Galatea Logo
ListelerDestek
Kurt Adamlar ve Şekil Değiştiriciler
Mafya
Milyarder Romantik
Zorba romantizmi
Yavaş gelişen romantizm
Düşmandan Sevgiliye
Paranormal Romantik
Yetişkin Eşler
Spor hikayeleri
Üniversitede Geçen Kitaplar
İkinci Sans Hikâyeleri
Tüm Kategorileri Gör
App Store'da 4,6 puanlı
Hizmet ŞartlarıGizlilikCayma hakkıYasal BilgilerAboneliği buradan iptal et
Galatea on FacebookGalatea on InstagramGalatea on TikTok
Cover image for Ejderha Kanı Kitap 3

Ejderha Kanı Kitap 3

Yazar
C. Swallow
Okur
28.6K
Bölüm
15
Yazar
C. Swallow
Okur
28.6K
Bölüm
15
😱Gerilim🩶Ahlaksız Erkekler🙅İsteksiz Eş🎭Dram🐺Kurtadamlar ve Şekil Değiştirenler👩‍❤️‍👨Gerçek Eş💘Kader Eşleri💪🏻Muhafız🧙‍♂️Paranormal & Fantastik💪🏻Alfa Erkekler💪Güçlü Kadınlar🥵Erotika⚔️Aksiyon & Macera👑Kraliyet ve Aristokratlar👯‍♂️Ters Harem👯İkizler🧶BDSM🔺Threesome🐉Ejderhalar

Requiem Dağları'nın kalbinde Luvenia, Thaddeus ve Sylvan tehlike, büyü ve yoğun tutkuyla dolu bir dünyayla yüzleşir. Pusular, vizyonlar ve kapıdaki savaş tehdidi arasında bağları hiç hayal etmedikleri şekillerde sınanır. Ejderhalar, gölge suikastçıları ve kadim ritüeller arasında Luvenia, kaderini ve onunla gelen karmaşık ilişkileri kucaklamak zorundadır. Aşkları ve güçleri, dünyalarını tehdit eden karanlığı yenmeye yetecek mi?

