Galatea Logo
ListelerDestek
Kurt Adamlar ve Şekil Değiştiriciler
Mafya
Milyarder Romantik
Zorba romantizmi
Yavaş gelişen romantizm
Düşmandan Sevgiliye
Paranormal Romantik
Yetişkin Eşler
Spor hikayeleri
Üniversitede Geçen Kitaplar
İkinci Sans Hikâyeleri
Tüm Kategorileri Gör
App Store'da 4,6 puanlı
Hizmet ŞartlarıGizlilikBaskı
Galatea on FacebookGalatea on InstagramGalatea on TikTok
Cover image for Alfa'nın Cezası Kitap 4

Alfa'nın Cezası Kitap 4

Yazar
B. Luna
Okur
18,9K
Bölüm
30
Yazar
B. Luna
Okur
18,9K
Bölüm
30
⚔️Aksiyon & Macera🐺Kurtadamlar ve Şekil Değiştirenler💘Kader Eşleri🎭Dram👩‍❤️‍👨Gerçek Eş💪🏻Muhafız🌛Tanrılar ve Tanrıçalar🧙‍♂️Paranormal & Fantastik💪🏻Alfa Erkekler💪Güçlü Kadınlar👑Kraliyet ve Aristokratlar🐺Paranormal

Kadim tanrıların ve ilkel içgüdülerin çarpıştığı bir dünyada, Artemis ve eşi Aeros, aşk, güç ve kaderin tehlikeli bir yolunda ilerler. Aeros, tanrı Fenrir tarafından ele geçirildiğinde, bağları doğaüstü güçler ve ölümcül düşmanlar tarafından sınanır. Aeros'un doğuştan gelen hakkını geri almak ve zalim bir kralla yüzleşmek için çıktıkları yolculukta, hayatta kalmak için içsel güçlerini ve sürülerinin gücünü kullanmak zorundadırlar. Aşkları, tanrıların ve insanların sınavlarına dayanabilecek mi?

