
Yolda
Yazar
Suze Wilde
Okur
1,0M
Bölüm
29
1. Bölüm
REBECCA
Rüzgâr okul bahçesini kaplayan uzun çam ağaçlarının dallarını bir o yana bir bu yana savuruyordu.
Şiddetli rüzgâr binalara çarpıp duruyordu. Saçlarım yüzüme doğru savrulunca önümü göremeyip telaşla saçlarımı geriye attım. Her saniyem değerliydi. Bugünkü Açık Gün seçmeleri, kendimi göstermek için tek şansımdı.
Vakti zamanında büyük bir malikâne olan bu mülk, şimdi kimsesiz çocuklar için hem bir yuva hem de okul olmuştu. Buranın adı Seçkin Ay Akademisi ya da SAA idi.
İki yaşımdan beri burada kaldığım için sayısız Açık Gün seçmesine şahit olmuştum. Bu yıl nihayet ben de katılabilecektim. Çeşitli seçmeler olacaktı ama ben sadece iz sürme seçmesine girecektim.
Başarılı olursam on altı yıldır burada yaptığım masraflarımı karşılayabilecek ve bana yepyeni bir hayat sunacak bir sürüye kabul edilecektim. Aksi bir senaryoda ömür boyu buraya mahkûm kalabilirdim.
İz sürücü arkadaşlarım ve en yakın dostlarım Dane ve Ivor’la buluşmak üzere sınav alanına doğru yürürken rüzgâr beni hırpalamaya devam ediyordu.
Derken gözüme, muhtemelen önceki dövüş seçmelerinden birinden kalan bir gazete ilişti. Durup gazeteyi aldım. SAA öğrencilerinin böyle şeylere erişimine asla izin verilmezdi.
Dört Alfa Mali Yolsuzluk İddialarıyla Karşı Karşıya manşetini okudum. Maddi sıkıntı çeken bir sürüye girmek istemiyordum. Bir Alfa’nın beni yanına alabilmesi için maddi refaha sahip olması gerekiyordu.
Okumaya devam ettim. Orion Sürüsü’nden Alfa Ace Higgins, Phoenix Sürüsü’nden Trent Fowler, Maverick Sürüsü’nden Jim Hughes ve Titan Sürüsü’nden Ryder Paxton, dün Baş Müfettiş Colton Readlinger ile mali kayıtlarındaki şüpheli durumları görüştü.
Görüşmenin büyük kısmı gizli tutuldu. Fakat görüşme sonrası yöneltilen sorulara, Alfalar hiçbir usulsüzlük yapmadıklarını ve planlandığı gibi bugünkü Açık Gün seçmelerine katılacaklarını belirttiler.
Haberin devamının önemi yoktu. Uzak durmam gereken üç yeni Alfa vardı. Bu hiç iyi değildi. Orion, Phoenix ve Maverick güçlü ve köklü sürülerdi.
Zaten Titan’dan uzak durmam gerektiğini önceden de biliyordum. Kendime altı yaşındayken, hayatımın en utanç verici gününü yaşadıktan sonra buna dair söz vermiştim. Ve ben sözünün eri biriydim.
“Hazır mısın?” diye sordu Ivor, sınav alanına vardığımda. Yerinde duramıyor, kalabalığa heyecanla bakıyordu.
“Doğuştan hazırım,” diye cevap verdim.
Dane beni baştan aşağı süzüp onaylamamış gibi başını salladı. “Hadi oradan. Sadece ukalalık taslıyorsun.”
“Hayır, benim beynim çalışıyor ama seninkisi belli ki uykuda,” diye takıldım sırıtarak. Ivor da cevabıma kıkırdadı.
Dane gözlerini devirerek dozu artırdı. “Titan Sürüsü’nden nefret ettiğini biliyorum Rebecca ama onlardan teklif almayı çok isterim. Arenamıza gelen ilk kişi Alfa Ryder oldu, iz sürücü bulmaya hevesli olduğu aşikâr.”
Homurdandım. “Ben küçükken hayatımı nasıl mahvettiğini unuttuysan…”
“O da küçüktü,” diye araya girdi Dane.
“Ya da öz babasını gözünü kırpmadan öldürdüğünü unuttuysan…” diye inatla devam ettim.
“O suçtan aklandı. Nefsi müdafaaydı,” dedi Dane.
“O zaman hiç değilse kara para aklama gibi bir suçlamayla soruşturma altında olmasını umursarsın. Yeni okudum. Muhtemelen yeni bir takip cihazı alacak parası bile yoktu,” diye bitirdim gururlu bir sırıtışla.
“Kara para aklama mı?” Dane şaşkınlıkla tekrarladı. “Ne demek istiyorsun?”
“Tüm detaylara hâkim değilim,” dedim. “Anlaşılan, o ve diğer üç Alfa dün sarayda gizli bir görüşme yapmış. Elbette her zamanki gibi her şeyi inkâr etmiş.”
