Galatea Logo
ListelerDestek
Kurt Adamlar ve Şekil Değiştiriciler
Mafya
Milyarder Romantik
Zorba romantizmi
Yavaş gelişen romantizm
Düşmandan Sevgiliye
Paranormal Romantik
Yetişkin Eşler
Spor hikayeleri
Üniversitede Geçen Kitaplar
İkinci Sans Hikâyeleri
Tüm Kategorileri Gör
App Store'da 4,6 puanlı
Hizmet ŞartlarıGizlilikCayma hakkıYasal BilgilerAboneliği buradan iptal et
Galatea on FacebookGalatea on InstagramGalatea on TikTok
Cover image for Torian Savaşçıları Kitap 3

Torian Savaşçıları Kitap 3

Yazar
Natalie Le Roux
Okur
103K
Bölüm
30
Yazar
Natalie Le Roux
Okur
103K
Bölüm
30
🚀Bilim Kurgu😱Gerilim💪🏻Alfa Erkekler💪🏻Muhafız🎭Dram💪Güçlü Kadınlar🥵Erotika⚔️Aksiyon & Macera👑Kraliyet ve Aristokratlar👽Uzaylılar🧶BDSM💪🏻Korumalar🕵️Suç ve Gizem🔒Zorla yakınlık

Tortaria'nın hareketli şehrinde Rose, Kaleden Saros Kulesi'ndeki lüks bir daireye taşınarak hayatının yeni bir bölümüne başlar. Gelişen kariyeri ve karmaşık ilişkileriyle boğuşurken, gizemli Kaptan Tark'a karşı bir çekim hisseder. Aralarındaki bağ, entrika, tehlike ve şehrin karanlık yüzünden gelen sinsi bir tehdit ortamında derinleşir. Aşk, sadakat ve cesaretle Rose ve Tark, birbirlerini ve geleceklerini korumak için en karanlık korkularıyla yüzleşmek zorundadırlar.

