Galatea Logo
ListelerDestek
Kurt Adamlar ve Şekil Değiştiriciler
Mafya
Milyarder Romantik
Zorba romantizmi
Yavaş gelişen romantizm
Düşmandan Sevgiliye
Paranormal Romantik
Yetişkin Eşler
Spor hikayeleri
Üniversitede Geçen Kitaplar
İkinci Sans Hikâyeleri
Tüm Kategorileri Gör
App Store'da 4,6 puanlı
Hizmet ŞartlarıGizlilikCayma hakkıYasal BilgilerAboneliği buradan iptal et
Galatea on FacebookGalatea on InstagramGalatea on TikTok
Cover image for Geri Dönen Kalpler

Geri Dönen Kalpler

Yazar
Alyson Linker
Okur
18.9K
Bölüm
57
Yazar
Alyson Linker
Okur
18.9K
Bölüm
57
🏡Komşu Kız😌İkinci Şanslar🔺Aşk Üçgeni🏙️Çağdaş💪🏻Muhafız👩🏻‍🍼Anneler

August, Jackson'ın hayatına görmezden gelmeye çalıştığı o tanıdık kıvılcım gibi geri döner ve Jackson'ın kalbinin etrafına ördüğü sessizlik aniden çatlamaya başlar. Aralarındaki eski bağ; tatlı, keskin ve görmezden gelinmesi imkansız bir hızla yeniden alevlenir. Ancak güven hassas bir meseledir ve August'ın güveni, adını koymadığı gölgelere sarılı gibidir. Jackson, bir zamanlar birbirlerine fısıldadıkları o "şimdi ve sonsuza dek" sözüne inanmak istese de, her dokunuş ona August'ın neler sakladığını sorgulatır. Eski duygular canlanıp yeni şüpheler etraflarını sararken, Jackson bu ikinci şansın bir hediye mi yoksa aşkın iyileştirdiği kadar şiddetle yakabildiğinin bir kanıtı mı olduğuna karar vermek zorundadır.

