Galatea Logo
ListelerDestek
Kurt Adamlar ve Şekil Değiştiriciler
Mafya
Milyarder Romantik
Zorba romantizmi
Yavaş gelişen romantizm
Düşmandan Sevgiliye
Paranormal Romantik
Yetişkin Eşler
Spor hikayeleri
Üniversitede Geçen Kitaplar
İkinci Sans Hikâyeleri
Tüm Kategorileri Gör
App Store'da 4,6 puanlı
Hizmet ŞartlarıGizlilikCayma hakkıYasal BilgilerAboneliği buradan iptal et
Galatea on FacebookGalatea on InstagramGalatea on TikTok
Cover image for Windsor/Capulato Efsanesi 2. Kitap: Benimle Konuş

Windsor/Capulato Efsanesi 2. Kitap: Benimle Konuş

Yazar
Autumn Ferris
Okur
15.7K
Bölüm
77
Yazar
Autumn Ferris
Okur
15.7K
Bölüm
77
🏈Spor Hikâyeleri🏃🏿‍♂️Sporcular💪🏻Muhafız👩🏽‍🎓Öğrenci🏙️Çağdaş💪🏻Alfa Erkekler💪Güçlü Kadınlar💓Arkadaştan Sevgiliye🎄Yeni Yıl ve Bayramlar🎓Yeni Yetişkin ve Üniversite🏒hokeyi oyuncuları

Emily, hayatını ünlü bir hokey ailesinde doğmanın getirdiği baskıdan kaçmaya çalışarak geçirmiştir. Bir zamanlar en yakın arkadaşı olan Seth, onu gerçekten anlayan tek kişidir; ta ki lise yıllarının baskısı Seth'i ondan uzaklaştırıp kalbini paramparça edene kadar. Yıllar sonra, annesine bakmak için huzur bulma umuduyla evine döner. Ancak kendini kampüste bir anda Seth ile karşı karşıya bulur ve tüm eski duygular yeniden gün yüzüne çıkar.

Şimdi aradaki sessizlikle, kırgınlıklarla ve hiç sönmeyen o kıvılcımlarla yüzleşmek zorundadırlar. Yolları yeniden kesişirken Emily, ikinci şansların dokunmaya hiç cesaret edemediği yaraları gerçekten iyileştirip iyileştiremeyeceğini merak eder.