Prolog

Üçüncü Kitap: Rose’un Dikeni

Dünya’daki yıkıcı saldırıdan kurtarılan Rose ile kız kardeşleri, Toria'daki yeni hayatlarına alışmaya çalışmaktadır. Rose, modellik kariyerine başlamak için Tortaria’daki dairesine taşınır. Ancak herkesten gizlediği karanlık, şehvet dolu bir sırrı vardır.
Kendisini korumakla görevli yakışıklı Tark’a karşı bir şeyler hissetse de, ona ne istediğini söylemeye çekinmektedir. İhtiyacı olan şeyi, şehrin karanlık dehlizlerinde aramaya başlar.
Ancak orada karşılaştığı şeyler, sadece kendi hayatına değil, Tortaria’daki tüm kadınların güvenliğine tehdit oluşturmaktadır.
Üç ay önce
Rose, metal sandığın kapağını kapatırken yatağın köşesinde oturan Lilly, “Her şeyini aldın mı?” diye sordu.
Rose’un Keep’teki tıklım tıklım yatak odasında oturmuş, hazırlanmasını bekliyorlardı. Lilly'nin beyaz, küçük spinnerı Elfie, kız kardeşler sohbet ederken ayaklarının dibinde sabırla oturuyordu.
Violet ile Tulip, arkalarındaki büyük kanepedeydi. Spot ile Pearl, kanepenin yanındaki peluş halının üzerine kıvrılıp yatmıştı.
Rose'un Click adını verdiği küçük spinnerı yastığa gömülmüş, kocaman soluk mavi gözleriyle onları izliyordu.
Rose, odaya şöyle bir göz gezdirip gülümsedi. Keep’teki hayatını ne kadar sevse ve kız kardeşleriyle yakın olmaktan ne kadar memnun olsa da, artık kendi başına bir şeyler yapma zamanı gelmişti.
Lilly'nin eşi, Toria kralı Bor, dört kız kardeşe istedikleri her şeyi sağlamıştı. Ama bu, Rose için yeterli değildi. Tatmin olmuş hissedebilmesi için kendi yolunu kendi çizmesi gerekiyordu.
Hem o, hem de...
Hayır. O diğer şeyi gündeme getirmeyecekti. En azından şimdi değil. O şey, Dünya'daki eski hayatıyla birlikte geride bırakmak zorunda kaldığı ve hakkında düşündükçe iyice özlem duyduğu bir şeydi.
Lilly’nin sorusuna cevap olarak, “Sanırım öyle,” dedi. “Almamışsam da geri dönüp alırım. Gezegeni terk etmiyorum ya. Bir saatlik uçuş mesafesindeki şehre gidiyorum.”
Lilly, Rose’un elini tutmak için uzanarak, “Biliyorum, ama yine de seni özleyeceğim,” dedi.
Rose, yanına oturup en büyük kız kardeşine sıkıca sarıldı.
“Ben de hepinizi çok özleyeceğim. Ama gitmek zorundayım Lil, biliyorsun.”
“Biliyorum. Dünyadayken bile annemizle babamızın evinden ayrılan ilk kişi sen olmuştun. Bağımsızlığına hep çok düşkündün.”
Rose gülümsedi. “Ben hep buradayım, Lil. Her zaman yanınızdayım. Bana ihtiyacınız olursa, aramanız yeterli. Bütün işimi gücümü bırakıp gelirim.”
“Ayrıca gelip beni şehirde ziyaret etmek isterseniz hepiniz için yerim var.”
“Yer demişken,” diye söze giren Violet, “Bay Uzun-Huysuz-Seksi konusunda ne yapacağına karar verdin mi?” diye sordu.
Rose ile Lilly ağız birliği etmiş gibi, “Vi!” diye haykırdı ancak bu hareketleri Violet’ın daha fazla gülmesine sebep oldu.
“Haklı olduğumu biliyorsun. O adam sana abayı yakmış, Rose.”
Yanaklarının kızardığını hisseden Rose, “Ne?” diye cevap verdi. “Hayır, yok öyle bir şey. O sadece... Torialı olarak görevini yapıyor. O onurlu, saygılı, düzgün bir adam. Bu, beni yatağa atmaya çalıştığı anlamına gelmiyor.”
Violet, tek kaşını kaldırıp, “Hıı tabii,” diye mırıldanırken gülümseyerek kız kardeşine baktı.
“Öyle bir şey yok, tamam mı? O... Bana ihtiyacım olanı veremez.”
Tulip, elindeki veri pedini indirip öne doğru eğilerek, “Ah? İhtiyacın olan neymiş?” diye sordu.
Rose, “Hiçbir şey. Boşver,” diyerek ayağa kalktı. Yatağının üzerinde duran bavulla uğraşmaya devam etti.
Lilly de ayağa kalkıp, “Rose?” diye söze girdi. “Hadi, dökül bakalım. Neden bahsediyorsun?”
“Hiçbir şey. Unut gitsin.”