Bölüm 1: Kutlanmayan Doğum Günü

JACKSON

Beşinci yaş gününü bir mezarlıkta kutlamakta yanlış olan bir şeyler var. Jackson attığı her adımda bunu hissediyor.
Sis çok yoğun. Mezar taşlarının ve ağaçların etrafında alçaktan süzülerek dünyayı sessiz ve gri bir boşluğa gömüyor. Sesleri boğuyor ve renkleri solduruyor; elindeki güller hariç her şeyi.
Altmış tane gül. Koyu kırmızı yaprakları bu karanlıkta çok canlı duruyor. Böyle bir yer için fazla parlaklar. Gülleri sıkıca tutuyor. Sanki onları bırakırsa çiçeklerden çok daha fazlasını kaybedecekmiş gibi hissediyor.
Yürürken hiç tereddüt etmiyor. Zaten hiçbir zaman etmez. Onun nerede olduğunu çok iyi biliyor.
Bu, mezarlıkta geçirdiği ikinci on Mart günü. Bu sefer daha kolay olacağını sanmıştı ama öyle değil.
Kalp şeklindeki mezar taşı sisin içinden yavaşça beliriyor. Jackson taşın önünde duruyor. Göğsü o tanıdık, rahatsız edici hisle sıkışıyor ve bakışlarını saatine indiriyor. Saat sabah 10:42.
Kontrol etmeye çalışmasına rağmen titrek bir nefes veriyor. “Tam vaktinde geldim, bebeğim.” Tek dizinin üzerine çöküyor. Gülleri mezar taşının yanına dikkatli ellerle bırakıyor, sanki en ufak bir hata bile her şeyi mahvedecekmiş gibi.
Elini mezar taşındaki harflere doğru uzatıyor. Parmakları bir an için o soğuk yüzeyde geziniyor. “Seni her gün özlüyorum.” diyor, sesi titremeye başlarken. “Sensiz hayat çok zor.”
Bu kelimeler havada asılı kalıyor; kırılgan ve yetersizler.
Bir an için bu acıyı hissetmeye izin veriyor. Onun yokluğunun her yandan bastıran o ezici ağırlığını hissediyor. Tıpkı bu sis kadar ağır bir his.
Sonra keder hızla, keskin ve acımasızca üzerine çöküyor. Başını öne eğiyor. Gözyaşlarını tutmaya çalışırken omuzları kasılıyor ama başaramıyor.
Sadece sisin içinde bir şey hareket ettiğinde kendini durmaya zorluyor. Uzakta, tanıdık, ince ve karanlık bir silüet ona doğru yürüyor. Görmeyi hiç beklemediği biri.
Jackson elini yüzüne götürerek acısının izlerini siliyor ve yavaşça ayağa kalkıyor. Büyük bir çabayla nefesini düzene sokuyor. Dudaklarını kısaca parmaklarına bastırıp elini mezar taşının üstüne koyuyor. “İyi ki doğdun, bebeğim.”
Sessizce gitmek niyetiyle arkasını dönüyor. Ama yakındaki bir ağacın altında duran o bedene yaklaşırken adımlarını yavaşlatıyor. Bakmasa bile onun kim olduğunu çok iyi biliyor. “Bugün beş yaşında olacaktı.” diyor, hissettiğinden çok daha cesur bir sesle.
Cevap gelmiyor.
Yüzünü ona dönüyor. Bir an için sadece bakakalıyor.
Yanaklarından süzülen yaşlarla parlayan o tanıdık yeşil gözleri, onun gözleriyle buluşuyor. Bir zamanlar uzun ve dalgalı olan kahverengi saçları şimdi sadece omuzlarına dökülüyor. Üzerindeki siyah elbise ona ağır geliyormuş gibi duruyor; onu hatırladığından çok daha küçük ve kırılgan gösteriyor.
“Eğer hâlâ sen yanımda olsaydın, onun yokluğuna dayanmak daha kolay olurdu, Auggie.” Jackson konuşurken August’ın gözlerinin içine bakıyor. “İkinizi birden özlemek beni öldürüyor.”
Bu kelimeler aralarında asılı kalıyor. Taşıdıkları gerçekle çok ağır ve acımasızlar.
Mantıklı düşünmeye fırsat bulamadan ona doğru bir adım atıyor.
“Jackson, yapma.” August, elindeki sade beyaz çiçeklere bakışlarını indiriyor. Sanki bu çiçekler onu ondan koruyabilecekmiş gibi.
Ama son iki yıldır aklını kurcalayan o aynı soruyu ona sormak zorunda. “Benden boşanıp uzaklara taşınmak, umduğun gibi acılarından kurtulmanı sağladı mı?”
Yine onun sessizliğiyle karşılaşıyor ama üsteliyor. “Seni yalnız bıraktım, boşanma evraklarını imzaladım ve benden istediğin her şeyi yaptım.” Duraksıyor, elinde olmadan sesi gerginleşiyor. “Aradığın mutluluğu bulabildin mi?”
Kadın cevap vermiyor. Ona bakmıyor bile.
“Auggie?” diye tekrar deniyor, bu kez daha yumuşak bir sesle.
Bu ona ulaşmış gibi görünüyor.
“Bana böyle seslenmeyi bırak.” Yüzünü daha da uzağa çevirirken derin olmayan bir nefes alıyor ve sesi titriyor.
Jackson, kadının artık ona ait olmadığını kendine hatırlatarak bir kez başını sallıyor. Onun mutluluğu artık kendi sorunu olmamalı.
