
Sahne Işıklarının Altında Kitap 4
Yazar
Andrea Wood
Okur
15,2K
Bölüm
15
Abagail'in hayatı, gizemli Gage Rykers'ın liderliğindeki Steele's Army grubunun turne menajeri olmasıyla dramatik bir dönüş alır. Çalkantılı geçmişleri ve inkar edilemez kimyaları, zorlu bir başlangıca yol açar, ancak müzik endüstrisinin zorluklarıyla ve kendi kişisel sorunlarıyla mücadele ederken, aralarında kıvılcımlar uçuşur. Kaosun ortasında uyum bulacaklar mı, yoksa çözülmemiş sorunları onları birbirinden ayıracak mı? Tutku, müzik ve ikinci şanslarla dolu bir dünyaya dalın.
Bölüm 1
Kitap 4: Kurtar Beni
ABAGAIL
Bu gece, acil bir durum nedeniyle izinli olduğum tek bir gece dışında, altı aydan uzun bir süredir tur otobüsünden uzak geçirdiğim ilk gece. Ancak o gecenin benim için pek de iyi bitmediğini söylemem gerek. Çalıştığım grubun sahne aldığı şehre geri dönmek zorunda kalmıştım.
Adını yakında duyuracak olan Fighting Death adlı bir gruba tur menajerliği yapıyordum.
O gece, yeni bir iş aramaya başlamadan önce arkadaşlarım ve ailemle biraz zaman geçirmek için Boston’a uçtum.
Fighting Death yeni albüm yapmak için yakında stüdyoya girecekti. Anlaştıkları plak şirketi pek tanınmadığı için önümüzdeki bir yıl boyunca yeni bir turne olacakmış gibi görünmüyordu.
Eğer iş bulamazsam faturalarımı ödeyip hayatımı idame ettiremeyeceğimin farkındaydım.
Selena banyo kapısına vururken, “Abby, işin bitti mi?” diye sordu.
“Az kaldı tatlım, biraz sabret!” diye cevap verdim.
Dolabımın çoğu resmî kıyafetler ve topuklu ayakkabılarla dolu olduğu için Selena kendi dolabından seçeceği bir şeyi giymemi istiyordu.
Bayıldığımdan değil, ama tur menajeri olarak çalışınca hep profesyonel görünmek gerekiyordu.
Sürekli mekânların, otellerin müdürleriyle ve çeşitli sponsorlarla görüşmem gerekiyordu; kayıt stüdyosunu ve plak şirketini temsil ederken kot pantolon ve tişörtle gezemezdim.
O yüzden akşam giyeceğim şeyin her zaman giydiklerimden tamamen farklı olduğunu söylemeye gerek yok diye düşünüyorum.
Selena bana derin dekolteli, pembe renkli ipek bir bluz ve dizlerimin hemen üzerinde biten siyah bir etek seçmişti; her iki parça da vücut hatlarımı belli edecek kadar dardı.
Topuklu ayakkabılar bana aitti. Bütün gece dans etsem de yorulmayacağım kadar rahatlardı.
Parmaklarımı saçlarımda gezdirip mükemmel olmasa da şöyle bir şekil vermeye çalıştım. Sonra hafif bir maskara ve dudak parlatıcısı sürdükten sonra Selena girsin diye kapıyı açtım.
“Çok seksi olmuşsun. Bu akşam kesin birini bulacaksın.”
Düşünceli bir şekilde, “Ben dans etmeye gidiyoruz sanıyordum, erkek avlamaya çıkacağımızı bilmiyordum. Kafandakinin o olduğunu bilseydim, ‘hayır’ derdim. Ben kimseyi istemiyorum,” diye cevap verdim.
“Sakin ol. Sana birini ayarlamaya çalıştığım falan yok. Sadece… Bu gece biriyle yatsan fena olmaz diye düşünüyorum.”
“Altı aydır otobüslerde o kadar adamla bir aradasın ve bir kez bile biriyle sevişmedin mi? Nasıl dayanıyorsun bilmem!”
“Seks bir ihtiyaç değil, Selena. Ben hâlimden memnunum, inan bana.”
Gülerek, “Sen kimsin ve benim Abagail’ıma ne yaptın?” diye sordu.
“Şu işleri boşver de, bu gece kiminle buluşuyoruz?”
“Raven mekândaymış, bizi bekliyor. Sage de yolda. Galiba başka gelen yok. Hadi çıkalım.”
Bizi alan taksi, ciddi bir tadilata ihtiyacı varmış gibi görünen bir barın önünde durdu.
Şüpheci bir ses tonuyla, “Burası ‘partileyeceğimiz’ yer mi?” diye sordum.
Beni taksiden indirirken gülerek, “Bu soruyu bir de içeriyi gördükten sonra sor bakalım,” dedi.