“Hayır. Öyle ortaya bir laf atıp sonra da susmak yok.”
Çenesini tutamadığına pişman olan Rose, yüzünü banyoya doğru döndü. Yetişkinlik hayatı boyunca bu sırrı kız kardeşlerinden saklamayı başarmıştı. Şimdiyse az daha ağzından kaçırıyordu.
Bir sır gibi sakladığı o şeye ihtiyacı vardı, hem de çok fena!
“Yani... O...”
Kapının oradan, “Leydi Rose?” diye bir ses yükseldi. Dönüp bakınca genç sayılabilecek bir kızın kapıda durduğunu gördüler.
Rose, kıza gülümserken, “Oh! Yırttık!” diye düşündü.
“Gitme zamanı geldi mi?”
“Evet, hanımefendi. Kaptan Tark, sizi almam ve eşyalarınıza yardımcı olmam için beni gönderdi.”
Rose, muhtemelen gereğinden fazla neşeli bir sesle, “Harika!” dedi. Kız kardeşlerine sıra dışı alışkanlığından bahsetmek, o anda istediği son şey olurdu.
Violet, sıkıca sarılmak için Rose’a yaklaşırken, “Bu konu burada bitmedi,” dedi.
“Acemi birliğindeki ilk gününde iyi eğlenceler, Vi. Beni her gün ara.”
Violet kıkırdayarak, “Merak etme. Sen de bize şehirdeki hayatı anlatmayı ihmal etme,” dedi.
“Tabii ki. Seni çok seviyorum.”
“Ben de.”
Violet geri çekildi, odadan çıkarken Spot’ı yanına çağırdı.
Tulip de gelip Rose’a sıkı sıkı sarılarak, “Seni özleyeceğim, kardeşim,” dedi.
Rose gülümseyerek, “Neyse ki bugünlerde aklını meşgul edecek yapılı bir adam var,” diye cevap verdi.
Tulip’in yüzü kızarsa da başını sallayıp, “Evet, öyle. Ama yine de seni özleyeceğim. Kendine dikkat et, tamam mı?” dedi.
“Ederim, merak etme. Seni seviyorum, Tu.”
“Ben de seni seviyorum, ablacığım.”
Tulip de Violet gibi spinnerını çağırıp odadan ayrıldı.
Rose ile Lilly baş başa kalınca Rose ablasına döndü.
“Onlarla ilgilenirsin, değil mi?”
Lilly gülümsedi, gözleri hafifçe yaşarmıştı. “İlgileneceğim, biliyorsun. Ayrıca sen de kendine dikkat et.”
“Ederim.”
Lilly, uzanıp Rose’un iki elini avuçlarının içine alarak, “Rose… Bizden ne sakladığını bilmiyorum. Bilmeme de gerek yok. Tabii bana anlatmak istersen, o başka,” dedi.
Rose'un kocaman gözlerine bakarak sözlerine devam eden Lilly, “Ta dünyadayken fark etmiştim. Hep bir sırrın, herkesten sakladığın bir yönün vardı.”
“O sır her neyse, eğer konuşmak istersen burada olduğumu bil. Ne olursa olsun seni yargılamam, tamam mı?”
Kardeşine kocaman gülümseyen Rose, “Biliyorum, kardeşim. Ayrıca eğer biriyle konuşmak istersem, arayacağım ilk kişi sen olursun. Hadi gel de sarıl bana.”
Rose, hamile ablasını kendine çekip birkaç dakika sarıldı. Şehirdeki yeni hayatına bir an önce başlamak istese de, kız kardeşlerini deli gibi özleyeceğini biliyordu.
Lilly kulağına doğru, “Seni seviyorum Rose,” diye mırıldandı. Kız kardeşinin sesinin hafifçe titrediğini fark eden Rose’un gözleri doldu.
“Ben de seni seviyorum. Bana bebekle ilgili sık sık bilgi ver, tamam mı?”
Lilly, burnunu çekerek geriye doğru bir adım attı. Başını sallayıp gözyaşını silmek için uzandı.
“Artık gitsen iyi olur. Tark pek de sabırlı bir adam değildir.”
Rose gülerek, “İşte bu doğru,” diye cevap verdi.
Ablasına son bir kez sarılan Rose, kasadaki yer çekimi karşıtı özelliği devreye sokup bavulu kapıda sessizce bekleyen genç kadına doğru gönderdi.
Omzunun üzerinden, “Haydi, Click. Gitme vakti,” diye seslendi. Spinnerının yataktan fırlayıp kendisine doğru koştuğunu gördü.
Lilly'ye son bir defa el sallayıp Keep’te yaşadığı odadan çıktı. Bahçedeki iniş alanına doğru ilerledi. Attığı her adımla, içindeki heyecan dalgasının şiddetlendiğini hissedebiliyordu.
Bir kez daha kendi hayatını kurmaya hazırlanıyordu. Yaşanan onca şeyden, verdiği onca kayıptan sonra, yeniden kendi ayaklarının üstünde durma zamanı gelmişti.
