Galatea Logo
ListelerDestek
Kurt Adamlar ve Şekil Değiştiriciler
Mafya
Milyarder Romantik
Zorba romantizmi
Yavaş gelişen romantizm
Düşmandan Sevgiliye
Paranormal Romantik
Yetişkin Eşler
Spor hikayeleri
Üniversitede Geçen Kitaplar
İkinci Sans Hikâyeleri
Tüm Kategorileri Gör
App Store'da 4,6 puanlı
Hizmet ŞartlarıGizlilikBaskı
Galatea on FacebookGalatea on InstagramGalatea on TikTok
Cover image for Onun & Benim Serisi 1: Onurlandırmak Onun, Sahiplenmek Benim

Onun & Benim Serisi 1: Onurlandırmak Onun, Sahiplenmek Benim

Yazar
Nailynn
Okur
872K
Bölüm
71
Yazar
Nailynn
Okur
872K
Bölüm
71
🤑Milyarder💰Milyarder💍Görücü Usulü Evlilik🎭Dram🏙️Çağdaş

Nikâh masasında terk edildikten yalnızca saatler sonra Sofie Davies, hiç tanışmadığı bir milyardere "evet" der. Sofie için James Alexander Reed ile evlenmek tam bir çılgınlıktır. James için ise bu, asla elde edemeyeceğini düşündüğü ikinci bir şanstır. Onun nişanlandığını öğrendiği an arkasını dönüp gitmiştir; ancak bu kez gitmeye niyeti yoktur. Sofie kurdukları hayata güvenmeye başladığı sırada, tek bir sırrın her şeyi yerle bir edebileceğinden habersizdir.

