Galatea Logo
ListelerDestek
Kurt Adamlar ve Şekil Değiştiriciler
Mafya
Milyarder Romantik
Zorba romantizmi
Yavaş gelişen romantizm
Düşmandan Sevgiliye
Paranormal Romantik
Yetişkin Eşler
Spor hikayeleri
Üniversitede Geçen Kitaplar
İkinci Sans Hikâyeleri
Tüm Kategorileri Gör
App Store'da 4,6 puanlı
Hizmet ŞartlarıGizlilikBaskı
Galatea on FacebookGalatea on InstagramGalatea on TikTok
Cover image for Sınırı Geçmek

Sınırı Geçmek

Yazar
CAROLE73
Okur
706K
Bölüm
52
Yazar
CAROLE73
Okur
706K
Bölüm
52
🏈Spor Hikâyeleri🏃🏿‍♂️Sporcular🏙️Çağdaş💕Romantik

Dişli bir siyaset muhabiri olan April, spordan nefret eder. Quebec Gladiators'ın kibirli kaptanı Samuel Bardan ise sadece buz için yaşamaktadır. April, onun takımı hakkında haber yapmak zorunda kaldığında, aralarındaki çekim anında ve patlayıcı olur. Çalınmış bir öpücük ve Olimpiyat Oyunları'nın baskısı arasında, tutku dolu bir gece her şeyi değiştirir. Ancak Samuel'in koçu, April'ı yıkıcı bir dikkat dağınıklığı olarak görmektedir. Samuel'in hayalini korumak için April ağır bir sırla çekip gider: Samuel'in çocuğunu taşımaktadır. Beş ay sonra Samuel şöhretinin zirvesine ulaşırken, en büyük zaferinin kendisini buz pistinin dışında beklediğini keşfedecek midir?

