Galatea Logo
ListelerDestek
Kurt Adamlar ve Şekil Değiştiriciler
Mafya
Milyarder Romantik
Zorba romantizmi
Yavaş gelişen romantizm
Düşmandan Sevgiliye
Paranormal Romantik
Yetişkin Eşler
Spor hikayeleri
Üniversitede Geçen Kitaplar
İkinci Sans Hikâyeleri
Tüm Kategorileri Gör
App Store'da 4,6 puanlı
Hizmet ŞartlarıGizlilikCayma hakkıYasal BilgilerAboneliği buradan iptal et
Galatea on FacebookGalatea on InstagramGalatea on TikTok
Cover image for Torian Savaşçıları Kitap 5

Torian Savaşçıları Kitap 5

Yazar
Natalie Le Roux
Okur
89.2K
Bölüm
28
Yazar
Natalie Le Roux
Okur
89.2K
Bölüm
28
🚀Bilim Kurgu😱Gerilim👩‍❤️‍👨Gerçek Eş☯️Zıt Kutuplar Birbirini Çeker🎭Dram💪🏻Muhafız💪🏻Alfa Erkekler⚔️Aksiyon & Macera👑Kraliyet ve Aristokratlar🧌Canavarlar👽Uzaylılar🦜Korsanlar

Dünya, uzaylı yaratıkların ani saldırısına uğradığında, Alison Hunter'ın hayatı altüst olur. Askeri subay olan kardeşi Logan, onu bir savaş gemisiyle güvenli bir yere götürür. Uzaylı istilasının tehlikeleriyle boğuşurken, Alison siyah dumandan yapılmış gizemli bir adam hakkında garip rüyalar görmeye başlar. Bu rüyalar daha canlı ve gerçekçi hale gelir ve onu gerçekliğin doğasını ve kendi kaderini sorgulamaya iter. Dünya yıkımın eşiğinde sallanırken, Alison'ın esrarengiz figürle olan bağlantısı, insanlığın hayatta kalmasının anahtarı olabilir.

