Galatea Logo
ListelerDestek
Kurt Adamlar ve Şekil Değiştiriciler
Mafya
Milyarder Romantik
Zorba romantizmi
Yavaş gelişen romantizm
Düşmandan Sevgiliye
Paranormal Romantik
Yetişkin Eşler
Spor hikayeleri
Üniversitede Geçen Kitaplar
İkinci Sans Hikâyeleri
Tüm Kategorileri Gör
App Store'da 4,6 puanlı
Hizmet ŞartlarıGizlilikBaskı
Galatea on FacebookGalatea on InstagramGalatea on TikTok
Cover image for Kışın Laneti Kitap 2

Kışın Laneti Kitap 2

Yazar
Jen Cooper
Okur
17.7K
Bölüm
40
Yazar
Jen Cooper
Okur
17.7K
Bölüm
40
👯‍♂️Ters Harem⚔️Aksiyon & Macera🐺Kurtadamlar ve Şekil Değiştirenler💪🏻Muhafız🎭Dram🧙‍♂️Paranormal & Fantastik💪🏻Alfa Erkekler💞Çok eşlilik🔺Threesome🐺Paranormal

Brax'ın dişleri derimi sıyırıp uyluğuma saplanıyor. Kai'nin dişleri göğsüme gömülürken ben haykırıyorum, Derik ise boynumun etine batıyor. Zehirleri fırtınayı azdırırken inliyorum, bedenim yanıyor. "Daha," diye fısıldıyorum.

Babasının ihanetinden kurtarılan Lorelai, alfalarının kollarına -ve yataklarına- dönmekten mutlu. Üç alfa demek üç kat zevk demek, ama aynı zamanda üç kat risk demek. Ya onların kader eşi değilse ne olacak? Hiç istemediği bir savaşın içine sürüklenen Lorelai; bebeği, ailesi ve alfalarının kalpleri için savaşmak zorunda.

Av

Kitap 2: Kışın Laneti

KAİ

“Nerede o!” diye kükredim. İşe yaramaz sürüm bütün kurt adam bölgesini didik didik aramasına rağmen hâlâ hiçbir şey bulamamıştı.
Bileğimdeki işarete, beni onun peşinden gitmekten alıkoyan işarete bakarken işareti bileğimden söküp atmak istiyordum. Kadere bu kadar kolay müdahale edebilir miydim?
En son annesiyle birlikteydi, bir koku olmalıydı ama etrafta hiçbir iz yoktu.
Yumruğumu yanımdaki beton duvara geçirdim. Eğer bir kurt daha onsuz geri gelirse malikânede ciddi bir katliam yaşanacaktı.
Bağlantıyı hissedemiyordum ama bunun üzerinde fazla duramazdım, yoksa aklımı kaçırırdım.
Brax beni rahatlatmaya çalışarak, “Kai. Onu bulacağız,” dedi ama ben Lorelai’ı tekrar hissedene kadar hiçbir şey işe yaramayacaktı.
Göğsümde korkunç bir ağırlık vardı. İçimde fırtınalar esiyordu ve bu fırtına giderek güçleniyordu. Yakında her yeri tozu dumana katacaktı.
Kurt formundan insan formuna geçiş yaptıktan sonra öfkeyle toplantı masasındaki sandalyeye tekme attım. Konsey canla başla onu nasıl bulacağını çözmeye çalışıyordu ama bunu Lorelai benim yaşama sebebim olduğu için değil, kış doğumlu olduğu için yapıyorlardı.
Lorelai çok güçlüydü, kötü niyetli birinin eline düşmesine izin vermezlerdi, ayrıca karnında varisi taşıyordu. Ama madem o kadar güçlüydü, neden onu hissedemiyordum? Bağlantımız yeterince güçlü olmalıydı.
Tekrar başımı tutup gözlerimi kapattım ve onu hissetmeye odaklandım, onun tadını, kokusunu düşündüm, kafamdaki büyünün her zerresini zorladım. Hiçbir şey yoktu.
“Siktir!” diye hırladım Derik sürüye emirler yağdırırken.
Her zaman olduğu gibi, Derik benden çok daha soğukkanlıydı. Konseyle konuşuyor, arama ekiplerini organize ediyordu. Bense dağılıyordum.
Kendimi dışarıya atmak, onu aramak, nereye götürüldüğünü bulana kadar onun gibi kokan herkesi yok etmek istiyordum. Ama yapamıyordum. Bileğimdeki lanet işaretin esiriydim.