Bölüm 1

Üçüncü Kitap

Luvenia

Aramızda tek kelime etmeden Thaddeus ve Sylvan’la birlikte ailemi bulmak için Requiem Dağlarına çekiliyoruz.
Hael bize Derin Mağara'daki konseyle bir toplantıda olduklarını bildiriyor. Bu yüzden oraya, onları durdurmaya gidiyorum.
Sylvan’la Thaddeus'u Shai'nin mesajından haberdar ettiğimden, yaklaşan tehlikenin farkındalar.
Derin Mağara'ya girmeden önce, deri kıyafetlerimi Adara'nın odasındaki çıkıntıdan alıyorum. Eşlerim de on iki numaralı misafir odasından kendi kıyafetlerini alıyorlar.
Sylvan ile Thaddeus, konsey toplantısının ana girişinden geçmeden önce birer kolumdan tutarak beni durduruyorlar.
“Aklınıza bir şey mi geldi?” diye soruyorum eşlerime dönerek. İkisi de ciddi görünüyor.
“Onlara Shai'nin gönderdiği uyarıyla, gökyüzünde gördüğün altı gümüş ırktan bahset,” diyor Sylvan. “Bölgeyi taramak için bir izci grubu toplayarak bulduğumuz tüm casusları mümkün olan en kısa sürede alaşağı edebiliriz.”
“Şimdi harekete geçmemiz en iyisi,” diye ekliyor Thaddeus bana bakarak. “Prenses, lütfen konseyi bilgilendir. Ayrıca dağdan bir yere ayrılma.”
“Peki neden?” diye soruyorum. “Kadınlar güvende olmaları için dağda kalmalı, bu yüzden mi?”
“Sen yüksek öncelikli bir hedefsin,” diye yanıtlıyor Sylvan, Thaddeus’ın adına. “Requiem bölgesini yöneten iki ejderha lordunun kızı. Seni rehine olarak yakalayıp savaşı kazanabilirler.”
“Anlıyorum,” diyorum başımı sallayarak. “Ama gereksiz yere kendimi tehlikeye atmayacağım. Elimden geldiğince yardımcı olacağım. Yardım etmemi engelleyemezsiniz.”
“Güvende kaldığın sürece yardım edebilirsin,” diyor Thaddeus bir elini uzatarak. Eliyle dağılan saçlarımı yanağımdan nazikçe çekiyor.
“Dün gece gücünü kanıtladın ama yeni gücünle antrenman bile yapmadın.”
“İzciliği bitirdiğimizde yanına dönerek seni nasıl tehlikeden uzak tutabileceğimizi tartışacağız.”
“Bütün dağ güvende değilse beni güvende tutmanın bir anlamı yok,” diye çırpınıyorum Thad bu konuda nazik olmaya çalışsa da. “Eğer bu sürü batarsa, ben de batacağım. Bu yüzden savaşmalıyım.”
“Luvenia,” diyor Sylvan. Adımı söylerken sesinde herhangi bir kibir ya da alay ifadesi yok. Bu sefer ciddi görünüyor.
“Beş yıldır savaştaydık. Bu süreçte büyüdük, pek çok şey gördük. Görmeni asla istemeyeceğiz durumlara karşılık hayatta kalmayı başardık. Savaşmak kahramancadır. Erkek, kadın, çocuk herkes buna inanır.”
“Oysa savaş gerçeğe dönüştüğünde önünde insanlar vahşice, acı çekerek, merhametsizce öldüğünde durum tamamen farklılaşır. Savaşmak her zaman cevap değildir.”
“Sylvan haklı,” diye onaylıyor Thaddeus. “Daha fazlasını anlamak istiyorsan zihnimize bak. Ama savaşa gitmemizin nedeni, bir daha asla savaşmak istemememizdir.”
“Savaş kanlıdır. Savaş acımasızdır. Kazanmak istiyorsak, bazen acımasız olmamız gerekir. Karşılığında bir bedel alır. Anlayamayacağın bir bedel...”
“Fırtına ırklarıyla kan kuzgununun intikamı hakkında pazarlık yapılamaz. Bizi kölelere ya da cesetlere dönüştürmek istiyorlar. Her iki durumda da, savaşmadan pes etmiyoruz.”
“Kazanacağız,” diyorum başımı sallayarak. “Pes etmiyoruz, biz...”
Görüşüm bir saniyeliğine bozulduğunda konuşmayı bırakıyorum. Buz gibi bir esinti etrafımı sarıyor. Aynı zamanda eşlerimin gözlerinin o kadar genişlediğini görüyorum ki, neredeyse kafalarından çıkacakmış gibi görünüyor gözleri.
“Tamamen hazırlıksız mısınız?”
Hemen arkamda garip bir aksan duyduğumda duraksıyorum.
Dönüyorum. Gördüğüm tek şey, yüzünün her yerinde siyah yara izleriyle dudaklarında kırmızı savaş boyası olan gümüş başlı bir canavarın serabı. Yeşille altın rengi gözleri bir yılanın gözlerine benziyor.