Ön söz

Beşinci Kitap: Alison'ın Rüyası

İki buçuk yıl önce
San Diego, Kaliforniya, ABD
Spinner saldırısından 10 saat önce
Kollarındaki iki büyük market poşetini dengede tutan Alison Hunter, kardeşinin dairesinin kapısını tekmeleyerek açtı. İçeri adım atarak kapının arkasından kapanmasını bekledi, sonra mutfağa doğru ilerledi.
Poşetleri açık alanın ortasındaki küçük mutfak adasına yerleştirirken, "Logan?" diye seslendi.
Ağabeyinden cevap gelmediğini fark etmeden, "Ben dükkândayken annem aradı," diye devam etti. "Yakında onu ziyaret etmek için bir plan yapman gerektiğini ve bu yılki Şükran Günü'ne katılımının pazarlığa açık olmadığını söyledi."
Alison, aldıklarını poşetlerden çıkardı, altılı birayı buzdolabına yerleştirdi, aklı o gece hazırlamayı planladığı akşam yemeğindeydi.
Alison iki gün önce en büyük kardeşini görmek için San Diego'ya uçmuştu. Logan'ı iki yılı aşkın süredir görmemişti ve onu çok özlüyordu.
ABD Donanması'nda subay olarak çalışan ve belalı bir SEAL olan Logan, Alison’ın ta Virginia'dan kalkıp kendisini ziyarete gelecek olması konusunda homurdanmıştı, ama Alison onu ikna etmeyi başarmıştı. Alison bazen, Logan'ın onu sırf sevdiği için katlandığını düşünüyordu.
Dört yıllık erkek arkadaşından acı bir şekilde ayrıldıktan sonra Alison, biraz kafa dağıtmaya ihtiyaç duymuştu. Brian pisliğin tekiydi. Evdeki her şey, Brian’ın ne kadar kolay yalan söylediğini ve kendisini nasıl aldattığını hatırlatıyordu.
Tabii Alison’ın bunları Logan'a söyleyecek hâli yoktu. Ondan sır saklamaktan nefret ediyordu, ama anlatırsa Logan ile SEAL arkadaşlarının San Diego'dan kalkan ilk uçağa atlayıp Brian’ın peşine düşeceklerini de çok iyi biliyordu.
Alison’ın tek istediği onu unutmak, denizin, kumun, güneşin tadını çıkarmak ve kardeşiyle vakit geçirmekti.
Aklı hâlâ anneleriyle yaptığı konuşmada olan Alison, son poşeti de boşaltıp konuşmaya devam etti.
"Babamın dün başka testler de yaptırdığını ve sonuçları..."
Alison oturma odasına girince uzun boylu, kaslı ağabeyinin televizyonun önünde gergin, endişeli bir ifadeyle oturduğunu gördü. Bu manzara karşısında sesi yavaşça alçaldı.
Logan, telefonunu kulağına dayamış, kocaman gözlerle ekranın aynı köşesine bakarken birkaç saniyede bir, “Evet, efendim,” diye mırıldanıyordu.
Sessizce, "Logan?" diye sordu. Konuşmasını bölmek istemiyordu.
Logan, Alison için işten üç gün izin almıştı. Bugün, Logan üsse dönmeden önce birlikte geçirecekleri son gündü.
Kalbi hızla çarpmaya başlayan Alison televizyona baktı. Sesi kısıktı, ama kardeşinin bu endişeli hâlini açıklıyordu.
Genç, sarışın bir kadın spiker masanın arkasında oturmuş, yüzünde solgun ve dehşet dolu bir ifadeyle konuşuyordu. Alison sesi duyamıyordu, ama ekranın altındaki kalın yazı her şeyi açıklıyordu.
Ekranın yarısını kaplayan parlak kırmızı harflerle "KÜRESEL SALDIRI BAŞLAYACAK" yazılmıştı.
Alison kalbinin deli gibi atmaya başladığını hissetti. Logan’a baktı. Logan, bakışlarını ekrandan ayırıp Alison’ın bakışlarıyla buluşmuştu.
Bakışlarında Alison'ın daha önce hiç görmediği derin, ilkel bir korku vardı. Hâlbuki Logan her zaman güçlü, sert ve hiçbir şeyden korkmayan kardeş olmuştu.
Başkalarını korumaya yönelik derin dürtüsüyle, on sekiz yaşında Donanma'ya katılması ne Alison’ı ne de ailesini şaşırtmıştı.
Ama bu kez bakışlarındaki dehşet, Alison'ın kanını donduruyordu.
Sonunda, hemen üsse dönmekle ilgili bir şeyler mırıldanıp telefonu kapattı.
Alison yumuşak, korkulu bir fısıltıyla, "Logan?" diye tekrarladı.
İkisi de bir dakika boyunca birbirlerine bakarak durdular. Göz temasını ilk kesen Logan oldu, Alison’a yaklaşıp sıkıca sarılarak kendine doğru çekti.
İri bedeni öylesine gergindi ki, hafifçe titriyordu.
Alison kollarını onun beline doladı, elleri titriyordu.
Korkudan ağlamamak için gözlerini sıkıca yumarak, "Neler oluyor?" diye sordu.
Logan bir süre daha sessiz kaldı, Alison’a sarılmakla yetindi. Sonra nihayet geri çekilip onu serbest bıraktı.
"Ne olursa olsun, yanımdan ayrılma, tamam mı? Git kıyafetlerini toparla ve iki dakika içinde çıkmaya hazır ol."
Alison kaşlarını çattı. "Ne? Neden? Lütfen Logan, bana neler olduğunu anlat."
Logan titreyen elini koyu kahverengi saçlarında gezdirip iç geçirdi.
"Saldırı altındayız, Ali." Logan’ın bu alelade ifadesi, Alison’ın içinde korku, kafa karışıklığı, öfke ve daha bir sürü karmaşık duyguya sebep oldu.
"Saldırı mı? Kim tarafından?"
