Galatea Logo
ListelerDestek
Kurt Adamlar ve Şekil Değiştiriciler
Mafya
Milyarder Romantik
Zorba romantizmi
Yavaş gelişen romantizm
Düşmandan Sevgiliye
Paranormal Romantik
Yetişkin Eşler
Spor hikayeleri
Üniversitede Geçen Kitaplar
İkinci Sans Hikâyeleri
Tüm Kategorileri Gör
App Store'da 4,6 puanlı
Hizmet ŞartlarıGizlilikBaskı
Galatea on FacebookGalatea on InstagramGalatea on TikTok
Cover image for Torian Savaşçıları Kitap 4

Torian Savaşçıları Kitap 4

Yazar
Natalie Le Roux
Okur
18,9K
Bölüm
29
Yazar
Natalie Le Roux
Okur
18,9K
Bölüm
29
🚀Bilim Kurgu⚔️Aksiyon & Macera👩‍❤️‍👨Gerçek Eş💪🏻Muhafız🎭Dram👽Uzaylılar

Dünya'nın uzaylı saldırılarıyla harap olduğu bir dünyada, on yedi yaşındaki Violet, Torian komuta gemisinde Kaptan Keel tarafından kurtarılır ve iyileştirilir. Torianlar arasında yeni hayatına alışırken, Violet ile Keel arasındaki bağ derinleşir, ancak ilişkileri genç yaşı ve evcil hayvanı Spot'un gizemli kayboluşu da dahil olmak üzere birçok zorlukla doludur. Spot'u bulmaya ve gerçeği ortaya çıkarmaya kararlı olan Violet, cesaretini ve dayanıklılığını sınayan tehlikeli bir yolculuğa çıkar.