Bunu riske atamazdım. Kader öyle acımasız, öyle adiydi ki bileğimdeki bu işaretle beni Küçük İnsanımı aramaktan alıkoyuyordu. Başka biriyle çiftleşmem Lorelai’ı içinde bulunduğu durumdan çok daha fazla üzerdi.
Kimseyle çiftleşmeyecektim. Eğer başkasına bağlanırsam hayatıma son verirdim. Ben Küçük İnsanıma aittim, o da bize. Çocuğumuzu taşıyordu.
Tekrar kafayı yerken Brax’a döndüm. Lorelai’ın gölgelerini hissetmeye çalışıyordu ama bunun işe yaramayacağını biliyordum. Lorelai gölgelerini kullanmazdı. Tabby bebeğe zarar vereceğini söyledikten sonra bunu yapmazdı.
Ama Lorelai çok güçlüydü, ona hiçbir şey olmayacaktı. Aksini düşünmek bile istemiyordum. Gelgit aklım şu anda bunu kaldıramazdı.
Derik’e döndüm. “Bir şey var mı?” diye sordum ama başını salladı. Gözleri buğuluydu, dudakları büzülmüştü. Bunun üzerine hırladım, bedenim öfkeyle titriyordu.
“Taylor diyor ki…”
“Hayır! Kadınlardan bahsetme,” diye hırladığımda Derik gözlerini devirdi. Ölüm cezasına çarptırılan o değildi, hemen sinirlenmesi kolaydı tabii.
“İsmini duyarak biriyle çiftleşmezsin Kai. Aynı şekilde, sürü bağlantısından da biriyle çiftleşmen mümkün değil. Boş yere bağlantıdan kaçıyorsun,” dedi iç çekerek. Ne derse desin, hiçbir riske girmeyecektim.
“Kadın yok. Hiçbir şekilde. Hem sen sürüyle iletişimdesin. Bu gereksiz bir risk,” diye çıkıştığımda Derik bana baktı. Konuyu uzatmak istemiyor gibiydi.
Tekrar Lorelai ile aramızdaki bağlantıyı hissetmeye çalışarak Derik’ten uzaklaştım. İçimdeki boşluk canımı yakıyordu. Keşke canım daha çok yansaydı da, bu acı bileğimdeki bu yanmayı bastırsaydı.
Bileğimdeki parlak kırmızı izi ovuşturdum. İzi bu şekilde ovuşturarak çıkarmak mümkün olsaydı ne güzel olurdu! Bunu pek çok kez düşünmüştüm ama içten içe bunun hiçbir fark yaratmayacağını biliyordum. Boku yemiştim.
Ama bundan olabildiğince uzun süre kaçacaktım.
“Alfalar,” dedi Cain nefes nefese içeriye girerken.
Seni cılız, küçük melez… İşe yarıyordu ama yine de zayıftı.
Büyüsüne kurdundan daha çok güveniyordu, bu hoşuma gitmiyordu ama yine de büyüsüyle insanımı bulabilirdi. Belki de her şeyin bir sebebi vardı.
“Onu buldun mu?” diye sordum çabucak.
Başını iki yana salladı. “Onu hissedemiyorum. Bir şey onu engelliyor. Bitki gibi bir şey olmalı, daha fazlasını hissetmemi imkânsız kılıyor.”
“Peki ya Tabby?”
“Şimdi oraya gidiyorum.”
“Ben de seninle geliyorum.”
“Kai,” diye hırladı Derik. “Sen sürünün bir parçasısın. Sana burada ihtiyaç var.”
“Burada kalmam hiçbir boka yaramıyor. Gidip Tabby yardım edebilir mi diye bakacağım. Belki bağlantıyı falan kullanabilir,” dedikten sonra Derik daha fazla kafamı karıştıramadan yer değiştirdim. Kıyafetlerim parçalara ayrılırken bileğimdeki acıyla tısladım.
Kaslarım eğilip bükülürken kürküm çıkmış, duyularım hızla keskinleşmişti. Yer değiştirir değiştirmez, kurdum Lorelai’ı aramış, hiçbir şey hissetmediğinde sızlanmaya başlamıştı.
“Bir şey bulursan bize haber ver,” derken Brax yüzünü buruşturdu. Lorelai’ın gölgelerini bulmak için çabalamaya devam ederken gölgeleri onu zorluyordu.
Bir şeyler bulmak için her şeyi yapacaktım. Ne yapıp edip, onu bulacaktım.
Cain’e hırladığımda Cain başını sallayarak koşmaya başladı. Küçük melezin hakkını vermeliydim, cılız olmasına rağmen bir insandan çok daha hızlıydı. Kesinlikle bir kurtla yarışırdı.
