Galatea Logo
ListelerDestek
Kurtadamlar
Mafya
Milyarderler
Toksik Aşk
Slow Burn
Düşmandan Sevgiliye
Paranormal ve Fantezi
Kader Eşleri
Spor
Kolej
İkinci Şans
Tüm Kategorileri Gör
App Store'da 4,6 puanlı
Hizmet ŞartlarıGizlilikCayma hakkıYasal BilgilerAboneliği buradan iptal et
Galatea on FacebookGalatea on InstagramGalatea on TikTok
Cover image for Ejderha Kanı Kitap 2

Ejderha Kanı Kitap 2

Yazar
C. Swallow
Okur
17.6K
Bölüm
18
Yazar
C. Swallow
Okur
17.6K
Bölüm
18
🥵Erotika🙅İsteksiz Eş🎭Dram🐺Kurtadamlar ve Şekil Değiştirenler👩‍❤️‍👨Gerçek Eş💘Kader Eşleri💪🏻Muhafız🧙‍♂️Paranormal & Fantastik💪🏻Alfa Erkekler💪Güçlü Kadınlar⚔️Aksiyon & Macera👑Kraliyet ve Aristokratlar👯‍♂️Ters Harem👯İkizler🔺Threesome🐉Ejderhalar🔮Medyum🐺Paranormal

Ejderhaların ve insanların kırılgan bir denge içinde bir arada yaşadığı bir dünyada, Requiem Sürüsü'nün prensesi Luvenia, gözü pek kadın savaşçılardan oluşan bir ekibe liderlik eder. Topraklarının tehlikeleriyle mücadele ederken, babasının ve iki prensin savaştan dönüşüyle Luvenia'nın hayatı alt üst olur; beraberlerinde getirdikleri sırlar ve kehanetler, bildiği her şeyi yerle bir etmekle tehdit eder. Yaklaşan savaşlar ve gizli güçlerle birlikte Luvenia, kaderiyle ve kendi kalbinde pusuya yatmış karanlık güçlerle yüzleşmek zorundadır.