Bir Tanrı’yı Uyandırmak

Dördüncü Kitap

ARTEMIS

Ertesi gün, çıplak karnımdan aşağı inen yumuşak dudaklar ve sert sakalların hissiyle erkenden uyandım. Boynumdaki iz hâlâ karıncalanıyordu. Durup düşündüğümde hâlâ jilet gibi keskin dişlerini boynumda hissedebiliyordum.
Düşünebildiğim tek şey buydu.
Kendimi kaptırdığım bu hoş rüya sürüp gidiyordu, ama onun ısrarcı, dolgun dudaklarının hissi, uyku halinin vermiş olduğu mahmurluktan çok daha iyiydi. Açgözlü ellerini kalçalarımdan gezdirirken aşağı indirdi
Lanet olası ürperen tüylerim. Uyanık olduğumu belli etmemeye çalışsam da onun uyanık olduğumu… Bildiğini biliyordum. Burada küçük bir oyun oynamaya çalışırken bu farkındalık beni oldukça iyi bir şekilde sarstı.
Kısa bir anlığına gözlerimi kapatıp kim ve nerede olduğumu unutmayı denesem de kiminle olduğum gerçeğinden bir kaçışım yoktu.
Saf özünün kokusunu alabiliyor, karnımın üzerindeki yolculuğunda daha da aşağılara indiğinde bile kaya gibi sertliğini hissedebiliyordum…
Tam o anda gözlerim fal taşı gibi açıldı. Kalbim ağzımda atmaya başladı. Uyarıldığımı bilmesinin hissi inanılmaz iyi hissettiriyordu.
Duyularım baştan çıkarılıyor, her hatırlatıcı vuruşuyla dolup taşıyordu. Hepsinden öte, ikimizin de ne istediğini tek kelime etmesek de tahmin edebiliyordum.
İçime aceleci şekilde girip çıkmasıyla damarlarımın bile zorlandığını hissedebiliyordum. Garip bir şekilde bu acı hayalet uzuv ağrısını andırıyordu. Adeta varlığıma hapsolmuştu. İliğime işlemiş gibiydi. Onun sarhoş edici teri gözeneklerime sızıyordu.
Onun bedeni artık benim bir parçamdı. Benim bedenimse onun bir parçası.
Aramızdaki bağ o kadar kuvvetliydi ki kendi düşüncelerimi onun düşüncelerinden soyutlamak benim için zordu, ama onunla ilgili bir şeyler…
Farklıydı.
Güçlü, uhrevi bir enerji, canlı bir elektrik kablosu gibi havada vızıldayıp çatırdayana kadar etrafımıza yayılırken keskin bir nefes aldım. Şoklar uyarı niteliğinde omurgamı karıncalandırıyordu.
İçimi saran huzursuz edici uğultunun kaynağını bulamıyordum.
Bu uğultunun eşimden geldiğini fark ettiğimde tüm tüylerim diken diken oldu.
Ensemdeki tüyler bile yakınlarda gizlenen bir avcı varmış ürperdi. İçimdeki her şey, olduğum yerden uzaklaşma dürtüsünün garip yankısıyla tetikte bekliyordu.
Kokusu bile bir şekilde değişmiş gibiydi. Ama aynı zamanda, garip bir şekilde değişmemişti de. Hâlâ her zamanki gibi kokuyordu. Kır çiçeklerinin tatlı esintisi ile erkeksi cinsel gücü bir aradaydı.
Onun varlığını çok yakınımda hissediyordum. Onun düşünceleri zihnimde uçuşuyordu.
Cinsel içgüdü açığa çıkmıştı. Neredeyse dayanabileceğim çok daha fazlasıydı.
Nefesimi kontrol altına almaya odaklanarak, zihnime üşüşen karmaşık düşünceleri birbirinden ayırt etmeye çalışıyordum. Aniden harekete geçme dürtüsü bunaltıcı derecede yoğundu.
Odada biri veya başka bir şey var gibiydi. Bu, büyük bir varoluşun yakınlarda olduğu hissiydi. Gittikçe yaklaşan ve diğer her şeyi gölgeleyen bir varlığın hissi.
Kurdum usulca, “Eşim,” diye homurdandı. Sesi güven vericiydi. “Eşim bize zarar vermez. Güvendesin.”
Kurdum bunu söylerken bile cildim karıncalandı. Vücudum boyunca gezinen devasa elin yolculuğunun sonunda boynumu tamamen sardığının fazlasıyla farkındaydım.
Ve bu jest kesinlikle nazik bir jest değildi. Kalbim göğüs kafesimden fırlayacakmış gibi hissettirecek sıkı bir tutuştu. Dizginlenmiş yoğun gerilimiyle hareketlerine yön veriyordu.
Başparmağını dün gece dişlerinin bıraktığı hassas iz üzerinde ileri geri hareket ettirirken bacak aramda sıcak bir ıslaklık biriktiğini hissediyordum. Onunla bütünleşme dürtüm, neredeyse tüm endişelerimi alıp götürmüştü.
