Cover image for Ayıyız Biz

Ayıyız Biz

Kurt Ülkesi

TAVIS

Taylee yolcu koltuğuna bayılmıştı.
Bu sefer gerçekten bayılmamıştı. Uyuyordu. Derin uykuda.
Kemerini taktığı anda kendinden geçmişti. Tavis’in Jeep’i ile yola çıktıklarında öğleden hemen sonraydı. Yolculuk en az iki buçuk saat sürecekti.
Tavis, normalde araçla seyahat etmeyi sevmezdi ama bugün bir istisna yapıyordu.
Yola çıkmadan önce Tavis, Taylee’ye bir şeyler yedirmişti. Birkaç dilim kızarmış ekmek hiç yoktan iyiydi.
Ayrıca Taylee’ye eski kıyafetler de vermişti. Kapüşonlu süveter ve kot pantolon. Eski görünüyorlardı ama Taylee tek kelime etmeden giymişti.
Tavis, Taylee’ye ayılarla ilgili daha başka bilgiler de vermişti.
Taylee anlamaya hevesliydi ama aynı zamanda on sekiz yılını olduğunu düşündüğü şey olmayarak geçirmiş olduğunu öğrendiği için sarsılmıştı.
Bu arada, Tavis Taylee hakkında ne öğrenmişti?
On sekiz yaşındaydı. Evlat edinilmişti.
Tavis’i odun keserken casus (Taylee böyle demişti) gibi izlediği için özür dilemişti. Tavis de özür dilemesine gerek olmadığını söyleyip durmuştu.
Tabii onu orada durup o kadar dikkatli izlerken görünce çok şaşırmıştı. Ama hoş bir sürpriz olmuştu.
Tavis, bu durumun Taylee’ye bakma konusunda ciddi olduğu mesajını verdiğini umuyordu.
Görünüşe göre bunu da son kez yapacaktı, muhtemelen.
Beyaz Pençe arazisindeki ailesinin yanına dönüyordu. Taylee oraya aitti. Ve eğer Tavis Taylee’yi bir daha göremeyecektiyse bu iş bu kadardı.
İç çekip radyoyu açtı. Sesini kısık tuttu. Yaşadığı onca şeyden sonra Taylee’yi rahatsız etmeye gerek yoktu.
Tavis, ürpertici olmak istemiyordu ama Taylee baygınken güzel görünüyordu.
Ya da en azından onu izlemeyi sevmişti.
Nefesi alıp vermesini.
Kafasının sallanmasını...
Sağlığına tam kavuşana kadar ona bakmak istiyordu.
Belki de biraz iyileşmiş olduğunu görmek Tavis’in yapacağı en iyi şeydi.
Taylee’nin yakın zamanda uyanmayacağı neredeyse kesindi. Bu yüzden Tavis sesi biraz açtı. Smith Westerns.
Tavis şarkıyı söylüyor, önündeki düz otoban büyüyor ve küçülüyordu. Müzik direksiyonda rahatlamasına yardımcı oluyordu. Aksi takdirde her zaman ürkekti.
Ayılar Beyaz Pençe topraklarında hoş karşılanmıyordu. En azından resmi olarak. Taylee’yi bırakıp kaçmayı bekliyordu.
Ama aynı zamanda kendisini Taylee’nin ailesine tanıtmak istiyordu. Kim olduğunu ve Taylee için ne yaptığını söylemek. Kendisine borçlu olduklarını söyler gibi kibirli bir şekilde değil. Sadece duydukları adın kime ait olduğunu görsünler diye.
Ve belki de onlar Tavis’in kimliği konusunda sorun hissetmezlerdi…
Koronun sonundaki falsetto her zaman eğlenceliydi.
Şarkı sözü tekrarlanırken Taylee’ye bakmak için döndü ve dudaklarının hareket ettiğini gördü. Çok hafifti ama kesinlikle şarkı sözlerini mırıldıyordu.
Taylee Tavis’i, Tavis’in onu şu anda bile özlediği gibi özleyecek miydi?
Bir günlük ilişkileri (daha çok on iki saatlik ilişkileri) kolay ya da doğal olmamıştı ama önemli bir özelliği vardı.
