Galatea Logo
ListelerDestek
Kurt Adamlar ve Şekil Değiştiriciler
Mafya
Milyarder Romantik
Zorba romantizmi
Yavaş gelişen romantizm
Düşmandan Sevgiliye
Paranormal Romantik
Yetişkin Eşler
Spor hikayeleri
Üniversitede Geçen Kitaplar
İkinci Sans Hikâyeleri
Tüm Kategorileri Gör
App Store'da 4,6 puanlı
Hizmet ŞartlarıGizlilikBaskı
Galatea on FacebookGalatea on InstagramGalatea on TikTok
Cover image for Unutulması Zor

Unutulması Zor

Yazar
Daphne Anders
Okur
15,5K
Bölüm
39
Yazar
Daphne Anders
Okur
15,5K
Bölüm
39
💕Romantik📸Ünlüler😌İkinci Şanslar🎭Dram💘İlk Aşk🏙️Çağdaş🎸Rock yıldızları🏡Küçük Kasaba ve Kırsal

Ella, acı verici bir evlilikten kaçtıktan sonra sırra kadem basma ümidiyle Alabama, Florence'taki evine döner. Ancak geçmişi önce radyoda, sonra da kafasında bir kovboy şapkası ve yüzünde çarpık bir gülümsemeyle tam karşısında belirince saklanmak imkânsız bir hal alır. Artık bir ülke müziği yıldızı olan Wesley, kalbini kıran kız hakkında şarkılar yazmayı hiç bırakmamıştır. Eski kıvılcımlar yeniden parlasa da, korku hâlâ gölgelerde pusuya yatmışken sevmek tehlikeli hissettirir. Sırlar gün yüzüne çıkıp anılar canlandıkça Ella, kaçtığı hayatın aslında bulması gereken aşkı barındırıp barındırmadığını sorgulamaya başlar.