Bölüm 1: Eve Dönüş

EMILY

Uçaktan indiğim saniye soğuk yüzüme çarpıyor—keskin, tanıdık ve ayaklarımı yere sağlam bastıran cinsten—ve evde olduğumu anlıyorum. Alışkanlıktan kıyafetimin kollarını bileklerimin üzerine çekip kimse bakmasa da yara izlerimi saklıyorum. Kalabalığa bakarken kalbim küt küt atıyor. Gözlerim anında babamı buluyor.
Kamyonetine yaslanmış, deri ceketinin dirsekleri kırışmış, elinde telefonu var. Saçları hatırladığımdan biraz daha kırçıllı ama beni gördüğünde yüzüne yayılan o sırıtış hiç değişmemiş.
“Baba!” diye seslenip koşmaya başlıyorum.
Ben ona çarpmadan telefonunu cebine koymaya bile zaman bulamıyor. Kolları bana sarılıyor, sağlam ve tanıdık; göğsünden yumuşak bir gülüş kopuyor.
“Hey, tatlım. Seni özledim.” Beni yerden kaldırıyor, bir kez döndürüyor, sonra yüzümdeki her değişikliği ezberlemeye çalışıyormuş gibi yere indiriyor. “O okulda sana ne yediriyorlardı? Orada sadece güneş ışığı yemiş gibi görünüyorsun.”
Gözlerimi devirip saçımı karıştıran eline hafifçe vuruyorum. “Ha-ha, çok komik.” Düşen telefonunu almak için eğiliyorum. “Cidden baba, hala kılıf almadın mı? Annem bu konuda seni yiyecek.”
“Aman, sus,” diyor, biraz utanarak ensesini kaşıyor. “Zaten kırıktı. Büyüklerinle uğraşmamayı öğrenmedin mi sen? O süslü üniversite sana hiçbir şey öğretmedi mi?”
Gülerek ona tekrar sarılıyorum. “Seni özledim baba. Annem nasıl?”
Yüzü yumuşuyor. “Çok daha iyi. İlaçlarını ayarladıklarından beri hastalığı hiç tekrarlamadı. Ve istediğin gibi, kimse Noel için eve geldiğini bilmiyor.” Kendisiyle gurur duyarak sırıtıyor.
Emniyet kemerimi takarken, “Peki benim nerede olduğumu sanıyorlar?” diye takılıyorum.
Kıkırdayarak başını sallıyor. “Annen muhtemelen bana biraz kızgındır,” diye itiraf ediyor. “Ona gençlik ligi için son dakika işlerim olduğunu söyledim.”
Yolcu koltuğuna yerleşirken gülüyorum. “Sence bunu yedi mi?”
Direksiyonun başına geçerken, “Bir saniye bile yemedi,” diye itiraf ediyor. “Ben emekli olmadan önce o takımları yıllarca o yönetti. Gerçeği çok iyi biliyor.”
Babam birkaç hafta önce aradığında sesi endişeden gerilmişti. Annemin MS hastalığı yine alevlenmişti ve durumunun kötüye gittiğini düşünüyordu. Hiç tereddüt etmedim. Bana ihtiyacı olursa, orada olurum.
Amaya ve Andrew zaten evdeler, her şeyi her zamanki gibi hallediyorlar: istikrarlı, güvenilir ve koruyucu bir şekilde. Onları itiraf edemeyeceğim kadar çok özledim. Ailemi son gördüğümden bu yana neredeyse bir buçuk yıl geçti. Çok uzun bir zaman.
Sadece babam geldiğimi biliyor. Annem için bir sürpriz olmasını istedi ve ben de kabul ettim. Beni gördüğünde yüzünün alacağı hali düşünmek beni gülümsetiyor.
Eşyalarımın çoğunu önden kampüse kargoladım; evden arabayla sadece otuz dakika uzaklıkta. Yardım etmek için yeterince yakın, nefes almak için yeterince uzak. Babam motoru çalıştırırken koltuğa yerleşip gülümsüyorum. Kamyonet homurdanarak canlanıyor ve bir an için her şey yeniden yolunda hissettiriyor: tanıdık, güvenli, bütün.
Arkaya fırlattığım tek çantaya bakıyor. “Sadece bu mu?”
“Evet. Geri kalanını yurda yolladım,” diyorum, sesimdeki tereddüdü fark etmemesini umarak. “Annem dinlenirken evde işleri daha da zorlaştırmak istemedim.”
Memnun bir şekilde başını sallıyor. “Şey, umarım artık daha sık ziyarete gelirsin. Annen seni özlüyor, Em.”
“Geleceğim,” diye söz veriyorum ama kelimeler olması gerektiğinden daha ağır hissettiriyor.
Bana bakıyor. “Sen hangi üniversiteye geçmiştin ya?”
“Northern Central.” Arkama yaslanıp telefonumun uçak modunu kapatıyorum.
Babam gülümsüyor, gözleri hala yolda. “Seth orada oynuyor,” diyor hafif bir sesle. “Sanırım orada tanıdığın biri olacak.”
Kelimeler yüzüme bir tokat gibi çarpıyor. Dümdüz ileri bakıyorum, bu isim canımı yakmıyormuş gibi davranıyorum. Kar, pencerenin dışında beyaz çizgilere dönüşüyor. Tabii ki orada oynuyor. Tabii ki evren tek bir temiz kaçış yapmama izin vermezdi.
Ve işte böyle, baş belamdan kaçma planım bir anda suya düşüyor.
Biz otoyola çıkarken babamın sesi kamyonetin gürültüsüne karışıp kayboluyor. Kar, camda yumuşak, bulanık çizgiler halinde akıp gidiyor ve bir an için her şey çok sessiz geliyor. Çok durgun. Isıtıcı homurdanıyor, havada hafifçe deri ve soğuk kokusu var.
Ve gömmeye çalıştığım anılar tırmalayarak geri dönüyor.
Seth Capulato. En iyi arkadaşım. Neredeyse her şeyimdi. Artık olmayana kadar. Doğum günlerimiz arasında dört gün vardı. Kapı komşusu olarak büyüdük. Ailelerimiz neredeyse akraba gibiydi. Daha aşık olmanın ne demek olduğunu bile bilmeden ona aşık olmuştum.
Ve sonra lise birinci sınıf geldi. Okul balosu gecesi. Parti. Telefonundaki o mesaj. Kız arkadaşının elleri saçlarıma dolanıp beni duvara çarpması. Attığı tokattan çok daha derine inmek üzere söylenmiş keskin, acımasız kelimeleri.
Ve Seth... tam ben karşılık verirken içeri girdi. Ne olduğunu sormadı. Dudağımdaki kanı görmedi. Sadece benim kavga ettiğimi gördü ve sorunun ben olduğuma karar verdi. Buzda aldığım herhangi bir darbeden daha keskin kelimelerle beni paramparça etti.
O lafını bitirmeden oradan ayrıldım. Sonrasında benimle konuşmaya çalıştı; ayık, özür dileyen, hatta belki de korkmuş bir halde, ama onu görmezden geldim. Bana sarhoş bir adamın sözlerinin ayık bir adamın düşünceleri olduğu öğretilmişti.
Peki o gece bana söylediği son şey neydi? Ağzında gevelenmiş. Parçalanmış. Unutmak için bu kadar çabaladığım o gecenin yankısı.
“Keşke hiç arkadaş olmasaydık.”
Bu anı beni cam gibi kesiyor. Nefesim kesiliyor. Sertçe gözlerimi kırpıp yankıyı geldiği karanlık köşeye geri itmeye çalışıyorum. Parmaklarım emniyet kemerini sıkıyor.
Ses gerçek değil ama göğsümü sızlatacak kadar gerçek hissettiriyor.
O gece düşüşümün başlangıcı oldu. Arkadaşları benimle alay ederken, beni iterken ve gülerken Seth sadece durup izledi. Kavga etmek yapmayı bildiğim tek şey haline gelene kadar ben de karşılık verdim.
Uzaklaştırma cezaları almaya, morluklarımı saklamaya, her şeyi saklamaya başladım. Aileme hiç anlatmadım. Yapamazdım.
Hala hangisinin daha çok acıttığını bilmiyorum: onu kaybetmek mi, yoksa beni hiç gerçekten görmediğini hissetmek mi. Ondan sonra bir süre tepetaklak oldum, aramızdaki sessizliğin beni tamamen yutmasına izin verdim. Ama bir şekilde notlarımı yüksek tutmayı başardım ve üniversiteye girdim.
Belki de bu, onsuz da hayatta kalabileceğimi, yalnız kalmak anlamına gelse bile tek başıma ayakta durabileceğimi kanıtlama yolumdu.
Şimdi yirmi bir yaşındayız. Yutkunup, pencereden hızla geçen karla kaplı ağaçlara bakıyorum.
“Em?” Babamın sesi kafamdaki sisi delip geçiyor. “İyi misin?”
“Evet,” diye yalan söylüyorum usulca. “Sadece yorgunum.”
İnanarak veya inanmayı seçerek başını sallıyor. “Şey... Muhtemelen seni bir konuda uyarmam gerek.”
Midem kasılıyor.
“Seth tatil boyunca bizimle kalacak,” diyor babam havadan sudan bahseder gibi sıradan bir sesle. “Keith ve Sasha ailelerini ziyaret etmek için şehir dışındalar ve biz de onun yalnız kalmasını istemedik.”
Başımdan aşağı kaynar sular dökülüyor. “Ah,” diyorum, kelime dudaklarımdan zar zor dökülüyor.
Babam konuşmaya devam ediyor, herkesin bir arada olmasının ne kadar güzel olacağı hakkında bir şeyler söylüyor ama onu artık duyamıyorum. Tek duyabildiğim kafamda yankılanan o sarhoş ses; bana keşke hiç arkadaş olmasaydık diyen ses.
Yavaşça nefes veriyorum. Eve gelmemin sebebi anneme yakın olmaktı.
Ama bazı hayaletler izin beklemez. Bunun yerine, bu durum doğrudan ateşin içine geri yürümek gibi hissettiriyor.