Dürtülerim ve utanmaz bedenim kontrol için bir çekişme savaşında gergindi. Şehvetli damarlarımda akan açlık hissine boyun eğmek ya da ondan kurtulmak istemiyordum. Her şeyimi ona vermek istiyordum. Aeros’a. Ama kontrol edemiyordum.
Bir şekilde onda bir şeylerin eksik olduğu düşüncesi beni rahat bırakmıyordu. Yardıma ihtiyacım vardı. Belki de gidip yardım almalıydım.
Eşim dudaklarıyla aşağı doğru, bir kalça kemiğimden diğerine gezinmeye devam ediyordu. Korku ile gözü dönmüş beklenti duygumun arasında bir yerde kaybolmuş haldeyken, şehvetle inlememek için kendimi zor tutuyordum.
Kaçma düşüncelerim biraz daha bulanıklaşmaya başlamıştı. Onu çok fena istiyordum ama…
Gözlerimi garip bir duyguyu savuşturacakmış gibi sımsıkı kapattım ama ben bunu yapar yapmaz iki parlak kırmızı küre göz kapaklarımın ardındaki karanlığı aydınlattı.
Güçlü korkum bir anlığına tüm düşüncelerime hâkim oldu. Gerginliğimden bedenimin kilitlenen bölgelerini rahatlatmaya çalıştım. Korkunun bedenimdeki baskısı yavaşça dindi.
Gözlerimi açarken kırmızı gözlerin peşi sıra görüntüleri adeta zihnime musallat oldu.
Henüz bitmemişti. Bittiğini sandıysam da bitmemişti. Boğazımı saran el sıkılaştıkça, nefes alışım daha da düzensiz bir hale geliyordu. Bu Aeros’un eliydi… Galiba.
En azından öyle umuyordum. Çünkü bilmiyordum.
Diğer tüm kaotik düşünceleri susturan derin bir homurdanma zihnimin içinde yankılandı. Bu ses içgüdüsel olarak aşina olduğum bir sesti.
"Min kvinne. Min ástvinur. Çok uzun zamandır uykudayım." Sesinin yarattığı gümbürtü doğaüstüydü. Neredeyse şiddetliydi. Konuştuğunda, yanılmıyorsam duvarlar titriyordu. Şekil değiştiriyordu. Hayır. Hayır. Bu olamazdı.
Bu da neydi?
Neden bunu istiyordum? Bacaklarımın arasındaki ıslaklık. Beni bu hale yalnızca Aeros getirebilirdi…
Bu o muydu?
Sesinin tahrik edici tonunun etkisiyle neredeyse mırlayacaktım ama neyse ki gardımı tekrar almıştım. Kurdum neredeydi?
Buradayım. Korkma.
Kalbim göğsümde şiddetle atıyordu. Sesinin tınısı çok yoğun, lezzetliydi. Ama bu karanlık, derin ses Aeros’un sesi değildi. Onun kim olduğunun cevabını beklerken, göğsüm hararetli bir şekilde inip kalkıyordu.
Bu Aeros olamazdı.
Yoksa olabilir miydi?
Kurdum Aeros’un kokusunu çok iyi biliyordu ama o temkinliydi. Yine de kurdumdan herhangi bir hareketlenme yoktu.
Hipnotize edici teslimiyet dürtüsünü artık kontrol edemiyordum. Tıpkı koyu, ağır bir pelerin gibi vücudumu sarıyordu. Ama beni daha da korkutan şey kurdumun sessizliğini korumasıydı. Bastırılmıştım. Hareket edemiyordum.
Kulaklarıma hücum eden kadim sesin üzerimdeki tahakkümü karşısında oldukça uysaldım.
Gözlerimi açıp ona baktım. Karşımdaki yakından tanıdığım bir yabancıydı.
Kontrol edemediğim bir titreyiş beni derinimden sarstı, bunun sebebi yalnızca parıldayan uzun keskin dişleriyle baldırımın iç kısmını ısırması değildi.
Koyu renk saçları yüzünü kaplayıp keskin hatlarını örtüyordu. Zihnimin içinde yankılanan seslerden bihaber gibi görünüyordu. Çünkü bana bakmak için başını kaldırmıyordu.
"Dokunuşumla titriyorsun,” dedi bariton sesiyle bir kez daha. “Yoksa benden korkuyor musun, eşim?”
"Sen… Sen kimsin?” diye sorarken sesimin daha cesur tınlamasını dilerdim. Tehlikeyle burun burunayken arzularımın içinde nefes nefese kalmamayı dilerdim. O kimdi?
Sorum, daha çok gırtlaktan gelen bir hırıltı gibi yankılanan karanlık bir kıkırdama eşliğinde cevaplandı.