Biri, bağ kurmadan birinin hayatını kurtaramazdı ve kurtarılan biri de kurtaran biri ~ile bağ kurmadan kurtarılamazdı.
Her neyse, bağ bağdır. Taylee bunu unutamazdı.
Tavis asla unutmayacaktı.
Onu son görüşü, ailesinin kollarına gidişini izlemek olsa bile.
Hayatında ilk kez trafik olması için dua etti ama trafik yoktu. Taylee’nin yaşadığı banliyö Olympia mahallesine doğru çıkış yaptığında çok erkendi.
Otobandan çıktıklarında arabanın sarsılmaya başlamasıyla Taylee sallandı. Anlaşılmaz birkaç kelime mırıldandı ve kafası yavaşça sağa sola sallandı.
Tavis, “Günaydın,” diyerek gülümsedi.
Taylee, bir an için gözlerini kısarak Tavis’e baktı. Sanki yüzünü tekrar hafızasına sokarmış gibi.
“Günaydın,” diye cevapladı Taylee.
“Neredeyse eve geldik.”
Şeritlere girip çıktılar. “Ailemle tanışsan iyi olur, değil mi?”
“Sen söyle.”
“Annem kim olduğunu görmek isteyecek.”
“Ama fazla kalamam.”
“Niye?”
“Bizi yasakladığınız için, unuttun mu?” dedikten sonra Tavis lafını geri aldı. “Sen değil ~tabii. Sizinkiler. Alfa White.”
Taylee iç çekti. Kafasını pencereye yaslayıp, “Lafını bile açma,” dedi.
Birkaç dakikalık sessizlikte radyoda çalanları dinlediler. Tavis, çalanın Neon Trees ya da çok benzer başka bir grup olduğunu düşündü.
“Ee… Anlat bakayım. Nedir bu grup? Sürü? Her neyse işte. Mavi Kan.”
“Oregon’da kendi hâlimizdeyiz. Başka bir yerde istenmediğimizi biliyoruz. Ama bize biri gelirse ya da ihtiyaç duyarsa Alfa Bluestone onları hoş karşılamaktan çekinmez.”
“Bluestone bize lazım olan alfa gibi duruyor.”
Tavis kendi kendine gülümsedi. “Bluestone’u tavsiye ederim.”
“Yani ayılar, kurtlar ve…”
“Çoğunlukla kurtlar. Birkaç ayı.”
Taylee, “Tavis,” dedi ve aniden dik oturdu. Gövdesini ona çevirdi. “Aklıma bir şey geldi.”
Tavis paniğe kapılmadan edemedi. Kalbi hızlanmıştı. “Ne?”
“Ayımla ne zaman tanışacağım?”
Tavis tereddüt etti. “Hıı.”
“Yani, bunca zamandır kurdumla tanışmak için bekliyordum. Hiç gelmeyecek bir şey bekliyormuşum. Şimdi, bu kısım mantıklı. Ama her an şekil değiştirebilirim, değil mi?”
Tavis gözlerini yoldan ayırmadan, “Belki,” dedi.
“Belki mi?”
Köşeyi dönerken Tavis, sağdan sola kayan ellerini izledi. Tereddütle, “Birçok insan ilk şekil değiştirmesini şey yaparken yaşıyor… Seks.”
Taylee dümdüz ileriye bakıp, “Haa,” dedi.
Garip bir sessizlik hakimdi. Taylee’nin yaşadığı sokağa doğru köşeyi döndüler.
Kısmen konu değişsin diye kısmen de bilmek istediği için, “Şimdi bana soyadını söyleyebilir misin?” diye sordu Tavis.
“Neden?”
“Ailene ne diyeceğimi bilmeliyim. Onlara kızlarının geceyi nasıl geçirdiğini anlattığımda.”
Gözlerinin kenarından Taylee’nin gözlerini devirdiğini görebiliyordu. “Harris,” dedi Taylee.
“Harris.” Tavis, bu adın dudaklarında bir gülümseme gibi yayılmasına izin verdi. “Taylee Harris.”
Tavis, şaşırtıcı derecede dolambaçlı yolda ilerlerken etrafa baktı.