Prolog

Dördüncü Kitap: Violet’ın Kalbi

Kız kardeşlerinin Torialı eşleriyle ne kadar mutlu olduğunu gören Violet, yakışıklı Keel'a rest çeker: Ya birlikte olmaya söz verecektir ya da Violet başkasını bulacaktır. Ancak Keel daha cevap veremeden Violet, kaybolan evcil spinnerı Spot’ın korkunç görüntülerini zihin bağlantısıyla görür.
Onu bulup kurtarmak için tek başına yola koyulan Violet, gezegendeki en tehlikeli ormanlardan birine çekildiğini de kuş uçmaz kervan geçmez ormanda gizlenen tehlikeleri de fark etmez.
İki yıl önce
Violet ölüyordu. Bunu hissedebiliyordu. Vücudu zayıf düşmüştü, ciğerleri her nefes alıp verişinde yanıyordu ve her geçen dakika hayattan uzaklaştığını hissedebiliyordu.
Bazen ani aydınlanmalar yaşıyordu. Violet’ı ölümden daha çok korkutan bir şey varsa, o da tanık olduğu şeylerdi.
Kız kardeşleri Lilly, Rose ve Tulip, hayatta kalma savaşı veriyorlardı. Dünyaya yapılan saldırı, öyle hızlı ve beklenmedik bir şekilde gerçekleşmişti ki, milyarlarca insanın ölümüne neden olmuştu.
Saklanmak üzere güvenli bir yer bulmaya çalıştıkları sırada, Violet iyice hastalanmıştı.
Ama onu en çok korkutan şey, dünyaya saldıran canavarlar değil, ailesinin öldürülme sebebinin kendisi olma ihtimaliydi.
Lilly'ye, kendisini geride bırakmasını birkaç kez söylemişti. Diğer kardeşlerini de alıp Violet’tan olabildiğince uzaklaşmasını istemişti, ama Lilly dinlememişti.
Ne olursa olsun, ne kadar güçsüz düşmüş olursa olsun, uzaylı yaratıkların pençesine düşmeye ne kadar yaklaşmış olurlarsa olsunlar, kız kardeşleri Violet’tan asla vazgeçmemişti.
Ama günler geçerken Violet, yapabilecekleri hiçbir şey kalmadığını hissedebiliyordu. Ölecekti. Ne kadar çok ilaç alırsa alsın, ölümden kaçış olmadığını biliyordu.
Violet, kendisini kurtarabilecek tek şeyin, gökyüzünden gelebilecek bir mucize olduğuna inanıyordu.
Bilincini tekrar tekrar kaybedip kendine geldiği sırada, aklına küçük beyaz bir çiftlik evi geldi. Dinlenmek için oraya sığınmışlardı. Violet, eski püskü bir kanepenin üzerinde bir nebze de olsa huzur bulmuştu.
Yan dönmüş yatıyordu. Vücudu ateşler içinde yanıyor, ciğerlerine kan doluyordu.
Yüzünü akşam güneşine dönmüştü. Güneşin ısısı, acısını bir nebze de olsa hafifletiyordu.
Rose ile Lilly'nin bir konuda tartıştıklarını hayal meyal hatırlıyordu, ama ne konuştuklarını anlayamamıştı.
Lilly odadan çıktıktan sonra, Violet tekrar kendinden geçmişti. Bir süre sonra, Lilly’nin kendisini çılgınca sarsıp uyandırmaya çalışmasıyla ayılmıştı.
Ne olduğunu tam olarak anlayamamıştı, ama kız kardeşinin söylediklerini yapmak için kendini zorlamıştı.
Gelen ani öksürük krizi yüzünden ağzından kanlar saçılmıştı. Ciğerleri parçalanacakmış gibi hissediyordu.
Ardından tekrar bayılmıştı.
Violet, tekrar kendine geldiğinde güçlü birinin kollarında bir yere taşındığını fark etmişti. Artık yüzüne vuran güneş ışığını hissedemiyordu. Yalnızca koyu gri metal duvarlardan yansıyan loş ışıklar vardı.
Odaklanmaya, nerede olduğunu anlamaya çalışmıştı, ama mümkün değildi. Etrafa bakınmak şöyle dursun, başını hareket ettirecek gücü bile yoktu.
Kendisini taşıyan kişinin yüzü bile bulanıktı, kim olduğunu seçemiyordu.
Acıyla inleyen Violet, hafifçe kımıldanıp başını adamın sağlam, sıcak göğsüne dayamıştı.
Derin, erkeksi bir ses gürleyerek, “Her şey yolunda, küçük savaşçı. Artık güvendesin. Seninle ilgileneceğim,” demişti.
Violet, gözlerini kapatırken dudaklarına hafif bir gülümseye yerleşmişti.
İşte sonunda beklediği olmuştu. Ölmüştü. Bu adam, bir melekti ve Violet’ı alıp götürmeye gelmişti.
Bir sonraki sefer uyandığında bir yatakta yatıyordu. Gözlerini kamaştıran parlak ışıklara rağmen odaklanmaya çabalamıştı.
Ciğerlerindeki ağrının geçtiğini fark etti. Hatta tüm acısı ve halsizliği geçmiş gibiydi.
O zamana dek gördüğü en muhteşem adam, üzerine doğru eğilmiş, kendisini izliyordu. Bal rengi, çarpıcı gözleri, ay gibi parlak bir teni, keskin hatlı bir çenesi vardı. Bir de burnunun üzerindeki garip çıkıntılar dikkatini çekmişti.
Bu detayın üzerinde fazla durmayan Violet, karşısındaki adamı huşuyla izlemeye başlamıştı. Bir melek, diye düşündü. Beni cennete götürmeye gelen gerçek bir melek.