"Min ástvinur," deyip nefes alırken, iki kalın parmağını içime sokarak beni esnettiğinde keskin bir çığlık dudaklarımdan döküldü. "Kim olduğumu biliyorsun."
Dokunuşunun etkisiyle sırtımı geriye doğru bastırdım. Onun marifetli dokunuşunun etkisiyle.
Beynim olanları algılamakta zorlansa da parmaklarının verdiği hissin ve görkemli varlığının farkındaydım.
Aklımın bir köşesinde cevap aradığım bir soru vardı. Bunu kabul etmek istiyor muydum? Bunu kendime itiraf edebilsem çok daha iyi olabilirdi. Lütfen. Lütfen. Lütfen.
Kurdum fısıltıyla hırlayıp cevabını eski dilinde verdi.
"Söyle, min ástvinur. Adımı söyle." Sesindeki boğuk tını gittikçe derinleşiyordu. Onu tekrar etmemi istiyordu. Bu yüzden tekrar etti… "Söyle, min ástvinur. Adımı söyle."
Uzun, iri elini karnıma bastırarak geniş göğsüyle uzanıp beni sardı. Beni resmen ele geçiriyordu. Hareket edemiyordum. Yapamıyordum. Bana ne oluyordu? Zihnimin kontrolünü nasıl ele geçiriyordu? Kurdum neden bana yardım etmiyordu?
Panik içinde aldığım nefeslerle parmaklarım titrese de, bir şekilde oksijenin damarlarımda dolaşmasını sağlıyordum. İlk iç çekiş. İkinci iç çekiş. Üçüncü…
Bacağımı omzunun üzerine atarak beni tamamen savunmasız bıraktı. Hoş, hareket etmek de istemiyordum. Derinimde gezinen parmaklarını içimde hareket ettirip kıvırdığı anda gözlerim geriye doğru yuvarlandı.
Parmaklarının içimdeki hissiyle, neredeyse tutamadığım bir inilti dudaklarımdan döküldü…
"Fenrir!" Tamamen boşalmaya çok yaklaşmıştım.
Islaklığımın yoğunluğuyla Aeros durup ateşli gözleriyle bana bakmak için yavaşça yukarı geldi. Bedeni çömelmiş halde duruyordu. Öldürmek için saldırıya geçmeyi bekleyen bir hayvan gibiydi.
Gözleriyle tekrar buluşmadan önce gözbebeklerinde parlayan kırmızı tonu hayal ettim. Siyah saçlarını yüzünün önünden çektiği anda, bununla ilgili hiçbir şüphem kalmadı. Eşimin gözlerindeki çarpıcı kırmızı rengi görünce kalbim bir anlığına tekledi.
Yine de boşalmanın eşiğindeydim. Vücudum gittikçe erirken artık doruğa ulaşmak istiyordum.
Eşimin dudaklarında, parmaklarını içimden çekerken kötü bir gülümseme belirdi. Gülümsemesindeki ifadede hem alay hem de tehdit vardı. Harekete geçmem için beni cesaretlendiriyor gibiydi.
Aklımdaki tek şey içimden çıkardığı parmaklarıyla, onların eski yerinde olmasını ne denli arzuladığımdı.
Parmaklarını dudaklarına götürüp onları temizlerken boğazının derinliklerinden mırıldandığında yarı kapalı gözlerle onu seyrediyordum. Nefes ritmim düzensizdi. O gizemli ve korkunçtu. Güçlüydü.
Hareket edemiyordum. Cesaret bile edemiyordum. Çünkü bana sahip olabileceğini ve olacağını biliyordum.
"Uzun zamandır tadına hasretim,” diye hırladı. "Dokunuşunu özledim. Sen benimsin, min ástvinur." Gözleri özlemle parlıyordu. Söylediği her kelimeye inanıyordum.
Tek bir bakışıyla bedenimi esir alıp gözlerindeki tutkuyla tüm bedenimi ürpertti. Başını bacaklarımın arasına indirmeden önce göğsünden sahiplenici bir tavırla gürledi.
Dudaklarını araladığı anda yumuşak bir şekilde inledim. Sonra dilini uzun yavaş bir hamleyle derinliklerime sokup beni uçurumun kenarına sürükledi.
Bayılacağımı düşünüyordum… İçime doğru inliyordu ve ben gelmek üzereydim…
Sonra dişlerini yumuşak, ıslak etime geçirdi.
Güçlü spazmlar bedenimi sarınca sırtımı yatağa doğru kıvırıp bastırırken çığlık atıyordum. Spazmlar durmaksızın vücudumu ele geçiriyordu. Orgazm beni en derinlerime kadar titretirken, dişlerini çekip akıcı tek bir hareketle beni yüzüstü yatırdı.