Selena parayı şoföre verdikten sonra binanın etrafını saran uzun kuyruğu geçip beni binanın girişine yönlendirdi.
Kapıdaki adama flörtözce eğilip, “Selam Terrance, arkadaşım yeni geldi de; lütfen bizi sırada bekletme,” diye sırnaştı.
Adam, “Tamam, ama sorun çıkarmayın,” deyip yanından geçip içeri girmemize izin verdi.
Selena beni Raven ile Sage’in çoktan içkilerini yudumlamaya başladıkları bara yönlendirdi.
Kızlar bizi görünce içkilerini hızlıca bitirip bana sıkı sıkı sarıldılar.
Sage, “Görüşmeyeli uzun zaman oldu, tatlım,” dedi.
Raven, “Bizi sattığını, başarı rüzgârına kapılıp kaçtığını düşünmüştüm ben,” diye araya girdi.
Raven’ın sözleriyle irkildim. Son konuşmamızı hatırladım, ben gittikten sonra nasıl terk edilmiş hissettiğini düşündüm.
İçime bir kez daha büyük bir suçluluk duygusu doldu.
İçki…
Barmene işaret edip üç shot Southern Comfortile limon sipariş ettim. Siparişimi hızlıca getirdi. İçkileri birbiri ardına yuvarlayıp parayı bar tezgâhına bıraktım.
İş tercihlerim hakkında Raven’la daha fazla konuşmak istemediğim için, “Dans etmek isteyen var mı?” diye sordum.
Sorum üzerine Selena ile Sage ayağa fırlarken, Raven barda kalıp içkisini yudumlamaya devam etmek istedi. Usher’ın “Love In This Club” şarkısı eşliğinde dans pistine fırladım.
Ellerimi havaya kaldırıp kalçalarımı savurmaya başladım. Selena, Sage ve ben birlikte daireler çizerek dans ediyorduk. Tam o sırada, birisi tek elimi geriye çekti. Sırtımın birinin göğsüne çarptığını hissettim.
Adamın nefes nefese kalmış bir sesle, “Hey bebeğim, dans etmek ister misin?” diye fısıldadığını duydum.
Arkama bakmadan, “Görünüşe göre cevabımı pek önemsemeyeceksin,” diye karşılık verdim.
“Ah, öyle deme. Tabii ki önemsiyorum.”
Sırtımı vücudundan sıyırıp Selena ve Sage ile dans etmeye devam ettim. Şarkıların biri bitip biri başlıyor, biz çılgınca dans ediyorduk. Az önce art arda yuvarladığım içkilerin etkisiyle kendimden geçmeye başlamıştım. Terlediğimi hissedebiliyordum.
Kızlara bir içki daha alacağımı söyleyip dans pistinden uzaklaştım. Bara yaklaşırken barmenin siparişimi almak için hazırda beklediğini fark ettim. Bir adet Screwdriver söyledim.
O sırada yaklaşan Raven yanıma gelip durdu. “Görüyorum ki bizi gerçekten satmışsın, ha?”
Sertçe, “O da ne demek? Tam olarak nasıl satmışım sizi?” diye sordum. Sakız gibi uzayan bu konuda konuşmaktan bıkmış, onunla tekrar tekrar tartışmaktan gerçekten çok yorulmuştum.
Fighting Death ile çalışmaya başladığımdan beri Raven’ın bana karşı tutumu tamamen değişmişti. Üstelik bu, ben turneye çıkmadan çok önce olmuştu.
Onu artık tanıyamıyor gibi hissediyordum. O, benim bildiğim Raven değildi. Ancak artık çocuk değildik. Başkalarını kıskanmasını önleyemezdim ya da başkalarının hayatlarıyla ilgili fikirlere saygı duymasını sağlayamazdım.
Raven ile liseden beri arkadaştık. O zamanlarda da çok hayran olduğum müzik gruplardı vardı.
Odamın duvarlarını sevdiğim grupların posterleriyle doldururdum. Aslında hâlâ da öyle yapıyorum. Hep müzisyen ya da yapımcı olmayı, ya da müzikle alakalı bir iş yapmayı hayal ederdim.
Bir grubun tur menajeri olmak, bu hayali yaşamak için son şanslarımdan biriydi. Ben de öyle yapıp hedefime ulaşmıştım.
İşe başlarken, dört ay içinde en az otuz durak ve iki haftalık üç moladan oluşan altı aylık bir tur planlamam gerekiyordu. Benim için zorlu bir sınavdı. Ancak o zorlu sınavı başarıyla verdikten sonra, Hard Wired Records şirketinin tam zamanlı çalışanı olmuştum.
Tanınmış, üst düzey bir şirket miydi? Hayır. Ama bu iş, o hep hayalini kurduğum kariyere adım atmak anlamına geliyordu. O yüzden benim için önemliydi.
