum iznine çıkacağım konusunda anlaşmıştık ve doğum iznine sadece yedi buçuk ay vardı.
Otuz hafta uzun bir süre gibi geliyordu ama su gibi akıp gideceğini biliyordum.
Bu süre zarfında, öyle çaplı bir pazarlama etkinliği planlamak zorundaydım ki kimse sırf patronla nişanlı olduğum için bu işi aldığımı düşünmeyecekti.
Bu kendimi kanıtlamam için bir şanstı.
Rhea’ya, “Herkes toplantı odasında mı?” diye sordum.
“Bruce ve Richard hariç herkes odada. Onlara da herkese kahve almalarını söyledim. Biraz zaman alabilir.”
Benim de keşke bir fincan içebileceğimi dileyip, “İyi fikir,” dedim.
Kafeinsiz kahveye alışmak biraz zaman alacaktı.
“Peki, onlar olmadan başlamamıza aldırmazlar. Herkese bir dakika içinde orada olacağımı söyle.”
“Anlaşıldı patron.” Rhea sırıttı.
Yeni ve çok daha büyük olan ofisime girdim. Çantamdan küçük bir ayna çıkarıp kendimi son bir kez kontrol ettim.
Yüzüm kızarmış gibi miydi? Sabahları hâlâ midemin bulandığı ve bu sabah klozete sarılarak bir saat geçirdiğim belli miydi?
Hayır. Çenemi kaldırdım ve aynada kendime baktım.
Bu iş sende Kyla.
***
Birim müdürleri toplantı masasının etrafında toplanmıştı. Beni dikkatle incelediklerini hissedebiliyordum.
Orada bulunan tek kadın ve elli yaşın altındaki tek kişi bendim.
Masanın başındaki koltuk dikkat çekici bir şekilde boştu. Kalbim bir anda küt diye çarptı.
Keşke burada olsaydı.
Jensen son iki gecedir Londra’daydı ve İngiltere’deki ana rakibimiz Holmes Luxury Hotels ile ilgili toplantılarla boğazına kadar meşguldü.
Şu anda Hawksley ailesine karşı bir karalama kampanyası yürütüyorlardı ve bu da İngiliz medyasının her sayfasındaydı.
Bu akşam dönecekti ama yine de burada olmasını ve bu ihtiyarları nasıl kazandığımı görmesini isterdim.
Ekranda bir grafik göstererek, “The Grand Hotel, Hawksley Girişimcilik için yapılan yıllık gala etkinliği sayesinde basında muazzam bir yer aldı,” dedim.
“Etkinlikten bu yana geçen iki hafta içinde rezervasyonlar yüzde on beşten fazla arttı. Grand Hotel’de tam olarak istediğimiz şey de bu.”
Ekrandaki görseli değiştirerek, “Bu yılın sonlarına doğru başka bir büyük etkinliğe ev sahipliği yapmanın kârımızdaki bu artışın devam etmesine yardımcı olacağına inanıyorum.”
Gıda Üretim Müdürü Bay Klausman, “Aklınızda ne tür bir etkinlik var?” diye sordu.
Kendisi tedarikçilerin ve herhangi bir geniş çaplı etkinlikteki yemek üretim hizmetlerinin sorumlusu olacaktı.
Ona gülümsedim. “Sorduğunuza sevindim.” Ekrana başka bir görsel getirdim.
“Büyükelçinin Hay...” diye lafa başladım ama toplantı odasının kapısının açılmasıyla lafım kesildi.
Bruce Parker ve Richard Morales içeri girdiler. “Geç kaldığımız için kusura bakmayın. Ama kafein getirdik!”
Onlara gülümseyerek, “Teşekkürler beyler,” dedim.
Bruce ve Richard otelin sosyal medya biriminin tek üyeleriydi. Onları bu projeye dahil etmek için günlük işlerinden almıştım.
Kafeinsiz kahve olmadığını fark ettim ama bunun için onları suçlayamazdım.
“Böldüğüm için üzgünüm, Bayan H. Starbucks’taki sıra aşırı uzundu,” diyen Bruce kendisini deri sandalyelerden birine iyice yerleştirdi.
Otelin en etkili hissedarlarından birinin oğluydu. Kibri zaman zaman sinir bozucuydu ama bunu toyluğuna veriyordum.
Richard, Bruce’un yanındaki koltuğa oturdu. “Gerçekten özür dilerim, Bayan Hawksley,” dedi sessizce.
“Tristen. Henüz Hawksley olmadım,” diye gülümsedim.
“Bayan Tristen. Doğru. Kusura bakmayın,” dedi.
İkisinin arasından seçecek olsaydım Richard’ı seçerdim. Sessiz ve saygılıydı, kalın gözlüklerinin arkasında neredeyse utangaçtı.
“Büyükelçi Balosu yardım için yapılan yıllık bir etkinlik ve bölgedeki en zengin bağışçılardan bazılarını ağırlar,” diyerek açıkladım.
“Bu yılki etkinliğin tüm gelirleri doğrudan, yemek ve kırtasiye ihtiyaçlarını karşılayamayan çocuklar için ücretsiz öğle yemeği ve kırtasiye ihtiyaçlarını gidermek için kullanılacak.”
Bruce koltuğundan kalkıp, “Babam her yıl o partiye gider,” dedi.
Ona bakmadan, “Eminim gidiyordur,” dedim. “Bu baloya son on yıldır Michigan Avenue’daki Wagmann Hotel ev sahipliği yapıyordu. Ama bu yıl tadilat yaptıkları için bu balo ihaleye açıldı.”
Her birinin gözlerinin içine baktım.
“Yardım Balosu için yaptığımız teklifin kabul edilmesi, bu otel için büyük bir gelir akışı demek olacaktır. Ayrıca Hawksley Girişimcilik’in topluma geri kazandırması için de mükemmel bir şans olacaktır.”
Operasyon Müdürü Bay Oliver, “Ve kabul edilmezse de değerli zaman ve kaynakların israfı anlamına gelir,” diyerek yorumda bulundu.
“Evet, ama teklifimizin kabul edilmemesi gibi bir niyetim yok,” diyerek sorunsuz bir şekilde cevap verdim.
Açık kapıdan, “Şahsen bunun harika bir fikir olduğunu düşünüyorum,” diyen bir ses geldi.
Nişanlım Jensen Hawksley’i toplantı odasının girişinde dururken görünce şaşırdım.