Güçlü elleriyle kalçamı kavradıktan sonra kıçımı havaya kaldırırken hâlâ düzgün nefes alamıyordum ve bakışlarının arkamda gezindiğini hissederken nabzım hızlanıyordu. Parmaklarımı içgüdüsel olarak çarşaflara geçirdim.
O da en az benim kadar güçlükle nefes alıyordu.
Islak dudaklarımın arasını okşamaya başlarken, "Sşvåt for meg, min ástvinur," diye inledi.
Beni izlediğini, anı kaydettiğini ve bunun her dakikasının tadını çıkardığını hissedebiliyordum. Zincirlerini kırıp üzerime geldiği zaman nazik olmayacağını biliyordum. Benim de tam olarak buna ihtiyacım vardı.
Kuvvetli elini enseme yerleştirip gövdemi yatağa bastırdı. Yaptığı karşısında hiç direnmedim. Belki de direnmeliydim.
Hareketleri sahiplenici ve baskındı… Bu hoşuma gidiyordu. Gerçekten keyif alıyordum.
Sertliğini bacak aramda hissettiğimde inleyip onu içime almak için geriye doğru hamle yapmaya çalıştım ama o beni tamamen hareketsiz tutuyordu. Buna karşılık olarak boğazımdan hırladım.
Sıcak nefeslerini duyabiliyor, onları omurgamda hissedebiliyordum. Eşimin bacaklarının sıkı kasları bacaklarımın üzerinde sürtünüyordu. Dizlerimi daha da ayırmam için beni zorladı. İkimiz de şehvetimizin doruğundaydık.
Penisini içime sokmak için kıpırdandığını hissettiğimde ona yardım etmek için kalçamı geriye doğru verdim. Nabzım kulaklarımda o kadar şiddetle gümbürdüyordu ki kapının çaldığını neredeyse duyamayacaktım.
Eşim öfkeyle hırlayıp yataktan kalkınca kıçım soğuk havayla doğrudan temas etti. Onun gümbürdeyen ayak sesleri, bölündüğü için duyduğu öfkeyi taşıyordu. Ama bu dizginlenemeyecek türden bir öfkeydi.
Bir tanrının öfkesiydi.
Durumun hızla çirkinleşebileceğini fark ettiğimde arzunun üzerimde yarattığı bulanıklık hızla dağılıverdi. O kapının ardında kim varsa, şu anda bu odada kimin olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu.
Onun kendine hâkim olup olamayacağını kestiremiyordum.
Kapının arkasındaki öldürebilirdi, ben de onu durdurmak için hiçbir şey yapamazdım.
"Hayır! Bekle!" diye bağırdığımda o arkasını dönüp bana baktı. "Aeros'u geri getir. Derhal."
"Hayır." Gözlerinde meydan okuma ifadesi vardı. Ona başkaldırmamı istiyordu. Ona başkaldırımın mümkün sonuçlarını düşününce ürpermemek için kendimi zorladım.
"Şimdi. Ona ihtiyacım var." Gözlerindeki parıltıyı bir saniyeliğine yakaladım. Bu parıltı ifadesi böylesi cesurca konuştuğu için başkalarından çıkarabileceği gazabı taşıyordu. Yüzü bana dönükken onun etkileyici büyüklüğüne bakmamak için direniyordum.
Bana geri dönmeden önce hırladı. Ellerini saçlarımın arasından geçirip ona bakmam için saçlarımı sertçe çekerken nefesim kesildi.
Bunu yapmasıyla arzu içinde çenemi sıktım. Altımdaki çarşafın ne kadar ıslak olduğunu hissedebiliyordum.
"İhtiyaç mı? İhtiyacın ne olduğunu bilmiyorsun, min ástvinur." Hafifçe gülümsediğini gördüm. Bu gülümseme eşimin dudaklarında olsa da tam olarak alışık olmadığım bir gülümsemeydi. “Ama öğreneceksin. Öğreneceksin.”
İştahlı, uhrevi gözlerini dudaklarıma indirmeden önce bir anlığına bana baktı. Öpüşmesi Aeros’unki gibi nazik ve tatlı değildi. Aksine öpüşmesi dişler ve dilden ibaretti. Kaba ve ilkeldi.
Dilini ağzımda gezdirirken zorlukla nefes alıyordum. Onun acımasız tatlılığı içimde bir beklenti oluşturuyordu. Cezalandırıcı bir teslimiyet duygusuyla şişmiş dudaklarımın üzerinde hakimiyet kurdu.
Tanrım, bundan nefret ediyordum. Aynı zamanda lanet olsun ki keyif alıyordum.
Sonunda geri çekilip uzaklaştığında hırlayınca, tüm kaslarının esnediğini gördüm. Sırıtışından cinsel arzusunun en az benimki kadar yoğun olduğunu görebiliyordum.
