Galatea Logo
ListelerDestek
Kurt Adamlar ve Şekil Değiştiriciler
Mafya
Milyarder Romantik
Zorba romantizmi
Yavaş gelişen romantizm
Düşmandan Sevgiliye
Paranormal Romantik
Yetişkin Eşler
Spor hikayeleri
Üniversitede Geçen Kitaplar
İkinci Sans Hikâyeleri
Tüm Kategorileri Gör
App Store'da 4,6 puanlı
Hizmet ŞartlarıGizlilikCayma hakkıYasal BilgilerAboneliği buradan iptal et
Galatea on FacebookGalatea on InstagramGalatea on TikTok
Cover image for Marcello Mafyası Serüvenleri Kitap 3

Marcello Mafyası Serüvenleri Kitap 3

Yazar
Belle Dowson
Okur
588K
Bölüm
61
Yazar
Belle Dowson
Okur
588K
Bölüm
61
😱Gerilim💪🏻Muhafız🎭Dram🏍️Serseriler🏙️Çağdaş💪🏻Alfa Erkekler💪Güçlü Kadınlar⚔️Aksiyon & Macera👩🏻‍🍼Anneler🕵️Suç ve Gizem😊Temiz🔒Zorla yakınlık🖤Karanlık🔫Mafya

""Ağzın seni baş belasına sokacak."" Sözleri tehdit doluydu.

Hayley, hiç etkilenmeden ellerini kalçalarına, gizli bıçağının yakınına koydu.

""Ben her zaman beladan uzak durdum.""

Sert mizaçlı barmen Hayley, kulübünün mafya patronu Luca ile yolları kesiştiğinde kıvılcımlar uçuşur. Dünyaları, tutku ve gücün ateşli bir dansında çarpışır. Ama Hayley, Luca'nın savunmalarının ötesine, yaralı kalbine bakmasına izin verebilecek mi? Ateşli bağlantıları ölümcül bir fırtınayı alevlendirecek mi?