Galatea’yı Keşfet

Maskenin Ardında Kitap 2Şarkı Kuşunu YakalamakHart Kardeşler Kitap 3: Sterling'e Aşık OlmakEvcil Kardeş Serisi 1. Kitap: Evcil KardeşOmega'nın Peşinde Kitap 2

En Yeni Yayınlar

Mafya ve Aşk Kitap 3Mafya ve Aşk Kitap 2Dağyarı Sürüsü Serisi 5. Kitap: KehanetPierce Charming Akademisi 2: Yarı Tanrı Kralı Öpmek ve Diğer Kötü KararlarFantastik - Seçki 2

Okuma listeleri

Hepsini gör

Okuyucu topluluğumuzun derlediğ kitap koleksiyonları ile romantizmin dünyasına dalın.

Zıt kutuplar 3

Yazar: sunny_dragonfruit_023

19 kitap

Türkçe

Yazar: Asliiturkiye

364 kitap

Alfa serisi

Yazar: yasemin175

21 kitap

Iyilik A.Ş

Yazar: Kynta

10 kitap

2. Kitap Bekleniyor

Yazar: Elf

14 kitap

🌕Moon Goddess🌙

Yazar: Moon Goddess

67 kitap

Okudum

Yazar: urbeknt

287 kitap

OKUDUKLARIM

Yazar: Pharma

306 kitap

Ceo

Yazar: Anamenya

48 kitap

D.- Devam ettiklerim

Yazar: Hygge

21 kitap

En güzel kitaplar

Yazar: Nermin

210 kitap

Beğendiklerimden

Yazar: Hygge

28 kitap

En çok sevdiğim kitaplar

Yazar: tyrion

46 kitap

Pelto’s list

Yazar: Pelto

33 kitap

Severek okuduklarım

Yazar: Hygge

17 kitap