Logan başını sallayıp küçük oturma odasında volta atmaya başladı. Çözemediği bir şey yüzünden strese girdiğinde hep yaptığı gibi kendi kendine mırıldanmaya başladı.
"İmkânsız. Nasıl olabilir? Nasıl olur da kimse bilmez?"
Korkudan iyice kasılan Alison, "Logan?" diye tekrarladı. “Lütfen, konuş benimle.”
Gözleri yaşlarla dolan Logan döndü. Alison'ın kalbi sıkışıyordu, vücudu buz kesmişti. Logan asla ağlamazdı. Küçüklüğünden beri…
Aralarında sadece iki yaş vardı ve Alison onu en son ne zaman herhangi bir nedenle gözyaşı dökerken gördüğünü hatırlayamıyordu.
Logan, "Her şey bitti," dedi hafif, acı dolu bir sesle. "Artık nasıl düzeliriz bilmiyorum.”
İyice endişelenen Alison ona doğru yaklaşıp kolundan tuttu. Yüzünü kendine çevirip gözlerine bakmasını bekledi.
"Neyin düzelmesinden bahsediyorsun? Lütfen Logan, bana neler olduğunu anlat."
Koyu kahverengi gözlerini kırpıştırarak ağlama isteğini bastırmaya çalıştı. Sonra sanki içinden bir karar vermiş gibi başını salladı. Alison’ın kollarını sıkıca kavrayıp konuşmaya başladı.
"Altı hafta önce bir asteroit kümesinin bize doğru geldiğini öğrendik. Çok büyük bir şey değildi.”
"NASA, NORAD ve Avrupa Uzay Ajansı, asteroitlerin atmosferde yanıp bizlere güzel bir ışık gösterisi sunacağından emindi.”
"Asteroitlerden ilki beş saat önce Dünya'ya ulaştı. Ama düşünülenin aksine, atmosfere girince yanmadı."
Alison dizlerinin bağı çözülmüş gibi hissetti. "Yani asteroitler Dünya'ya mı düşüyor?”
Logan başını salladı, gözlerinde acı dolu bir ifade vardı.
"Hayır, Ali. Dünya atmosferine giren asteroidler Uzak Doğu'ya düştü. Çin, Japonya, Kore, Tayland ve hatta Avustralya’ya... Ama onlar asteroit değilmiş."
Kaşlarını çatıp, "Peki neymiş?" diye sordu.
Logan başını salladı, kaşlarını artık daha sert çatıyordu.
"Logan, nedir onlar?”
"Uzaylılar, Ali. Lanet uzaylılar. Gördükleri herkesi, her şeyi öldürüyorlar. Saldırıya uğrayan ülkelerin orduları savaşmaya çalıştı, ama sayıları çok fazla. Böyle bir şeye hazırlıklı değillerdi."
Alison'ın söyleyecek sözü yoktu. Ne dediğini anlamaya çalışarak kardeşine baktı. Gözlerindeki solgun ve korkmuş ifade olmasa, şaka yaptığını düşünebilirdi.
Cevabı duymak istediğinden emin olamayarak, "Neyden çok fazla?" diye sordu.
Logan başını salladı. "Bilmiyorum. Kertenkele kafalı örümceklere benziyorlar. Tek bildiğim bu. Her bir asteroid patladığında bunlardan yüzlercesi ortaya çıkıyor. Onlar... Herkesi yiyorlar."
Alison güçlükle, "Ne?" diye sordu, kardeşinin söylediklerini algılayamıyordu.
"Bir sonraki küme üç saat içinde Avrupa ve Afrika'yı vuracak. Sonra..."
Alison bir sonraki soruyu sorarken midesinin bulandığını hissetti. "Ne kadar zaman sonra... Sıradaki biziz?”
Logan kardeşinin gözlerine baktı. "Dokuz saat. Son küme dokuz saat içinde Kuzey ve Güney Amerika'yı vuracak."
"Onları durdurabilir miyiz? İnmeden önce onları vurabilir miyiz?"
Logan başını iki yana salladı. "Hayır. Çin ve Avustralya bunu çoktan denedi. Kaçtılar, Alison. Füzelerin yolundan çekilmeyi başardılar.”
İstemsizce hafif bir çığlık atan Alison'ın eli ağzına gitti. Gözlerinden yaşlar akarken, "Ne yapacağız?" diye sordu.
Sonunda Logan, kımıldamasını engelleyen korkudan sıyrılıp kız kardeşinin kaldığı yatak odasını işaret etti. "Git bir çanta hazırla. Çabuk ol. Çok fazla değil, sadece birkaç tane temiz kıyafet al."
"Nereye gidiyorum ki?"
Logan telefonunu çıkarıp mesaj yazdı. Kardeşinin yüzüne bakmadan konuşmaya başladı.
"Seni USS Lockport'agötürüyorum. Donanma savaşmamı istiyorsa, seni güvende tutmaları gerekiyor."
Alison yatak odasına koşup sırt çantasını çıkardı. Birkaç gömlek, kot pantolon ve bir ceket aldı. Hepsini çantasına tıkıştırıp diş fırçası ile diş macununu almak için banyoya koştu.
Tüm bunlar iki dakika sürdü. Oturma odasına döndüğünde Logan telefonda biriyle tartışıyordu.
"...Umurumda değil, efendim. Küçük kız kardeşimi burada yalnız bırakmayacağım. Ya benimle Lockport'a geri gelir ya da firar edip onu kendim korurum."
Cevap bekleyerek volta attığı sırada sesi öfkeli ve otoriterdi.
Sonunda başını sallayıp gözle görülür bir şekilde rahatladı. "Tamam, efendim. Teşekkür ederim efendim. Yirmi dakika içinde orada olacağız."
Telefonu kapatıp cebine koydu. Kafasını kaldırınca Alison’ın sırt çantasını omzuna atmış hâlde beklediğini gördü.
Ön kapının yanındaki küçük dolaba doğru ilerlerken, "Hazır mısın?" diye sordu.
Alison, "Evet," diye mırıldandı. Sanki tüm bunlar çılgın bir kâbusmuş gibi hâlâ uyuşmuş hissediyordu.