Keep’in arka bahçesine açılan geniş kapılardan çıkarken Bor, Korom, Keel ve Bor’un annesi Saruma’nın kendisiyle vedalaşmak üzere beklediklerini fark etti.
Tark, Bor'un şehirde kullanmaları için verdiği mekiğin kapısında dikiliyordu. Gümüş renkli mekik, şık ve havalıydı.
Keep'te kullanılan mekiklerden çok daha küçüktü. En fazla dört kişilikti ancak Rose bu aracı epeyce sevmişti. Ona, dünyadayken sık sık gördüğü pahalı spor arabaları hatırlatıyordu.
Tark, aracı kullanmayı Rose’a öğretecekti. Çünkü mekik, Bor ile annesinin Rose’a evden ayrılma hediyesiydi.
Kucaklaşmalar, karşılıklı iyi dilekler ve birkaç damla gözyaşı eşliğinde herkesle vedalaşan Rose, mekiğe doğru ilerledi.
Tark, delici bal rengi gözleriyle Rose’un nefesini kesecek biçimde, “Hazır mısın?” diye sordu. Tanrım! O kadar yakışıklıydı ki, Rose bazen ona bakmakta zorlanıyordu.
Kısa, gür siyah saçları, bal rengi gözleri, keskin hatlı çenesi ve mükemmel vücuduyla tüm kadınların hayallerini süsleyebilecek türden bir erkekti.
Ayrıca jilet gibi keskin dişleri ve kanatları ince burnu, onu daha da seksi gösteriyordu.
Rose, fazla etkilenmemeye çalışarak, “Hazırım,” diye yanıtladı.
Torialılar hakkında uzun zaman önce öğrendiği bir şey varsa, o da inanılmaz bir koku alma becerileri olduğuydu. Küçük, kapalı bir alanda azmak iyi bir fikir değildi.
Ama Tark sadece yakışıklı ya da seksi bulduğu biri değil, daha fazlasıydı. Tark’ta, Rose’un diğer erkeklerde göremediği bir şey vardı. Gözlerinin derinliklerinde bir çeşit karanlık yatıyordu.
Rose, bunun üzerine çok fazla düşünemeden Tark bir adım geri çekilip Rose’un mekiğe çıkmasına yardımcı olmak üzere elini uzattı. Tark’ın büyük, sıcak elini tutunca kendini iyi hissetti.
Tark ona ne zaman dokunsa ya da yaklaşsa, vücudundan bir elektrik dalgası geçtiğini hissediyordu. Dünyada yaşadığı dönemde ihtiyacı olan şeyi elde edince duyduğu türden bir his...
Düşünme Rose. Düşündükçe daha çok isteyeceksin. Tark seninle asla öyle bir şey yapmaz. O çok düzgün biri.
Dışarıdakilere son bir kez el sallayan Tark, mekiğin kapısını kapatıp sorunsuz şekilde havalandı. Aracın yönünü sağa çevirdi, mekiği kuzeye doğrultarak hızlandı.
Rose, uzaklarda öğle güneşinin altında yükselen uzun, sivri kuleleri seçebiliyordu.
Şehre varmaları sadece bir saat sürdü.
Çok geçmeden Rose, sadece sürücülerin görebileceği şeritlerden geçen yüzlerce küçük, gümüş renkli mekik gördü.
Uzun kuleler neredeyse bulutlara değiyordu. Etraflarındaki diğer küçük binalardan kolayca ayırt ediliyorlardı.
Rose yerde, çok ama çok aşağılarda, oradan oraya koşturan insanların karınca gibi göründüğünü fark etti.
Tark, mekiğin yönünü Tortaria kentinin en yüksek bina olan Saros Kulesi'ne çevirdi.
Bor’un babasının, Toria eski kralının adını taşıyan yapı, oldukça heybetliydi. Tepeye doğru daralan, altı geniş, üstü sivri uçlu bir binaydı.
Parlak metalden yapılan bu bina, siyah inci renkli büyük pencerelerle süslenmişti.
Yükseldikçe yükseldiler. Sonunda Tark, mekiği binanın tepe noktasından üç kat aşağıdaki girişe yöneltti. Girişe yaklaşırlarken Rose, binanın etrafında hafif bir parıltı fark etti.
“Bu nedir?”
“Atmosferik kalkan. Bu irtifada hava, rüzgârlı ve soğuk bir hâl alıyor. Ayrıca bu yükseklikte oksijen daha az. Atmosferik kalkan, şiddetli rüzgârın ve dondurucu havanın bizi öldürmesini önlüyor.”
Önündeki muazzam yapıyı inceleyen Rose, “Anladım,” diye mırıldandı.
Tark, kapalı otoparka benzeyen binanın içine girdi. Geniş alanda siyah bir zemin, metal duvarlar ve büyük bir iniş bölümü kapısından başka hiçbir şey yoktu.