İlk Görev

APRIL

Benim adım April ve eskiden bir siyaset muhabiriydim. Sonra çalıştığım yerel gazete kapandı ve yepyeni bir alanda kendime baştan bir yol çizmem gerekti: spor.
Bu sabah, büyük patron Nicolas ile ilk ekip toplantım var. İş görüşmem sırasında biraz gergin, biraz da baskıcı görünüyordu ama ben bunu fark etmemiş gibi davrandım. Kırklarında olmalı ve her zaman kötü bir şeye hazırlanıyormuş gibi bir hali var.
O kadar dik ve kaskatı bir duruşu var ki, sanki dünyanın onunla kişisel bir derdi var.
Uzun toplantı masasına oturuyorum. Yeni iş arkadaşlarım beni açık bir merakla izliyor. Onlara bakmamaya çalışıyorum ama gözlerini üzerimde hissedebiliyorum. Belki beni yargılıyorlar ya da sadece ekibe ne katacağımı merak ediyorlar. Sonunda büyük patron içeri giriyor.
Oturup toplantıya başlamadan önce herkese hızlı, neredeyse robot gibi bir gülümseme atıyor.
“Ekibimizin yeni üyesiyle sizi tanıştırmak istiyorum. Yeni spor muhabirimiz April Curtis. New York'a taşınan Andy'nin yerine geçecek.”
Odaya ağır bir sessizlik çöküyor ve içimi bir huzursuzluk kaplıyor. Sonra içlerinden biri, gür sakallı bir adam, neredeyse alay edercesine yavaşça alkışlıyor.
“Zavallıca. Spor bölümü için bir kadın... Bundan daha iyisini bulamadın mı, Nick?” diyor pis bir sırıtışla.
Kalbim hızla çarpıyor ama yüz ifademi hiç bozmuyorum. Nicolas, sanki bunu bekliyormuş gibi başını hızla ona çeviriyor.
“Çeneni kapa, Baltazar. O fazlasıyla donanımlı. Özgeçmişini okudum ve kusursuz.” Sonra bana dönüyor. “Daha önce hangi konularda yazıyordun?”
Yutkunuyorum ama sesim kararlı ve gururlu çıkıyor. “Siyaset.”
Baltazar yüksek sesle, küçümseyici bir kahkaha atıyor. Ancak Nicolas onun bu kabalığına izin vermiyor.
“Evet, siyaset ya da spor. İkisi de aynı şey. Her zaman bir kazanan ve bir kaybeden vardır,” diyor kuru bir gülümsemeyle. Sanki bu iğneleyici sözü kendi şakasına çeviriyor.
Ben ve Baltazar hariç herkes zoraki bir kahkaha atıyor. Sorun değil. Onu zaten sevmedim. Hiçbir şey de bunu değiştiremez.
Ben kin tutan biriyimdir. Bu hayatta nefret ettiğim iki şey var: aptallar ve spor.
Bu yüzden gazetenin “spor muhabiri” olmayı kabul ettiğimde pek de havalara uçmamıştım. Ama dedikleri gibi, karnınızı doyurmak ve faturaları ödemek zorundasınız. Bu da bulduğum ilk işti.
Aptallara gelince, tam karşımda zaten bir tane oturuyor. İçimden bir ses spor dünyasının böyleleriyle dolu olduğunu söylüyor. Laf nasıldı? Bütün güç kaslarda, kafanın içi bomboş.
Nicolas kravatını gevşetiyor ve gömleğinin en üst düğmesini açıyor, sanki oda ona bir anda çok sıcak gelmiş gibi. Bu sırada masada elden ele bir kahve demliği dolaşıyor. Sıra bana geldiğinde kendime koca bir kupa dolduruyorum. Buna ihtiyacım var. Özellikle de ilk günümü düşünmekten dün gece neredeyse hiç uyuyamadıktan sonra.
Derin bir nefes alıp bir yudum içiyorum. Kahvenin tadı iğrenç... Her neyse.
Birden herkesin bana baktığını fark ediyorum. Bir şeyi kaçırdım. Dinlemiyordum, kahvem dikkatimi çok dağıtmıştı.
“Eee?” diyor Nicolas.
“Eesi ne?”
“Şehre gelecek büyük spor etkinliği hakkında bir şey biliyor musun diye soruyordum.”
“Futbol mu?” diye tamamen sallıyorum. Hiçbir fikrim yok. Sporla pek ilgilenmiyorum.
İç çekiyor ve tabii ki cevabı veren aptal Baltazar oluyor.
“Hokey! Biz hokey şehrindeyiz!”
“Hokey. Ve sen hemen gidip takımın bir numaralı oyuncusu Samuel Bardan ile bir görüşme ayarlayacaksın.”
Adını not alıyorum ve aptal gibi gülümsüyorum.
“En azından onun kim olduğunu biliyor musun?”
“Evet, tabii ki.” O kadar kolay yalan söylüyorum ki bu beni bile şaşırtıyor. Daha sonra internetten ona bakarım.
“Amacımız bir röportaj ve tüm takım hakkında özel bir sayı hazırlamak,” diyor Nicolas bana.
Başımı sallıyorum. Kendi kendime bunun beklediğimden çok daha karmaşık olacağını söylüyorum. Derin bir nefes alıyorum. Mideme kramplar girse bile sakin kalmak için kendimi zorluyorum.
Samuel Bardan ile bir röportaj... Bunu kesinlikle beklemiyordum. Ve şimdi gerçekten de hakkında hiçbir şey bilmediğim bir dünyaya dalmam gerekiyor.
Nicolas bir an bana bakıyor. Sonra ellerini masada kenetleyerek öne doğru eğiliyor.
“Hokeyi biliyorsun April ama mesele sadece kimin gol attığı değil. Bu bambaşka bir evren. Hiç tam bir maç izledin mi? İnsanların neden ellerinde sopalar ve ayaklarında patenler olan adamlar için çıldırdığını biliyor musun?”
Soruları karşısında köşeye sıkışmış hissediyorum. Doğru kelimeleri arıyorum ve cevap vermeden önce tereddüt ediyorum.
“Temel kuralları biliyorum ama sana yalan söylemeyeceğim, Nicolas. Bu sporu hiçbir zaman gerçekten takip etmedim.”
Sessizlik. Nicolas bana bakıyor, sonra bunu düşünüyormuş gibi başını sallıyor.
“Duymak istediğim de buydu. Gerçekler. Ama bu, işin içine dalman gerektiği anlamına geliyor, April. Sahaya inmelisin. Ellerini kirletmelisin. Bu Samuel Bardan sadece bir oyuncu değil, o takımın yüzü. Röportajı kusursuz olmalı. Doğaçlama yapamazsın.
“Ona elbette kariyerini soracaksın ama takımdaki rolünü de sorman gerek. Neden bu kadar önemli olduğunu sormalısın. Herkesin neden onu takip ettiğini, neden her şeyin onun omuzlarında olduğunu anlaman gerekiyor. Onu kişisel dertleri ve diğer oyuncularla olan ilişkileri hakkında konuşmaya zorlamalısın.
“Sen oraya derine inmek için gidiyorsun, onu övmek için değil.”
Ben hala tüm bunları sindirmeye çalışırken o konuşmaya devam ediyor.
“Cevaplarına dikkat et, April. Hiçbir şeyin gözünden kaçmasına izin verme. Bu bir dönüm noktası olabilir. Eğer onu daha kişisel konularda konuşturabilirsen, turnayı gözünden vururuz.”
Susuyor, beni bir süre süzüyor ve sonra koltuğunda dikleşiyor.
“Daha sonra daha geniş bir hikaye yazmaya başlamalısın. Sadece Samuel değil. Tüm takım. Onları ne bir araya getiriyor, ne ayırıyor. Neden başarılı oluyorlar ya da olamıyorlar. İnsanların dikkatini çekecek bir şey yazmalısın, anlıyor musun?”
Kendimi giderek daha kaybolmuş hissediyorum ama başka seçeneğim yok. “Evet, elbette.”
Derin bir nefes almadan önce o soğuk ve keskin gözleriyle bana uzun uzun bakıyor.
“Bu sadece bir röportaj değil, April. Bu bir araştırma. Bir görev. Bitirmek ve yayınlamak için bir ayın var. Bir ay. Ve bunu batırma gibi bir lüksün yok.”
Söylediği her kelime bana tonlarca ağırlıktaymış gibi geliyor. Bir ay. Koca bir sporu, bir takımı ve bir oyuncuyu anlamak için sadece bir ayım var.
Bu çok korkutucu. Ancak başarısız olamam. Ayağa kalkıyor, bana son bir kez bakıyor ve sesi daha da sertleşiyor.
“Hazırlan. Ve en önemlisi şunu unutma, artık bu ekibin bir parçasısın. Pes etmek gibi bir seçeneğin yok.”
Ben daha tek bir kelime bile edemeden, o çoktan kapıya doğru yöneliyor. Öylece donakaldım, bana az önce yüklediği her şeyi sindirmeye çalışıyorum.
Bu röportaj, bu görev... Nereden başlayacağımı bile bilmiyorum. Neredeyse yüzüme baka baka gülen ve başını iki yana sallayan şu meşhur Baltazar'a bir göz atıyorum. Ona aptal derken son derece ciddiyim.
Yanımdaki kadın gülümsüyor. “Merhaba, ben Sheila. Moda ve güzellik bölümündenim.”
“Ben de April...”
“Spor bölümü,” diyerek lafımı tamamlıyor, sanki benimle alay ediyor. Gözleri kahve kupama kayıyor. “Tadı iğrençtir. Kendisi biraz pintidir. Çok ama çok cimri ama aynı zamanda çok ama çok talepkar bir patronumuz var. Üzerinde baskı kurmak istemem ama işi astığını düşünürse seni gözünü kırpmadan kovar.”
“İşi asmak gibi bir niyetim yok.”
“Eh, bu iyi bir şey, çünkü pek de hevesli görünmüyorsun.”
“Ama öyleyim.”
“Gerçekten mi?”
Ayağa kalkıyor ve Baltazar'a sinirlerimi bozan küçük bir gülümseme atarak dışarı çıkıyor. Kahveyi tek dikişte bitiriyorum. Her ne kadar acı olsa da en azından beni uyandırmalı.
Sonra ofisime geri dönüyorum. Yani... ofis demek biraz abartı olur. Burası dönüştürülmüş bir temizlik dolabı. Ancak önemli olan tek başıma olmam ve etrafta dikkatimi dağıtacak kimsenin bulunmaması.
Bilgisayarımı açıyorum ve o ismi yazıyorum: Samuel Bardan. Onun hakkında bulabildiğim her şeyi araştıracağım ve sonra bu lanet röportaj için ona nasıl ulaşacağımı bulacağım.