Logan dolaptan bir motosiklet kaskı çıkarıp kız kardeşine uzattı. Kendi kaskını da kancasından çıkardıktan sonra Alison'a kalın, siyah deri motorcu ceketini verdi.
Alison itiraz etmedi. Kollarını ağır ceketin içine sokup fermuarını çekti. Logan dolaptan küçük, siyah, metal bir kutu alıp bisikletinin anahtarlığındaki anahtarla açtı.
İçinde siyah bir silah, yanında da bir kutu mermi vardı. Silahı çıkardı, kontrol etti ve mermi kutusuyla birlikte Alison’a uzattı.
"Çantana koy. Nasıl kullanıldığını hatırlıyor musun?"
Alison uyuşmuş bir hâlde başını salladı, silahı alıp sırt çantasına koydu.
Ceketle sıcaklamıştı, kalın derisi yüzünden terliyordu. Şort ve spor ayakkabıyla bu kadar büyük bir ceket giymek biraz garibine gidiyordu, ama bunu kafaya takacak hâlde değildi.
Logan ön kapıyı açıp Alison'a kendisini takip etmesini işaret etti.
Binanın altındaki otoparka doğru ilerlerken Alison, "Beni de yanında götürdüğün için başın derde girer mi?" diye sordu.
Logan, kız kardeşine çabucak bir bakış atıp, "Sen bunları düşünme. Gel hadi,” dedi.
Logan, Alison’ı şık, siyah spor bisikletine yönlendirdi. Bisiklete bindiler, Alison kollarını Logan'ın beline doladı. Kardeşi San Diego sokaklarında son sürat giderken Alison beline sıkıca sarıldı.
Sokaklarda gördükleri manzara karşısında Alison’ın midesi bulanmaya başladı. Panik içindeki insanlar oradan oraya koşturuyordu. Trafik kilitlenmişti. Büyük, ağır araçlar geçmeye çalışırken polis ile askeri personel sivillere bağırıyordu.
Alison gözlerini kapattı. Cambaz kıvraklığıyla arabaların arasından geçerlerken kardeşine sıkıca tutundu. Kısa bir süre içinde limana vardılar.
Kapıdaki görevlinin onları kontrol etmesi sadece bir dakika sürdü. Kısa süre sonra devasa bir savaş gemisine geçtiler. Etrafında koşuşturan üniformalı kadın ve erkeklerin her birinin yüzünde aynı panik dolu ifade vardı.
Logan onu geminin iç kısmındaki küçük bir odaya götürüp, "Benim ranzam en üstte. Oraya çık ve orada kal. Komutanım ortalarda görünmemeni istiyor, o yüzden ben gelip seni alana kadar orada kal,” dedi.
Alison başını salladı, korkudan nefes nefese kalmıştı. Logan onun korktuğunu fark etmiş olacak ki sıkıca kucaklayıp uzun uzun sarıldı.
Alison derin bir nefes alıp yorgun zihnini kurcalayan tek soruyu sordu.
"Peki ya annem, babam ve Jonah?"
Logan’ın vücudu gerildi, nefes almak için duraksadı. Geri çekildiğinde, gözlerindeki yaş parıltısı geri gelmişti.
Alison'ın da gözleri doldu, kalbi sızlıyordu. Ailesinin geri kalanını kurtarmak mümkün değildi. Ülkenin öbür ucundaydılar. Onları kurtarmak için yeterli zaman yoktu.
Alison başını salladı, kardeşini serbest bıraktı. Geldikleri yoldan koşarak geri gitmesini sessizce izledi.
Koyu mavi üniformalı genç bir kadın, Alison’ı iterek yanından geçti. Alison, Logan'ın ortalıkta görünmemekten bahsederken ne demek istediğini anlamıştı.
Sırt çantasını çıkarıp üst ranzaya fırlattı. Yan taraftaki küçük merdivenden çıkarak kardeşinin yatağına top hâlinde uzandı.
Etrafındaki bağırış çağırışı dinlerken hıçkırarak ağlamaya başladı.
Ne kadar süre o şekilde beklediğini bilmiyordu, ama sonunda Alison geminin hareket edip sallandığını hissetti. Denize doğru ilerlediklerini anladı.
Uyuyakalmış olmalıydı, çünkü bir sonraki hatırladığı şey, Logan'ın onu hafifçe sarsarak uyandırması oldu.
Kardeşi üstünü değiştirmişti. Gemideki diğer herkes gibi lacivert bir üniforma giymişti. Alison ranzadan inerken gemideki tek sivilin kendisi olmadığını fark etti.
Geminin tepesine çıkan geçit boyunca, gözleri faltaşı gibi açılmış kadınlar ile kucaklarında çocuklarıyla oturan korkmuş adamlar vardı.
Logan onu metal merdivenlerden yukarı çıkarıp ağır bir kapıdan geçirdi. Alison uzun, derin bir nefes alıp ciğerlerini okyanus havasıyla doldurdu. Yüzlerce insan güvertede toplanmış, kararan gökyüzünü izliyordu.
Arkasını dönüp okyanusa baktı. Uzakta, karanın karanlık hatlarını görebiliyordu.
Suyun üzerinde birçoğu donanma gemisi, yat ve balıkçı teknesi olan onlarca gemi vardı. İnsanlar güvertelerde durmuş, az önce terk ettikleri topraklara bakıyorlardı.
Alison, tepesinde yankılanan güçlü patlama sesiyle yerinden sıçradı. Bakışlarını gökyüzüne çevirince büyük, siyah bir topun uzaktaki karaya doğru hızla ilerlediğini dehşet içinde fark etti.
Birkaç saniye sonra bir patlama sesi daha duyuldu, sonra bir tane daha, bir tane daha…
Alison saatlerce güvertede bekledi. Yüzlerce büyük, siyah topun gökyüzünden düşüp uzaklarda bir yerlere inmesini izlerken titreyen ellerini kardeşinin ellerinden ayıramadı.