Bölüm 1

Luvenia

BEŞ YIL SONRA
Henüz bir hamle yapma, Amadahy, diye fısıldıyor Ethne diğer dişi ejderhalara. Pagan, Sen, Kali, Luvenia ortaya çıktıktan sonra arkadan içeri giriyorsunuz.
Amadahy, Luvenia onları hazırlıksız yakaladığında, ona katıl. Minx benimle geride kalacak. İkiniz beklenmedik bir belaya girerseniz önden içeri gireceğiz.
Herkes planı anlıyor mu, yoksa hepsini bir kez daha tekrarlamalı mıyım?
Seni duyduk, Ethne! Pagan şarkılar söyleyerek alaycı görünebilmek için uğraşıyor.
Luvenia’yla ben bunu aldık, tatlılar, diyor Amadahy yanımda Ethne'ye göz kırparak. Ethne de göz kırparak karşılık veriyor. Ejderha başını insan formumuza hafifçe eğerek sallıyor.
Sanırım planı anladık. Hadi başlayalım, diyor Minx, Ethne'nin yanında otururken.
Mor Ejderhası on üç yaşındayken ancak bir metre kadar. Ama o diğer iki dişi o kadar uzunlar ki Lochness'i utandırabilirler.
Cinsi nadir. Minyatür bir ateş püsküren. En deneyimli askerler hatta ejderha avcıları bile onun türünden korkar.
Hadi o zaman biraz kemik kıralım, diyor Ethne başını eğerek. Yoldaki yolcuyla egzotik eşya tüccarını yağmalayan haydutları başıyla takip ediyor.
Kılıç kuşanmış ancak kalkanı olmayan üç adam, karşıdan gelen küçük adamı yolun kenarında pusuya düşürüyor.
“Hareket etme, küçük Jim,” diyor en uzun boylu şişman asker, kılıcını küçük Jim’e doğrultarak. Bir yandan da abartılı bir şekilde gülüyor. “Yoksa bu kılıç senin cılız, küçük bağırsaklarını deler.”
“Çok fazla bir şey yok,” diye hırlıyor genç adamlardan biri arabanın arkasından. “Ama gelin de çikolataya bir göz atın. Bu miktarda çikolatayı iyi bir fiyata satabiliriz gibi görünüyor.”
Üçlünün en küçüğü ganimetleri görmek için acele ediyor.
Şişman adam da ganimetlere doğru ilerlerken küçük Jim fırsatı değerlendirip ormana koşuyor. Akıllıca çünkü ne olursa olsun onu öldüreceklerdi. Şişman adamın düşüncelerini duyabiliyordum.
Onları korkut, öldür, eşyalarını al. Bu taktik ne zaman başarısız olur? Tüm bu ganimetler… Gerçek patron çıkardığım işi gördüğünde memnun olacak.
Bu grup, Requiem bölgesinin iyi halkını terörize eden başka bir küçük haydut grubuydu. Hepsi beş yıldır süren erkek ejderhaların yokluğu yüzünden türemişti.
Artık muhafız efendileri, gökyüzü devriyeleri, barışı koruyan orman temizleyicileri yok. Hael'in varlığıyla, yaptığı idam tehdidi tek korumamız.
Son erkek savaşçı ejderhalar da savaşa yardım etmeye gitti. Yaşanan son ejderha doğum patlaması, yani bizler çoğunlukla kadınlardık.
Tzion, Arrin ile Lex, bizim neslimizden olan tek erkeklerdi. Hepsi savaştaydı. Ginette’le Talon da bu çabaya yardım etmeye karar vermişlerdi.
Ejderha ebeveynlerimiz savaşa katılmamıza izin vermeyi reddetti.
Savaşa gidecek kadar iyi olmadığımız için değil, ejderha türünün en iyi umudu, geleceği olduğumuz için. Ah! Kadın olmak…
Ayrıca, Hael'in savaşa gitmeme izin vereceği gün Tanrı yardım etsin. Sadece bunu düşünerek bile kaşlarımı çatıyorum. Aradan geçen beş yıl boyunca Lochness'in muhtemelen öldüğünü, ölmekte olduğunu ya da yaralandığını düşünmek beni delirtmeye yetti de arttı bile.
Yine de mutlulukla eklemeliyim ki Thaddeus ya da Sylvan'ı özlemiyorum.
En azından öyleymiş gibi davranıyorum.
Önce ben, Amadahy.
Sürekli fiziksel aktiviteden oldukça yıpranmış deri pantolonuma bakıyorum.
Daha aşağıda botlarım da güzeldi ama onlar da yıprandı. Kahverengi deriyi sık sık tamir ediyorum. Bu sayede bu kadar uzun süre dayanabiliyorlar. Üstüm kasıtlı olarak sökülerek çamurla kaplanmış durumda.
Genel yolcunun yoluna girmeden hemen önce yerden birkaç yaprak toplayarak saçlarımdan geçiriyorum.