Aralarında yeterli mesafeyi koruyarak ona yaklaşıyor. Kendini ona dokunmaktan alıkoymak ister gibi elini cebine sokuyor. “August, özür dilerim. Sen beni değil, Zuri'yi görmeye geldin.” Cebinden bir peçete çıkarıp ona uzatıyor. “Seni yalnız bırakacağım.”
Peçeteyi almadan önce biraz tereddüt ediyor. Kısa bir an için başını kaldırıp ona bakıyor. Gözlerinde bir duygu belirip kayboluyor, ağzı hafifçe açılırken kelimelere dökülmeye tehlikeli derecede yakın bir şey.
Ama bu an geçip gidiyor ve dudaklarını birbirine bastırıyor. Sonra bakışları hızla mezar taşına kayıyor. “Zuri gülleri çok severdi.” diyor usulca.
Jackson, neredeyse bir gülüşe benzeyen ama içinde hiç neşe barındırmayan bir nefes veriyor. “Beşinci yaş gününde ona hep bir bisiklet almak istemiştim.” Bakışlarını yere indiriyor. “Pembe bir bisiklet. Püskülleri ve Barbie çıkartmaları olan bir tane.”
Kısacık bir an için Zuri'nin gülüşünü duyduğuna yemin edebilir. Bu görüntüyü zihninden atmak için gözlerini sıkıca kapatıyor. Kendini toparlayabileceğini düşünerek ellerini ceplerinin derinliklerine sokuyor.
Aralarına bir kez daha sessizlik çöküyor.
Bir süre sonra gitmek için arkasını dönüyor. Sonra duruyor ama onunla tekrar yüzleşecek gücü bulamıyor. “Özür dilerim.” diyor alçak ve hüzünlü bir sesle. “Ailemizi koruyamadım.”
Bu sözler kadından, bir iç çekişle hıçkırık arasında, daha keskin bir ses koparıyor.
Ona sarılmak istiyor ama buna izin vermeyeceğini biliyor. Bu yüzden kendini uzaklaşmaya zorlayarak yoğun sisin içinde gözden kayboluyor.
BİR GÜN ÖNCE
“Günaydın Bay Frame.” Jackson giriş kapılarından adımını attığı an yeni sekreter parlak ve hevesli bir gülümsemeyle masasından fırlıyor. “Kravatınızı beğendim.”
Jackson adımlarını hiç yavaşlatmıyor. Dönüp bakmadan onun yanından geçip gidiyor. Sanki sesini hiç duymamış gibi doğrudan asansöre yöneliyor.
Masanın yanından hızla geçen başka bir kadın, “Tatlım, onun için nefesini harcama.” diye mırıldanıyor. “Dışarıdan bakması güzeldir ama içi taş gibidir.”
Taş gibi. Keşke doğru olsaydı, diye düşünüyor asansörle yukarı çıkarken. Onuncu kata adımını attığında ofis, çalan telefonların sabit gürültüsü ve birbirine karışan konuşma sesleriyle uğulduyor.
“Jackson!” Tommy, alışkın olduğu bir rahatlıkla ayak uydurarak neredeyse anında yanında bitiveriyor. Uzun boylu, esmer ve bu saat için fazlasıyla enerjik olan Tommy, gün sadece umut vaat ediyormuş gibi sırıtıyor. “Bu hafta sonu için bize plan yaptım. Sen, ben ve Columbus’un en güzel iki kadını.”
Jackson, şimdiden ofisine doğru dönerek kesin bir dille, “Hayır, Tommy.” diyor.
“Hadi ama. Sadece bir içki. Pazar akşamı. Ya da akşam yemeği bile olur.” Tommy davet beklemeden onun arkasından içeri giriyor.
“Hayır.” Jackson evrak çantasını masaya bırakıp ceketini çıkarıyor. Gözlerini sadece Tommy'nin bakışlarıyla buluşacak kadar kaldırıyor.
“Ama bu kız tam sana göre. Yemin ederim, kalbini durduracak gözleri var. Ve bir melek gibi bir vücudu.” Tommy ellerini ceplerine sokup yaklaşırken heyecanını zor gizliyor.
“Ben o kişiyi çoktan bulmuştum, Tommy.” Jackson'ın gözleri kısa bir an şehre bakan pencereye kayıyor ve sonra ona dönüyor. “Beni birileriyle ayarlamaya çalışmayı bırak ve işine odaklan.”
Tommy’nin sırıtışı hafifçe de olsa soluyor. “August harikaydı ama artık hayatına devam etme zamanı, Jax. İki yıl oldu.”
Jackson başını sallayarak koltuğuna oturuyor. “Sadece bir buçuk yıl oldu. Zaten bu hafta sonu meşgulüm, Tommy.”
Tommy kapıya doğru bir adım atıyor, sonra durup geriye bakıyor. “Bütün hafta sonu mu? Dairende tek başına oturup, içki içmek ve depresyonda olmak meşguliyetten sayılmaz, Jax.”
“Güle güle, Tommy.” Jackson çoktan bilgisayarına dönmüş durumda.
“Pekâlâ.” Tommy, sanki söylenmeyi bekleyen başka kelimeler varmış gibi bir an daha oyalanıyor ama Jackson başını iki yana sallıyor. Tommy’den duyacağı başka bir söze ihtiyacı yok.
Bunun üzerine Tommy ofisin gürültüsüne karışıp çıkıyor. Kapı arkasından tık sesiyle kapanıyor.
Jackson bir süreliğine kendini işine veriyor. Rakamlar, e-postalar, teslim tarihleri: ondan dikkat dışında hiçbir şey istemeyen şeyler. Sonra interkomun sesi duyuluyor ve sessizliği bozuyor. “Bay Frame, saat bir randevunuz geldi.”