Kahverengi saçları alnından düşmüş ve parlak mavi gözleri her zamanki gibi nefes kesiciydi.
Hemen herkes biraz daha düz oturdu.
“Burada ne işin var?” Şaşkınlıktan nefesim kesilmişti. “Bu geceye kadar dönmeyecektin ya!”
“Daha erken bir uçuş yakaladım,” diye sırıtarak cevap verdi. “Yeni pazarlama ekibimin iyi durumda olduğunu görmek istedim.”
Diğerleri bizim gayri resmi konuşmalarımızdan rahatsız olmuş gibi görünüyorlardı.
Jensen toplantı odasına girdi; lacivert takım elbise içinde her zamanki gibi çok yakışıklı görünüyordu. Yanımda durdu ve yönetim kuruluna seslendi.
“Londra’da en büyük uluslararası rakibimiz Holmes Luxury Hotels’in de aynı etkinlik için ihalede bir teklifte bulunduğunu öğrendim. Amerikan pazarına girmeye çalışıyorlar. Tam buradan, Chicago’dan başlayarak.”
Çok sıradan görünerek ellerini ceplerine attı.
“Bayan Tristen’in emrinde, yardım komitesini şaşırtacak bir sunum hazırlamak istiyorum,” diye devam etti.
“Bayan Tristen liderliği ele alacak ve hepinizin onun emrinde olmanızı bekliyorum. Kabul mü?” diyerek Jensen konuşmasını bitirdi.
Yönetim kurulu üyeleri bu ani duyuru karşısında şok olmuşlarsa da bunu iyi saklamışlardı. Omuz silkmeler ve onay mırıltıları odayı doldurdu.
Kurnaz bir gülümsemeyle, “Önümüzdeki haftanın sonuna kadar tam bir rapor bekliyorum, Bayan Tristen,” dedi.
“Tabii ki efendim,” diye cevap verdim. “Toplantı bitmiştir.”
Jensen bana öyle bir kuvvetli bakıyordu ki kalbim yerinden fırlayacaktı. “Şimdi, sakıncası yoksa nişanlımla ilgilenmem gereken bazı işler var.”
***
Ellerimizle her yerimize dokunmaktan ofisime zar zor geçebildik. Jensen’ı iki gündür görmemiştim ama iki yıl gibi hissettiriyordu.
Kolları belimde dolaşırken, “Seni özledim,” dedi. “Otel yatağında sensiz çok yalnızdım.”
Başımı sallayıp sıcak göğsüne uzandım.
Bir elini hâlâ düz olan karnıma yerleştirerek, “Ufaklık nasıl?” diye sordu.
Elimi onun elinin üzerine koyup neşeyle, “Açık çay, kraker ve salatalık dışında hiçbir şeyi midem almıyor,” dedim.
Jensen, “Josie ile doktor önerisi konusunu konuştun mu?” diye sordu.
“Hayır, daha anneme bile söylemedim! Hâlâ tek gecelik bir ilişkiden hamile kaldığımı onlara nasıl söyleyeceğimi düşünüyorum,” diyerek sataştım.
“Ben de ailemle konuşmadım. Ama düğün planları yapmaya başlayacaksak muhtemelen konuşmamız lazım.”
Kalbim yerinden fırladı.
Ne tür bir düğün yapmak istediğimize karar vermek için aynı şeylerin etrafında dönüp duruyorduk.
Büyük bir sosyete etkinliğiyle ikimiz de ilgilenmiyorduk ama Jensen ailesinin bir Hawksley’den bunu bekleyeceğinden endişeleniyordu.
Onu öpmek için parmak ucunda dikildim. “İngiltere nasıldı?”
Jensen gözlerini devirdi. “Çok yorucuydu. Hissedarlarla bir odada saatlerce kilitli kaldım. Nathan Holmes babasına hiç benzemiyor.”
“Howard ve babam yıllarca iyi anlaştılar,” diye devam etti. “Ama oğlu zorluk çıkarıyor.”
Nathan Holmes, Avrupa’nın en gösterişli otel turistik noktalarından bazılarının sahibi olan Holmes Luxury Hotels’in varisiydi.
Şimdiye kadar Kuzey Amerika’yı Hawksleylere bırakmışlardı ama Howard Holmes’un ölümüyle, açgözlü oğlu artık dizginleri kendi ellerine almıştı.
Endişeli bir şekilde, “Büyükelçi Balosu’nu almak için sence bir şansımız var mı?” diye sordum.
Jensen bana sarıldı. “Yetkili senken mi? Bence bir ayağımız içeride bile.”
Gülümsedim; yeteneklerime inanma şeklini seviyordum.
Yukarı baktığımda gözlerinin altında koyu halkalar olduğunu fark ettim.
“Düşecek gibi görünüyorsun,” dedim gülerek. “Eve git, uyuyup uçuş sersemliğini at ve işimi bitirdiğimde düzgün bir karşılama ayarlayabiliriz.”
“Ya şimdi düzgün bir karşılama istersem?” diye mırıldanarak bir eliyle göğsümü avuçladı. Onun dokunuşuna teslim olmak isteyerek gözlerimi kapadım.
Ama bugün yapılacak çok işim vardı. “Hadi paşam, hadi bakayım. Yatağına git şimdi. Bunun için akşam bolca zaman olacak.”
Onu derin bir şekilde öperek aklımdan tam olarak ne geçtiğini gösterdim. Beni öptü ve sonra kulağıma fısıldadı.
“Sabırsızlıkla bekliyorum.”
Ayak parmaklarım kıvrıldı.
İmalı bir şekilde, “Evde görüşürüz,” dedim. Jensen yine güldü ve ofisimin kapısını açık bırakarak gitti.
Oturup bugünden üç ay sonrasında hayır komitesine yapılacak sunuma kadar olan zaman içinde yapılması gereken her şey için bir program çıkarmaya başladım.
O kadar dalmıştım ki Rhea’nın tarafından gelen bağrışmaları duymadım.
Sonunda dikkatimi çekti ve kargaşanın ne olduğunu görmek için oraya gittim.
Nefesim boğazıma takıldı. Gördüğüme inanamayarak gözlerimi kırptım.
Sekreterimin önünde, kollarında kocaman bir gül buketi ile ayakta duran eski erkek arkadaşımdı.
Alden Hustler.
Beni gördüğünde, başını Rhea’dan kaldırdı ve çiçekleri bana uzattı.
“Kyla. Seninle konuşmalıyım,” dedi.
O devam ettikçe kendimi tamamen donmuş hissettim.
“Bebeğimizi biliyorum.”