Mekik yere inerken Tark birkaç düğmeye bastı. Az önce içeri girdikleri büyük kapılar gürültüyle kapandı.
Tark, Rose’un mekikten inmesine yardımcı oldu. Bu yardımı, Rose’un vücudunun karıncalanmasına ve her dokunuşuyla Tark’a daha da muhtaç hissetmesine sebep oldu.
Rose, bu gezegende elde edemeyeceği şeyleri düşünmemeye çalışarak Tark’ı önlerindeki geniş alanın sağ tarafında yer alan kapıya doğru takip etti.
Elini yan taraftaki kontrol paneline bastıran Tark, “Elinin daireye kodlanması lazım,” dedi.
“Leydi Lilly, daireyi isteyebileceğini düşündüğü yiyecek ve her türlü malzemeyle doldurdu. Bu dairede genelde altı kişilik bir ekip çalışırdı ancak sayı ikiye indirildi.”
“İki mi? Neden?”
“O kadar çok personele ihtiyacın yok.”
Rose tek kaşını kaldırarak, “Yok mu?” diye sordu.
Kapı arkasından sessizce açılırken Tark, Rose’a döndü. Karanlık park alanında iyice parlayan bal rengi gözlerini gören Rose, yutkundu.
“Hayır, yok.”
Rose, “Neden?” diye sordu. Sesinin zayıf çıkmasına içten içe hayıflandı.
“Çünkü ben varım.”
Bunu söyledikten sonra daireye girip gözden kayboldu. Rose, kafasını toparlamak için bir saniye durakladı. O kadar otoriterdi ki, yani... Rose söyleyecek söz bulamıyordu: Çıldırtıcıydı.
Peki o zaman niye bu maço adamın baskın hareketlerinden bu kadar tahrik oluyordu?
Bu düşünceleri kafasından atmaya çalışarak omuzlarını dikleştirip Tark’ı takip etti.
Ev inanılmazdı. Otoparktan çıkıp içeri adım attığı anda geniş, yüksek tavanlı bir yere girdi.
Yerden tavana kadar uzanan pencelerden içeri gün ışığı doluyordu. Odanın ortasına beyaz, peluş kanepeler ve sandalyeler yerleştirilmişti.
Koyu renkli zemin, içinden altın sarısı dallar geçen sağlam görünümlü bir ahşaptandı.
Bu alanın arka tarafına bakan Rose, daha önce hiç görmediği aletlerle dolu etkileyici bir mutfak gördü.
Yüksek tavandan sarkan üç adet büyük, parıltılı avizenin altında on iki kişilik geniş, kaliteli bir yemek masası yer alıyordu.
Rose’un hemen sol tarafındaki iki kapalı kapının yan tarafından, ikinci ve üçüncü katlara çıkan geniş, görkemli bir merdiven vardı.
Rose’un dikkatini çeken diğer şey, manzara oldu. Bu kadar yüksekteyken sadece bulutları görebileceğini düşünmüştü.
Ancak geniş pencerelerin dışında, mega şehir tüm görkemiyle uzanıyordu. Sesleri duyulmasa da, mekiklerin oradan oraya hızla gittiği görülüyordu.
Dev, parlak holografik reklam panolarında, çeşitli ürün ve hizmetlerin reklamları dönüyordu. Dört kanatlı büyük kuşlar, aheste aheste uçuyordu.
Bir gün kendini de dışarıdaki gibi reklam panolarında görüp göremeyeceğini düşünen Rose, “İnanılmaz,” diye fısıldadı.
İlk fotoğraf çekimi yarın sabahtı. Menajeri daha şimdiden Rose'un yüzünü kullanmak isteyen bir saç ürünleri şirketi olduğunu söylemişti.
Tark, “Bana kalırsa fazla büyük,” diye homurdandı.
Rose gözlerini devirerek, “Sen hiç olaylara iyi tarafından bakmaz mısın?” diye sordu.
Bu soru üzerine Tark’ın attığı bakış, Rose’un içinin gıdıklanmasına ve vajinasının hafifçe ıslanmasına sebep oldu.
“İki kişiye fazla büyük olan bir evde yaşamanın ne gibi bir iyi tarafı olabilir ki?”
Önlerinde uzanan manzarayı işaret etmek için tek kolunu kaldıran Rose, “Birincisi: Bu manzara. Şuna baksana, inanılmaz!” diye haykırdı.
“Sana aynı manzarayı mekikten de gösterebilirim.”
Rose kaşlarını kaldırarak, “Evet, ama mekiğin çatısında havuz yok, değil mi?” deyip gülümsedi. Bor, ona bu evdeki bazı özelliklerden bahsetmişti. Duydukları Rose’un epeyce hoşuna gitmişti.
Tark kaşlarını çattı, ama dudaklarının köşesine hafif bir gülümseme yerleştiği görülebiliyordu. “Sanırım hayır. Yüzmeyi sever misin?”