Ama benimle değil.
Şehirden Tabitha’nın bataklığına doğru koşarak ilerliyordum. Cain’i geride bırakırken neredeyse hiç terlememiştim. Herhangi bir kadınla göz göze gelmemek için gözüm kapalı koşuyor, yönümü bulmak için burnumu kullanıyordum.
Oyun oynamak isteyen Ruby’yi görmezden gelerek bataklıkta ilerledim ve Tabitha’nın ahşap verandasında durup yer değiştirdim.
Kapıyı açarken Tabitha’nın kaşları çatıktı. Bana uzattığı pantolonu almadan önce her iki yanağına birer öpücük kondurarak onu hızla selamladım. Pantolon düşük beldi ama işimi görürdü.
“Tabby, lütfen bana yardım edebileceğini söyle,” diye yalvardım.
“Gel. Çayım hazır,” derken içeriye girdi. Bu sırada Cain de gelmiş, alnını silerek içeriye girmişti. Nefes nefese kalmıştı.
Hiçbir şey söylemeden onları takip ederek masaya oturdum. Çayımdan bir yudum alırken Tabby’nin volta atmayı bırakmasını bekliyordum.
Kaşlarını çatmış bir şekilde, bir eliyle şakağını tutarken diğer eliyle boynundan sarkan ametist taşlı kolyesini tutuyordu.
“Tabby,” dedim tekrar, bekleyecek sabrım yoktu. Cevaplara ihtiyacım vardı.
Tabitha oflayarak dudaklarını büzdü. “Bu insanlar cadıları çok kızdırdı. Bunun sonu hiç iyi değil. Akıllarından ne geçiyordu ki?”
“Yani bunun arkasında insanlar mı var? Kim onlar?” diye sordum umutla ama Tabby dudak büktü ve üzgün bir şekilde başını salladı.
“Bilmiyorum tatlım. Cadılar bu işe karışmama izin vermez. İnsanlara zarar vermeyeceğimize dair yemin ettik.”
“Büyülerimizi onlar üzerinde kullanamayız, en azından dengeyi koruyanların üzerinde. Büyüyü tamamen iyi niyetle kullanmamız gerekiyor, ki niyetim iyiymiş gibi davranmayacağım,” diye açıkladı Tabby.
Bu denge saçmalığı gerçekten de sinirime dokunmaya başlamıştı. Denge için savaşan bizdik.
Kurtlar olarak, insanları yıllarca vampirlerden korumuştuk. İnsanlarla vampirleri ayıran sınırdaki büyünün yenilenmesi için her yıl pek çok bakireyi becermiş, o lanet insanların akşam yemeği olmasını engellemiştik. Sırf bize saldırsınlar diye mi?
Onlara iyilik yapanlara nankörlük etmeleri çok büyük bir aptallıktı. Bunun bedelini en korkunç şekilde ödeyeceklerdi.
Aptal, saf insanlar her şeyi bir arada tutan hassas büyünün bir bedeli olduğunu bilmiyorlardı. Büyü karşılığında bakire kurbanlar... Hiçbir şey bedava değildi.
Kurtlar bu bedeli uzun zamandır ödüyordu. İnsanlar için… Biz bu bedeli öderken denge neredeydi? Belki de bu onlara bir ders olurdu. Bu dersi onlara seve seve verirdim.
Lorelai bundan bir zarar görmediği sürece elbette.
“Bundan sorumlu kişileri bulmanı istemiyorum, onlar umurumda değil. Lorelai nerede Tabitha? Bebeği bul, bağlantıyı bul, sadece bana bir şey ver,” dedim. Onun gibi ben de tıkanmıştım.
Tekrar başını salladı ve bir elini omzuma koyarak beni alnımdan öptü.
“Sabırlı ol tatlım. Bu diyar, kış doğumlu bir alfa çocuğu sırf senden koparıp almak için sana bahşetmedi,” demeye çalıştı ama bu tantanalarla işim bitmişti.
Ayağa kalkarak oturduğum sandalyeyi tekmeledim. Öfke vücudumda o kadar hızlı ve sıcak bir şekilde dolaşıyordu ki içimi acıtıyordu. İçimde esen öfke fırtınalarıyla kalbim tehlikeli bir şekilde çarpıyordu.
En son böyle hissettiğimde çok insan ölmüştü. Artık dengeyi ve kuralları umursamayı bırakmıştım. İnsanlar benim olanı almıştı ve sorumluları bulana kadar her birini katledecektim.