“Hadi ama Rebecca,” diye araya girdi Ivor. “Ona karşı bir garezinin olması onu kötü biri yapmaz. Ayrıca teklif verecek maddi imkânı yoksa burada işi ne?”
“Görülmek ve benim burnumdan getirmek için,” dedim sinirle, o yöne bakmaktan kaçınarak. Odaklanmam gerekiyordu. Seçme her an başlayabilirdi ve küçüklüğümden beri tuttuğum kinin dikkatimi dağıtmasına izin vermezdim.
“Galiba eşimiz bu kalabalığın içinde!” dedi kurdum Setara heyecanla.
İyi ki dikkatimin dağılmasını istemiyordum. Eşimi bulmamın zamanı değildi. Çünkü eşimi bulduğum anda benim karşılığımı veremeyecek küçük sürülerden birinde olsa bile, onun sürüsüne katılmak durumunda kalacaktım.
Hem ya eşim ailemin akıbetini araştırmama izin vermezse? Onlara ne olduğunu öğrenmek için sabırsızlanıyordum.
“Gerçekten mi?” diye sordum Setara’ya. “Ben herhangi bir koku almıyorum.”
Setara’yla konuşamadan Müdür Dempsey, “İz sürücüler, buyurun,” diye seslendi. Elini sallayarak kordonla belirtilmiş başlangıç noktasını işaret etti.
Sadece dört iz sürücü yarışacaktı. Dane, Ivor ve benim dışımda on altı yaşındaki Kelly de seçmeye katılacaktı. Yine de sonuç ne olursa olsun hiçbir teklifi kabul etmeyecekti.
“İlk görev: Bu parçanın diğer yarısını bulmak için on beş dakikanız var. Her biriniz parçayı birer kere koklayın ve işaretimi bekleyin,” diye anons etti ama rüzgârdan sesi zar zor anlaşılıyordu.
Sırayla kumaş parçasını kokladıktan sonra dönüşmeye hazırlandık. Kumaşın diğer yarısı ormanda bir yerde gömülüydü ve ona ilk ulaşan iz sürücü elli puan kazanacaktı.
“Çocuk oyuncağı,” dedi Setara kıkırdayarak. “Bunu başaracağız, sonra da gidip eşimize hava atacağız.”
Müdür Dempsey elini kaldırıp kronometresine basarak, “BAŞLA!” diye bağırdı.
Kıyafetlerimden kurtulan Setara ormana doğru dörtnala koşmaya başladı. Koku gizleyen özel bir pelerin giymiş bir öğretmen, kazananı teyit etmek için hazırda bekliyordu.
Bunu geçmişte defalarca yapmıştık ve Setara ne yapacağını biliyordu. Ivor ile Dane’in dikkatini dağıtmak ve hedef saptırmak için zikzaklar çizerek devam ediyordu.
“Enayiler,” diye sırıttı Setara yönünü tekrar değiştirirken.
Amacımızı anlayan Ivor ile Dane geri döndü ama Setara çoktan son sürat koşmaya başlamıştı. Ağaçların arasından geçip açıklığa çıkarak kumaş parçasının gömülü olduğu yeri eşeledi.
Bayan Halbert teyit için elini kaldırdı. “Aferin Rebecca ve Setara, tam sekiz dakika kırk bir saniye,” dedi gülümseyerek. Hemen ardından sonucu bildirmek için müdürle zihin bağlantısı kurdu.
“Her zamanki gibi kazandık,” diye kıkırdadı Tara.
“Evet,” diye katıldım. “Ama bir sonraki görev bu kadar kolay olmayacak.”
“Hah, sen öyle san! Göreceksin, sürüler bizi paylaşamayacak.” Tara her zaman benden daha iyimserdi. Bazen onun neşeli sesini zihnimde duymak iyi geliyordu ama bugün onun sandığından çok daha mühim bir gündü. Küstahlık taslamasına müsaade edemezdim.
Alana kurt formumda döndüğüm için memnundum. Böylelikle toplanan Alfaların alkışları karşısında yüzümün kızardığını hiç kimse görmüyordu. “Rebecca ilk etaptan elli puan kazandı,” diye anons etti Dempsey.
“Acaba Alfalardan hangisi eşimiz?” diye sordu Tara. “Hangisi olduğunu bilmiyorum ama enfes koktuğu kesin.”
“Bilmiyorum. Ama eşimizin bir Alfa olması ihtimali pek olası değil,” diye cevap verdim.
“Saçmalıyorsun! Alfalar bizi kapmak için sıraya girer!” diye çıkıştı.
Müdür Dempsey, “Giyinin, beş dakika sonra tekrar toplanalım,” diye talimat verdi. Bir sonraki etapta insan formumuzda olmamız gerekiyordu.
Yatakhaneme gidip hemen üstümü giyindim. Dışarı çıkarken içimi bir endişe kapladı. Sonraki puanlara Ivor ya da Dane’den daha çok ihtiyacım vardı ve ikisi de görsel takip konusunda benden daha iyiydi.