Adım adım üç hayduta yaklaşıyorum. Botlarım taşların üzerinde çatırdadığında yaklaştığımı duyuyorlar.
Şişman adam beni ilk gören kişi. Omzunun üzerinden baktıktan sonra etrafta zıplayarak içinde bir korkuyla kılıcını bana sallıyor.
“Destek,” diye tıslıyor arkadaşlarına. Diğerleri kabinin arkasından hızla fırlıyorlar, yüzleri çikolatayla kaplı.
Küçük çocuk yemeye devam ederken, genç adam beni görünce çikolatasını yere tükürüyor.
Yolda durarak gömleğimi alt kısmından kavrayarak kaldırıyorum. Dolgun göğüslerimden yukarı sıyırarak başımın üzerinden çıkarıyorum.
Yere fırlattıktan sonra ellerimi kalçalarıma götürerek başımı eğiyorum. Gözlerimi kırpmadan üç adama baktıktan bir müddet sonra bakışlarım genç adama odaklanıyor.
“Hiçbiriniz iyi vakit geçirmek istemiyor musunuz?” diye soruyorum boğuk bir sesle. Gözlerim yarı kapalıyken az önce saçlarıma sokuşturduğum yaprakları almak için bir elimi uzatıyorum.
“Bulduğum son grup bana karşı o kadar da nazik değildi. Gerçi sert sevdiğim de doğru,” diyorum göz kırpıp gülümseyerek. Genç adam elinde kılıcıyla titreyerek bir adım öne çıkıyor.
En küçük çocuk bana iğrenerek bakarken tökezliyor. “Sen... İncinmek mi istiyorsun?” diye soruyor şişman adam. “Bugün burada gördüklerinden kimseye bahsetmesen iyi edersin.”
“Muhtemelen sırları para karşılığı satıyorsun,” diyor genç adam, kılıcını biraz daha sıkı tutarak. Tereddütle bir adım daha atıyor.
“Vücudumu yiyecek artıkları, birkaç lekeli madeni para, biraz şarap ya da gece uyumak için bir yatak için satıyorum. Sırları anlatmak gibi bir niyetim yok. Bu sadece kabalık olurdu,” diyorum.
Pagan, Sen, Kali o sırada gizlice içeri girip arabayı ararken kendi kendime gülümsüyorum.
Üç haydutun ne olduğuyla ilgili hiçbir fikri yok.
Onların düşüncelerini okuyabileceğime dair de hiçbir fikirleri yok.
Küçük çocuk kollarında tutmakta olduğu tüm çikolatayı yerken diğer ikisini oyalamamdan şikayetçi görünmüyor.
Yaşlı, şişman adam varlığıma güvenmiyor ama ne kadar fahişe olduğumu açıkladıkça yavaş yavaş sakinleşiyor.
Genç adam... Yirmi yaşlarında görünüyor. Düşünceleri o kadar ciddi değil.
“Geceyi geçirmek için ücretiniz ne kadar?” diye soruyor bana. “Bir çikolataya olur mu?”
Sessizce durarak onun neden beni baştan çıkarmak istediğini anlamak için daha derin düşüncelerine odaklanıyorum.
Garip olduğu kadar şüpheci bir hali var. Bana karşı derin güvensizlik belirtileri gösteriyor. Bu da geçmişinde fahişeler hakkında bir anısının olduğunu işaret ediyor.
Şimdi beyninin içine daldığımda görüyorum ki annesi onu çocukken dövüyordu.
İlk sevgilisi onu bir başkasıyla aldattı.
Daha sonra birlikte olmaya çalıştığı fahişeler, uzun süre sert kalamamasıyla dalga geçiyordu.
Sonunda asıl niyetini belli eden düşüncelerini seziyorum.
Gece boyunca bu orospuyu alacağım. Sonra, en az şüphelendiği anda o küçük boynuna bir bıçak sokacağım. O da hiçbir işe yaramaz bir fahişe, tıpkı diğerleri gibi.
“Eğer onu istiyorsan, ona sahip olabilirsin,” diyor yaşlı adam sertçe.
“Bu fahişenin henüz teklifimi kabul ettiğini duymadım. Birlikteliğiniz için bir çikolataya ne dersiniz hanımefendi?” İfadesini değiştiriyor ki bu onu daha da aşağılayıcı hale getiriyor.
“Fikrimi değiştirdim,” diyorum. Boğuk bir ses tonuyla konuşmuyorum artık. Gömleğimi yerden alıp giyerken gözlerimi kırpmadan ona bakıyorum.
“Belki de gidip uygun makamlara, tek başına bir adamı korkutarak ganimetini çaldığınızı, çikolata karşılığı da bir prensesi almaya çalıştığınızı söylerim.”
“Bu finansal olarak çok kabul edilebilir bir ticaret gibi görünmüyor. En az birkaç bin çikolata değerindeyim. Oysa senin sadece boş bir araban var.”