Raven o zamandan beri bana kızgındı. Bu konuda sürekli şikayet ediyor, bu tavırlarını ne zaman sorgulasam konuyu değiştiriyordu.
Ama buraya kadardı.
Tiksintisi sesinden belli olan Raven, “Seni dans pistinde gördüm. O adamın kucağına atlamamak için zor duruyordun. Belki de seni bu sektörde tutan adam odur,” deyiverdi.
“Kimden bahsediyorsun sen?” diye sordum.
Raven, yüzüme yabancıymışım gibi bakıp, “Numara yapma. Adama sürtünüp duruyordun. Gerçi niye şaşırıyorum ki? Küçükken de ona takıktın,” diye cevap verdi.
İçkimi yudumlarken, “Peki ‘o’ tam olarak kimdir?” diye sordum.
Dans pistindeyken beni kendine çeken adamdan bahsettiğini biliyordum. Bahsedebileceği başka kimse yoktu.
“Gage Rykers.”
Şaşkınlıktan içkimi püskürtünce bar tezgâhının her tarafını batırdım. Bir peçete bulup yüzümü silerken, “Ne? Kafan iyi galiba!” diye haykırdım.
Gözlerinin içine bakıp o tanıdık kan çanağı ifadeyi ararken, “Raven, ot içtiğini biliyorum da bari bu gece içmeseydin!” diye devam ettim.
“Bu gece içmedim. Bana inanmıyorsan sol tarafına bak.”
Başımı yavaşça sola çevirince bakışlarıyla karşılaştım. Bana doğru yürüyordu.
Bana doğru!.
Gülerek, “Buradaymışsın! Neden kaçtın? İçki istiyorduysan söylemen yeterliydi,” dedi.
Tereddütle, “Gage Rykers?” diye sordum.
“Tüh! Bere sayesinde tanınmam sanmıştım. Ne içiyorsun? Bir tane daha içer misin?”
Şaşkınlıktan donup kalmıştım.
Gage, yıllardır takip ettiğim Steele’s Army’de çalıyordu.
Lise hayatımı ve ailemle yaşadığım tüm o saçmalıkları grubun şarkıları sayesinde atlatmış, hayatımı sakince yaşamayı başarmıştım.
Konserine gittiğim ilk grup onlarınkiydi. İlk kez o konserde biriyle öpüşmüştüm. O grup, beni müziğe aşık eden gruptu.
Gage, bana dövme merakı ve bas gitar sevgisi kazandıran isimdi. Asla durmamam, hayallerimin peşinden koşmam için ilham veren kişiydi. Müzik sektöründe kariyer yapmak istememe sebep olan Gage’di.
Gage Rykers, bana içki ısmarlamayı teklif ediyordu! Raven’ın kaşlarını çatarak beni yargıladığını hissetsem de, kesinlikle umurumda değildi.
“Evet. Ananas sulu Malibu, lütfen.”
Sipariş vermek istediğini belirtircesine barın üzerine eğildi. Barmen çabucak yaklaştı. Gage Rykers, ikimize birer tane içki sipariş etti. İçkiler kısa bir süre içinde önümüzdeydi.
Ben içkimi yavaşça yudumlarken, Gage kendininkini hızlıca midesine indirip bardağı çarparak bar tezgâhına bıraktı.
“Dans et benimle.”
Barda uyulması gereken en önemli kural: İçkini kesinlikle başıboş bırakma. Raven başını alıp bir yerlere gitmişti, muhtemelen öfkesini karşısına çıkan masum birinden çıkarıyordu.
Ya da yatacak birilerini arıyordu. Benim için kesinlikle sorun değildi, rahatlamaya ihtiyacı olduğunu düşünüyordum. O ana kadar yavaşça yudumladığım içkiyi tek dikişte bitirdim.
Fazla hevesli görünmemeye çalışarak usulca, “Olur,” dedim.
Gage beni dans pistine çekip vücudumu vücuduna yapıştırdı. Komik bir şekilde dans etmeye başlayınca kendimi tutamayıp güldüm.
Beni kendine iyice çekince burunlarımız birbirine değdi. O noktada gülmeyi bıraktım. Nefesim kesilmiş gibi hissediyordum. Gerçekten muhteşem bir adamdı. Yumuşak kahverengi gözleriyle gözlerime bakınca içimde bir şeylerin alevlendiğini hissettim.
Yıllardır uzaktan uzağa hayran olsam da, ne yazık ki o sadece bir yabancıydı. Onu tanımıyordum, karşıma çıkan bir yabancıyla birlikte olmaya hazır değildim.
Beni bunu yapmaya ikna edebilecek kişinin işi zordu.
Niye bu kadar kafaya takıyorum ki? Sonuçta sadece alkolün etkisiyle biriyle yakınlaşmaya ihtiyaç duymuş olabilirdi.