Bölüm 1

Ella Jackson'ın bakış açısı:
Ailemi Noel, Paskalya ve Şükran Günü'nde ara sıra ziyaret etmemi saymazsak, Florence'a dönmeyeli uzun zaman olmuştu.
Tatiller dışında hiçbir şekilde Florence'a dönmemek için çok çabalamıştım. Şimdiye kadar da bunu başarmıştım.
Florence derken İtalya'daki Florence'tan bahsetmiyorum. Alabama'daki Florence'ı kastediyorum. Florence, iyi ve inançlı insanların yaşadığı, güzel ve şirin bir kasabadır.
Herkesin hep bahsettiği o güney cazibesine sahiptir.
Ama orada sahip olduğum her şeyi kendimden uzaklaştırdığımdan beri Florence'ta benim için bir hayat kalmamıştı.
Ancak bu çok uzun zaman önceydi. Eskiden ne olduğunu veya ne olabileceğini düşünmenin hiçbir faydası yok.
Bunu düşünmek beni sadece delirtir. Zaten düşündüğümde hep böyle olur. Dürüst olmak gerekirse, son zamanlarda bunu her hafta düşünüyordum.
Artık Kuzey Carolina eyalet sınırındaydım.
Güney Carolina eyalet sınırını geçerken, Kuzey Carolina'da seçtiğim o boktan hayata veda etmeye başladım. Hem de bu sefer temelli bir vedaydı.
Oraya bir daha dönmeyecektim. O kadar çok şey yaşadıktan sonra bir daha asla. Eskiden aptaldım, hem de aptallıktan öte.
Ama her hatada olduğu gibi buradan da bir ders çıkarmıştım ve artık asla arkama bakmayacaktım.
Kuzey Carolina'daki Camp Lejeune artık tıpkı Alabama'daki Florence gibi dikiz aynamda kalmıştı. Ne kadar da ironik.
Unutmak için o kadar çok çabaladığım hayat, sonunda bana geri dönmenin bir yolunu bulmuştu.
Georgia eyalet sınırını geçer geçmez, o güzelim eski taşra havasının kokusu burnuma doldu. O kadar yakındım ki tadını bile alabiliyordum! Gerçekten.
Gübre, mısır ve ördek avının o taze kokusu sıcak havaya karışmıştı.
Gözlerimi yoldan ayırmadım. Alabama eyalet sınırını görene kadar geçecek milleri geri sayıyordum.
Beş saattir araba kullanıyordum ve daha gitmem gereken en az altı saatlik yolum vardı.
Güneş gökyüzüne sızdı; her yeri canlı turuncu, pembe ve sarı tonlarına boyadı. Olabildiğince geç bir saatte, gece yarısı on ikide yola çıkmıştım.
Bunu bilerek yaptım. Yani, kimseye görünmeden kaçmak için böyle yapmıştım ve işe yaramıştı. En azından şimdilik işe yaramıştı.
Artık sabah altıya geliyordu ve güneş gece gökyüzünü tamamen ele geçiriyordu. Geceyi geçirmek ve uyumak için bir yer bulmam gerekiyordu.
Biraz dinlenmeden beş saat daha yola devam edemezdim. Üstelik artık kimsenin nerede olduğumu bilemeyeceğinden de emindim.
Telefonumu evde bırakmıştım. Sahip olduğum her bir elektronik eşyayı ve izlenebilecek diğer her şeyi de orada bırakmıştım.
Bulunmayı göze alamazdım. Çektiğim onca cehennem azabından sonra asla. O eve geri dönemezdim. Bir daha asla.
Gözümü uzaktaki Red Roof Inn tabelasına diktim. Eyaletler arası otoyolun hemen çıkışındaydı.
Eski ve döküntü kamyonet acı bir fren sesiyle durduğunda, çaresizce derin bir nefes aldım.
Bu kamyoneti sadece birkaç gün önce bin doların biraz üzerinde bir fiyata satın almıştım. Askeri üssün hemen dışındaki halka açık bir sokağa park etmiştim.
Zar zor çalışıyordu ama işimi görürdü. Beni A noktasından B noktasına götürürdü ya da en azından bunu denerken yolda bir yerde bozulurdu. Bu bana iyi hissettirdi.
Özgür olmak, özgürleşmek ve özgür kalmak. İhtiyacım olan şey buydu. Bu, bir yıl önce yapamayacak kadar aptal olduğum şeydi.
Kayıt masasındaki kadın yaşlıydı, yetmişlerinin başlarındaydı. Yüzünde sıcacık bir gülümseme vardı. Hatta bana tatlım bile demişti.
Bana annemi hatırlattı. Oda pek lüks sayılmazdı ama tekrar evimde olana kadar dinlenmek için güzel bir yerdi.
İyice dinlenip tekrar yola koyulmam için yeterli bir süre olacağını düşünerek alarmımı altı saat sonrasına kurdum.
Tam bir yıl aradan sonra ilk defa deliksiz bir uyku çektim. Bu gece dövüleceğimden, takip edileceğimden ya da aldatılacağımdan endişe etmedim.
Artık bunları umursamıyordum. Bir daha da umursamayacaktım. Altı saatlik bir dinlenme, bir yıllık güzellik uykusunun yerini tutmuştu.
Kendimi tekrar yollara vurmadan önce bayatlamış bir fincan kahve aldım. Yıllardır içtiğim en iyi kahve olmalıydı.
Sanırım kalitesi önemli değildi, önemli olan tek şey o berbat hayattan uzaklaşmış olmamdı.
Başımı koltuğa yasladım. Sıcak yaz havasının yüzüme vurmasına izin vererek gözlerimi bir anlığına kapattım.
İyi hissettirdi, hatta harikaydı. Kamyoneti vitese taktım. Vites sert bir şekilde geçerken tekrar yola koyuldum.
Yol boyunca, beni eski gerçeğime yaklaştırdığı için Tanrı'ya şükrettim. Sürekli bir korkuyla zehirlenmemiş bir gerçeğe.
Alabama eyalet sınırına yaklaştığımda radyo cızırdamaya başladı.
Yıpranmış radyo düğmesini çevirerek başka bir istasyon aradım. Reklam çalmayan herhangi bir istasyon olabilirdi.