Kısık gözleriyle beni delip geçerken yüzünde sert bir sırıtış belirdi. “Gidiyorum. Şimdilik. Ama şunu bil ki küçüğüm, ben her zaman derinlerde olacak ve benim olanı alacağım.”
Aeros'un gözleri normal hallerine dönmeden önce etraftaki atmosferde ani bir değişiklik hissettim. Onun çirkin sözlerinin yankısının ruhumda çınladığını hissediyordum.
Aeros'un baskın varlığı odanın dört bir yanını titretti.
Tatlı rahatlama ile zevkin sonradan gelen sarsıntıları beni ezip geçti. Ama başka bir şey daha vardı… Bunu tam olarak korku olarak adlandıramasam da, pusuya yatmış bir canavara karşı sağlıklı bir saygı göstergesi hissi kollarımda ve bacaklarımda yayılıyordu.
Boğazımdaki düğümle yutkunarak, ona doğru uzandım. "Aeros?"
Elimi tutup dudaklarına götürmeden önce bana nazikçe gülümsedi. Üzerimde belirirken, iyi bir gece uykusundan yeni uyanmış gibi görünüyordu.
Yumuşak bakışlarından onun nelerin farkında olduğunu görebiliyordum. “Evet aşkım?”
Kapıda bu sefer daha şiddetli bir vuruş duyuldu. Aeros, alaycı bir tavırla başını yana eğdikten sonra vücudunun alt kısmına bir battaniye sardı.
Bu ona özgü bir tavırdı. Yumuşak ve yatıştırıcıydı. Beni gözünü kırpmadan öldürebilecek bir şeyle burun buruna gelmeseydim belki de rahatlayabilirdim.
Ve neredeyse...
Kapıyı açtığı anda Inga’nın sesini hemen tanıdım, Aeros onu içeri almak için jest yapmadan önce onun söylediği her şeye yanıt olarak yalnızca homurdanmakla yetindi.
Odaya girerken birkaç kadın daha onun arkasındaydı ve büyük küveti tekrar temiz, sıcak suyla doldurmadan önce boşaltmaya başladı.
Inga bana göz kırparken samimi bir şekilde gülümseyip, “Bir banyoya daha ihtiyacın olabileceğini düşündüm,” dedi.
Bu imalı sözleri üzerine yanaklarım ısınsa da Aeros’a dönmeden önce bana ufak bir şekilde gülümsedi. Aeros bu etkileşimden bihaber görünüyordu.
Keşke bilseydi.
Vücudum hâlâ başka bir boşalma için sızlarken, kafam tamamen başka bir yerdeydi.
"Kral Ulfhednar, Alfa Rowan sizi görmek istiyor. Sizinle konuşmak konusunda epey istekli. Şölen iki saat sonra başlıyor.” Inga, Aeros’a yeni ütülenmiş kıyafetleri sunup başını küçük bir hareketle sallayarak selam verdi.
Eşim başını dalgın dalgın salladıktan sonra onun elindeki kıyafetleri aldı. Bu esnada bana gözünün ucuyla bakmaya devam ediyordu.
Inga, diğer kadınlarla birlikte odadan çıkmadan önce son bir kez bana bakıp gülümsedi. Kapalı kapının ardından boğuk bir kıkırdama duyduğuma yemin edebilirdim.
Yataktan çıkıp Aeros’un yanına gittim. İyi görünüyordu. Normaldi. “Buna hazır olduğuna emin misin? Her şey çok hızlı gelişiyor. Ben… Senin için endişeleniyorum.”
Hem de birden fazla sebepten. Bunu ona anlatabilir miydim?
Başını eğip beni yavaşça öperken yumuşak dilini nazikçe dilimin üzerinde gezdirdi. Bunu istediği kadar yapabilirdi.
Birkaç dakika sonra geri çekilip alnını alnıma yasladı. “Hazırım. Hem de hazırdan daha fazlasıyım. Sen yanımda olduğun müddetçe her şeye hazırım.”
Kalbim ritmim sonunda sakinleşti. Gök gürültüsü gibi atmayı kesti.
En azından şimdilik.
Beni göğsüne bastırdıktan sonra kollarına alıp kaldırdı. Birlikte sıcak suya girmeden önce beni küvete götürürken sessizdi.
Dudaklarını boynumda bıraktığı izine bastırınca başımı sert göğsüne yasladım. O tamamen soğukkanlı kontrolden ve karanlık sıcaklıktan ibaretti, hiçbir şey ters gidemezmiş gibiydi.
Keyifle iç çeksem de az önce yaşanan olaylardan biraz rahatsız olduğumu inkâr edemezdim.
Şimdi bile gözlerimi kapattığımda, o açgözlü, kıpkırmızı gözler zihnime işliyor, onun içinde pusuda bekleyen canavarı bana hatırlatıyordu.