“Luvenia,” diye sesleniyor Sylvan ile Thaddeus bana. Döndüğümde, onların arkasında da beş serabın belirdiğini görüyorum. Eşlerim bu görüntüleri fark etmiyorlar.
“Arkanız…” diyorum, kelimemi tamamlayamasam da, Thaddeus ile Sylvan tam olarak durdukları yere inen iki sis kılıcından son anda kurtuluyorlar.
Eşlerim ikiye bölünmekten kıl payı kurtuluyorlar.
Sıradaki kişinin ben olduğuma inanıyorum. Birden saçlarımla pantolonumun arkasında bir el hissediyorum.
El beni Derin Mağara'nın tepesine fırlatıyor. Öyle büyük bir şaşkınlık içindeyim ki kaçamıyorum.
İnsan vücudum havada uçtuktan sonra kayalık zemine çarpıyor. Kayarak kocaman, derme çatma konsey masasının dibine hızlı bir şekilde düşüyorum. Vücudumda sıyrıklar oluşuyor.
Meclis üyelerinin yanından atıldığım girişe doğru bakarken hızla gözlerimi kırpıyorum.
“Luv?” diye soruyor Hael ayağa kalkarak. Lochness da yavaşça yükseliyor gözleri atıldığım girişte.
“Gümüş ırklar,” diye homurdanıyor Lochness. Koltuğunu geriye itiyor ancak çok uzağa gitmiyor.
Etrafındaki hava bozuluyor. Saçları sihirle oluşan rüzgârdan geriye uçarken, arkasından bir varlık beliriyor.
Olduğum yerden görünmez bir figürü izliyorum. Sonra birden lanet bir kılıç babamın tam ortasından geçiyor.
Madeline'in çığlık attığını duyuyorum. Yanında dizlerinin üzerine çöküyor. Hael, arkasında yeşil ateşini üflerken Madeline'in üzerinde koruyucu bir kalkan oluşturuyor.
Bir gümüş ırk, yeşil alevlerin patlamasıyla aydınlanıyor. Çığlık atmakla kalmıyor, aynı zamanda kendi kılıcının üzerine düşüyor. Sorgulanmasına fırsat olmadan ölüyor.
Bakışlarım Lochness'i bulmaya çalışıyor. Hâlâ yerde olduğunu görüyorum.
“Baba,” diye fısıldıyorum. O anda saçlarımda bir el ile boğazımda bir kılıç hissederek sarsılıyorum.
“Prenses Luvenia?” diye hırlıyor biri kulağıma. Donakalmış meclis üyeleri, gölge suikastçılarının liderine karşı geri çekilmemi izlerken masaya bakıyorum.
“Hayır,” diyerek başını sallıyor Hael. Madeline bakışlarını Lochness'ten bana çevirdiğinde nefes nefese kalıyor.
Neredeyse bayılmak üzere. Düşmemek için tahta masanın kenarını tutarken dişlerini gıcırdatıyor. Sessizce beni izlerken bir çözüm düşünmeye çalışıyor.
Hareket etme, diyor Hael kafamın içinden hırlayarak. Gümüş ırk boynumdan sıcak bir kan damlası gelene kadar boğazımı biraz kesiyor.
“Dinlemeye hazır mısın yoksa boğazını kesmek zorunda mıyım?” diye soruyor gümüş sabırsızlıkla. “Bu haydut kadar güzel bir şeyi öldürmemeyi tercih ederim. Haydutlara karşı özel bir ilgim var.”
”Zincire vurmak gibi…”
“Ne istiyorsun?” diye soruyor Hael. Madeline'in elinin kalbine gittiğini görüyorum. Gözümün önünde düşmüş olan babama bakıyor.
Tek bildiğim, yerde yatarken hızla kan kaybediyor. Kanamayı durdurmak için hemen harekete geçmemiz gerekiyor.
“Cevabınızı,” diyor gümüş ırk. “Biz sabırlı değiliz, ejderha lordu Hael.”
“Ne cevabı?” diye soruyor Hael.
“Onlara söylemedim,” diye fısıldıyorum. Gümüş ırk kılıcını gözümün köşesine kaldırıyor.
“Onlara çabucak söyle, yoksa bir gözünü kaybedersin,” dedikten sonra bana hazırlanmam için zaman tanımadan, beni itiyor. İğne ucu gibi kılıcını hâlâ hissediyorum.
Gözlerimi açık tutarak konuşmaya çalışıyorum.
“Shai bu sabah ormanda bana yaklaştı. Köleliği kabul etmemizi istedi. Yoksa hepimiz taşa döneceğiz.”
“Hepiniz değil,” diyor gümüş ırk gülerek. “En azından bu kadar yol kat etmişken biraz bu topraklarda eğlenmeden geri dönemeyiz.”
Dudaklarımı yalıyorum. Hael ne söyleyeceği konusunda son derece endişeli görünüyor.
“Kardeşimi kestin. Kızımı ölümün kapısında tutuyorsun. Üzerine benim için köleliğin bir seçenek olduğuna inanmamı mı bekliyorsun?” diye soruyor Hael.