Sonsuzluğa Bir Nefes Kala

SOFIE

Bugün benim düğün günümdü. Çocukken plastik taçlar gözüme düşerken yatak odamdaki aynaların karşısında provasını yaptığım o gün gelip çatmıştı.
Andrew bana evlenme teklif ettiğinden beri ilk kez, bir şeylerin ters gittiği düşüncesi aklımdan çıkmıyordu. Kendime durmamı ne kadar söylesem de bu histen kurtulamıyordum.
Güneş, kara bulutların ardına saklanarak New York'un üzerine doğdu. Büyük şehir yavaş yavaş uyanmaya başlıyordu. Kilise, uzun cam binaların arasında bizi bekliyordu. Kilisenin taş basamakları, yıllarca kullanıldığı için pürüzsüzleşmişti.
İçeride, renkli camlardan süzülen ışıklar ahşap sıraların üzerine düşüyordu. Ben de tam o ışıkların ortasında duruyordum. Sonsuzluğa sadece bir nefes kalmıştı.
Claire yanımda durmuş, makyaj fırçasını yanağımda gezdiriyordu. İkimiz de tek kelime etmiyorduk. Duyulan tek ses, fırçanın tenimdeki düzenli hareketiydi.
Annemin inci kolyesine uzandım. Parmaklarım kolyenin klipsini buldu. Gözümden bir damla yaş süzülmeden hemen önce dudaklarımda küçük bir tebessüm belirdi.
Onun gelinliğiyle kendi etrafımda dönüşümü hatırladım. Her dönüşümde inciler birbirine çarpıp ses çıkarıyordu. Kollarını bana sarmış, sanki o sarılışla tüm dünyayı bir arada tutmuştu.
Keşke annem de burada olsaydı.
Gelinlik tenimi sardı. Fildişi rengi dantel ve saten kumaş üzerime tam oturmuştu. Sanki yıllardır beni bekliyor gibiydi.
Claire duvağımı düzeltti. “Çok güzel görünüyorsun.”
Aynada göz göze geldik. Gözleri parlıyordu, ağlamamak için kendini zor tutuyordu.
“Hep onlarınki gibi bir evliliğim olsun istemiştim,” dedim. Parmaklarımla boynumdaki incilerle oynuyordum. Sesim titredi ama konuşmaya devam ettim. “Onlar tam da olmak istediğim gibiydiler. Ben de şimdi aynı tarihte kendi yolculuğuma başlıyorum.”
Bir an duraksadım. “Beni gerçekten anlayan, ne olursa olsun beni sonuna kadar seven biriyle bir aile kurmak istiyorum. Gerçek bir şey istiyorum,” dedim. Sesim düğümlenmişti. “Hayat zorlaştığında bile ayakta kalacak bir şey.”
Claire elimi usulca sıktı. “Seninle çok gurur duyarlardı.”
Başımı salladım. Boğazım düğüm düğümdü.
Kendimi bildim bileli Claire benim en yakın dostumdu. Gece yarısı elinde yemek ve kötü filmlerle yanıma gelen oydu. Banyo zemininde benimle oturup ağlamamı hiç yadırgamayan da oydu. O benim hayattaki en büyük dayanağımdı.
Karnımda gergin bir heyecan hissettim. Gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım.
Claire başını hafifçe yana eğdi. Aynada beni her zamanki gibi dikkatle süzdü.
“İyi misin?” diye sordu nazikçe. “Yani, gerçekten iyi misin?”
İster istemez gülümsedim. “Tabii ki. Sadece düğün heyecanı işte.”
İkna olmuş gibi görünmüyordu ama daha fazla üstelemedi. Gözlerimi ellerime indirdim ve parmağımdaki nişan yüzüğüyle oynamaya başladım.
“Andrew dün gece aramadı.”
Claire’in elleri durakladı.
“Arayacağını söylemişti,” diye ekledim. “Sonunda onu ben aradım ama çok meşgul olduğunu söyledi. Tez düzeltmeleri falan varmış ve son dakika stresi yaşıyormuş.”
Aynada gözleri benimkilerle buluştu.
“Önemli değil,” dedim. Kelimeler artık ağzımdan daha hızlı dökülüyordu. “Eminim sadece yorulmuştur. Bunalınca nasıl olduğunu biliyorsun.”
Hafifçe güldüm. “Doğrusu, onun yerinde olsam muhtemelen ben de aynı durumda olurdum.”
Claire’in dudakları ince bir çizgi halini aldı. “Bu duruma canın sıkıldı mı?”
Gerçek cevap içimde büyüyüp göğsümü daralttı. Evet, sıkılmıştı. O sessizlik o kadar uzun sürmüştü ki, telefonuma bakıp sadece biraz daha fazla ilgi istediğim için neden kendimi bu kadar değersiz hissettiğimi düşünmüştüm.
Çok fazla şey istemediğinizde sevginin daha uzun süre kaldığını erken yaşta öğrenmiştim. Sessizce istemek daha güvenliydi. Bu yüzden isteklerimi küçülttüm ve kendime daha az şeye ihtiyaç duymanın güçlü olmakla aynı şey olduğunu söyledim.
Andrew her zaman hayal ettiğim gibi davranmasa da, hep yanımdaydı. Önemli olan da buydu.
“Hayır,” dedim. “Hiçbir şey yok. Önemli olan bugünün gelmiş olması.”
Aynada gözlerimi ondan ayırmadım.
Bir an sonra başını salladı. “Peki.”
Omuzlarım gevşedi ve göğsümdeki o sıkışma hissi biraz olsun hafifledi. Eğer Claire endişelenmiyorsa, benim de endişelenmeme gerek yoktu.
Dikkatimi tekrar aynadaki yansımama verdim. Yüz ifademi daha kendinden emin ve neşeli bir hale soktum.
Derin bir nefes alarak güldüm. “Andrew hazır mı diye bakar mısın? Birden çok heyecanlandım.”
Hafifçe gülümseyerek başını salladı. “Elbette.”
Kapı arkasından sessizce kapandı. Odada yeniden yalnız kaldığımda, kendi kurduğum o düzene sığındım. Bugünün her dakikası planlanmıştı ama yine de sessizlik beni sararken içime bir huzursuzluk sızdı.
Sessizlikte kalp atışlarımı duyabiliyordum. Ellerim terlemişti. Onları gelinliğime sürttüm. Dantel katmanları sanki üstüme üstüme geliyordu.
“Sakin ol. Sadece gerginlik. Bu çok normal,” dedim kendi kendime.
Sessizlik azalmıyor, aksine daha da üzerime geliyordu. Karnımın alt kısmında hafif bir titreme hissettim. Bu, asla göz ardı etmemeyi öğrendiğim bir uyarıydı.
Saate baktım. Claire’in şimdiye kadar dönmüş olması gerekirdi.