Lorelai en son annesinin yanındaydı. Onu orada bırakmıştım, aptal gibi güvende olduğunu düşünmüştüm. Annesi de Lorelai’ın eve döndüğünü sanıyordu.
Annesi de bu işin içinde olsaydı, katliama oradan başlar, büyük kötü bir kurt gibi her evi yakıp yıkardım. Lorelai tekrar kollarımda olana kadar o köyü darmaduman ederdim.
Gerçi şu anki durumuma bakılırsa bunu yapmam çok uzun sürmeyecekti.
“Çay için teşekkürler,” dedikten sonra evden çıkmaya hazırlandım, ancak Cain yoluma çıktı.
“Annem cadı yasalarına bağlı olabilir ama ben değilim. Ben bir melezim.”
“Yani, ne demek istiyorsun?” diye sordum. Burnundaki halkayı tutup onu yolumdan çekmeden önce bir saniyesi vardı.
Cain, “Büyümü insanlara karşı kullanmamı engelleyen yemini etmeme izin vermediler,” diye sırıttığında Tabitha’nın nefesi kesildi.
“Cain. Oğlum. Yapma. Cadılar zaten şu anda insanlara öfkeli. Onlara bu şekilde karşı gelirsen öfkelerini kendi üzerine çekersin,” diye uyardı onu.
Cain omuz silkti. Parmaklarını şıklattığında parmakları mor bir büyüyle parladı ve büyü dağılmadan önce havada bir aleve dönüştü.
“Beni zaten saldırgan buluyorlar. Benim büyüm onların yasalarıyla sınırlı değil. Bunu hem Lorelai için hem de çocuk için deneyeceğim,” dediğinde kaşlarımı kaldırdım.
Onları neden bu kadar önemsediğinden emin değildim ama bunu sorgulamayacaktım. Alabileceği cevaplara ihtiyacım vardı.
“Yap şunu.”
“Cain. Gereken büyüyü yapacak kadar güçlü değilsin. Cadıların desteği olmadan olmaz,” diye uyardı Tabby.
Bu zamana kadar Tabitha’nın korktuğunu pek görmemiştim ama şu anda korkuyordu, bu da kararımı sorgulamama neden oluyordu.
“Bu ne anlama geliyor?”
Cain omzundaki elimi iterek omuz silkti.
“Bu, büyüm beni alt etmeden önce elimden geleni yapacağım anlamına geliyor.”
“Hiçbir şey olmayabilir ama işe yarar bir şeyler de bulabiliriz,” dedi mumlara doğru yürürken. Oturma odasındaki sunağı sadece tek bir alev aydınlatana kadar her bir mumu üfleyerek söndürdü.
Tabby’nin iksirlerini yapmak için kullandığı sunağın orada duruyordu.
“Ölüm riski var mı?” diye sorduğumda Cain kıs kıs güldü.
“Bu onu geri getirecekse, ölmem umurunda olur muydu?” dediğinde dudaklarımı büzdüm.
Hayır. Gerçek şu ki umurumda olmazdı. Gözümü kırpmadan Lorelai’ı seçerdim. Başını sallayarak gülümsedi.
“Çiftleştim Kai. Dün. Eğer eşimin başı dertte olsaydı, ben de elimden ne geliyorsa yapardım,” diye itiraf ettiğinde şokla sarsıldım.
“Çiftleştin mi? Sürü bunu hissetmedi.”
“Biliyorum. Sakıncası yoksa bunu şimdilik gizli tutmak istiyorum,” dediğinde başımı salladım.
Bunu gizli tutabildiği için şanslıydı. Sürünün düşüncelerime ulaşmasını engelleyebilirdim ama sürekli içimde dönen duyguları hissetmelerine engel olamazdım.
Sürü sürekli kafamın içindeydi. Zihnim bana her saniye güvende olup olmadıklarını bildiriyordu. Cain bunu kapatabilirdi ama sonrasında sürü onunla arasına mesafe koyardı.
“Onu bulmama yardım et, ben de sırrını saklayayım.”
“Sana yardım edeceğimi söyledim zaten.” Gülümsedikten sonra küçük, tahta kâsede deli gibi bir şeyler karıştırmaya başladı. Bir şeyler eziyor, bir yandan da bir şeyler fısıldıyordu.
Tabby geride durmuş, temkinli bir şekilde onu izliyordu. Bileğim daha fazla yanmaya başlayınca ben de geri çekildim ve irkilerek bileğime baktım.