Birbirlerine bakıp durumu anlamaya çalışırlarken gülümsüyorum. Bana sanki deliymişim gibi bakıyorlar.
“Bir prenses mi?” diye soruyor genç delikanlı. “Sen delisin.”
“Sizi temin ederim genç bayan, arabamız dolu,” diyor şişman adam kılıcını indirerek. “Şimdi, bizi ihbar etmekle ilgili söylediklerinizi geri alacaksınız ya da buradan canlı çıkamazsınız!”
“Kontrol edin,” diyerek sırıtıyorum.
Hepsi duraklıyor.
“Kontrol et,” diye homurdanıyor şişman adam sonunda arabanın kumaş barınağının altına doğru ilerleyen küçük çocuğa. Çocuk yıldırım gibi bir hızla koşuyor. Daha fazla çikolata istediği kesin.
“Hepsi gitmiş!” diye bağırıyor kontrol ettikten sonra.
Diğer iki haydut yavaş yavaş gerçeği anlamaya başlıyor gibi görünüyorlar.
“Çikolatalara ne oldu?” diye soruyor şişman adam kılıcını bir kez daha kaldırarak. Gözlerini daraltarak ekliyor, “Söyle, fahişe!”
“Ben Requiem Sürüsü’nün Prensesi Luvenia'yım,” diyorum kollarımı göğsümün üzerinde birleştirerek.
“Siz göğüslerime bakarken, arkadaşlarım tüm eşyaları çaldı. Sonra da iyi olduğundan emin olmak için küçük Jim'in peşinden gittiler. Artık ganimet yok.”
“Küçük Jim yakında işlerini tekrar yoluna koyacak. Sizler de Haven'a geri dönerek uygun işler bulacaksınız. Bu haydut işlerini bırakacaksınız.”
“Aksi durumda babam hepinizin kafasını koparacak. Kulağa adil bir anlaşma gibi geliyor mu?” diye soruyorum bir kaşımı kaldırarak.
“Prenses olduğuna inanmıyorum,” diyor şişman adam. İleriye doğru birkaç tehdit edici adım atıyor. “Bence sen bir delisin.”
Gözleri aniden arkamdan yaklaşan bir figüre odaklanırken uzaklaşmaya başlıyor. ”Başka bir çılgın kadın?”
“Luvenia,” diyor Amadahy arkamdan. Bana kılıcımı fırlatırken bir elimi kaldırıyorum. Kılıcımın sapı yumuşak bir şekilde avucuma iniyor.
Amadahy’nin kafası yarı tıraşlı. Kısa sarı saçları yanlarda zikzaklı bir desen oluşturuyor. Uzun bir saç tutamı ise başının üstünde bağlı.
Kendi kılıcını hazırda tutarak yanımda duruyor.
“Şimdi, ya gidin ya da dövüşün,” diye homurdanıyor Amadahy. “Her iki durumda da, biz Requiem Dağlarının kadın koruyucularıyız. Ya adam olun ya da basıp gidin,” dedikten sonra kılıcını başının üzerinde sallıyor.
“Eğer gerçekten ejderha olsaydınız pullarınız olurdu,” diyor yaşlı adam işaret ederek. Kafası iyice karışmış görünüyor.
“Ayrıca,” diye bağırıyor en küçükleri, “Ateş püskürenler duyduğum tek korkunç dişi Ejderhalar!”
Harika. Tam da ihtiyacımız olan şey! Küçük Minxy'yi provoke ediyorlar.
Birisi beni mi çağırdı? diyor Minx ağaçların arasından dışarı çıkarak. Herhangi bir ejderhadan üç kat daha hızlı koşabiliyor.
Koşarak dışarı çıktıktan sonra etrafımıza hücum ediyor. Haydutlarla bizim aramıza hızlı bir şekilde kayarak iniyor.
Şaşkınlık içindeki haydutlara tehditkâr bir şekilde homurdanırken burun deliklerinden ateş kıvılcımları çıkıyor.
Küçük çocuk, tüm çikolata çubuklarını bırakıp koşan ilk kişi oluyor. Şişman adam da kılıcını düşürüp çığlık attıktan sonra koşmaya başlıyor.
Yirmi yaşlarındaki çocuk kelimenin tam anlamıyla bayılarak geriye doğru düşüyor.
“Lanet olsun, Minx,” diyorum kılıcı Amadahy'ye geri verirken. “Kavga etmek istiyordum.”
Minx yüzünü bana dönerek başını merakla eğiyor. Küçük yüzü korkunç görünüyor.
Bir Ateş püsküren çağırdılar, ben de geldim, diye gururla cevap veriyor. Odana geri dönmelisin, prenses. Oyun sona erdi.
Bu talimat on üç yaşındaki bir çocuktan yirmi üç yaşındaki bir kadına geliyor. Lanet ateş püskürenlerin benden daha kötü tutum sorunları var!
Bu benim ipucum! diye sesleniyor Ethne. Beyaz ejderhası ağaçların arasından dışarı fırlıyor.