“Severim. Suyu hep sevmişimdir zaten.”
“Ben de. Keel’la birlikte göle çok yakın büyüdük. Yaz aylarında neredeyse her gün yüzerdik.”
Rose, Tark’ın kişisel hayatı hakkında ilk kez konuştuğunu fark etti. Meraklandığını, daha fazlasını öğrenmek istediğini hissetti.
“Ne güzel! Mutlu bir çocuk geçirmişsiniz sanırım.”
“Evet, öyleydi. Bizle genelde annemiz ilgilenirdi.”
Fazla ileri gitmediğini umarak, “Baban neredeydi?” diye sordu. Tark’ın hayatından bahsetmesi hoşuna gitmişti. Derin, hırıltılı sesinin odada yankılanması içini gıdıklıyordu.
“Bir ticaret gemisinin kaptanıydı. Uzun süren iş seyahatlerine giderdi.”
“Çok özlüyorsunuzdur kesin. Sık sık gelir miydi?”
“Her bir görevin ardından bizle vakit geçirmek için bir ay izin alırdı.”
“Çok iyi bir babaymış anlaşılan.”
Boğazını temizleyen Tark, kaşlarını çatıp uzaklaşırken, “Öyleydi,” dedi. “Senin kullanacağın odalar en üst katta. Ben burada, dairenin girişinde olacağım.”
“Personel sabah temizlik için gelecek. Gün aşırı geleceklerini de belirteyim. Herhangi bir yere gitmen gerektiğinde bana söyle, ben götürürüm.”
“Akşamları, akşam yemeğinden sonra, sana mekiği kullanmayı ve evdeki aletlerin nasıl çalıştığını öğreteceğim. Biz çalışmaya başlamadan önce öğrenmek istediğin özel bir şey varsa, sorabilirsin.”
“Tamam. Yarın sabah ilk fotoğraf çekimim var. Menajerim Arusa gelip beni alacağını…”
“Hayır. Eğer bir yere gitmen gerekiyorsa ya ben bırakacağım ya da senle birlikte geleceğim. Sen şehre ve buradaki yaşam tarzına alışana kadar yanından ayrılmayacağım.”
Rose biraz kızmıştı. Kollarını kavuşturup Tark’a bakarak, “Peki, sen nesin? Gardiyan mı yoksa çocuk bakıcısı mı?” diye sordu.
Tark o kadar hızlı hareket etti ki, Rose ne olduğunu anlayamadı. Rose’a yaklaşıp aralarında birkaç santim kalınca durdu. Bunun üzerine Rose, istemsizce bir adım geri çekildi. Sırtı duvara değince durmak zorunda kaldı.
Tark, bir adım daha atıp aralarındaki mesafeyi kapatırken ellerini Rose’un yüzünün her iki tarafından geçirip duvara dayadı. Gözlerinin içine bakmak için biraz eğildi. Bal rengi gözlerinde yine o soğuk, tehditkâr parıltı vardı.
“Koruyucuyum Rose. Bana senin güvenliğini sağlama emri verildi. Ben de işimi düzgün yapma niyetindeyim.”
Rose yutkundu, karmakarışık hissediyordu. Ondan biraz korksa da bu baskın tavırları Rose’u azdırıyordu.
Tark, Rose’un gözlerinde bir şey görmüş olacak ki ifadesi de sesi de yumuşadı.
Biraz daha eğilerek, “Güvenliğini sağlamam gerekiyor, Rose. Bu şehrin ne kadar tehlikeli olabileceği hakkında hiçbir fikrin yok. Umarım Tortaria'nın derinlerinde yatan şeylerle asla uğraşmak zorunda kalmazsın. Ama maalesef ki oralar da Tortaria’nın bir parçası,” dedi.
Rose yutkundu: Tark’ın ılık nefesi içini ürpertiyordu. Gözlerini istemsizce yere indirerek, “Anlıyorum,” diye fısıldadı.
Bir saniyelik bir gerginliğin ardından Tark, Toriaca küfrederek geri çekildi. Rose’un yatak odası olduğunu anladığı, merdivenin yanındaki kapılardan birine doğru yürüyüp gözden kayboldu.
Rose kendi kendine, “Kahretsin…” diye mırıldandı. Tüm vücudu öyle bir kasılmıştı ki patlayacak gibi hissediyordu.
Tark’la birlikte mekiğe bindikleri andan beri içinde biriken gerginliği atmanın bir yolunu bulması gerekiyordu.
Az daha söylüyordu. Az daha onu…
Hayır! Böyle düşünmeyi bırak Rose. O, bu tür şeylerle ilgilenmiyor. Bu gezegendeki erkeklerin hiçbiri ilgilenmiyor. Bunları kafandan at, bu şekilde yaşamaya devam et.
Click'in başını hafifçe sevmek için eğilen Rose, yatak odasını bulmak üzere şaşaalı merdivenlere yöneldi.