Discover Galatea

Omega'nın Peşinde Kitap 3Sapığımla Tekrar BuluştumKışın LanetiLycan'ın Kraliçesi Evreni: KurtuluşumAteşli Arayış

En Yeni Yayınlar

Öyle Bir Şey YokGeriye Kalanlar: John Baker’ın HikayesiŞeytanın Gülü 2: Prangalı AşkKararlı ve AteşliKanadı Kırık Kuşlar 3: Sonsuza Dek Kırık

Okuma listeleri

Hepsini gör

Okuyucu topluluğumuzun derlediğ kitap koleksiyonları ile romantizmin dünyasına dalın.

Ceo

by Anamenya

48 kitap

İyiydi

by Elf

63 kitap

Efsane

by Erkenci_sincap

19 kitap

D.- Devam ettiklerim

by Hygge

21 kitap

OKUDUKLARIM

by Pharma

301 kitap

Benim kitaplığım❤️❤️❤️

by vuslat hayal

227 kitap

Okunanlar

by hurtful_cow

77 kitap

Okudum

by urbeknt

287 kitap

Türkçe

by Asliiturkiye

348 kitap

Kitaplarım

by burcudeniz

245 kitap

🌕Moon Goddess🌙

by Moon Goddess

66 kitap

Okumayı Planladığım

by Marmaletta

52 kitap

Okunan kitaplar

by mavi rota

395 kitap

En güzel kitaplar

by Nermin

207 kitap

2. Kitap Bekleniyor

by Elf

14 kitap