Gage’den, ona karşı hissettiğim o tuhaf çekimden uzaklaşmak istiyordum.
O bir rock yıldızıydı. Uzun süreli bir ilişkiye ve hatta arada öylesine takılmaya bile yanaşacağını sanmıyordum.
Ben de onun gibi işim gereği sık sık seyahat ediyordum. Bu şekilde yaşarken uzun süreli bir ilişkinin zor olacağını o da biliyordur. Ben böyle bir şeyi ancak doğru kişi için deneyebileceğimi hissediyordum. Bu işi bu kadar uzun zamandır yapan Gage, henüz doğru kişiyi bulamadıysa, belki de öyle birini aramıyordu bile.
Ben kızları aramak için yanından ayrılmaya yeltenince beni durdurdu. “Sadece dans.”
Aslında çok saf ve masumca bir şey artık benim için öyle değildi. O basit bir şeymiş gibi davranabilirdi, ama ben yapamazdım.
Ona duyduğum çekim, aradaki cinsel gerilim çok yüksekti.
“Sadece dans değil. Bunu sen de biliyorsun.”
Dans pistinden uzaklaştım. Arkamdan geldiğini anlamak için arkamı dönmeme gerek yoktu.
Bara şöyle bir bakıp nereye gideceğimi belirlemiştim. Lily ile Raven dans pistindeydi. Her ikisinin yanında da birer adam vardı. Bir içki daha almak için bara ilerledim.
Gage gelip yanıma oturdu.
“Evet, belki de bu basit bir dans değildir. Sen etkilendiğim ilk kişi değilsin, eminim ki son kişi de olmayacaksın.”
“Kırıcı olmak istemem, ama durum bu. Kimseyi kandıracak bir adam değilim.”
“Her gün başka bir kadına yaklaşmam ben. Hatta genelde kadınlar bana gelir. Eğer kaba davrandıysam kusuruma bakma.”
“Sen ve ben… Eğlenceli bir gece geçirelim. Beklenti yok, boş vaatler yok. Sabah dostça ayrılalım. Ne dersin?”
Lanet olsun. Ayağımdaki on beş santimlik topuklu ayakkabı yüzünden hafifçe tökezledim. Bu kadar açıkça sorma cüretini göstermesine şaşırmıştım.
Bir tane daha Southern Comfortsipariş etmek için barmene seslenmeye hazırlanırken, “Üç tane daha,” diye bağırıverdim.
İçkilerin parasını bar tezgâhına fırlatıp içkileri teker teker yuvarladım. Gage’in teklifini kabul etmek üzere olduğumu hissedebiliyordum.
Ergenliğimin ve yetişkinliğimin büyük bir kısmında idolüm olan adamla seks yapma fırsatı elime kaç kez geçecekti ki? Kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi!
En kötü ne olabilirdi ki?
“Tamam.”
Gage, “Anlamadım?” diye sordu.
“Hadi gidelim.”
“Bizim çocuklara haber vermem lazım. Gelmek istediğine eminsin, değil mi?”
“Elbette.”
Derin bir nefes aldım. Hem Gage’le yatma hem de Steele’s Army üyeleriyle tanışabilme ihtimalim vardı!
Gage beni sahneye yakın bir köşeye sıkıştırılmış, gözlerden uzak bir masaya yönlendirdi. Grubun diğer iki üyesi, iki tane kadınla oturuyordu.
Yaklaşırken kızların Selena ile Raven olduğunu fark ettim. Demek onların yanındalardı! İşe bak!
Asıl Jason ile Zepp’in kollarına atlayan onlardı. Bir de Raven, sektörde ilerlemek için beni Gage’i baştan çıkarmakla suçluyordu!
Gage beni grup üyeleriyle tek tek tanıştırdı. İkisi de arkadaş canlısı tiplere benziyordu. Sakin kalmak, sersem genç kızlar gibi heyecanlanmamak için kendimi zor tuttum.
Karşımdakiler sevdiğim bir grubun üyeleriydi. Onlar da benim gibi insandı. Nefes al, nefes ver…
Gage, “Gitmeden önce bir şeyler daha içmek ister misin?” diye sordu.
“Olur, bir içki daha alabilirim. Sen seç.”
Raven ile Selena benimle konuşmaya başlarken Gage bana rastgele bir içki sipariş etti.
Raven kaşlarını çatarak, “Onunla birlikte mi gideceksin?” diye sordu.
Sertçe, “Evet, gideceğim. İznin var mı, anneciğim?” diye karşılık verdim. Tavırları iyice sıkmıştı artık.
Söylediğim ya da yaptığım her şeye laf ediyordu. Alkol bile o tavırlarını görmezden gelmeme yetmiyordu.
Bunun üzerine Raven, Jason’la konuşmaya devam etti. Sanki ben hiç tepki vermemişim gibi davranıyordu. Canıma minnetti. Gage’in bana sipariş ettiği içkinin geldiğini fark ettim. Bir dikişte bitirdim.