Önsöz: Hayat Devam Ediyor

3. Kitap

HAYLEY

”Çünkü o, en karanlık gecede bile Ay’ını arar.” Hayley hüznün uçurumundan atılıp karanlığın içine düşmüştü. Luca Marcello’nun karanlık bir tarafı olduğunu biliyordu. Onun nasıl bir adam olduğunu biliyordu. İçindeki o tehlike, ateş ve tutkulu âşık Hayley’yi daha çok âşık etmişti. Hayley karanlığa ve yanında getirdiği yürek burkan kaosa alışkındı. Alışkın olmadığı şey, Luca’nın onu ve paramparça olmuş kalbini hâlâ sarıp sarmalayan aşkıydı.
Luca, bir canavardı. Bunu kendi ağzıyla söylemişti. Yine de Hayley ona bir aptal gibi âşık olmuş, onu arzulamış, kırılan yüreğini onarmasına izin vermişti.
Bir katili, yaşamak için öldüren bir adamı, Luca Marcello gibi bir adamı nasıl sevebilirdi?
Kolayca, diye düşündü kendi kendine. Luca Marcello’yu, Ay’ını sevmek kolaydı. Ona Ay’ım diyen, peşinden Ay’a bile gidebileceği adamı...
Hayley Luca’ya, ailesine ve onu inciten herkese sırtını dönmek istiyordu ama en karanlık gecelerinde hep onu arıyordu. Her zaman Ay’ını arayacaktı.
Sevdiği adamdan nefret ediyordu, kalbine girmesine bile izin vermemesi gereken adamı istiyordu ve daha sıkı savaşmak zorunda kalacaktı. Ya Luca Marcello için ya da ona karşı...
Asıl soru şuydu: Hayley başına geleceklere hazır mıydı?
Veda etmek, sırlarını anlatmak ve düşmanlarıyla savaşmak zorunda kalacaktı… Son bir kez… BİR HAFTA SONRA
Hava soğuktu, rüzgâr şiddetliydi. Kalabalık, çukurun etrafında toplanmıştı. Takım elbiseli erkeklerden, tek tük kadınlardan ama çoğunlukla erkeklerden oluşan bir kalabalık vardı. Hepsi ciddiydi, güçlüydü ve hiçbiri ağlamıyordu.
Hayley rüzgâr gibi sert, soğuk durmaya çalışsa da bu, çok zordu. Rahip Rusça sözler mırıldanıyordu ama Hayley ona bile dikkatini veremiyordu.
Tek yapabildiği Ivan, Andy ve diğer sadık adamların tabutu toprağa
indirmelerini izlemekti. Kalbi kırılamayacak kadar kırık, gözleri ağlayamayacak kadar kuru, ruhu yas tutamayacak kadar zayıftı.
Babası öldürüleli bir hafta bile olmamıştı. Luca muhtemelen çoktan gitmişti ve Hayley kendini hiç bu kadar yalnız hissetmemişti.
Ivan, aynı zamanda patronu olan dostunu mezara indirmeye yardım ettikten sonra gelip yanında durdu.
Hayley hâlâ yalnız hissediyordu.
Kafası karmakarışıktı. Polis, “ailenin” yası, kısacası her şey…
Ivan elini tutup mezarlıktaki adam ordusunun arasından geçmesine yardım etti. Adamlar gözcülük yapıp bölgeyi koruyorlardı.
Hayley Luca’nın aile tarafından yakalanmadığını bilse de bu konuda ne hissedeceğini bilmiyordu.
Ev çiçeklerle ve adamlarla doluydu. “Ailenin” erkeklerinden oluşan bir kalabalıkla… Hayley bazılarını çocukluğundan tanırken bazılarıyla hiç tanışmamıştı.
Ivan yanından hiç ayrılmıyor, onu “önemli” insanlarla tanıştırıyordu. Hepsi aynı şeyi söylüyordu: “Başınız sağ olsun,” ya da “Umarız adalet yerini bulur.” İkincisi özellikle midesini bulandırıyordu.
Aralarına karışmaya, tüm bunlarla başa çıkıyormuş gibi davranmaya çalışsa da yapamıyordu.
Hayley, Luca’yı terk ettiği geceyi aklından çıkaramıyordu. Babasını kaybetmenin acısını, Luca’ya duyduğu öfkeyi, kırgınlığı unutamıyordu.
