
Nico'nun Beş Tonu 1. Kitap
Yazar
Rachael Stitchy
Okur
149K
Bölüm
31
Londra’da kış perişan ve soğuk geçer. İnsanın kemiklerine kadar işleyen o türden bir soğuk. Tam on yedi yıl, altı ay ve beş gündür, yani doğduğumdan beri burada yaşıyorum. Annemle birlikte Luton yakınlarındaki Dunstable'da, iki yatak odalı küçük, bitişik nizam bir evde oturuyoruz.
Bölüm 1
Londra'da kış iç karartıcı ve soğuktur. İnsanın iliklerine kadar işleyen o soğuklardan.
Hayatım boyunca, yani on yedi yıl, altı ay ve beş gündür burada yaşadım. Annemle birlikte Luton yakınlarındaki Dunstable'da, iki yatak odalı, bitişik nizam küçük bir evde yaşıyoruz.
Güzel ve sakin bir hayatım var. Ben öyle dışarı çıkıp içki ve ot içen ergenlerden değilim. Eve düzgün bir saatte gelir, annemi endişelendirmemeye çalışırım.
Babam ben dokuz yaşındayken gitti. Bir gün artık koca ya da baba olmak istemediğine karar verdi ve çekip gitti. Ama onu hâlâ özlüyor ve tekrar görmeyi çok istiyorum.
Çok sevdiğim arkadaşlarım var. Yeni ve biraz mesafeli bir erkek arkadaşım var. Ama mutluyum. Hayatım bir düzene oturdu. Hayat normal ve her şey tam da istediğim yönde ilerliyor.
Annem Daily Mail gazetesi için yazarlık yapıyor. Bir sonraki en büyük haberi yakalamak için epey seyahat eder. İşinde gerçekten iyidir. Yine de öyle gösterişli bir hayatımız yok. Zengin değiliz ama durumumuz iyi.
Ama ne yazık ki hepsi sona eriyor. Annem hayatta bir kez karşısına çıkacak bir iş teklifi aldı ve şimdi beni dünyanın öbür ucuna, New York'a sürüklüyor. Kızgın olduğumu söylemek isterdim ama aynı zamanda biraz da heyecanlıyım.
New York'taki bir kodaman, kendi dergisinde ona bir iş teklif etti. People Dergisi Amerika'da çok büyük bir olay. Annemin yazarlık becerileri epey talep görüyor. İşe bak sen.
İşle birlikte bir ev, bir araba ve bir yılın sonunda tam oturma izni veriyorlar. Dün gece oturup beş saatten fazla bu konuyu tartıştık ve ben onun bu kararını destekliyorum.
Zenginler ve varlıklılar için prestijli bir okul olan West Pacific Prep'e gideceğim. Bunu kime veya nasıl ayarlattılar emin değilim ama verdikleri eğitim hafife alınacak gibi değil.
Her şey toplandı ve büyük eşyalarımızın hepsi depoya kaldırıldı. Bir yıl sonra eğer orada kalmaya karar verirsek hepsi satılacak ve parası Teresa teyzeme gidecek.
Okulun bitmesine altı ay kalmışken yeni bir okula uyum sağlamak kolay olmayacak. Ama annem, gideceğim okulun on altı yaşından yirmi bir yaşına kadar öğrencileri kabul ettiğini, bu yüzden istersem orada kalmaya devam edebileceğimi söyleyerek beni rahatlattı.
Notlarım her zaman iyidir. Hep B+ alırım. Sosyal hizmet görevlisi olmak istiyorum. Kalıcı bir yuva bulmakta zorlanan ailelere ve çocuklara yardım etmek istiyorum.
O gece pek iyi uyuyamıyorum. Zihnim sürekli meşgul. Kafamda bir sürü senaryo dönüp duruyor. Ya beni sevmezlerse? Ya beni dışlarlarsa? Ya tanıştığım bütün kızlar tam birer sürtük çıkarsa?
“Tam da benim hissettiğim gibi görünüyorsun,” diyor annem. Elinde bir fincan kahveyle son bir saattir oturduğum masaya geliyor.
“İyi uyuyamadım,” diye homurdanıyorum.
“Ben de. Tüm bunların bir hata olduğuna dair şüphelerim var.”
Gözlerindeki endişeyi görebiliyorum.
“Böyle yapma. Bence her şey harika olacak.” Burada kimi ikna etmeye çalışıyorum ki?
Şüphe duymasından hoşlanmıyorum. Onun şüpheleri bende de şüphe uyandırıyor ve bizim şu an bunu kaldıracak lüksümüz yok. Gitmeye bu kadar yaklaşmışken asla.
Dün gece Misha ve Boo ile buluştum. Devlin gelmedi, bu hiç de şaşırtıcı değil. Hamburger yiyip dondurma yedik. Onlar ilkokuldan beri benim en yakın arkadaşlarım. Gideceğim için benim adıma hem heyecanlılar hem de üzgünler.