Ardından, “Gidelim mi?” diye sordum.
Bana bakarken, gözlerinin arka tarafıma kaydığını fark ettim. Arkamı dönüp bakınca Liam’ın yanında bir kadınla masaya yaklaştığını gördüm. Bana yaklaşınca kendimi tanıtmak için atıldım.
Elimi uzatıp gülümseyerek, “Selam, ben Abagail. Arkadaşlarım bana Abby der,” diye kendimi tanıttım.
Kadın elimi sıkarken, “Ben Layla,” diye karşılık verdi.
Gage’in Liam’a, “Biz Abby ile gidiyoruz. Size haber vermeye geldim. Siz devam ediyorsunuz sanırım,” dediğini duydum.
Ancak Liam’ın yanıtını duymadım. Gage beni kendine çekip kulağıma, “Hazır mısın, bebeğim?” diye fısıldayınca her şeyin yolunda olduğunu düşündüm.
Sesi içimi ürpertti. Titrek bir nefesle, “Evet,” diye cevap verdim.
Selena ile Raven’a, “Sabah görüşürüz kızlar,” diye seslendim.
Gage, bindiğimiz taksinin kapısını kapatırken, “Otel senin için uygun mu?” diye sordu.
“Evet, fark etmez.”
Gage, şoföre birkaç blok ötedeki bir otele sürmesini söyledi. Otele varınca şoföre parayı çabucak verip beni taksiden indirdi.
Gergin bir şekilde, “Sen odanın anahtarını al, ben burada bekliyorum,” dedim.
“Kaçmayacaksın, değil mi?”
“Söz veriyorum; tam burada bekleyeceğim.”
Gage başını sallayıp otelin ön kapısından içeri girdi. Onu beklerken gerginliğim iyice artıyordu.
Hiçbir zaman tek gecelik ilişki yaşayan, duygusal bir şeyler beklemeden sadece cinsellik peşinde koşan bir kız olmamıştım. Evet, çok uzun zamandır seks yapmıyordum. Ama sebebi, işim gereği sürekli turnede olduğum sıralarda yaşadığım düzenli ilişkiden kalan travmaydı.
Yönettiğim ilk turneden birkaç gün erken dönmüştüm. Grup üyelerinden birinin acil bir ailevi durumu olunca son konser iptal edilmişti. Hesapta olmayan bir şeydi.
O zamanki erkek arkadaşımın evine gidip sürpriz yapmak istemiştim. Onu yatakta başka bir kadınla basacağım aklımın ucundan bile geçmemişti.
Çok büyük olay çıkarmış, sonra da ilişkiye tövbe etmiştim. Kendimi kimseye adamama gerek olmadığına, seksin de çok önemli bir ihtiyaç olmadığına kanaat getirmiştim.
Öte yandan, Gage ile seks yapmak on sekimize bastığım günden beri yapılacaklar listemdeydi.
O zamanlar onunla tanışıp kendime çılgınca aşık etmenin yollarını arar dururdum.
Bu planı uzun zaman önce rafa kaldırmıştım. Artık mutlu bir hayat yaşamak için aşka ihtiyacım yoktu. Ama seks kesinlikle keyifli olabilirdi.
Gage bir oda ayarladıktan sonra dışarı çıkıp yanıma geldi. Tatlı tatlı, “Gerçekten istediğine emin misin? Eğer değilsen, seni eve götürmesi için taksi çağırabilirim,” dedi.
“İstiyorum; sadece gerginim çünkü normalde biriyle tanışıp tek gecelik ilişki yaşamam.”
Beni rahatlatmak için, “Ağırdan alırız,” dedi.
Elini belime koyup beni otele yönlendirdi. Birlikte asansöre bindik. Odamızın bulunduğu katın düğmesine bastı.
Kendime sakin kalmam gerektiğini söyleyip duruyordum, ama belime koyduğu eli bana hiç yardımcı olmuyordu.
Panikleme.
Eminim ki birçok kız, Gage Rykers ile bir gece geçirmek için çıldırıyordur.
Asansörün kapıları kayarak açıldı. Gage, beni odamıza doğru çekti. Kapıyı açtı, arkasından içeri girdim.
Oda muhteşemdi; çok pahalı bir oda olduğu belliydi. Süit değildi, ama inanılmaz şıktı.
Odanın ortasında, üzerinde bir sürü yastık olan kocaman bir yatak vardı. Sol taraftaki köşeye, çinili aynalarla çevrili bir jakuzi küvet yerleştirilmişti.
Oda resmen seks için tasarlanmıştı! Gage küvete yürüyüp musluğu açmak için eğilirken odanın bir ucunda şaşkınlıktan ağzım açık hâlde bekliyordum.