“Basit bir intikam planı, ejderha lordu. Lochness benim babamı aynı yerinden bıçakladı. Övünerek son pulunu da tek kızına, yani kollarımdaki güzelliğe, vereceğini söyledi.”
Gümüş ırk aniden gitmeme izin vererek beni ileri doğru tekmeliyor.
Masaya doğru tökezledikten sonra hızlıca dönüp sadece konuşan gümüşle değil, konseye bakarken kılıçlarını indirmiş olan diğer dört gümüşle de yüz yüze geliyorum.
Çıldırmış gibi Sylvan ile Thaddeus'u arıyorum. Ama sanırım biraz destek bulmak için gitmişler.
Neredesiniz? diye soruyorum. Yardım edin, lütfen. Lochness’ın kanaması var. Ölmek üzere. Gölge suikastçılarını nasıl yenebiliriz?
Yenemeyiz, onlarla sadece göğüs göğse savaşabiliriz. Zehirlerle çoğu büyüye karşı bağışıklıkları vardır. Savaşmalı ya da ondan kurtulmanın yolunu bulmalısın. Bir şifacı bulacağız, diye cevap veriyor Thaddeus.
“Bizden gerçekten ~ne istiyorsun?” diye soruyor Hael bu sefer daha sabırsızca. Gümüş ırk bana bakarken gülümsüyor.
“Sana söyledim. Sadece bir cevap,” diye açıklıyor beni izlerken. “Kölelik mi, taşa dönüşmek mi? Sonra gideceğiz. Kızınla birlikte... Aslında cevap ne olursa olsun.”
“Söz veriyorum, onu öldürmeyeceğim.~ Sadece becereceğim. O yaşayacak. Anlaştık mı?”
Şaşkınlıkla dudaklarımı açıyorum ama arkamda gergin bir sessizlik var.
“Hayır Lochness, yapma!”
Madeline'in yukarı bakıp “Seni aptal!” ~diye çığlık attığını görünce neye baktığını görmek için dönüyorum.
Sütunlara yükselen soluk siyah bir sis filtresi var. Bağırsaklarından bıçaklandıktan sonra Lochness'in ne düşündüğünü merak ediyorum.
“Bir istila beklemiyorduk,” diye konuşuyorum. Nefesimi sakinleştirmeye çalışıyorum. “Savaşın bittiğini sanıyorduk.”
“Daha yeni başladı, tatlım. Şimdi çeneni kapatarak babanın kaderin için karar vermesine izin ver. Ah, bekle. Buna zaten ben karar verdim.”
Gölge suikastçısı yeşille altın rengi gözlerinden birini kırparken kılıcını elinde sallayarak sabırla cevap bekliyor.
“İki ikiz liderle çiftleştim,” diye ekliyorum. Kaçınılmaz sonu geciktirmeyi umuyorum.
Kaçınılmaz kölelik ya da gölge suikastçısı tarafından zarar görmekten söz etmiyorum.
Lochness'in denemek üzere olduğu cehennemi ertelemeye çalışıyorum.
Ne olduğundan emin değilim ama yine de gölge suikastçılarının dikkatini dağıtmam gerektiğini düşünüyorum.
“Sus, evcil hayvan,” diyor gümüş suikastçı elini kaldırarak. “Beni kızdırma, prenses. Bir cevap bekliyorum, ardından senin de içinde olduğun güzel ve sıcak bir yatağa çekilebilirim.”
“Cevabını veriyorum,” diye homurdanıyor Hael. ”Kül.”
“Kül bir cevap değil,” diyor gümüş. Adamlarını ileri doğru hareket ettirirken gözlerini yuvarlıyor. “Bize doğru düzgün bir cevap verene kadar prensesi güzel bir şekilde kesmeye başla.”
Şimdi gözlerim genişliyor.
Yaklaşan gölge suikastçılarından değil. Arkalarındaki sisten...
Sessiz, öldürücü, tamamen fark edilmez... Hayatımda gördüğüm en yavaş hareket eden büyülü sis, vücut bulmaya başlıyor. Sessizce parça parça birleşiyor.
Artık sisin yerinde şimdiye kadar gördüğünüz en uzun dişlere sahip, sağlam, tehditkâr bir ejderha duruyor.
Kimsenin babam gibi dişleri yoktur. Parçalayarak öldürmek için yapılmış iki sıra kılıç uzunluğunda dişleri var.
Gölge suikastçıları sadece babamın kanayan midesinden akan kanın sesini duyarak dönüyorlar. Kan, mağara tabanının her tarafına damlıyor.
Ama Lochness karşılarında eğilmiyor. Gözlerini gölge suikastçılarının liderinden ayırmıyor.
Lochness sadece boynunu kaldırarak çenesini açıyor. Öfkeyle beslenen hızlı bir engerek gibi saldırıyor.
Beni tehdit eden gölge suikastçısı, güvenli bir yere kaçma girişiminin yarısında yakalanıyor.
