
Alfa'nın Cezası Kitap 3
Yazar
B. Luna
Okur
15,4K
Bölüm
25
Güçlü ve bağımsız bir alfa dişi olan Artemis, sürüsünün bölgesinin sınırında yaralı, siyah renkli bir kurt bulduğunda hayatının altüst olduğunu fark eder. Onun kaderindeki eşi olduğunu anlayan Artemis, onu yanına alır; ancak bu durum, sürüsünü ve kalbini tehdit eden bir tehlike ve sır ağıyla karşılaşmasına neden olur. Artemis, koruyucu ve sevgili olarak yeni rolünü üstlenirken, kendi korkularıyla ve ikisini de avlayan karanlık güçlerle yüzleşmek zorundadır.
Dişi Alfanın Kalbi
Artemis
"Sadece deri. Diş yok."
Babam yüzüme fazla ileri gitme der gibi bakıyor ama o zaman ne eğlencesi kalır ki?
Önümdeki aşırı gururla erkeğe bakıp pis pis sırıtıyorum ve köpek dişlerimi görmesine yetecek kadar uzatıyorum.
Gözleri fal taşı gibi açılıyor ve o an bir hata yaptığını anlıyor.
Bir erkek ya da herhangi biri tarafından meydan okunmayalı uzun zaman oldu, ama genç bir alfanın egosunun başını nasıl çabucak belaya sokabileceğini biliyorum bu yüzden bunu ona karşı kullanmayacağım.
Ama kurdum bu kadar bağışlayıcı olmayabilir.
Bu genç alfa adayı kapsamlı bir eğitim almasını isteyen babası tarafından birkaç hafta önce buraya yollandı ve kendisine böyle cahilce hareketler yaptıracak kadar testosteron yüklü.
Eğitim sırasında onu alt edip durmama sinirlenmesinden eninde sonunda bana meydan okuyacağını anlamıştım.
Ama hayatım boyunca bunun için eğitildiğimin henüz farkında değil.
Arkamda bir yerlerden "Pes edebilirsin artık," diyen Jackson'ın sesini duyuyorum.
"Kendini tüm bu insanların önünde kıçının tekmelenmesi utancından kurtar."
Genç alfanın yüzü kıpkırmızı oluyor ve gözbebekleri gözleri tamamen siyah olana kadar büyüyor. Yapılan saygısızlığa öfkeyle hırlayıp tekrar hücuma geçiyor.
Tam yüzüme sağlam bir yumruk geçirecekken önünden çekiliyorum ve karşılık olarak boğazına keskin ve hızlı bir yumruk atıyorum.
Bu onu hazırlıksız yakalamaya yetiyor ve kendini toplamaya çalışırken geniş omuzlarına atlayıp bacaklarımı hızlıca boynuna doluyorum.
Tüm ağırlığımı geriye verince benimle birlikte sırtüstü düşüyor ve nefesimizi kesecek kadar sert bir şekilde yere çarpıyoruz.
Neyse ki bacaklarımı boynunun etrafında tutmayı başarıyorum ve boğazını sertçe sıkıyorum.
Çılgınca debelenmeye başlayana kadar sıkıyorum. Nefessiz kalınca bacaklarımı tutup boynundan çekmeye çalışıyor.
Çırpınmaya devam ediyor ama bir süre sonra bilincini kaybetmeye başlıyor.
Babam "Yeter Artemis!" diye bağırıyor ama durmuyorum. Bu erkeğin tek yapması gereken pes edip yenilgiyi kabul etmek.
"Bu kadar yeter dedim!" diye kükrüyor babam ve beni rakibimin altından çekiyor.
Boğazımdan yüksek bir hırıltı kopuyor, kurdum istediğini alamadığı için çok kızgın ama babamın ses tonu geri çekilmeme yetiyor.
"Tamam, bugünlük bu kadar eğlence yeter. Tüm savaşçılarım yeni emirlerimi almak için yirmi dakika içinde ofisimde olsun.
Ve sürü evine gitmeden önce bana dönüp sert bir bakış atıyor.
Az önce dövüştüğüm erkeğe dönüyorum ve yerden kalktığında hırlıyorum ama bir şey dememe fırsat kalmadan homurdanarak gidiyor.
Biraz soluklanıp derin bir nefes alıyorum ve tam babamın peşinden gitmek üzereyken biri beni dürtüyor.
Jackson adımlarıma ayak uyduruyor ve "Öğleden sonra iyi bir dövüş izlemeye bayılırım," diye kıkırdıyor.
Jackson, ikiz kardeşim Raiden dışındaki en yakın ve en eski dostum. Babası Toby babamın betası olduğu için birlikte büyüdük.
"Adamın sayende erekte olduğuna eminim," diye gülünce göğsüne bir dirsek atıyorum.
"Iyy. Hiç tipim değil, J."
"Tabii, tabii," diyor. "Yine de şunu söyleyeyim, seninle ancak çok güçlü bir erkek baş edebilir. Eğer bir gün gerçek eşini bulacak kadar şanslı olursan bahse girerim çok belalı bir tip olur."