Jakuziye biraz köpük ekleyen Gage, “Jakuzi seni biraz yatıştırır diye düşünüyorum,” dedi. Belli ki otelde her detay düşünülmüştü.
“Soyunup girsene. Ben de içecek bir şeyler ayarlayayım,” diye ekledi.
O odanın diğer tarafına geçerken ben de jakuziye yaklaştım. Duvar boyunca bir bar tezgâhı vardı. Üstünde de çeşitli içki bardakları ve dolu bir buz kovası duruyordu.
Tezgâhın altında küçük bir buzdolabı vardı. Gage dolabı açınca alkol şişeleriyle dolu olduğunu fark ettim. Bir şişe çıkardı, ama etiketi görememiştim.
O içkileri doldururken ben soyunmaya başladım. Kıyafetlerimi çabucak çıkarıp o işini bitirmeden jakuziye girdim.
Başını çevirip bakmaya fırsat bulamadan tüm vücudumla köpüklü suya gömüldüm.
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Ilık suyun içindeki fıskiyelerin vücudumu rahatlattığını hissedebiliyordum. Birden o kadar rahatlamışım ki, Gage’in bana yaklaştığını fark etmemişim.
Kulağıma, “İçkini ister misin?” diye fısıldadı. Boynumda hissettiğim ılık nefesi içimi titretti.
Gözlerimi yavaşça açtım. Bana bile yabancı gelen titrek bir sesle, “Alayım,” diye fısıldadım. Daha önce hiçbir erkeğin beni o kadar çabuk heyecanlandırdığını hatırlamıyorum.
Bardağı elinden almak için elimi uzattım. Ben küçük parmaklarımı kadehe uzatınca parmaklarını parmaklarımda zarifçe gezdirmeye başladı.
Bir kez daha nefesimin kesildiğini hissettim. Uzattığım elim, elimde tuttuğum kadehle birlikte donup kaldı. Gözlerimizi bir an bile birbirimizin gözlerinden ayırmıyorduk.
Her bir göz kırpışında uzun kirpikleri titriyordu. Çok kısa bir anlığına, derinlerinde bir yerlerde büyük bir sevgi ve yakınlık arzusu gördüm.
Ancak kendini ele vermemeye çalışıyor gibi bir hâli vardı. O bir anlığına yakaladığım duygu saniyeler içinde kaybolmuştu. Yine büyük bir açlık ve arzuyla bana bakıyordu. Elimde olmadan onu daha çok arzuladığımı fark ettim.
Verdiği şampanyayı hızlıca bitirip kadehi jakuzinin kenarına bıraktım. Kafamı kurcalayan düşüncelerden sıyrılıp baştan çıkarıcı bir ses tonuyla, “Gelsene,” dedim.
Gage içkisini bitirip tezgâha bıraktıktan sonra yanıma döndü. Şapkasını bir kenara fırlatıp gömleğini yavaşça çıkarmaya başladı.
Nefesim kesilmişti; göğsünde hiç kıl yoktu ve göğüs uçlarında piercing vardı. Göbek deliğinden bacaklarının arasındaki bölgeye inen yerde çok az miktarda kıl vardı.
Karın kasları, bende dilimi her bir santiminde gezdirme isteği uyandırıyordu. Hayran hayran baktığımı fark edince biraz utandım.
Cesurca, “Gördüklerin hoşuna gitti mi?” diye sordu.
Tek söyleyebildiğim, “Hmmm,” oldu.
Ayakkabılarını tekmeleyerek çıkardı. Ardından kot pantolonunun düğmelerini açıp aşağı çekti. İç çamaşırının altındaki sertleşmiş penisini görebiliyordum. Nefes alıp verişim sıklaşmıştı.
İç çamaşırını indirince kalın ve uzun penisi ortaya çıktı.
Jakuziye yaklaşıp, “Doğrul,” diye emretti.
Söylediğini yaptım. Arkama geçip beni kendine çekti. Böylece kalçalarım kucağına yerleşti. Vajinama yaptığı baskıyı hissedebiliyordum, beni çıldırtıyordu.
Kucağında istemsizce kıvranırken yüksek sesle inledim. Sabunlu elimle ağzımı kapatmaya çalıştım.
Elimi ağzımdan çekerek, “Bastırmaya çalışma, duymak istiyorum. Yine de ağırdan alacağım, çünkü bütün gece inlemelerini dinlemek istiyorum,” dedi.
Fısıldayarak, “Rahatla, gerginliğini hissedebiliyorum,” diye ekledi. Sıcak nefesini boynumu gıdıklıyordu.
Rahatlamaya çalışıp vücudumu ona bıraktım. Parmaklarını kollarımda gezdirip küçük baloncuklar oluştururken gözlerimi kapattım.
Parmaklarımdan başlayıp köprücük kemiğime kadar ilerledi. Ellerini tenimde nazikçe gezdiriyordu.