Evler oldukça küçüktü ama çok uzak aralıklı oldukları için daha da küçük görünüyordu. Bu evlerin her birinde bir kurt ailesi olup olmadığını merak ediyordu.
Saat beş olmuştu. Gri Jeep garaj yoluna girdiğinde güneş ufukla flört etmeye başlamıştı.
Yeşil ev, beyaz panjurlar. Çimlerin yanında ön kapıya kadar giden bir rampa vardı. Pencere kenarında iki mum vardı.
Tavis, mumların arkasında, mum ışıklarıyla yarı aydınlatılmış yüzleri görebildiğini düşündü.
Bu düşüncesi kapının açılmasıyla beraber üç kişinin fırlamasıyla doğrulandı. Tavis ya da Taylee arabadan inmeden koşuyorlardı.
Önce uzun boylu ve geniş omuzlu bir adam.
Sonra, dolgun etli, omuz uzunluğundaki saçları sarı ve kırmızı çizgili olan bir kadın.
En son, genç bir kız. Taylee’den bayağı küçük olmalıydı. Annesi gibi sarışındı. Tavis’in uzaktan seçebildiği dikkat çekici gri gözleri vardı.
Üçünün de gözleri arabanın üstündeydi. Tavis dışarı fırladı ve Taylee’ye yardım etmek için aracın diğer tarafına koştu.
Taylee Tavis’e tutunarak ailesine doğru ilerledi.
“Ah, Taylee!” dedi annesi.
Tavis Taylee’yi babasının kollarına bıraktı. Geniş omuzlu adam Taylee’yi tutarken sessiz gözyaşlarıyla sarsılmıştı.
Kadın her ikisine de sarıldı.
Genç kız hiçbir şey söylemeden aile kucaklamasına katıldı.
Kimse Tavis’e bir şey söylemiyordu. Arabasına bakıp ellerini ceplerine soktu. Tavis, Taylee’nin kendisi hakkındaki son izleniminin (ailesinin de ilk izleniminin) orada o anki özel, yoğun ve duygulu andaki davetsiz misafir olduğu yönünde olmamasını umuyordu.
Kelimeler yoktu. Sadece koklaşıyorlardı.
Sonunda kadın Tavis’in elini tutup soğuk beyaz avuçlarının arasına aldı. “Sen Tavis olmalısın,” dedi alçak bir sesle. Neredeyse huşu içindeydi.
Tavis başını aşağı yukarı salladı.
“Ben... Teşekkür etmekten başka ne diyeceğimi bilemiyorum.”
Tavis başını eğerek, “Bu... Yapabileceğim tek şey buydu, hanımefendi,” dedi.
“İçeri girmeyecek misin?”
Taylee hâlâ babasının göğsüne yakın dururken, “Anne,” diye seslendi. Annesi şaşkınlık içinde geri döndü. Taylee kafasını salladı ve dördü bir araya geldi. Taylee fısıldayarak ailesine bilmesi gerekenleri anlattı.
Durdular. Birlik içinde hepsi Tavis’e baktı. Önce Taylee’nin babası öne çıktı.
“Gitsen iyi olur evladım,” dedi. Sesinden düşmanlık değil, korku vardı.
Annesi, “Hayır,” diyerek karşı çıktı. “İçeri girse iyi olur. Dışarıya çıkamaz… Şeylerin arasına…”
Tam o anda, anne ve babanın nefesi kesildi. Genç kız kendini Taylee’nin üzerine attı ve tökezlediler.
Tavis arkasını döndüğünde, koyu kürklü, tamamen salya akıtan ve hırlayan beş tane kurt olduğunu gördü.
Kurtlar çabucak Tavis’in etrafını kuşattılar. Tavis’in kendini adayarak çalıştığı savunma taktikleri ondan kaçıyordu.
Taylee, “Tavis,” diye seslendi. Gözünün bir köşesinden Taylee’nin ailesi tarafından zapt edildiğini gördü. Beş adet çene yaklaşıyordu.
Evet, burası kurtlar ülkesiydi.
Burası yalnız bir ayıya göre bir yer değildi.
Continue to the next chapter of Ayıyız Biz