En çok da Luca Marcello’yu hâlâ sevebileceğini bilmenin yarattığı kalp kırıklığını asla unutamayacak olmaktan nefret ediyordu.
Tören sona ermişti. Evde hâlâ birkaç adam olmasına rağmen Luca’nın evinde olduğu gibi bu da normal bir durum gibi görünüyordu. Hayley mutfaktan çıkıp yeni yatak odasına yürürken Andy’nin gür sesini duydu.
“New York’a gideceğiz,” diyordu Andy.
Hayley hafif aralık kapının önünde durdu.
“Luca Marcello bir numaralı düşmanımız. Ortadan kaldırılması gerekiyor.”
Hayley’nin nefesi kesildi. Duydukları doğru olamazdı.
“Nic Marcello ile tanışma şerefine nail olmak isterim.”
Ivan’ın sert sesinin yükseldiğini duydu.
“O piç beni vurdu. Beyninin ortasına bir kurşun sıkmak için karşısına çıkmaktan zevk duyacağım.”
Ivan bunu söylerken kıkırdıyordu.
Hayley Nic’i düşündü, arkadaşı Ava’yı düşündü. O, bunların hiçbirini hak etmiyordu.
Hayley on kadar adamın olduğu odanın kapısını açtığında masadakilere seslenmek için ayağa kalkmış Andy’yi gördü. İçeri girdiğini gören Ivan da ayağa kalktı.
“Allie!” Önce Ivan konuşsa da Hayley Andy’ye bakmaya devam etti. Bir zamanlar dans ettiği, güvendiği Andy’ye...
“Andy, lütfen bunu yapma.” Hayley bütün gün tuttuğu gözyaşlarının dökülmek üzere olduğunu hissedebiliyordu. “Buna daha fazla dayanamayacağım.”
Hayley’nin canı yanıyordu. Acısı çok tazeydi, çok yoğundu. Ona yıllarca yalan söyleyen ama yine de çok sevdiği babası ölmüştü. Sevdiği adam artık yoktu. Babasını öldürüp gitmişti. Onu da hâlâ seviyordu.
“Hayley, bu, seni hiç…” Hayley Andy’nin sözünü kesti. “Sakın bunun beni ilgilendirmediğini söylemeye kalkma. O, benim babamdı ve Luca da...” Hayley bu cümleyi nasıl tamamlayacağını bilmiyordu. Sahi, Luca neyiydi?
“Luca babanın katili. Onu o öldürdü,” diye tısladı Andy.
“Luca’nın ne yaptığını biliyorum! Biliyorum ama daha fazla kan dökmenin bir şekilde dengeleri eşitleyeceğini, dünyayı biraz daha iyi bir yer hâline getireceğini düşünüyorsan delirmişsin demektir. Sen de ondan aşağı kalır değilsin!” diye haykırdı Hayley.
“Ne yapmamızı bekliyorsun, Allie? Marcello pisliğinin liderimizi, babanı öldürmesine karşı hiçbir şey yapmamamızı mı?” diye sordu Andy. O da adamları kadar şaşkın görünüyordu.
Hayley, “Ondan aşağı kalır yanın yok! Tıpkı onun gibi öldürüyorsun, insanları yok ediyorsun!” diye bağırıp kapıya yöneldi.
“Yok!”
Hayley bir anda mafyanın adamlarıyla dolu odanın dışındaki duvara çarpıldığını hissetti.
“Öyle çekip gidemezsin!”
Andy onu sertçe duvara bastırıyordu. Gözlerinde korkunç bir öfke vardı. Ivan hemen müdahale edip Andy’yi uzaklaştırdı. Hayley duvara çarptığı belini tutarak, “Seni piç!” diye tısladı. Andy, “Sen bir aptalsın, Hayley!” diye karşılık verdi. “Bu, bizim dünyamız. Biz babalarımızın çocuklarıyız. Sen bu dünyada yetiştin.”
Hayley başını salladı. “Yanılıyorsun. Bu, benim dünyam değil.”
“Kabul et, güzelim, çünkü hoşuna gitsin ya da gitmesin buradasın. İçinde yaşadığın dünya bu!”
Ivan, Dima ile inşa ettikleri her şeyin yıkılmış olmasından nefret ediyordu.
Hayley’nin yanağına bir damla yaş süzüldü.