Sonunda, yeni bir şarkı çalmaya başlayan bir kanalda karar kıldım. Melodinin ne olduğunu fark etmeden önce biraz bekledim. Şarkıyı kimin söylediğini anladım.
Oydu. Gün gibi ortadaydı. Sesindeki o hafif pürüzden, tonunun derinliğinden ve kelimeleri yaya yaya söylemesinden bunu hemen anlamıştım.
Bayat kahvemden bir yudum daha aldım. Beni rahatlatmasını ve her şeyi unutturmasını umuyordum ama işe yaramadı.
Radyo kanalını değiştiremedim. Şarkının geri kalanını dinlemeliydim. Şarkının sonunda sunucunun onun adını söylediğini duymak zorundaydım.
Öyle de yaptım. Bana işkence etmesine rağmen yine de dinledim. Beni geçmişten gelen anılarla boğmasına rağmen dinledim.
Sonra şarkı bitti ve radyo sunucusu neşeli bir sesle konuştu: “Ve işte karşınızda Unutulması Zor şarkısıyla Wesley Tate dostlarım!”
Benim için de tam olarak bu olmuştu. Unutulması zor biri. Bir zamanlar onun unutulması zor olanının ben olduğumu düşünmek...
Artık benden başka herkesi düşündüğüne emindim. Onu görmeyeli ve onunla konuşmayalı yıllar olmuştu. Eminim artık beni düşünmüyordu.
En azından benim onu düşündüğüm gibi düşünmüyordu. Sonuçta, bu durum için kendimden başka suçlayacak kimsem yoktu. Artık kederlenmeyi bırakmalıydım.
Bunun hiçbir faydası yoktu. Zaten Florence'a döndüğümde bir sürü anı canlanacaktı.
Florence'ta geçmişi düşünmek için çok vaktim olacaktı. Oraya varmadan önce bunları düşünmesem iyi olurdu. Ve işte oradaydı.
Alabama eyalet sınırı tabelası artık görüş alanıma girmişti. Sanki bulutlar ikiye ayrılmış ve güneş de tabelanın üzerine parlamış gibiydi. Orası benim yeryüzündeki cennetimdi.
Sadece kırk beş dakika sonra evde olacaktım. Eminim annem ve babam beni gördüklerine şaşıracaklardı. Çok sevineceklerdi ama yine de şaşıracaklardı.
Etrafımdaki şirin, renkli dükkanlara bakarak kasabanın merkezine doğru ilerledim. Kasabanın ne kadar güzel bir manzarası olduğunu unutmuştum.
Neredeyse bıraktığım zamanki gibi görünüyordu. Birkaç yeni dükkan açılmış, insan sayısı biraz artmıştı ama hala hatırladığım o yuvaydı.
Şehir merkezi kısa sürede dikiz aynamda kaldı. İleride, uzakta Florence'ın en gözde yerlerinden biri olan Eski Demiryolu Köprüsü vardı.
Şimdi orayı bir yaya yoluna çevirmişlerdi ama yine de görmesi çok güzel bir manzaraydı.
Köprüyü geçerken Pickwick Gölü'ne ve Tennessee Nehri'ne baktım. Etrafımı saran o uçsuz bucaksız doğaya son bir kez göz attım.
Lastiklerimin altında ezilen çakıl taşlarının sesi kulaklarıma ulaştı. Yol yaklaşık iki mil uzunluğundaydı ve ailemin evi yolun sonundaydı.
Evleri, onların o sade Alabama yaşam tarzına mükemmel uyum sağlayan çiftlik tarzı bir evdi.
Uzakta o orta boy evin silüeti belirdi ve heyecanla derin bir nefes daha aldım.
Bir dakika içinde, eski kamyonetim araba yolunun girişine ulaştı ve tamamen durdu.
Güneş gökyüzünde batarken evi aydınlatan loş, sarı bir ışık oturma odasını kaplamıştı.
Bir nefes daha aldım ama bu seferki huzur dolu bir nefesti. Buradaydım, güvendeydim, evimdeydim.
Kamyoneti araba yoluna çektim. Babamın oturma odasında durmuş, geniş pencerelerden dışarı bakışını izledim.
Kamyonetim yanaştı ve tavuk kümesinin yanındaki araba yolunun köşesine park ettim.
Sineklikli kapının kapandığını ve arkamdan gelen ayak seslerini duydum.
Aceleyle kendimi kamyonetten dışarı attım ve babamın gözleriyle buluşmak için arkamı döndüm.
Yorgun yüzünde kocaman bir gülümseme belirirken, bakışları bir anda ciddiyetten çıkıp mutluluğa dönüştü. “Sen misin, Ellie?”
Tek kelime etmeden kendimi onun sıcak kucağına attım ve bedenimi kollarına bıraktım. Parmak uçlarıyla saçlarımı nazikçe okşamaya başladı.
“Sorun ne, El?” “Hiçbir şey, artık hiçbir sorun yok baba!” Ben gülümserken gözyaşlarım istemsizce gözlerime dolmaya başladı.
Gözlerinde endişeli bir bakışla, “Senin burada ne işin var?” diye sordu.
Gözlerine baktım, derin bir nefes daha aldım ve gözlerimdeki yaşları sildim.
“Bir süre sizinle kalabilirim diye umuyordum. Sadece yeni bir yer bulana kadar.” “Jason'la aranda bir şey mi oldu?” diye sordu.
Sorusunu duymazdan geldim. “Çantalarımı içeri taşımama yardım eder misin? Sana ve anneme daha sonra her şeyi anlatacağım.”
Ön ödemeli cep telefonumla birlikte çantamı çoktan elime almıştım. Sonra bir bavul almak için kamyonetin kabin kısmına geçtim.
Babam artık arkamda duruyordu. Beni yavaşça kenara çekerek bavulumu benim için aldı. “Elbette, tatlım.”
Bavullarımı içeri taşımaya başladı. Bense sadece orada durmuş, Alabama'nın temiz havasını içime çekiyordum.
Buraya döndüğüme sevineceğimi hiç düşünmezdim ama sevinmiştim. Hem de her zamankinden daha fazla.