"Onu muhtemelen asla bulamayacak olmam iyi bir şey o zaman," diyorum ve gülerek beni itiyor.
"Bu tavırlarla zaten bulamazsın."
Gözlerimi devirip dudak büküyorum ve yürümeye devam ediyoruz. Eşimi bulmak şu an düşüneceğim son şey. Hatta, onu hiç bulmasam muhtemelen herkes için daha iyi olur.
Büyük olasılıkla bencil alfanın teki olur ve asla yürümeyeceği belli olan bir ilişkiyle vakit kaybetmek ilgimi çekmiyor.
Kimseye öyle kolayca teslim olacak biri değilim. Hele çoğu alfanın yaptığı gibi beni sahiplenmeye çalışacak bir dallamaya asla.
İlgimi çeken tek şey sürümün sahip olabileceği en iyi lider olmak ve bunun için de bir eşe ihtiyacım yok.
Sonunda babamın ofisine varıyoruz ve arka tarafa geçip emirlerini bitirmesini bekliyoruz.
"Raiden'ın birkaç hafta içinde yeni eşiyle eve geleceğini duydum," diye fısıldıyor Jackson. "Onu göreceğim için çok mutluyum."
"Ben de," diye cevap veriyorum sessizce. "Onu çok özledim."
Babam konuşmamızı bölerek "Bu gece güney sınırında nöbet tutacaksın, Stone," diyor.
"Ne?" diye soruyorum onu yanlış duyduğumu umarak.
Tipik baba bakışlarından birini atınca gözlerimi yere indiriyorum.
"Evet, Alfa," diyorum.
"Herkes emirlerimi aldığına göre dağılabilirsiniz," deyip sandalyesine yaslanıyor ve yüzünü sıvazlıyor. "Sen hariç, Artemis."
Ofisteki kalabalık hızlıca dağılıyor ve Jackson bir tel saçımı çekerek "Sonra görüşürüz," diyor. "Bana ihtiyacın olursa telepati yap."
Sessizce başımı salladıktan sonra babamın masasına gidiyorum.
"Sen başlamadan önce şunu söyleyeyim baba, o kurt bana meydan okudu ve sen de benim kadar iyi biliyorsun ki kurtlarımız yenilgiyi kabul etmeden kavgayı sonlandıramazlar."
"Onu öldürebilirdin, Artemis. Babası eve tek parça halinde dönmesini umuyor."
"Kurdunun boyun eğilmeye ihtiyacı olduğunu biliyorum ama bir gün alfalık görevini devralacaksan kendini kontrol etmeyi öğrenmelisin. İnsanlar ölünce yenilgiyi kabul etme şansları olmaz ve burada böyle yapmadığımızı biliyorsun."
Hayal kırıklığıyla başımı öne eğiyorum ve sessiz kalarak haklı olduğunu kabul ediyorum. Bunu söylemekten gurur duymuyorum ama daha öğrenmem gereken çok şey var.
Pek çok açıdan, omzumda bir alfa dişisi mührü taşıyormuş gibi hissediyorum bu yüzden hep kendimi kanıtlama ihtiyacı duyuyorum.
Ancak, kimsenin beni ezmesine izin veremem ve bir meydan okuma görürsem geri adım atmam.
Babam tekrar konuşmadan önce uzun bir süre sessiz kalıyoruz. "Sanırım bu hareketi annenden öğrendin?"
Yüzüne bakınca sırıttığını görüyorum.
"Başka nereden öğrenmiş olabilirim ki? Sen böyle hareketler bilmiyorsun," diye dalga geçiyorum.
Kıkır kıkır gülüyor ve derin düşüncelere dalıyor. Sessizlik bana nöbet görevimi hatırlatınca soruyorum: "Peki, nöbet konusunda ciddi miydin?"
"Üzgünüm, A. Sana ihtiyacım var. Johnson’ın yeni bir yavrusu oldu ve ben de haftanın geri kalanında ona izin verdim."
Başımı geri atıp abartılı bir şekilde iç çekiyorum. Nöbet görevinden nefret ediyorum ama babam buralarda hiçbir şey olmamasına rağmen gerekli olduğunu düşünüyor.
Genelde saatlerce ormanda dolaşıp deli gibi sıkılıyorum.
Geçmişteki haydut saldırılarını göz önünde bulundurursak bunu istemesi normal ama son saldırı ben doğmadan önceydi ve bir daha da olmadı.
Ne olursa olsun yeni ve sağlıklı bir yavrunun doğduğunu duymak beni hep mutlu etmiştir bu yüzden daha fazla üstelemiyorum.
"İyi," diyorum üstüne basa basa, "ama sadece Johnson’ın yavrusu hatırına."
Babam başını sallayıp bilmiş bilmiş gülümsüyor. "Ne kadar güçlü olursan ol hep aynı yumuşak kalbe sahip olacaksın."










