“Bu, kabul ettiğim anlamına gelmez. Onu öldür…” Bunu söylerken sesi titriyordu. “Tüm New York şehrini yok et ama bu, sadece her şeyi daha kötü yapar. Bu, senin ocağına da ateş düşürür, Andy,” diye uyarsa da Andy hayır der gibi kafa salladı.
“Buna hazırım. Baban bana bunu öğretti, intikam almayı öğretti.” Andy akıl hocasıyla gurur duyuyordu ve hayatını onu gururlandırmaya adayacaktı.
Hayley koridordan odasına yürümeden önce, “O zaman çok iyi öğretmiş!” dedi.
Artık hayatından kaçmayacaktı, mafyadan saklanmayacaktı. Luca’ya asla geri dönemezdi. Andy ile Ivan onu bulana kadar New York’taki tüm Marcello erkekleriyle kadınlarını yok ederlerdi.
Peki, ona dönmek istiyor muydu? Luca babasını öldürmüştü ama Ivan da Stefano’yu öldürmüştü. Kısasa kısas, kalbi kırık kadınlarla boşu boşuna ölmüş adamlardan başka bir şey bırakmamıştı.
Kendi düşen ağlamazdı. Hayley Luca’yı terk etmişti bu yüzden şimdi “aile” içinde güvende kalmalıydı.
“Allie?” diyerek sessizce odaya giren Ivan, Hayley’yi pencereden özlemle dışarı bakarken buldu.
“Andy’den özür dilemeyeceğim. Artık bir mafya babası olabilir ama yine de bir pislik,” dedi Hayley.
“Sana istemediğin bir şeyi yaptırmayı aklımdan bile geçirmem. Ben dersimi aldım.” Ivan Hayley’ye bakarak iç çekti. “Haklısın, burası senin dünyan değil. Seni çok zorladık, çok incittik.”
Hayley Ivan’ın yanına gidip yatağın ucuna oturdu.
“Baban senin için sadece en iyisini istedi. Bunu sağlamak için Luca’yı öldürebilirdi ve inan bana, prenses, bunu denedi.”
Hayley bu gerçekten nefret ediyordu. Luca’nın önce babasının ateş ettiğini söylemesi de durumu kolaylaştırmıyordu.
Ivan sıcak bakışlarla, “Andy burada güvende olmanı istiyor. Ben de kendini, annenin yetiştirdiği kızı bulmanı istiyorum,” deyip üzerinde bir adamın adıyla adresinin yazılı olduğu bir kâğıt parçası çıkardı. “Bu adam sana yardım edecek. Bundan kurtulabilirsin, prenses.”
Hayley, “Bir daha kaçmayacağım. Bundan nefret ediyorum,” deyip kafa sallarken Ivan nazikçe yüzünü kavradı.
“Sadece gittiğini bilen yoksa kaçıyorsun demektir. Biz senin aileniz, Allie. Eğer eve dönüp mafya prensesi olmak istersen kapımız sana her zaman açık.”
“Ama incindin, kayboldun ve uzaklaşmaya ihtiyacın var. Bu adam sana yardım edecek.” Ivan sadece Hayley’nin mutluluğunu istiyordu.
“Ancak Luca’nın…” deyip ceketini düzelterek ayağa kalktı. “Ailesinin ve ortaklarının peşine düşmeyeceğimize söz veremem. Bilakis düşeceğiz.”
Hayley bu iş için biçilmiş kaftan değildi. Güçlüydü ama ailesinin ona ihtiyaç duyduğu kadar değildi.
Ivan, “Baban seni seviyordu. Hepimiz seviyoruz. Kendini yeniden bul, güvende ol ve bize ihtiyacın olduğunda burada olacağımızı unutma,” deyip odadan çıktı.
Hayley’nin gitmesine; ailesini öldüren, sevdiği adamı cinayete zorlayan, ona çok acı çektiren hayattan uzaklaşmasına izin veriyordu. Bu, onun için de zordu ama yapılması gerekiyordu. Hayley daha iyisini hak ediyordu.
Hayley babasının el yazısıyla yazılmış notu tutarken titriyordu. Gitmesi, hayatına devam etmesi gerektiğini biliyordu çünkü hayat devam ediyordu. Kayıp ve yalnız olanlar için bile...
BİR AY SONRA