Lochness'in uzun dişleri onu tam ortasından yırttıktan sonra Lochness başını sağa sola sallayarak kalan son dört suikastçının ayaklarını da yerden kesiyor.
Parlak şekilde yanan yeşil ateşi, boğazından akarak düşman bedenlerin üzerine yayılıyor.
Ne kadar çabuk yok olduklarını anlayamıyorum bile. Omzumda bir el hissediyorum. Arkama baktığımda daha genç bir meclis üyesinin durumu bana açıklamak için ayakta durduğunu görüyorum.
“Ateşimizin bu topraklarda Fırtına Topraklarında olduğu gibi engellenmediğini unutuyorlar,” diye açıklıyor huşu içinde. Casusların ani ölümleriyle rahatladığını görebiliyorum.
Ancak açıklar açıklamaz, casusların küle dönüşü gibi Lochness da yanlarına düşüyor.
Ejderha başı sallanıyor, kanatlarıyla gözlerini kapatmaya çalışırken çenesinden kan damlıyor.
Bana yardım edin, diye sesleniyorum Thaddeus’la Sylvan'a. Bir şeyler düşündüklerini umuyorum.
“Zaten buradayız.”
Kuzenimin omzunun üzerinden atılarak içeri giren Thaddeus'a bakıyorum.
“İndir beni,” diyor Summer sırtını dürterek. Thaddues onu Lochness'in kanayan vücudunun yanına bırakıyor.
Summer'ın ellerini hızla kaldırarak yarayı iyileştirirken nefes nefese kalışını izliyorum.
Ardından Sylvan geliyor. Beni masanın yanında görüyor. Bana doğru gelirken, düşüşümden kaynaklı boynumla kollarımdaki kanı fark ediyor.
“Az önce gittiniz,” diye fısıldıyorum suçlayıcı bir sesle. “Liderleri boğazıma bir bıçak dayadı. Ardından gözüme… Ama ikiniz de ortalıkta yoktunuz.”
“Eğer senin eşin olduğumuzu bilselerdi, daha erken ölmüş olurdun,” diye homurdanıyor Sylvan öfkesini uzak tutmaya çalışırken. “Biz onların diyarında, Requiem Ordusu'nun savaş lordları olarak biliniyoruz.”
“Bizi o mağara koridorunda sadece bir prensesi koruyan prensler olarak görmüş olabilirler.”
“Eğer senin eşin olduğumuzu kesin olarak bilselerdi, senin için derhal savaşmaya başlasaydık, bizi öldürmenin en kolay yolu olduğundan önce senin hayatına son verirlerdi.”
“Giderek seni koruduk. Tek seçenek buydu. Bizim için önemli olmadığını ima ettik. Seni koruyan bu oldu.”
“Bana aksini söyleme çünkü onların bizi neredeyse ikiye böldüklerini gördün. Biliyorsun ki, uyarıda bulunmadan, onursuz bir şekilde ölmemizi istiyorlardı.”
“Savaşta kendilerinden pek çok kişiyi öldürdüğümüz için bizi öldürme iddiasına sahip oldukları sürece bizi sırtımızdan bıçaklamaktan mutluluk duyarlardı. Ne dediğimi anlıyor musun?”
Sonunda başımı sallayıp sözlerini anladığımı gösteriyorum. Hasarı incelemek için elini boğazıma götürmesine de izin veriyorum.
Ardından Lochness’a bakıyorum. Summer onu iyileştirmeye devam ederken mideme kramplar giriyor.
Madeline ile Hael, diğer meclis üyeleri gibi aceleyle yaklaşarak destek sunmak için etrafına toplanıyorlar.
Bulunduğum yerden hareket edemiyorum. Onun tarafına bir adım atıp da cansız gözlerini görme ihtimalimden çok korkuyorum.
Bu yüzden hareketsiz kalarak Summer'ın onu zamanında iyileştirebilmesi için dua ediyorum.
“Bir meclis üyesi az önce bana, ateşimizin bu topraklarda engellenmediğinin farkında olmadıklarını söyledi. Ateşimiz Fırtına Topraklarında tamamen engelleniyor mu?”
“Bu senin deneyimin miydi Sylvan?” diye soruyorum ona dönerek. Gözlerinden biri gökkuşağı gibi rengarenk. İmgelerle dönüyor.
Uzaklara bakıyor. Bir görüntü anı yaşadığını anlıyorum, eli yavaşça boğazımdan kayıyor.
Görüntü devam ederken, geri gelene kadar bekliyorum. Derken bir rahatlama çığlığı duyarak sarsılıyorum. Lochness hırlarken insanlar alkışlıyor.
Benden uzaklaşın. Hepiniz çürümüş fahişeler gibi kokuyorsunuz. Banyo yapın, çirkin vahşiler. Neden yıldızları görebiliyorum? Uçan şeyleri kırgın gözlerimden uzaklaştırın.