Ayağa kalktım. Gelinliğim o ağır sessizliğin içinde hışırdayarak ses çıkardı. Kapıya doğru yürüdüm. Sadece dışarıya bakabileceğim kadar araladım.
Koridor boştu. Uzun ve loştu. Renkli camlar, cilalı zeminlere soluk renkler saçıyordu. Yakınlarda hiç ayak sesi yoktu, sadece kapıların ardında çalan müziğin alçak uğultusu duyuluyordu.
Camın ardında, kara bulutlar şehrin üzerine çökmüştü ve yağmur usulca yağmaya başlamıştı.
Bekledim, yine de ses yoktu.
Sırtımdan aşağı bir ürperti indi. Kapıyı kapattım ve bir saniyeliğine alnımı kapıya dayayıp kendimi nefes almaya zorladım.
Topla kendini.
Odaya dönüp volta atmaya başladım. Bir adım, sonra bir adım daha. Eteğim her dönüşümde savruluyor, bacaklarıma sürtünüyordu.
Neden her şey bu kadar uzun sürüyordu?
Avuçlarımı birbirine sürttüm, sonra tekrar gelinliğimin önünü düzelttim. Düşüncelerim birbirine karışmış, cevabı olmayan aynı soruların etrafında dönüp duruyordu.
Belki bir şeye takılıp kalmıştı ya da Andrew gecikiyordu.
Ama sessizlik aksini söylüyordu.
Kalbim daha hızlı atmaya başladı. Oda birkaç dakika öncesine göre daha da küçülmüş gibi hissettiriyordu. Aynanın karşısına geçtim ama kendime bir kez daha bakamayıp başımı çevirdim.
Kapı kolu döndü ve öylece kalakaldım.
Kapı açıldı ve Claire içeri adım attı. Onun yüzündeki ifadeyi görmemle her şey durdu.
Gözlerinin etrafı kızarmış ve şişmişti. Dudakları aralandı, sonra sanki söyleyecek kelime bulamıyormuş gibi tekrar birbirine bastırdı.
Midem kasıldı.
“Claire,” dedim usulca. “Ne oldu? Andrew iyi mi?”
Kapıyı arkasından kapattı, kilit sesi odada yankılandı. Hemen cevap vermedi. Yaşlarla dolu, cam gibi gözlerini benimkilere dikti. O daha konuşmadan, içimdeki bir his ne olduğunu çoktan anlamıştı.
Kanım dondu.
“Claire,” dedim tekrar. Sesim bir tuhaftı, sanki başkasına aitmiş gibi çıkıyordu.
“Mark ile konuştum,” dedi sessizce. “Andrew onu aramış.”
“Sofie,” dedi ve yutkundu. “O gelmeyecek.”
Dizlerimin bağı çözüldü ve sertçe yere yığıldım. Nefesim tamamen kesilmişti. Gelinliğime sıkıca tutundum. Sonunda içimdeki her şey yıkılırken göğsümden acı dolu, kırık dökük bir ses koptu.
Yanıma, yere çöktü ve kollarını bana sardı. Bedenim sarsılırken beni sımsıkı tuttu. Hıçkırıklara boğulmuştum. Ne konuşabiliyor ne de nefes alabiliyordum.
Bir zamanlar bana huzur veren gelin buketimdeki gül kokusu artık midemi bulandırıyordu. Zarif dantel tenimi tırmalıyor, her bir iplik bugünün nasıl paramparça olduğunu bana hatırlatıyordu.
Hayal ettiğim her şey; bu gün, tören, evlilik yeminleri ve sonraki hayatımız... Hepsi paramparça olmuştu. İçimin bir köşesi aslında hep bunu beklemişti. İşin zalimliğini ya da insanların önünde küçük düşmeyi değil, sadece yeterli olmadığımın yüzüme vurulmasını beklemiştim.
Onların yüzlerini, bana şimdi nasıl bakacaklarını gözümde canlandırdıkça boynumdan yukarı bir sıcaklık yayıldı. Beni sevmesi gereken adamın, benimle bir ömür geçirme fikrine şöyle bir bakıp arkasını dönüp gittiğini herkes bilecekti.
Bu duvarların ardında bir yerlerde müzik hala çalıyordu. Misafirler hala oturmuş, bekliyorlardı.
Ne kadar ağladım bilmiyorum. Dakikalar uzadı ve birbirine karıştı. Bir noktadan sonra vücudumun titremesi durdu. Gözyaşlarım dinmemişti ama yavaşlamıştı.
Orada öylece, gelinliğim altımda buruşmuş bir halde iki büklüm yatıyordum. Kederden bütün vücudum ağrıyordu.
Claire uzanıp bir saç tutamını kulağımın arkasına itti.
“Misafirler için Mark'a yardım etmeye gideceğim,” diye fısıldadı. Sesi titriyordu ama kendini dik tutmaya çalışıyordu.
“Hemen döneceğim.”
Omzumu usulca sıktı, sonra ayağa kalktı. Bir an duraksadı ve odadan sessizce çıktı.
Kılımı kıpırdatamıyordum. Bugünün ağırlığı üzerime çökmüştü. Bugün sadece benim günüm değildi, annemle babamın evlilik yıl dönümüydü.
Onlar gerçek bir şey inşa etmişlerdi. Artık onlardan başka kimsede var olduğuna inanmadığım türden bir aşktı bu. Bu sadece benim başlangıcım olmayacaktı; onlarınkinin bir devamı olması gerekiyordu.
Kendi evlilik yeminimi onların yıl dönümünde edersem, o iyiliğin birazının beni de bulacağını, onların aşkının benimkini de kutsayacağını düşünmüştüm. Bana da iyi bir şey olacağının kanıtı olarak bu tarihe tutunmuştum.
Şimdi o da elimden alınmış gibi hissediyordum.
Andrew'un benimle bir gelecek istemediğini bilen misafirlerin fısıldaştığını düşünmek midemi düğümledi. Beni bu halde görmelerine izin veremezdim. Hepsi yeterli olmadığımı bilecekti.
Yerden doğrulurken bacaklarım titriyordu. Ellerim titreyerek duvağı başımdan çekip çıkardım. Saçlarım omuzlarıma dökülürken tokalar saç derime battı.
Kapıyı açıp koridora çıktım.
Sol tarafta tören salonunun çift kanatlı kapıları vardı. Orası müzik, beklenti ve başlaması gereken yeni bir hayatla doluydu. Sağ tarafta ise hiçbir yere ve her yere çıkan çıkış kapısı duruyordu.
İkisinin arasında durdum. Nefes alışım sığlaşmıştı, kalbim hızla çarpıyordu.
Tören salonu sadece çoktan bozulmuş bir sözün yankısını sunuyordu. Çıkış kapısı ise hiçbir şey vaat etmiyordu ama en azından benimdi.
Arkamı döndüm. Artık burada benim için hiçbir şey kalmamıştı.
Kapıları çekip açtım ve kendimi yağmurun altına attım.