“İçeri gönder, Josie.” Jackson ayağa kalkıp kapıya doğru yürürken gri ceketinin düğmelerini ilikliyor.
Kapı neredeyse anında açılıyor.
“Merhaba baba.” Babası içeri adım atıp annesi de onu yakından takip ederken, Jackson hafifçe başıyla selam veriyor. Onun da geleceğini biliyordu ama yine de burada olmasına canı sıkılıyor. “Görüyorum ki annemi de getirmişsin.”
“Kendi oğlumuzu görmek için sekreterini arayıp randevu almak zorunda kalmamız ne kadar korkunç bir şey, değil mi?” Rachel ona sıkıca sarılıyor ama sözlerinde sevgiden çok sitem var.
“Ah, çocuğa dırdır etme, Rachel.” Henry rahat bir gülümsemeyle Jackson’ın elini sıkıyor. “O başarılı olmakla meşgul.”
“Ona dırdır etmiyorum, Henry. Sadece annelik yapıyorum ve bir oğul, annesine vakit ayıramayacak kadar başarılı olmamalı. Kaç yaşında olduğu umurumda değil.” Rachel konuşurken Jackson’ın yakasını düzeltiyor. “Nasılsın, tatlım?”
Biraz bıkkın görünen Jackson, “İyiyim anne.” diye cevap veriyor. “Oturmak ister misiniz?”
Babası koltuğa yerleşip rahatına bakarken, Rachel onun bu teklifini fark etmemiş gibi görünüyor.
“Çok yakışıklı görünüyorsun, canım. Brock senin spor yaptığını söyledi. Bu, kafanı dağıtmana yardımcı oldu mu?” Jackson’a anlayışla bakıyor.
“Anne. İyiyim dedim ya.” Jackson babasına bakarak gözlerini deviriyor. “Ama evet, Brock'la haftada birkaç akşam birlikte spor yapıyoruz.”
“Neyse, sanırım en azından ailenden birine vakit ayırabiliyorsun. Aile demişken, yarın on Mart olduğu için ailece bir şeyler yapmak istersin diye düşündük. Sen, Brock ve biz?” Rachel Henry ile birlikte koltuğa oturmaya gidiyor ve elini onun dizine koyuyor.
Jackson hafifçe kıpırdanıyor, rahatsızlığı yüzünden okunuyor. “Bütün mesele bu mu?”
“Şey, annen hep birlikte toplanıp bir yaş günü kutlaması yaparsak bunun iyi geleceğini düşündü.” Henry’nin ses tonu bu fikre katılmadığını açıkça belli ediyor.
“İyi mi gelecek?” Jackson başını iki yana sallayıp pencereye doğru ilerliyor ve aşağıdaki kalabalık sokağa bakıyor. Cevap vermeden önce duraksıyor. “Kutlama. Ne için?” Tekrar anne ve babasına dönüyor. “O artık bir yaş daha büyümüyor.”
“Onun hayatını kutlamak için canım. Sadece onu anmak için bir gün.” Rachel hızla koltuktan kalkıp oğluna doğru ilerliyor ama o geri adım atıyor.
“Anne, her gün onun yüzünü görüyor ve sesini duyuyorum. Yeni bir hatırlatıcıya ihtiyacım yok.”
“Tamam. Özür dilerim. Doğum gününde onu anmak için sadece güzel bir şey yapmak istemiştim. Seni üzmek istemedim.” diyor Rachel, açıkça üzülmüş bir şekilde.
Jackson derin bir iç çekiyor, otururken kendini toparlamaya çalışarak şakaklarını ovuyor. “Üzülmedim. Teklifiniz için teşekkür ederim ama sakıncası yoksa o günü yalnız geçirmeyi tercih ederim.”
“İhtiyacın olan buysa, buna saygı duyarız.” Henry koltuktan kalkıyor. “Yine de bize ihtiyacın olursa nerede bulacağını biliyorsun.”
“Eğer fikrini değiştirirsen, öğle saatlerinde Mike’s Pizza’da olacağız.” Rachel Henry'ye yaklaşırken sesi umutla yumuşuyor.
Jackson bakışlarını yere sabitlemiş bir halde sessizce oturuyor.
“Neyse, işine dönmesine izin versek iyi olur. Rachel, hadi gidelim.” Henry Rachel'ı kapıya doğru yönlendiriyor.
Jackson, sanki bir karara varmış gibi başını sallıyor. “Peki, siz öğle yemeğini yediniz mi?”
“Hayır, sen de bize katılırsın diye umuyorduk.” Rachel umutlu bir ses tonuyla çantasını kolunda düzeltiyor.
“Çok isterim, anne.” Jackson ayağa kalkıp ceketini alıyor. “Nereye gidelim?”
“Şu yerel makarnacı her zaman iyi bir seçimdir ve oranın senin favorin olduğunu biliyorum.” Rachel sıcak bir şekilde gülümsüyor, Henry'nin koluna girerek Jackson'ın ofisinden çıkarken onlara öncülük ediyor.
Yarın ailesiyle vakit geçirmek isteyeceği en son şey. Olayların nasıl gelişeceğini çok iyi biliyor. O dikkatli bakışlar. O kısık sesler. Aynı kelimelerin, sanki yeterince sık söylenirse gerçek olabilirlermiş gibi tekrarlanması.
Senin suçun değildi.
Her şeyini kaybedeli bir buçuk yıl oldu. Kızını. Karısını.
Ve insanlar aksini ne kadar söylerse söylesin, Jackson gerçeği biliyor. Zuri'nin ölümü onun suçu.