Benim küçüğüm nerede? Madeline! Yine bir şarkı söyledin mi? Sanırım sırada başka bir ceza var, ~diye hırlıyor Lochness hepimizin zihnine.
Kan kaybından acı çekiyor gibi görünüyor.
Hael ile konseyin kıkırdadığını duyuyorum. Madeline sesli bir şekilde burnunu tokatlıyor.
“Sen kaba birisin, seni kaba şey,” diye homurdanırken Lochness ona tekrar hırlıyor.
“Hareket etme,” diye ısrar ediyor Summer. “Seni iyileştirmeyi hâlâ bitirmedim. Ayrıca ona vurma, Maddie, ne saçmalık bu böyle? Neredeyse ölüyordu!”
“Ama o ölümün kapısının yarısına ulaşmış olsa bile duygusuz, kaba biri!” diye homurdanıyor Madeline. Onun vahşeti karşısında şaşkına dönüyorum.
Bana tekrar tokat at Madeline, bir hafta boyunca oturamaz hale getireceğim seni, diye hırlıyor Lochness, Maddie'ye. Maddie öfkeyle iç çekerek ellerini havaya kaldırıyor.
Ellerini indiremeden Hael hızla giderek onu belinden kavrıyor.
Sylvan'a geri dönüyorum. Konuşmadan bıkmış ama yine de rahatlamış görünüyor. Gece yarısı rengi saçları olan eşime odaklanıyorum.
Gözünden bir gözyaşının kaçtığını görüyorum. Görüşü sona ermiş olmalı.
Sylvan bana bakıyor. Şaşkınlık içinde yüzündeki gözyaşına uzanıyorum.
Ben ona dokunmadan önce, bileğimi eline alıyor.
“Ne gördün?” diye soruyorum. Gözlerindeki soğuk, sert bakışla kafam karışıyor.
“Kazanıyoruz,” diye mırıldanıyor. “Zaferimizi gördüm.”
“O zaman neden bu kadar ciddi görünüyorsun?” diye soruyorum. Eli bileğimin gitmesine izin vermiyor.
“Çünkü Madeline hepimizi kurtarırken ölecek,” diye yanıtlıyor dürüstçe. “Requiem Sürüsü’nü kurtarıyor.”
Dudaklarımı ısırıyorum. Başımı sallamaya başlıyorum. Benden önce konuşmaya başlıyor.
”Onunla tek kelime konuşmayacaksın, prenses. Bilmemeli.”
“Böyle bir şeyi ondan nasıl saklayabilirim?” diye soruyorum. Bakışlarımı Sylvan'ın bakışlarına dikiyorum. “Gördüğün şeyin her zaman olduğunu söyledin.”
“Her zaman değil,” diye hırlıyor Sylvan. “İstisnalar var. Çifte yollar... Daha önce bu konuda bir ipucum vardı ama hiçbir şey söylemedim. Söyleyeceklerimden hoşlanmayacaksın, Luv.”
“Dene beni,” diyerek alaycı bir şekilde gülümsüyorum. Dudaklarını yalayıp o da gülümsüyor.
“Bazen, bazı şeylerin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini görüyorum,” diyor Sylvan bana bakarak. Gülümsemesi yavaşça bir sırıtışa dönüşüyor.
“Hiç şüphesiz bunun bir hile olduğunu düşüneceksin.”
“Sadece söyle bana, pislik,” diye tıslıyorum. Gerçeği benden saklayarak benimle alay etmesinden nefret ediyorum.
“Thad ile benim için süründüğünü söylediğimi hatırlıyor musun?” diye soruyor Sylvan burun buruna gelene kadar eğilerek. Kehribar rengi gözleri parlıyor. “Bu konuda yalan söylemiyordum.”
“Ama bazen, çifte yollar görebiliyorum. Yani bir yoldan kaçınmak için başka bir yol izlenmelidir.”
“Hayır,” diyorum başımı sallayarak. Ağzından çıkacakları tahmin ediyorum. “Bu olaylar birbirleriyle tamamen ilgisiz.
“Sen dün gecenin intikamını almak için beni kandırıyor olabilir misin?” diye homurdanıyorum ama o sadece başını sallıyor. Gözünü bile kırpmıyor.
Söylemek için sabırsızlanıyor. Söyleyene kadar bileğimi serbest bırakmıyor.
“Bizim için sürüneceksin,” diye mırıldanıyor Sylvan. “Yapacaksın. Eğer bunu yaparsan, Madeline yaşayacak.”
“Bu görüntüleri ayrıntılı olarak açıklasan iyi edersin,” diye hırlıyorum kısık sesle. Böylece kimse kulak misafiri olamaz.
“Ayrıntıları dinlemek isteyeceğinden şüpheliyim,” diye karşılık veriyor Sylvan. “Ama sana gösterebilirim.”
“Beni tekrar dene. Ayrıntıları istiyorum.”
“O zaman sana memnuniyetle anlatacağım,” diyerek daha fazla sırıtıyor Sylvan. “Ama ayrıntıları sevmeyeceğini biliyorum.”