Ardından karnının üzerine yaslanarak ön pençelerini uzatıp dinleniyor. Vay canına, bu zor bir işti.
“Nasıl?” Amadahy iki elindeki kılıçları kaldırarak omuz silkiyor. “Onlar gitti, tatlılar. Tüm işi biz yaptık.”
Bizi unutma, diye sesleniyor Pagan ormanın kenarından. Pagan, Kali ile Sen'in çikolataları taşımaya yardım eden küçük Jim’le çıkmasını izliyoruz.
Çikolataları arabadan sadece haydutlara iyi bir sürpriz yapmak için çaldılar. Böylece niyetimizin iş olduğunu anlayacaklardı.
İlk kez bir işi birlikte bu kadar iyi koordine ettik, diyerek iç çekiyor Ethne. Ardından ayağa kalkarak kanatlarını uzatıyor. Herkesi koordine edebilmek yorucuydu.
Sadece talimatları tekrarladınız, diyen Minx şikayet ederek kıpırdanıyor.
Ethne'nin sadece Minx'in ne yaptığını algılayabilecek kadar zamanı var. Başka bir şey yapmak için zamanı olmuyor.
Küçük, mor ejderha ileri doğru fırlayarak yıldırım hızıyla uçuyor. Eve uçmadan önce dişlerini Ethne'nin uzanmış kanadından geçiriyor.
Isırmak yok Minx, diyor Amadahy küçük yavru kuşun peşinden koşarken. On üç yaşında, lanet olası bir cehennem için oldukça acımasız.
Kanadım, diye bağırıyor Ethne bana doğru uzanırken.
Dönüp baktığımda feci şekilde kanadığını görüyorum.
“Bir damarı kesmiş olmalı,” diye işaret ediyorum. “Dönüş yolunu bu şekilde uçamazsın.”
“Buradayım Ethne,” diyor Amadahy. Ardından altın beyazı ejderha formuna dönüşerek boynunu Ethne için indiriyor.
Ethne bir sızlanmayla insan formuna dönüştükten sonra Amadahy'nin sırtına binerek dinleniyor. Acıdan zor nefes alıyor.
Ateş püskürenlerin ısırıkları son derece güçlü, acı verici zehire sahiptir. Bu zehir insanları deliliğe sürükler. Diğer ejderhalara ise gerçekten ama gerçekten zarar verir.
Pagan, Kali ile Sen'in bana doğru yürümesini beklerken Amadahy'nin kıyafetlerini alıp Ethne'yi Requiem Dağlarına geri uçurmasını izliyorum.
“Ginette bunun bir parçası olmayı çok isterdi,” diye mırıldanırken kaçırılan kızıl saçlıyı düşünüyorum.
“Savaş bitene kadar geri dönmeyecekler,” diye iç çekiyor Sen. “Talon da çok isterdi ama o da burada değil.”
“Babanı, erkek kardeşini ve ~iki prensi özlediğin kadar biz de kız kardeşlerimizi özlüyoruz.”
”Yapma, onlardan bahsetme Pagan!” diye çırpınıyorum uzun zamandır ilk kez. “Onlar hakkında konuşmaktan nefret ettiğimi biliyorsun.”
“Diğerleri ~hakkında konuşacağını bilseydim Ginette hakkında hiçbir şey söylemezdim.”
Yürümek için topuklarımın üzerinde dönüyorum. Öfkem sadece iki ismi duymamla yükseliyor. Prenslerin isimleri, Thaddeus ile Sylvan...
Arkamdaki üç kız, tek yumurta üçüzleri. Her zaman birbirlerine yakın dururlar. Ginette'in de onlarla yakın olduğunu hatırlıyorum.
Sadece adını anıyorum çünkü bugün hepsinin onu düşündüğünü hissedebiliyorum.
Ginette, ormanda devriye gezmek, ormanları korumak fikrine her zaman gülmüştü. Yine de burada olsaydı bize yardım etmek için elinden geleni yapardı.
Talon… O da çok özlenen başka bir dişi ejderhaydı.
Ormanın içine doğru ilerliyorum. Kendimi sinirli hissediyorum.
Yirmi üç yaşımda, anneme, babama, hemen hemen herkese karşı öfkemi yatıştırmış durumdayım. Artık kendi düşüncelerimle yetinen sakin bir haydut sayılırım.
Bazı durumlar hariç...
İsimlerini pek düşünemiyorum.
Beş yıl boyunca onları düşünerek uyudum. Onları hayal ederek uyandım.
Gün boyunca, kontrol etmeyi öğrendiğim, diğerlerinden akan düşünce seline izin vererek dikkatimi dağıtıyorum.
İlk yılın ne kadar kolay geçtiğini hatırlıyorum. Mutlak mutluluk... Hatta keyifliydi. Eşlerimden kurtulup kendime zaman ayırabildiğim için mutluydum.