Galatea’yı Keşfet

Günahkârlar ve CasuslarDenek 2. KitapKayıp Prenses Kitap 3Alfa'nın İkinci Şans Perisi Kitap 3Emma Kitap 2

En Yeni Yayınlar

Mafya ve Aşk Kitap 3Mafya ve Aşk Kitap 2Pierce Charming Akademisi 2: Yarı Tanrı Kralı Öpmek ve Diğer Kötü KararlarSorgulanmışMavi Buz Serisi 2: Mavi Buz'a Aşık Olmak

Okuma listeleri

Hepsini gör

Okuyucu topluluğumuzun derlediğ kitap koleksiyonları ile romantizmin dünyasına dalın.

Pelto’s list

Yazar: Pelto

33 kitap

English

Yazar: Asliiturkiye

358 kitap

Okumayı Planladığım

Yazar: Marmaletta

52 kitap

OKUDUKLARIM

Yazar: Pharma

304 kitap

Türkçe

Yazar: Asliiturkiye

364 kitap

Okunan kitaplar

Yazar: mavi rota

395 kitap

Zıt kutuplar 3

Yazar: sunny_dragonfruit_023

19 kitap

Love after 30? It’s just getting started❤️‍🔥

Yazar: Galatea Sophie

29 kitap

Books 3

Yazar: nimble_peach_114

6 kitap

Alfa serisi

Yazar: yasemin175

21 kitap

Iyilik A.Ş

Yazar: Kynta

10 kitap

2. Kitap Bekleniyor

Yazar: Elf

14 kitap

🌕Moon Goddess🌙

Yazar: Moon Goddess

67 kitap

Okudum

Yazar: urbeknt

287 kitap

D.- Devam ettiklerim

Yazar: Hygge

21 kitap