Seksi, tok sesiyle, “Nasıl hissediyorsun?” diye sorunca Violet’ın sırtından bir ürperti geçmişti.
O yatakta uzanmış, karşısındaki adamın bal rengi gözlerine dalmışken, Violet aşık olduğunu anladı.
Bu, yakışıklı bir çocuğu beğenmek ya da kız kardeşlerini sevmek gibi bir his değildi. Tamamen farklı bir şeydi. Yoğun, derin ve çok güçlü bir duyguydu.
Nerede olursa olsun, bu adam kim olursa olsun, daha sonra ne yaşanırsa yaşansın, Violet onu artık sonsuza dek seveceğinden emindi.
Sonsuza yanında olmayı dilediği kişiyi bulmuştu.
Adam, tek kaşını kaldırarak, “Violet?” diye sordu. “Beni duyabiliyor musun?”
Violet yutkunmaya çalıştı, ancak ağzı kupkuruydu. Duygularının yoğunluğu yüzünden boğazı düğüm düğüm olmuştu. Yine de, “Sen kimsin?” diye sormayı başardı.
Karşısındaki adam öyle bir gülümsedi ki, Violet’ın kalbi yerinden çıkacak gibi oldu. Gülümsediğinde de büyüleyici görünüyordu. “Ben, Kaptan Keel,” diye kendini tanıttı.
Violet, belli belirsiz gülümseyip utangaç bir şekilde, “Keel,” diye fısıldadı. “Çok hoşsun.”
Keel’ın gülümsemesi büyüdü. Yanakları hafifçe kızarırken boğazını temizleyerek, “Nasıl hissediyorsun?” diye sordu.
Şöyle bir kendini dinleyen Violet, “Daha iyiyim, ama çok susamışım. Biraz su alabilir miyim?” dedi.
Violet’ın yanındaki küçük masaya uzanan Keel, gümüş bardağı Violet’ın dudaklarına doğru yaklaştırdı. İçmesine yardımcı olduktan sonra tekrar masaya koydu. “Daha iyi misin?”
Violet başını sallayıp, “Cennette miyim? Çünkü eğer tüm melekler senin gibiyse, ölüm sonrası hayat beklediğimden çok daha harika olacak,” dedi.
Keel tekrar güldü. Sesi Violet’ın içini ısıtıyordu. “Hayır, küçük savaşçı. Ölmedin, Toria kralının komuta gemisindesin.”
Violet, kaşlarını çatarak, “Neyin neyindeyim?” diye sordu.
“Komuta gemisi. Toria kralının komuta gemisi.”
Violet, başını hafifçe eğip Keel’ı incelemeye başladı. Keel, şüphesiz ki farklıydı. Burnu, gözleri, konuşurken Violet’ın gözüne takılan dişleri…
Ama o bir melekti, değil mi? İnsanlardan farklıydılar, öyle değil mi?
“Toria mı? Meleklerin buradaki adı bu mu?”
Keel, kendini tutamayıp sırıtarak, “Hayır. Bu, bizim ırkımızın adı. Toria adlı bir gezegenden geliyoruz. Spinnerları öldürüp insan ırkını kurtarmak için buraya gönderildik,” diye açıkladı.
Violet, boş gözlerle Keel’a baktı.
Nihayet, “Şey,” dedi. Karanlık odaya bakınarak, “Anladım, kız kardeşlerim nerede?” diye sordu.
Keel, hafifçe kıpırdayıp birkaç metre ötedeki iki yatağı işaret ederek, “Seninle birlikte gelen ikisi uyuyor,” diye açıkladı.
Yataklardan birine Rose uzanmış, derin derin uyuyordu. Öteki yatağa kıvrılan Tulip, yan dönmüş hâldeydi. Göğsünün üzerinde, sıkı sıkı tuttuğu bir veri pedi duruyordu.
Tekrar etrafına bakınan Violet, Lilly’yi hiçbir yerde göremeyince, “Lilly nerede?” diye sordu.
“Kralla birlikte, onun odasında.”
Violet, kaşlarını kaldırarak, “Ah!” dedi. “Tanrı aşkına söyle, Lilly ile kral orada ne yapıyor?”
Keel gülümsedi. Violet’a doğru iyice eğilip, “Eh, yanılmıyorsam,” diye fısıldadı. Dudakları dudaklarından sadece birkaç santim uzaktaydı. “Uyuyorlar.”
Violet, nefes almaya çalışırken yutkunup, “Ah,” dedi. “Zaten bir erkek ile bir kadın, yatak odasında başka ne yapabilir ki, değil mi?”
Keel sırıttı. Gözleri pırıl parlıyordu. Violet, gözlerinin bu hâline bayılmıştı. Keel, hafifçe geri çekilip yatak örtüsünü Violet’ın çenesine kadar nazikçe çekti.
“Senin de dinlenmen lazım. Tıbbi komutan Oris, sabah gelip seni tekrar kontrol edecek.”
“Uzay gemisine getirildiğinde ölmek üzereydin, Violet. Vücudunun iyileşmesi lazım. Yakında tekrar görüşürüz.”
Bu uzun boylu, seksi meleğin yanından ayrılması, Violet’ın o anda istediği en son şeydi.
O uzaklaşamadan kolunu yakalayıp, “Dur,” dedi.
Keel, yakışıklı yüzünde endişeli bir ifadeyle Violet’a dönüp, “Efendim?” diye sordu.
Violet, “Yanımda kal,” diye fısıldadı. “Lütfen… Şu anda yalnız kalmak istemiyorum. En azından ben uyuyana kadar gitme.”
Keel’ın yüz ifadesi yumuşadı. Violet’ın başucunda duran sandalyeye oturdu.
Violet, Keel’ın oturduğu tarafa doğru dönüp kendisine bakan bal rengi gözleri seyretmeye başladı.
Uykuya dalması uzun zaman alsa da, hatırladığı son şey, onu tatlı bir uykunun kollarına taşıyan hafif, alçak bir ninniydi.