LUCA

Kumarhanedeki dağınık ofisinde oturan Luca, “Kahretsin Nic, bir yerlerde olmalı!” diye kükredi. Nic, “Rusya’nın tamamını aradık ve İngiltere’de konuşlanmış adamlarımız var,” diye cevapladı.
Luca, “Ne yani? Öylece yeryüzünden silindi mi?” diye bağırdı.
En büyük korkusu onu sonsuza dek kaybetmekti. Tamamen ortadan kaybolmuştu. İyi miydi? Yaralanmış mıydı? Gerçekten yeryüzünden silinip gitmiş miydi? Yoksa biri... Hayır, bunu düşünmemeliydi.
“Patron, onu bulmak için elimizden geleni yapıyoruz.” Frankie patronunu rahatlatmaya çalışıyordu.
Luca, Hayley’nin o motosikletle gidişini gördüğünden beri eskisi gibi değildi ama Frankie Hayley’yi suçlamıyordu. Babasını öldüren adamı nasıl affedebilirdi ki?
“Bulunmasını istiyorum. Onu geri istiyorum,” dedi Luca.
Nic ile Frankie kafa salladılar. Bunun Luca’yı yalnız bırakmaları için bir işaret olduğunun farkındaydılar.
Luca yalnız kalır kalmaz derin bir nefes aldı. Hayley’nin gitmesine izin vermek hayatında yaptığı en zor şey olsa da onu çok kırdığı için zaten engel olamazdı. Hayır, Hayley’nin gitmesi gerekiyordu. Yine de onsuz yaşamakta çok zorlanıyordu.
Zamanı geri alabilmeyi diliyordu. Son bir ay çok yavaş geçmişti. Onu özlemişti. Bir aydır evine bile gitmemişti.
Bunun hem kendisinin hem de mafya dünyasının hatası olduğunu bilse de hayatına devam etmek zorundaydı. Bir yandan çalışıp bir yandan da hiç durmadan onu aramaya devam etti.
Yavaşça çekmeceyi açıp bir mücevher kutusu çıkardı. Kutuyu açıp göz alıcı parlaklıktaki, armut kesim, pembe altın pırlantayı gördüğünde kalbi yerinden çıkacak gibi oldu.
Bu, Hayley’nin yüzüğüydü. Ona vermiş olmayı dilediği, parmağında görmeye kararlı olduğu yüzüktü.
Hayat, pişmanlıklarla dolu erkekler için bile devam ediyordu.

HAYLEY

Hayley gün batımını hayranlıkla izleyerek kumsalda yürüyordu. Yattan asla çok uzaklaşmaz, hiçbir yerde çok uzun süre kalmazdı.
Sakin denizin üzerindeki gökyüzü pembe, kırmızı, turuncudan oluşan bir renk cümbüşüne bürünmüştü. Luca’yı düşündü, düşünmemesi zordu.
Onu özlüyordu. Onunla ilgili her şeyi özlüyordu. Dokunuşunu, karanlık gülümsemesini olduğu kadar güvende olduğunu, sevildiğini hissettirmesini de özlüyordu.
El ele yürüyen genç bir çiftin yanından geçerken gözünden bir damla yaş süzüldü. Deniz kenarında yürümekten ayakları ıslanmış çiftin aşklarını çok kıskanmıştı. Bu avukat adam kurtuluşu olmuştu. Babası bir plan yaparak gizli bir hesaba onun için milyonlar bırakmıştı. Paranın izinin sürülememesi de ne isterse yapabileceği anlamına geliyordu.
Böylece bir yat satın alıp personel tutarak hayalini kurduğu yerleri görmek için yolculuğa çıktı.
Zenginliği ve şöhretiyle Rusya’da kalabilirdi. Ama bir mafya ailesinin içinde nasıl yaşardı? Andy işi devralmıştı, Ivan da yanındaydı.
Hayley’ye koruma, güvenlik ve bir mafya prensesi olmanın getirdiği her şey sunulmuştu.
Yine de kalmak için çok erkendi. Babasıyla annesini öldüren, Siobhan’ı yok eden, Luca’yı düşman ilan ederek yüreğini parçalayan bir yaşam tarzına dâhil olmak için çok erkendi.
Hayley’nin hiçbir planı yoktu, bundan sonra ne yapacağına dair en ufak bir fikri yoktu. Luca bir zamanlar geleceği iken artık her şey değişmişti.
Şimdilik amaçsızca dolaşıyordu çünkü hayat devam ediyordu. Kalbi kırıklar için bile…
BOŞA GEÇEN BİR AY DAHA