İlk yıldan birkaç ay sonra, kötü haberler gelmeye başladı. Elçilerin bize getirdiği mektuplar...
”Savaşın en az on yıl, büyük bir fedakârlık yapılırsa belki beş yıl süreceği tahmin ediliyordu.”
Bunlar, Fırtına Diyarı'ndan önde gelen bir büyücünün yaygın olarak anılan kehanetleriydi.
Batı topraklarında kimse bunlara inanmıyordu ama şimdi aradan beş yıl geçtikten sonra savaş hâlâ devam ediyordu.
Babamı özledim.
İkiz kardeşimi de...
Ben mi? Büyümüş, olgunlaşmış, birçok kitap okumuştum. Tamam tamam, itiraf ediyorum, romantizm hakkında kitaplar okuyordum.
Sonra zamanla, insanların dağda nasıl aşık olduklarını artan bir ilgiyle izledim. İster köleler ister gezginler arasında ya da Madeline ile Hael arasında…
Zamanla, bağlantıyı anlamaya başlıyordum.
Zamanla, özlem duymaya başlıyordum.
Ama ah, hayır!
Nehri bulana kadar ağaçların arasından geçiyorum. Bulur bulmaz içine atlıyorum. Üzerimde kıyafetler, botlar, her şeyimle… Zaten hepsinin yıkanması gerekiyor.
Sonunda sudan sürünerek çıkıyorum. Sırt üstü kayaların üzerine uzanıyorum. Ellerim gömleğimin altına kayıyor. Karnıma ulaştıklarında duruyorum.
Ellerimi başka yerlere götürmek cazip geliyor ama tam o anda mavi bir kuş dikkatimi dağıtıyor. Yeşil gözlerim küçük tüylü şeye odaklanıyor.
“Bu sen misin, Shai?” diye fısıldıyorum. “Arkadaşlığımıza ihanet ediyorsun, ha?” diyerek kuşla şakalaşıyorum. Onun gerçekten Shai olmadığını, sadece bir yanılsama ürünü olduğunu biliyorum.
Sonra gökyüzüne bakıyorum, çünkü kavurucu güneş üzerimdeki dalları üfleyen rüzgâr tarafından engelleniyor.
En azından ben öyle düşünüyorum, ta ki gerçeği anlayana kadar. Baktığımda orada olan bitenin rüzgârla ilgili olmadığını anlıyorum.
Ağaçlar kıpırdamıyor bile.
Gölgeler başka bir şeyden geliyor.
Ejderhalardan…
Kalbim boğazımda çünkü çok sayıda ejderhanın gökyüzünde süzüldüğünü görüyorum. Sayıyorum.
Üç, beş, on... On beş.
Ejderha ordusuyla gökyüzü bir an için siyah bir cehenneme dönüşüyor.
“Baba?” diye soruyorum fısıldayarak. Düşüncelerim kilitleniyor. Kontrol edemeyecek kadar korkuyorum. Gözlerimde biriken yaşları hissediyorum.
Requiem Sürüsü sonunda geri mi dönüyor?
Luvenia.
Hael zihnime bağlanırken dik oturuyorum.
Eve dön de temizlen.
Geri döndüler, baba! diyorum rahatlama içinde ağlayarak. Lochness, Lex… Aman Tanrım, geri döndüler!
Evet, savaş bitmiş gibi görünüyor. Çok uzun süre dışarıda kalma. Lochness seni görmek isteyecektir. Şimdi acele et, tatlım.
Gülümsüyorum, gökyüzündeki ejderhaların azalmaya başladığını, çoğunun inişe geçtiğini görüyorum.
Sonunda geri döndüklerine inanamıyorum.
Sonra...
Sonunda, güneş zengin kobalt pullarını aydınlatırken nefes almayı unutarak gelişini izliyorum. Sonra çok daha ağır gece yarısı renkli ikizini izlerken ikinci kez nefes alıyorum.
Bu iki ejderhanın alçaktan aşağı doğru süzülerek güneşi tamamen engellediğini gördüğümde gözlerimi kırpamıyorum.
Bir şeyler hayal ediyormuşum gibi hissediyorum.
Başımı nehirdeki çakıl taşlarına yaslıyorum, açık havada olmama rağmen nefes darlığı çekiyorum. Şimdi üzerimde sadece güneşle mavi gökyüzü var.
Thaddeus ile Sylvan hayattalar.
Sadece bu da değil. Aman Tanrım!
Şimdi tamamen büyümüşler.
Daha büyük, daha atletik, hatta babamdan bile daha güçlü görünüyorlar.
Bunun Fırtına Diyarı’nın sınırlarında bulunan Servet Sürüsü'nden bazı ejderhaların başına geldiğini duymuştum.
Anneleriyle ilgiliydi.
Damarlarındaki Fırtına ejderha kanı onları batı topraklarının tipik lider ikiz ejderha ırklarından daha büyük, daha güçlü olacak şekilde biçimlendirmişti.
Hayatta kalmayı başarmış olmalarına şaşmamalı!
Kesinlikle bu toprakların gördüğü en büyük canavarlardı.