“Biliyorum,” diye iç çekiyor. “Sadece senin mutlu olmanı istiyorum. Senin için her şeyin en iyisini istiyorum. Tek istediğim bu.”
Ona yandan sarılıyorum ve başı omzuma düşüyor. “Zaten en iyisine sahibim. En iyi anneye sahibim çünkü sen varsın. Hiçbir zaman başka bir şeye ihtiyacım olmadı.” Omzunu sıkıyorum ve o da başıyla onaylıyor.
“Haklısın. Birbirimize sahip olduğumuz sürece bunu büyük bir macera olarak görebiliriz. Ben People Dergisi'nin yeni yüzü olarak, sen de Pacific Prep'in yeni Kraliçe Arısı olarak.”
Bu lafına gülüyorum. “Hemen heveslenme. Ben kraliçe arı falan değilim. O ponpon kız saçmalıklarını yapmam ya da futbol maçlarına gidip bir topun peşinden koşan çocuklara çığlık atmam.”
“Yapabilirdin. Yani, küçücük bir üniforma giyip ponpon sallamak o kadar kötü mü olurdu?”
İkimiz de gülüyoruz ve kendime bir kahve alıyorum.
“Evet, olurdu. Bana göre değil,” diye ekliyorum sonunda.
“Bence herkes İngiliz aksanına hayran kalacak,” diye mırıldanıyor düşünceli bir şekilde.
“Hiç sanmıyorum. Okullarına giden ilk İngiliz ben olmayacağım sonuçta,” diye dalga geçiyorum ve yerime oturuyorum.
“Tamam o zaman, güzelliğine büyülenecekler.” Göz kırpıp kahvesinden bir yudum alıyor.
Biraz daha sohbet ediyoruz, sonunda annem fincanlarımızı toplayıp kaldırıyor. Her şey çok kesinmiş gibi hissettiriyor ve bildiğim tek eve son bir kez bakıyorum.
Bir saat içinde havalimanına gitmek üzere yola çıkacağız. Bizi Teresa teyzem götürecek ve sonra annemin arabasını kendi garajında saklayacak. Odam boş görünüyor. Yatağım şimdi toplanmamış halde duruyor, yatağın üzerinde büyük beyaz bir örtü var.
Gelecek hafta evi boşaltacakları zaman nakliyecilerin başında Teresa duracak. Bu odada o kadar çok anım var ki. Bazıları güzel. Bazıları ise yürek burkan cinsten.
Araba yüklenip de içine bindiğimizde yanaklarımdan süzülen gözyaşlarına engel olamıyorum. Teresa bizi evden uzaklaştırırken annem ön koltuktan uzanıp elimi sıkıyor.
Havalimanı kalabalık ve gürültülü. Teresa ile duygusal bir şekilde vedalaşıp arabasıyla uzaklaşmasını izliyoruz. Annemle o kadar da yakın değiller ama ihtiyaç duyduklarında her zaman birbirlerinin yanında olurlar.
Check-in işlemlerini hallediyoruz, güvenlikten geçiyoruz ve bekliyoruz. Seyahat etmenin en kötü tarafının beklemek olduğunu düşünüyorum. Beni yanlış anlamayın. İnsanları izlemeyi severim. Ama bir saatten sonra sıkılıyorum, bu yüzden Kindle'ımı çıkarıp kurgusal bir dünyada kayboluyorum.
Uçuş on iki saat sürecek ve ben çoğunda uyumayı planlıyorum. Ben cam kenarında oturup uçak yükseldikçe bulutların incelmesini izlerken annem oldukça rahat görünüyor.
Biraz yemek yedikten sonra koltuğumu yatırıyorum ve huzursuz bir uykuya dalıyorum. Uçak sessiz ama insanların sürekli ayağa kalkıp ortalıkta dolaşması sinir bozucu.
Rüyamda yeni başlangıçlar görüyorum. Yeni yüzlerle tanıştığımı, güldüğümü ve mutlu olduğumu. Rüyamda bir çocukla tanışıyorum, hayır, bir adamla. Sarı saçları ve mavi gözleri dışında yüzünü göremiyorum. El ele yürüyoruz. Beni öpüyor. Birbirimize aşığız.
İrkilerek uyanıyorum. Kalbim yerinden çıkacakmış gibi atıyor. Hayatımda hiç bu kadar canlı bir rüya görmemiştim. Pilotun kısa süre içinde inişe geçeceğimizi anons etmesiyle düşüncelerimden sıyrılıyorum.
Annem bana gülümsüyor, ben de ona gülümsüyorum ve inmek için kemerlerimizi bağlıyoruz. Bu uçaktan inip yeni evimize gitmeye o kadar hazırım ki. Sadece bizim için her şeyin yolunda gitmesini umuyorum.








