Karşımdaki adamın belli belirsiz dokunuşları bile beni çıldırtıyordu. Bu nasıl mümkündü?
Her bir okşamasıyla kalbinin atışını sırtımda hissedebiliyordum. Nefes alıp verişi gittikçe düzensizleşiyordu.
Parmaklarını sırtımdan omuzlarıma kaydırdı. Ardından kollarımdan aşağı indirmek yerine meme uçlarıma ilerledi.
Önce hafifçe çimdikliyor, sonra rahatlatmak için hafifçe masaj yapar gibi okşuyordu.
Boynuma aceleci öpücükler kondurmaya başlayınca yavaşça vücuduna sürtünmeye başladım.
Tek eliyle göğsümü okşarken diğer elini yavaşça karnıma doğru indirdi. Vücudum her bir hareketiyle karıncalanıyordu.
Sonunda elini en çok istediğim yere ilerletti.
Klitorisimi okşuyordu.
Tek elimi arkaya atıp boynunu kavradım. Kendimi vücuduna iyice bastırırken dudaklarını boynuma değdirdim. Klitorisimi hızlı hızlı okşarken arada parmağını içime daldırıyordu.
Nefes nefese, “Arkanı dön,” diye fısıldadı.
Bacaklarımı ayırarak kucağına oturup vajinamı sert penisine bastırdım. Onu bir an önce içime sokmamak için kendimi zor tutuyordum.
Gözlerini dudaklarıma dikmişti. Elini boynuma dolayıp dudaklarımı dudaklarına yaklaştırdı. Ancak tam temas edecekken durdu.
Neden durduğunu soran bakışlarla gözlerinin içine baktım. Gözlerinde yine o az önce fark ettiğim duygulu bakış vardı. Arzudan öte, o derin bakış… O noktada pes edip kendimi bıraktım.
Daha fazla düşünmeden dudaklarına yapıştım. Dudaklarını hafifçe aralayınca dilim diliyle buluştu. Tadına bakıyor, kokusunu içime çekiyordum.
Bir yandan başının arkasını okşarken daha fazlasını istediğimi anlatırcasına kendime çektim. Gage de saçlarımı elleriyle kavrayıp aynısını yaptı.
Kalçalarımı onun devasa penisine daha fazla sürtmeye, klitorisimi ileri geri hareket ettirmeye başladım.
Gage parmaklarını saçlarımdan çekip kalçalarımı kavradı. Sertçe tutup penisine yaptığım baskıyı artırdı.
Ona sürtündükçe, penisinin daha da sertleştiğini hissedebiliyordum. Şaşırmıştım, daha fazla büyüyebileceğini düşünmemiştim.
İnleyerek, “Hadi jakuziden çıkalım,” dedi.
Vücudumu onunkinden ayırmayı hiç istemesem de, su soğumaya başlamıştı. Kucağından yavaşça kalkıp vücudumu çırılçıplak sergileyerek doğruldum.
Jakuziden çıkıp otel odasının halı kaplı zeminine dikkatlice bastım. Etrafa su sıçratıyor olmak umurumda değildi. Gage de beni takip edip jakuziden çıktı.
Boğuk bir sesle, “Yatağa uzan,” diye emretti.
Söylediğini yapıp yatağın ortasına uzandım. Ellerimi nereye koyacağımı bilemeyip yanlarıma yerleştirdim. Bacaklarımı da sıkıca kapattım.
Bekleme süreci arttıkça kendimden şüphe etmeye başlıyordum.
Sabah pişman olmayacaksın.
Boston’da kaç tane bar var? Sonuçta Gage Ryker tesadüfen benim gittiğim bara girdi.
Hayat pişman olunamayacak kadar kısa...
Gage’in sesiyle düşüncelerimden sıyrıldım. “İyi misin?”
Ana odaklan.
Titrek bir sesle, “İyiyim,” diye cevap verdim.
Yanıma uzanıp parmaklarını tenimde nazikçe gezdirmeye başladı. Sonra aynı şeyi diliyle yaptı.
Meme uçlarımı emerken, eliyle kalçalarımı yavaşça ayırdı. Parmaklarını vajinamın dudaklarında nazikçe gezdirmeye başladı. Parmaklarını vajinama sokunca istemsizce inledim.
Ardından dudaklarıma yapıştı. Parmaklarını beni iyice azdıran bir tempoyla vajinamda gezdirirken iniltilerim dudaklarına karışıyordu.
Sert ve kalın penisini kalçamda hissedebiliyordum. Dudakları meme uçlarımda, boynumda, vücudumun her yerinde dolaşıyordu.
Yan tarafımda tuttuğum ellerimi yavaşça kaldırıp parmaklarımı penisinin etrafına sıkıca sardım. Elimi aşağı yukarı hareket ettirirken, başparmağımı zevk suyu sızan penis ucunun üzerinde gezdirdim.