Galatea’yı Keşfet

Torian Savaşçıları Kitap 4İntikam Ateşi Kitap 2Alfa'nın Esiri Kitap 4Alfa Tarafından İşaretlenenKırık Kraliçe Kitap 5

En Yeni Yayınlar

Pierce Charming Akademisi 2: Yarı Tanrı Kralı Öpmek ve Diğer Kötü KararlarAşk İçin SavaşÖyle Bir Şey YokGeriye Kalanlar: John Baker’ın HikayesiŞeytanın Gülü 2: Prangalı Aşk

Okuma listeleri

Hepsini gör

Okuyucu topluluğumuzun derlediğ kitap koleksiyonları ile romantizmin dünyasına dalın.

OKUDUKLARIM

Yazar: Pharma

303 kitap

En çok sevdiğim kitaplar

Yazar: tyrion

46 kitap

The Best📚

Yazar: emlcrk

70 kitap

Benim kitaplığım❤️❤️❤️

Yazar: vuslat hayal

228 kitap

English

Yazar: Asliiturkiye

358 kitap

Türkçe

Yazar: Asliiturkiye

364 kitap

Okunan kitaplar

Yazar: mavi rota

395 kitap

Okudum

Yazar: urbeknt

287 kitap

Okumayı Planladığım

Yazar: Marmaletta

52 kitap

Yeni okuyacağım kitaplar

178 kitap

Kitaplarım

Yazar: burcudeniz

245 kitap

En güzel kitaplar

Yazar: Nermin

207 kitap

2. Kitap Bekleniyor

Yazar: Elf

14 kitap

2 books in 1 & maybe another book

Yazar: Cuddlywifey

4 kitap

Good book but 1/2 spicy 🌶️🌶️

Yazar: Chicken Momma

36 kitap