Discover Galatea

Unplanned Serisi 4. Kitap: Beklenmedik KıvılcımKışın Laneti Evreninden: İlk KurtSınırı GeçmekOnunla Yarışmak, Onu MahvetmekLillith

En Yeni Yayınlar

Şeytanın Gülü 2: Prangalı AşkKanadı Kırık Kuşlar 3: Sonsuza Dek KırıkYaz Ayı 1. Kitap: Alfanın EşiKana ve Kadere BağlıKızışan Arzular

Okuma listeleri

Hepsini gör

Okuyucu topluluğumuzun derlediğ kitap koleksiyonları ile romantizmin dünyasına dalın.

Ceo

by Anamenya

48 kitap

Kitaplarım

by burcudeniz

245 kitap

OKUDUKLARIM

by Pharma

303 kitap

Türkçe

by Asliiturkiye

352 kitap

Okudum

by urbeknt

289 kitap

Okunan kitaplar

by mavi rota

398 kitap

Benim kitaplığım❤️❤️❤️

by vuslat hayal

231 kitap

Zıt kutuplar 3

by sunny_dragonfruit_023

19 kitap

Iyilik A.Ş

by Kynta

10 kitap

Alfa serisi

by yasemin175

23 kitap

2. Kitap Bekleniyor

by Elf

14 kitap

🌕Moon Goddess🌙

by Moon Goddess

65 kitap

D.- Devam ettiklerim

by Hygge

21 kitap

En güzel kitaplar

by Nermin

208 kitap

Beğendiklerimden

by Hygge

29 kitap