Galatea’yı Keşfet

Aşk Isırıkları Lanetli Prenses Kitap 3The Camping Serisi 1. Kitap: Camp Starry NightsTutulma Kitabı 2: Kızıl SonrasıBuzdan Kalbin Kraliçesi

En Yeni Yayınlar

Mafya ve Aşk Kitap 3Mafya ve Aşk Kitap 2Pierce Charming Akademisi 2: Yarı Tanrı Kralı Öpmek ve Diğer Kötü KararlarSorgulanmışMavi Buz Serisi 2: Mavi Buz'a Aşık Olmak

Okuma listeleri

Hepsini gör

Okuyucu topluluğumuzun derlediğ kitap koleksiyonları ile romantizmin dünyasına dalın.

Pelto’s list

Yazar: Pelto

33 kitap

English

Yazar: Asliiturkiye

358 kitap

Okumayı Planladığım

Yazar: Marmaletta

52 kitap

OKUDUKLARIM

Yazar: Pharma

304 kitap

Türkçe

Yazar: Asliiturkiye

364 kitap

Okunan kitaplar

Yazar: mavi rota

395 kitap

Already read 5

Yazar: baleyhottie

17 kitap

Zıt kutuplar 3

Yazar: sunny_dragonfruit_023

19 kitap

Alfa serisi

Yazar: yasemin175

21 kitap

Iyilik A.Ş

Yazar: Kynta

10 kitap

2. Kitap Bekleniyor

Yazar: Elf

14 kitap

🌕Moon Goddess🌙

Yazar: Moon Goddess

67 kitap

Okudum

Yazar: urbeknt

287 kitap

Ceo

Yazar: Anamenya

48 kitap

D.- Devam ettiklerim

Yazar: Hygge

21 kitap