Keel

Keel’ın başı fena hâlde derde girecekti. Bunu, o eski evdeki koltukta yatan ufak tefek, hasta kadını gördüğü anda anlamıştı.
Toria erkekleri işaretleri tanırdı. Bir erkek, bu işaretleri gördüğü zaman, artık kaçmanın, saklanmanın ya da olanları inkâr etmenin bir faydası olmadığını bilirdi.
Koku alma duyuları ya da gelişmiş işitme yetileri gibi, bu da vücutlarının bir parçasıydı. Bir erkeğin yapabileceği tek şey, çiftleşme çağrısını takip edip, bu çağrının hayal kırıklığına dönüşmemesini ummaktı.
Ama bu kadın insandı, kendisinden tamamen farklı bir ırktandı. Onun hakkında hiçbir şey bilmiyorken, onu nasıl eşi olarak alacak, nasıl kendisine ait olduğunu iddia edecekti?
Keel'ın emin olduğu tek şey, o kadına olan hisleriydi. Sandalyeye oturup uyumasını izlemek, zihnine ve bedenine çocukluğundan beri hissetmediği bir dinginlik getirmişti.
Bu kadın, o ana dek hiç hissetmediği türden bir huzur veriyordu.
Hayatı boyunca, bir erkek için çiftleşme çağrısı başladığında, artık o erkeğin hayatında tek bir dişiye yer olduğunu bilerek yetişmişti. Başka hiçbir kadın, erkeğin kalbine, zihnine, bedenine ve ruhuna o çağrıyı hissettiği kadın kadar etki edemezdi.
Bu yüzden Keel, bütün gece sandalyede oturup yataktaki küçük kadının huzur içinde uyumasını izledi. Ağabeyi Tark ile konuşup tüm bunlar hakkında ne düşündüğünü öğrenmek istiyordu.
Keel, en iyi arkadaşları ve kardeşleri olarak gördüğü erkeklerin en küçüğü olsa da, karşısındaki kadından daha büyük olduğunu hissetti.
Kadın reşit gibi görünse de çocuksu bir yönü vardı.
Kaç yaşında olduğunu sabah öğrenecekti. Şimdilik, orada oturup onu uyurken izlemekten memnundu.
Vaktin nasıl geçtiğini anlayamadan sabah olmuştu. Oris, kadınları kontrol etmek için tıbbi müdahale odasına geldi.
Oris, Violet’ın yanına yaklaşıp muayene etmeye başlayınca Keel uzaklaştı. Keel, uzaklaştığını fark eden Violet’ın yüzünün asıldığını görünce, daha fazla uzaklaşmamaya karar verdi.
Dönüp kapıya doğru yaslanırken, Violet’a güven verici bir şekilde gülümsedi. Kollarını göğsünde kavuşturup Oris’i dinlemeye başladı.
Tıbbi komutan, “Bu sabah nasıl hissediyorsun, Violet?” diye sordu.
“Çok daha iyiyim, ama açlıktan ölüyorum!”
Oris kıkırdayıp, “İşimiz biter bitmez kız kardeşlerinle birlikte yemek yiyebilirsin. Şimdi, senin hakkında bazı temel bilgileri öğrenmem lazım, tamam mı?” dedi.
Violet, hafifçe doğrulup başını sallayarak, “Gönder gelsin,” dedi.
“Bilmem gereken herhangi bir genetik tıbbi rahatsızlığın var mı?”
Violet başını sallayıp, “Mükemmel olmak tıbbi rahatsızlık sayılmıyorsa, yok,” diye cevap verdi.
Oris gülümseyip, “Hayır, sayılmıyor,” dedi. “Herhangi bir şeye alerjin var mı?”
“Hayır.”
“Vücudunda herhangi bir mekanik iyileştirme, yedek organ veya sentetik bileşen var mı?”
Şaşkınlıktan ağzı açık kalan Violet, “Bunlar gerçek sorular mı?” diye sordu.
“Evet.”
Violet başını sallayıp, “Hayır, doktor. Cyborg değilim. En azından bildiğim kadarıyla değilim,” dedi.
Oris'in omzunun üzerinden bakıp Keel'ın gözlerini yakalayarak, “Ben uyurken beynimi yapay bir vücuda mı yükledin?” diye sordu.
Keel, böyle saçma bir soruyu gülmeden sorduğunu fark edince çok şaşırdı.
Oris, veri pedine birtakım bilgiler girerken kıkırdadı. Yazdığı şeyleri gizlemeye çalışırken epeyce çaba sarf etti.
Keel sırıtarak, “Eğer öyle yapmış olsaydım, seni daha uzun biri hâline getirirdim,” dedi.
Kan rengi gözlerini Keel’a diken Violet, “Bana bak fasulye sırığı! Ben boyumdan memnunum, tamam mı? Ayrıca, ‘Önemli olan boyu değil işlevi,’ diye bir söz var,” dedi.
Oris, “Tamam artık,” diye araya girdi. Birbirlerine sırıttılar. Bu kadının böyle hararetli bir tarafının olması, Keel’ın çok hoşuna gitmişti.
“Violet, sen dünya yaşına göre kaç yaşında oluyorsun?”
“Birkaç hafta içinde on yediye giriyorum.”
Keel'ın başından aşağı kaynar sular döküldü. O daha çocuktu! Üstelik olgunlaşmasına onlarca yıl vardı. Çiftleşmek için kesinlikle çok gençti.
Göğsüne bir ağrı saplandığını hisseden Keel, güçlükle nefes alıyordu.
Yaratılış Tanrısı, nasıl olur da eşini önüne çıkarıp, çiftleşme çağrısını başlatıp, onu yıllarca beklemeye mecbur edecek kadar zalim olabilirdi?
Ne yapmıştı da Yaratılış Tanrısı onu bu kadar korkunç bir şekilde cezalandırmayı uygun görmüştü?
Oris'in sonraki sorularını dinleyemeyen Keel, yaslandığı yerden kalkıp tıbbi müdahale odasından çıktı.
Düşünmesi, zihnini toparlaması ve ne yapacağına karar vermesi gerekiyordu. Emin olduğu tek bir şey varsa, o da Violet’tan olabildiğince uzak durması gerektiğiydi.