LUCA

Dansçılar, garsonlar ve müzikle dolu Venedik Lokali’nin VIP localarından birine oturan Dimitri, viskisini yudumlamadan hemen önce, “Ivan Kudin hayatta,” dedi.
Sakinliğini koruyan mafya babası kuzeninin yanında oturan Nic kafa sallayarak, “Ne?” diye haykırdı.
“Bu, imkânsız! Onu vurdum, hem de üç kez!” diye bağırırken o piçi tam gözlerinin ortasından vurmuş olması gerektiğini düşündü. O zaman, hayatta kalamazdı.
Dimitri, “Hayatta ve size bu saldırıları düzenleyenler de o ve oğlu Andrei, ya da onların deyimiyle Andy,” diye devam etti.
Luca Rusya’ya gidip Hayley’ye ne olduğunu öğrenmesi için Dimitri’ye para ödemiş ve önemli bilgilerle döneceğini ummuştu.
“Ivan ve Andy Hayley’den hiç haber alamadılar. Sana döndüğünü düşünüyorlar ve onu geri istiyorlar. Dima’nın intikamını almak istiyorlar. Andy, Volkova’nın halefi ve Dima ile Hayley’ye bir oğul, bir kardeş kadar sadık.”
Dimitri’nin Luca Marcello için hiçbir zaman fazla vakti olmamıştı. Onu sadece mafyanın zampara prensi olarak görüyordu. Ancak Hayley’den sonra değişmişti ve Volkova prensesine taptığı çok açıktı.
Dimitri Luca’ya ve iki sağ koluna bakarak, “Görünüşe göre iki aile tarafından da bulunmak istemiyor, “ diye iç çekti.
Frankie dudak bükerek, “Yardım alıyor olmalı. Buna odaklanmalıyız. Hayley öylece ortadan kaybolmaz. Yardıma, bir ortağa ihtiyacı var,” diye karşılık verdi.
Nic telefon etmek için ayağa kalkarken Luca Frankie’ye döndü. “O zaman o ortağı bulmanı istiyorum. Onu bulmak zorundayım.”
Dimitri, “Ne bulmayı umuyorsun?” diye sordu.
Ne bekliyordu ki? Hayley’nin aşkla kollarına koşmasına mı? “Onu… Tek istediğim o,” diye kafa salladı Luca.
Birden, “Merhaba, Bay Marcello,” diye mırıldanan Arianna’nın sesi duyuldu. Arianna, muhteşem mafya babasını eski mekânında gördüğüne memnundu.
“Aa, Arianna!”
Arianna kendisine ilk kez düzgün bir şekilde hitap eden mafya babasına gülümsedi.
“Lütfen dostum Dimitri’yi eğlendirmeye devam et. Birkaç aydır çok yoğun ve biraz dinlenmeyi hak ediyor.”
Arianna’nın ağzı açık kaldı. Duyduklarına inanamıyordu ama yine de profesyonelliğini korumak zorundaydı.
Dimitri’ye gülümseyip yanına oturmadan önce, “Elbette, Bay Marcello,” diye fısıldadı. Luca da gitmek üzere ayağa kalktı.
“Patron, acilen konuşmamız gerekiyor.”
Nic’in sesini duyarak etrafına bakınan Luca, kuzeninin Frankie ve sadık Anka adamlarının arasında durduğunu gördü.
Adamlarını toplantı odasına götürüp uzun konferans masasına oturttu.
Hepsine birden bakarak, “Neler oluyor?” diye sordu. Ric’in iyileşip tekrar aralarına katılmasına sevinmişti.
İlk söz alan Dom oldu. “Sorun Genovese.”
“Genovese mi? Nasıl yani?” Luca başını iki yana salladı. Duymak istediği son şey buydu.
“Ruslar New York’ta otoritelerini konuşturuyorlar. Volkova ailesi ağırlığını koyuyor,” diye açıkladı Nic.
Frankie, “Ki bu da iş için çok kötü,” diye araya girdi.
Luca bunu biliyordu. Volkovalar yüzünden tüm anlaşmaları berbat olmuştu.
Nic, “Sorun şu ki,” diye devam etti. “Matteo Genovese Rusları değil seni suçluyor.”
“Siktir!” diye tısladı Luca. Bu, Genovese’nin peşlerine düşeceği anlamına geliyordu.
Nic, “Genovese, Volkova’ya karşı savaşmak için ateşkes istiyor ama bir bedeli olacak,” diye ekledi.
Elbette, diye düşündü Luca. Matteo bir çıkarı olmasa bunu yapmazdı.
“Sorun şu ki bu isteği hoşuna gitmeyecek,” diye ekledi Angelo.
Luca da bundan şüpheliydi.
Bir sigara çıkarıp yakarken, “Bir buluşma ayarla, Nic. Ne istediğini öğrenelim bakalım,” dedi. “Nikita nasıl?”
Ric, “Yarası güzelce iyileşecek. Doktor Luciano bu sabah onu muayene etti,” diye cevapladı.
Luca başını sallarken Dom buna inanamamış gibi güldü. “Çok cesurdu. Lorenzo’yu birkaç hafta boyunca tam anlamıyla kandırdı. Lorenzo’nun hâlâ Andy Kudin’e ve Volkova ailesine yardım ettiği gibi pek çok şey öğrendik.”
Luca kafa sallayarak, “Biraz pervasızca davrandı,” dedi. Nikita’yı göreve
göndermenin kötü bir fikir olduğunu biliyordu. “Şimdi nerede?”
“Evde. Lorenzo hâlâ peşine düşebilir bu yüzden en korunaklı yer ev. Babanın getirdiği adamlardan bazıları hâlâ elimizde. Hepsi onunla İtalya’ya dönmedi,” diye ekledi Angelo.
Luca omuz silkerek, “İyi, tamam,” deyip Nikita’ya yeni bir daire bulması gerektiğini not aldı. “Herkesin yapması gereken işler var bu yüzden şimdi siktirin gidin. Nic, Genovese ile bir buluşma ayarla ve Frankie, Hayley’nin nereye gittiğini öğren.”
Hayat devam ediyor, diye düşündü Luca. Hayat çaresizler için bile devam ediyordu.