Sıradaki görevi hepimiz biliyorduk, Bay Davidson’ı bulacaktık. O da Bayan Halbert gibi kokusunu maskelemişti, bu yüzden arkasında bıraktığı izleri çok iyi okumak bu görev için belirleyiciydi. Ama kıvrak zekalı Bay Davidson, şu ana kadar antrenmanlarımızda arkasında neredeyse hiç iz bırakmamıştı.
Müdür Dempsey elini kaldırarak, “İz sürücüler, Bay Davidson’ı bulmak için on beş dakikanız var, işaretimle!” diye bağırdı.
Bu defa ormana doğru koşturmak yerine bitki örtüsünü ve çalıları dikkatle taradık. Bu Ivor’un uzmanlık alanı olduğu için onun ağaçların arasında gözden kaybolana kadar yakından izledim.
Çaktırmadan onu takip ettim.
Bu bölümü kazanmamıza imkân yoktu. Dane ile Kelly’nin farklı yönlere gittiğini görünce daha da umutsuzluğa kapıldım.
“Şansımızı deneyelim,” dedim Tara’ya.
“Ne demek istiyorsun?” diye sordu.
“Güneye gidiyorum,” diye cevap verdim. “Bay Davidson son üç antrenmanda kuzeye ve batıya saklandı.”
Tara’nın tereddüdünü hissedebiliyordum. “Emin misin?”
“Kaybedecek bir şeyimiz yok. Görsel takip becerilerime güvenirsem kazanamayacağımız kesin, bu yüzden risk alıp sezgilerime kulak verebilirim.” Etrafımı kolaçan etmeye devam ederek güneye doğru koşmaya başladım.
Kumarımızın işe yaradığına dair ilk işareti fark eden Tara oldu. İlk ipucumuz baharat çalılarının arasındaki kırık bir daldı.
“İşte!” diye bağırdı.
Yavaşlayarak sık çalıları taramaya başladım. Zemin sert olduğu için ayak izlerini görmek imkânsıza yakındı ama daha yakından baktığımda boyumun hizasındaki bir dala takılmış bir saç teli buldum.
Yaklaştığımızı anlayınca nabzım hızlandı.
Ivor arkamdan yaklaştığı için hızlı hareket ettim. Bay Davidson’ı ondan önce bulmalıydım. Bu etapta alacağım puan beni daha da öne geçirecekti ve bu da bir sürüde yer edinmem için yeterli olmalıydı.
Hızımı artırınca iki çalı arasındaki kırılmış dalları son anda fark ettim. Hemen yönümü değiştirip küçük bir açıklığa çıktım.
Durup etrafıma bakınarak ağaçlardaki yosunları inceledim. Ve sonra bir çam ağacını çevreleyen yosunlu zemindeki silik ama hatları belirgin ayak izini gördüm.
Başımı kaldırınca ağaçta oturan ve kendisini kamufle eden Bay Davidson’ı gördüm. “Vay canına, aferin! Demek sonunda kendine geldin,” diyerek beni övdü.
Ivor hemen arkamdan gelince kendi kendine hayıflandı.
“Hah,” diye övündü Tara bizimle.
“Hadi, alana dönelim,” diye talimat verdi Bay Davidson, çevik bir hareketle yere atlayarak.
Yürümeye başladığımda Ivor arkamdan geldi. “Bunu nasıl yaptın?” diye sordu kuşkuyla. “İpucu olan bölümleri es geçtin.”
“Şansımı denedim ve sanırım şansım yaver gitti,” diye cevap verdim.
“Acele et, eşimizin kim olduğunu görmek istiyorum!” diye üsteledi Tara.
Alana döndüğümüz anda Müdür Dempsey, “Yarışı önde götüren iz sürücümüz Rebecca’nın hanesine elli puan daha,” diye anons etti.
Birinciliğin bende olmasının onu delirttiğine emindim. Küçüklüğümden beri benimle uğraşıyor, beni sürekli baş belası olarak damgalıyordu. Hepsi elbette Alfa Ryder’ın suçuydu.
En azından ikimiz de birbirimizden kurtulmaya eşit derecede hevesliydik.
Müdür profesyonel bir gülümsemeyle ve hızlı adımlarla bana yaklaştı.
“Rebecca, seni Titan Sürüsü’nden Alfa Ryder’la tanıştırayım. Performansından çok etkilendi ve sana bir teklifte bulunmak istiyor.”
Dempsey’nin yanında duran adamdan gelen güçlü ve baş döndürücü kokuyu içime çekmekle meşgul olduğum için söylediklerini idrak etmem biraz sürdü. Sonra kafama dank etti. Hayır, böyle olmamalıydı.
Hayatım boyunca nefret ettiğim adam, Alfa Ryder, beni sürüsüne dâhil etmek istiyordu ve on dakika önce olsa bu teklifi hiç düşünmeden reddederdim.
Ama kaderin cilvesi, Tanrıça onu bu dünyaya benim eşim olarak göndermişti.






