Galatea’yı Keşfet

Azrail'in İddiasıİmparatorun Yabani ÇiçeğiÇarpık Zihinler 4. KitapKoruma AltındaDrake İkizleri

En Yeni Yayınlar

Mafya ve Aşk Kitap 3Mafya ve Aşk Kitap 2Pierce Charming Akademisi 2: Yarı Tanrı Kralı Öpmek ve Diğer Kötü KararlarSorgulanmışMavi Buz Serisi 2: Mavi Buz'a Aşık Olmak

Okuma listeleri

Hepsini gör

Okuyucu topluluğumuzun derlediğ kitap koleksiyonları ile romantizmin dünyasına dalın.

Zıt kutuplar 3

Yazar: sunny_dragonfruit_023

19 kitap

Türkçe

Yazar: Asliiturkiye

364 kitap

Alfa serisi

Yazar: yasemin175

21 kitap

Iyilik A.Ş

Yazar: Kynta

10 kitap

2. Kitap Bekleniyor

Yazar: Elf

14 kitap

🌕Moon Goddess🌙

Yazar: Moon Goddess

67 kitap

Okudum

Yazar: urbeknt

287 kitap

OKUDUKLARIM

Yazar: Pharma

305 kitap

Ceo

Yazar: Anamenya

48 kitap

D.- Devam ettiklerim

Yazar: Hygge

21 kitap

En güzel kitaplar

Yazar: Nermin

210 kitap

Beğendiklerimden

Yazar: Hygge

28 kitap

En çok sevdiğim kitaplar

Yazar: tyrion

46 kitap

Severek okuduklarım

Yazar: Hygge

17 kitap

Tekrar Okunmaya Değer Kitaplarım

Yazar: miss_kertenkele

30 kitap