HAYLEY

Hayley yatının güvertesinde oturuyordu. En sevdiği Wattpad kitabını okuduğu tabletini bacaklarının üzerine koymuş, Akdeniz güneşinin tadını çıkarıyordu.
Avrupa’nın tüm kıyılarını gezmiş, kuzey ışıklarını görmüş, Karayipler’de gün doğumunu izlemiş ve Avustralya’ya geçmeyi başarmıştı.
Ancak tüm bunları yaparken tek başınaydı. İçten içe, elinden tutacağı, birlikte eğleneceği birinin olmasını istiyordu.
Başladığı yere, İspanya’ya geri dönmüş, eylül sonu güneşinin, serin rüzgârın tadını çıkarıyordu. Hem de buz gibi bir yeşil çayla… Bilekliğindeki ay tılsımı ile oynarken onu düşünecekti. Beş ay zaman kazandırmış olsa da onu unutmasına yetmemişti. Onun tarafından değiştirilmiş, yaralanmıştı. Onu hâlâ sevmesi çok mu korkunçtu?
İskeleden, “Hayley?” diye bir ses geldi.
Hayley ayağa fırlayıp koyu renk takım elbiseli, güneş gözlüklü adama bakarken kalbi küt küt atıyordu. Onu bulmuşlardı!
Birinin onu bulduğu belliydi yoksa adını nereden bilebilirdi? Acaba hangi aileydi? Midesinin bulandığını hissetti.
Her zaman yanında taşıdığı silaha uzanıp tüm cesaretini toplayarak, “Kim soruyor?” dedi.
Adam, “Ben sadece elçiyim,” diye cevapladı. “Patronum Bay Marcello’dan bir mesaj getirdim. Bunu size iletmemi söyledi.”
Hayley, adamın yumuşak, altın renginde bir zarf göstermesini izledi. Luca onu bulmuştu.
“Oliver?” Hayley güvenlik olarak tuttuğu Oliver’a seslendiğinde adam anında yanında belirdi.
“Hanımefendi?” Hayley kendisine hanımefendi denmesinden nefret etse de Oliver öyle hitap etmeyi seviyordu. Her konuda resmî ve profesyonel davranmayı tercih ediyordu. Hayley nazikçe, “Lütfen aşağı inip o mektubu getirebilir misin?” diye sordu. İskeledeki mafya adamına güvenmesinin imkânı yoktu.
Oliver nadiren soru sorardı. Bu işi kabul ettiğinde bu kadının birilerinden saklandığını anlamıştı ama Hayley kimden saklandığını hiç söylememişti.
Bununla birlikte, ondan öğrendiği şey tehlikeli olduklarıydı. Tahminlerine göre mafyayla bağlantıları vardı. Hayley gibilerini çok görmüştü.
Adam zarfı Oliver’a verdikten sonra güverteye bakıp başını sallayıp gitti. Veda bile etmeden öylece çekip gitti.
Hayley Oliver’a teşekkür ettikten sonra yatın kenarındaki minderli koltuğa oturup buzlu içkisini yudumlayarak sakinleşmeye çalıştı.
Zarf Luca’dan gelmişti. Bu, mafya babasından gelen ilk haberdi.
Hayley ön yüzüne güzel bir el yazısıyla adının yazıldığı zarfı dikkatle açtı.
Krem rengi kartın kenarındaki zarif dantellerin üzerine özenle yerleştirilmiş güzel incilere baktı.
Gülümsedi, kartı okurken içi mutlulukla doldu. Bu, bir düğün davetiyesiydi. Nic ve Ava’nın düğün davetiyesi...
İkisi için de çok mutlu oldu, bunu hak etmişlerdi. Nic bunu gerçekten elde eden ilk Marcello erkeği olacaktı. Hayley onları görmek, bunu onlarla birlikte kutlamak istiyordu.
Bir an içi burkuldu. Luca da orada olacaktı. Muhtemelen sağdıç olarak... Onunla yüzleşebilir miydi? Ona anlatacak, onunla konuşacak o kadar çok şeyi vardı ki...
Normalde her şeyi olduğu gibi bırakacağını düşünmüştü. Sonuçta, babasını Luca öldürmüştü ama okyanusta sürüklenmek her şeyi sorgulamasına neden olmuştu. Gidip onu görebilir, belki onunla konuşabilirdi.
Cevaplara hazırdı ve Luca’nın onu dinlemesi gerekiyordu.
Kaptan son beş aydır her gün yaptığı gibi, “Rotamız belli mi?” diye sordu.
Hayley, “İtalya,” deyip derin bir nefes aldı. Geçmişiyle yüzleşme vakti gelmişti.
Çünkü hayat devam ediyordu...