Discover Galatea

Tutulma Kitabı 2: Kızıl Sonrası7 Yıl SonraBir Fae Masalı 2: Kaderin LanetiKanadı Kırık Kuşlar Spin-Off: Yaraların ÜzerindeTucker x Olivia Üçlemesi 2. Kitap: Kız Arkadaşım Olivia

En Yeni Yayınlar

Öyle Bir Şey YokGeriye Kalanlar: John Baker’ın HikayesiŞeytanın Gülü 2: Prangalı AşkKararlı ve AteşliKanadı Kırık Kuşlar 3: Sonsuza Dek Kırık

Okuma listeleri

Hepsini gör

Okuyucu topluluğumuzun derlediğ kitap koleksiyonları ile romantizmin dünyasına dalın.

Pelto’s list

by Pelto

33 kitap

Okumayı Planladığım

by Marmaletta

52 kitap

OKUDUKLARIM

by Pharma

301 kitap

Türkçe

by Asliiturkiye

348 kitap

Okunan kitaplar

by mavi rota

395 kitap

My 4 List

by IcePick

123 kitap

Zıt kutuplar 3

by sunny_dragonfruit_023

19 kitap

Iyilik A.Ş

by Kynta

10 kitap

Alfa serisi

by yasemin175

21 kitap

2. Kitap Bekleniyor

by Elf

14 kitap

🌕Moon Goddess🌙

by Moon Goddess

66 kitap

Okudum

by urbeknt

287 kitap

Ceo

by Anamenya

48 kitap

En güzel kitaplar

by Nermin

207 kitap

D.- Devam ettiklerim

by Hygge

21 kitap