Discover Galatea

Yıldızlararası Esaret 2: TutulmaSıcak Bir İtalyan Yazında Nasıl Hayatta KalınırBlack Wolf Falls 2. KitapAteşi ÖğretClementine

En Yeni Yayınlar

Aşkımız Karanlıkta Atış Yapmak GibiKaçamakKızışan ArzularEvet, Bay Knight. Kitap 4: İkinci BölümEvet, Bay Knight. Kitap 4: Birinci Bölüm

Okuma listeleri

Hepsini gör

Okuyucu topluluğumuzun derlediğ kitap koleksiyonları ile romantizmin dünyasına dalın.

Zıt kutuplar 3

by sunny_dragonfruit_023

19 kitap

Türkçe

by Asliiturkiye

352 kitap

Iyilik A.Ş

by Kynta

10 kitap

Alfa serisi

by yasemin175

23 kitap

2. Kitap Bekleniyor

by Elf

14 kitap

🌕Moon Goddess🌙

by Moon Goddess

65 kitap

Okudum

by urbeknt

289 kitap

OKUDUKLARIM

by Pharma

298 kitap

D.- Devam ettiklerim

by Hygge

21 kitap

Ceo

by Anamenya

45 kitap

En güzel kitaplar

by Nermin

208 kitap

Beğendiklerimden

by Hygge

29 kitap

En çok sevdiğim kitaplar

by tyrion

46 kitap

Severek okuduklarım

by Hygge

17 kitap

Yeni okuma önerileri

by Hygge

8 kitap