Galatea’yı Keşfet

Melez KanıÖlüm Koşusu Kitap 2Düşüyor, Düşüyor ve DüştüMilyarderin Şehvetine TeslimiyetSana Aitim

En Yeni Yayınlar

Mafya ve Aşk Kitap 3Mafya ve Aşk Kitap 2Pierce Charming Akademisi 2: Yarı Tanrı Kralı Öpmek ve Diğer Kötü KararlarSorgulanmışMavi Buz Serisi 2: Mavi Buz'a Aşık Olmak

Okuma listeleri

Hepsini gör

Okuyucu topluluğumuzun derlediğ kitap koleksiyonları ile romantizmin dünyasına dalın.

Kütüphane

Yazar: yasemin175

19 kitap

Pelto’s list

Yazar: Pelto

33 kitap

En çok sevdiğim kitaplar

Yazar: tyrion

46 kitap

D.- Devam ettiklerim

Yazar: Hygge

21 kitap

Okumayı Planladığım

Yazar: Marmaletta

52 kitap

Tekrar Okunmaya Değer Kitaplarım

Yazar: miss_kertenkele

30 kitap

Okunan Kitaplar

Yazar: mallof65

87 kitap

OKUDUKLARIM

Yazar: Pharma

304 kitap

Yeni okuyacağım kitaplar

178 kitap

Türkçe

Yazar: Asliiturkiye

364 kitap

En güzel kitaplar

Yazar: Nermin

207 kitap

Okunan kitaplar

Yazar: mavi rota

395 kitap

Zıt kutuplar 3

Yazar: sunny_dragonfruit_023

19 kitap

Love after 30? It’s just getting started❤️‍🔥

Yazar: Galatea Sophie

29 kitap

Books 3

Yazar: nimble_peach_114

6 kitap