Discover Galatea

Serserilerden KaçışEşimin TutsağıyımKör Lycan Kralın KraliçesiÇivi Çiviyi SökerHer Güzele Bir Canavar

En Yeni Yayınlar

Aşkımız Karanlıkta Atış Yapmak GibiKaçamakKızışan ArzularSınırı GeçmekEvet, Bay Knight. Kitap 4: İkinci Bölüm

Okuma listeleri

Hepsini gör

Okuyucu topluluğumuzun derlediğ kitap koleksiyonları ile romantizmin dünyasına dalın.

Zıt kutuplar 3

by sunny_dragonfruit_023

19 kitap

Türkçe

by Asliiturkiye

352 kitap

Iyilik A.Ş

by Kynta

10 kitap

Alfa serisi

by yasemin175

23 kitap

2. Kitap Bekleniyor

by Elf

14 kitap

🌕Moon Goddess🌙

by Moon Goddess

65 kitap

Okudum

by urbeknt

289 kitap

OKUDUKLARIM

by Pharma

298 kitap

D.- Devam ettiklerim

by Hygge

21 kitap

En güzel kitaplar

by Nermin

208 kitap

Ceo

by Anamenya

45 kitap

Beğendiklerimden

by Hygge

29 kitap

En çok sevdiğim kitaplar

by tyrion

46 kitap

Pelto’s list

by Pelto

33 kitap

Tekrar Okunmaya Değer Kitaplarım

by miss_kertenkele

30 kitap