Discover Galatea

YırtıcıŞirin AsistanMelez KanıArsızDerin Arzular

En Yeni Yayınlar

Öyle Bir Şey YokGeriye Kalanlar: John Baker’ın HikayesiŞeytanın Gülü 2: Prangalı AşkKararlı ve AteşliKanadı Kırık Kuşlar 3: Sonsuza Dek Kırık

Okuma listeleri

Hepsini gör

Okuyucu topluluğumuzun derlediğ kitap koleksiyonları ile romantizmin dünyasına dalın.

Yarım Bıraktıklarım

by Marmaletta

6 kitap

Beğendiklerimden

by Hygge

28 kitap

Benim kitaplığım❤️❤️❤️

by vuslat hayal

227 kitap

OKUDUKLARIM

by Pharma

301 kitap

💅🏻

by Aze

24 kitap

The Best📚

by emlcrk

69 kitap

Okudum

by urbeknt

287 kitap

Kitaplarım

by burcudeniz

245 kitap

Efsane

by Erkenci_sincap

19 kitap

Türkçe

by Asliiturkiye

348 kitap

Okunan Kitaplar

by mallof65

86 kitap

Okumayı Bitirdiğim Kitaplar

by Marmaletta

48 kitap

Okunanlar

by hurtful_cow

77 kitap

Okunan kitaplar

by mavi rota

395 kitap

Yeni okuyacağım kitaplar

175 kitap