Gözlerimin içine bakarak, “İçine girmek istiyorum,” dedi.
“Ben de içime girmeni istiyorum.”
Gage yataktan kalkıp kot pantolonunu attığı yere yürüdü. Cüzdanından prezervatif çıkardı. Paketi hızlıca yırtıp açarak prezervatifi taktı.
Yatağa geri tırmanıp bacaklarımın arasına yerleşti.
Gage’in misyoner tipi bir adam olmasını beklemiyordum.
Üzerime uzandı. Ağırlığını tek koluna verdi, diğer eliyle çenemi okşamaya başladı. Parmaklarını hafifçe aralık dudaklarımda acelesizce gezdiriyordu.
Gözlerimin içine bakarak, “Çok güzelsin,” diye fısıldadı.
Gözlerinde bir kez daha o duyguyu yakaladım. Bir türlü adını koyamadığım, şehvetten öte bir şey olduğunu hissettiğim o duygu… Dudaklarını öpmek için yaklaşırken gözlerimi gözlerine kenetledim.
Bu seferki öpüşmemiz farklıydı; yavaş ve şehvetli… Sanki tadımı almak için çabalıyor, o anı dolu dolu yaşamak istiyor gibiydi. Ben de onun için aynılarını hissediyordum.
Dilinde hafif bir keklik üzümü aromasıyla karışmış şampanya tadı vardı. Kollarımı vücuduna dolayıp sıkıca sarıldım, vücutlarımız birbirine kenetlendi.
Öpüşmeyi kesip gözlerimin içine bakmak için hafifçe uzaklaştı. Gözlerini gözlerimden ayırmadan tek elini aşağı indirip penisini vajinamın girişine dayadı.
Diğer kolunu omuzlarımın altından geçirip beni kendine iyice çekti. Diğer eliyle çenemi kavradı. Tam içime girerken dudaklarıma yapıştı.
İçime girince yüksek sesle inledim. Beni dudaklarıyla susturup yavaş, sabit bir tempo tutturdu.
Öpüşmeyi hiç kesmeden diğer elini göğsüme kaydırıp meme ucumu çimdiklemeye başladı. Ben karşılık olarak alt dudağını ısırınca içime daha sert girip çıkmaya başladı.
Penisinin sularımla ıslandığını hissedebiliyordum, her bir hareketiyle daha da derine inerken yakında boşalacağımı anladım.
İlk kez bu kadar çabuk boşalacak gibi olmuştum.
“Vajinanın penisimi sıktığını hissedebiliyorum. Boşalacaksın, değil mi?”
“Ah! Evet!”
Boştaki elini boynuma dolayıp tüm vücudumu kaldırıp indirerek içime girip çıkıyordu. İstemsizce sırtını kavradım. Ellerimi kalçalarına koyup daha sert girip çıkmasını sağladım.
Sert ve hırıltılı nefesini boynumda hissedebiliyordum; o da boşalmak üzereydi.
Boynumda duran dudaklarını yüzüme doğru çektim. Boşalırken dudaklarını dudaklarımda hissetmek istiyordum.
Sonunda bana istediğimi verdi. O henüz boşalmamıştı, benim zevkle boşalmamı beklerken beni öpmeye devam etti. Ardından o da boşaldı.
Bir süre daha prezervatifi çıkarmadan içimde kaldı. Sessizce yatakta uzanmaya devam ettim, anın tadını çıkarıyordum.
Her an gitmemi isteyebilirdi.
Garip bir şekilde istememişti!
“Gece benimle kalmak ister misin?”
Farkında olmadan yüzümde şaşkın bir ifade belirmiş olacak ki, konuşmaya devam etti.
“Başlangıçta da bir gece demiştim, değil mi? Kal işte, uyuruz.”
“Sadece istediğinin bu olduğundan eminsen kalırım.” Lütfen, lütfen istediğinin bu olduğunu söyle.
“Kalmanı istiyorum.”
“Tamam, sen isteyene kadar gitmeyeceğim.”
Sonraki birkaç saat boyunca yatakta uzanıp mahrem konular hakkında sohbet etmeye devam ettik.
Derin bir şey konuşmamıştık; geçmişten, gelecekten ya da hayallerimizden bahsetmemiştik. Aşk ya da evlilik gibi ciddi meseleleri de açmadık.
İki kez daha seviştikten sonra yorgunluktan bayılmışız.
İşte her şey o noktadan sonra ters gitmeye başladı. İlk ve tek pişmanlığımı tam o noktada yaşadım.
Yataktan hiç çıkmamalıydım. O zaman dostça vedalaşma ihtimalimiz olurdu.










