Galatea’yı Keşfet

Mafya ve AşkBeni Terk EttinİşaretlenmişTatlı CazibeGeriye Kalanlar: John Baker’ın Hikayesi

En Yeni Yayınlar

Mafya ve Aşk Kitap 3Mafya ve Aşk Kitap 2Pierce Charming Akademisi 2: Yarı Tanrı Kralı Öpmek ve Diğer Kötü KararlarSorgulanmışMavi Buz Serisi 2: Mavi Buz'a Aşık Olmak

Okuma listeleri

Hepsini gör

Okuyucu topluluğumuzun derlediğ kitap koleksiyonları ile romantizmin dünyasına dalın.

OKUDUKLARIM

Yazar: Pharma

304 kitap

En çok sevdiğim kitaplar

Yazar: tyrion

46 kitap

Benim kitaplığım❤️❤️❤️

Yazar: vuslat hayal

228 kitap

The Best📚

Yazar: emlcrk

73 kitap

English

Yazar: Asliiturkiye

358 kitap

Türkçe

Yazar: Asliiturkiye

364 kitap

Okunan kitaplar

Yazar: mavi rota

395 kitap

Okudum

Yazar: urbeknt

287 kitap

Yeni okuyacağım kitaplar

178 kitap

Okumayı Planladığım

Yazar: Marmaletta

52 kitap

Kitaplarım

Yazar: burcudeniz

245 kitap

En güzel kitaplar

Yazar: Nermin

207 kitap

Zıt kutuplar 3

Yazar: sunny_dragonfruit_023

19 kitap

Love after 30? It’s just getting started❤️‍🔥

Yazar: Galatea Sophie

29 kitap

Books 3

Yazar: nimble_peach_114

6 kitap