Tabitha karanlığın içinden, “Görmezden geldikçe daha da kötüleşecek,” diye fısıldadı ama hiçbir şey söylemedim.
Bunu biliyordum. İşareti görmezden geldiğim her gün ölüme bir gün daha yaklaştığımı biliyordum. Bu eninde sonunda beni öldürecekti.
Ama yine de o işarete teslim olmayacaktım. Kaderin Lorelai’ı mahvetmesine izin vermektense karanlığa teslim olmayı tercih ederdim.
Lorelai gerçekten mahvolurdu. Beni başka biriyle çiftleşirken görmek onu yıkardı, özellikle de karnında bizim çocuğumuz, dördümüzün çocuğu varken. Bu çocuğu öyle çok istiyordum ki…
“Çiftleşmeyeceğim.”
“Biliyorum tatlım.”
Hiçbir şey söylemedim. Cain ihtiyacı olan karışımı hazırlarken, gergin bir şekilde sessizce beklemeye devam ettim.
“Kanına ihtiyacım var Kai. Bağlantı için,” dediğinde ona elimi uzattım.
Cain kâseyle yanıma gelerek elimi kesti. Ardından damlalar kâseye aksın diye elimi sıkıca kapattım. Kâse bu temasla cızırdarken kan buharlaştı ve odayı dolduran çiçeksi bir aroma başımı döndürdü.
Cain kokuyu içine çekerken sırıtıyordu.
“Onu hissedebiliyorum. Sadece onu görmem gerekiyor,” dediğinde bu sözler karşısında neredeyse dizlerimin üzerine çökecektim.
“Yap o zaman,” dediğimde başını sallayarak gözlerini kapattı ve buharı tekrar içine çekti.
Kâsedeki karışım daha yüksek sesle cızırdarken Cain birkaç kelime fısıldadı. Kaşlarını çatmasını izlerken kalbim kulaklarımda çınlıyordu. Heyecanlanmamaya çalışırken kanım deli gibi akıyordu.
Cain öksürüp nefesini içine çekerken tekrar kaşlarını çattı. Hırıltılı bir şekilde nefes alıp dizlerinin üzerine çöktüğünde gözlerim kısıldı.
“Cain...”
“Buldum anne. Çok yaklaştım,” diye soludu Cain.
Daha iyi bir kurt olsaydım belki ona durmasını söylerdim ama ihtiyacım olan şeye ulaşmama az kalmıştı. Ona kendini daha fazla zorlamamasını söylemeyecektim. Lorelai’ın bana ihtiyacı varken, Lorelai kayıpken olmazdı.
“Nerede?”
“Ben...” Cain tekrar öksürürken öne doğru düştü. Bir eliyle kâseyi kendine çekerken diğer eli titriyordu.
Burnundan kan damlarken nefes alış verişi gittikçe zorlaşıyordu. Birkaç kelime daha fısıldadıktan sonra boğazını temizledi.
“Bir kapı var. Demir parmaklı, masif, ahşap bir kapı. Sanırım Lorelai bu kapının arkasında ama içeriyi göremiyorum. Etrafta hiç pencere yok, bir tünele benziyor. Lorelai yerin altında bir yerde.”
“Ama burayı daha önce hiç görmedim. Lorelai’ın insanların elinde olduğu kesin. Her yerdeler. Hissetmesi kolay.”
“Şu anda meşguller, bu yüzden etrafı görebiliyor olmalıyım…” derken yere yığıldı.
“Lorelai’ı göremiyorum ama orada,” diye nefes aldıktan sonra bayıldı. Burnundan akan kan ahşap zemine damlıyordu.
Tabitha öne atılıp yolundaki kâseyi bir kenara itti ve elini oğlunun alnına götürüp Cain’in saçlarını geriye taradı.
Kalp atışlarını dinledim, sabitti.
“İyi olacak. Gitmem gerek,” derken sesimden binbir türlü duygu akıyordu. Kalıp Cain’in iyi olduğundan emin olmak istiyordum ama Lorelai’ı daha çok istiyordum.
Tabitha bana bakıp başını salladıktan sonra Cain’in başını kucağına çekti ve kulağına bir şeyler fısıldamaya başladı.
Arkama bakmadan evden çıktım. Tırabzanın üzerinden atlarken kalbim göğsümde gümbürdüyordu. Kurda dönüşerek şehre doğru yola koyuldum.
”Lorelai insanların elinde. Yer altında. Demir parmaklıklı, kilitli ahşap bir kapının arkasında. Etrafta bir sürü tünel var.”
”Tam olarak nerede olduğunu biliyoruz. O insanlar olmamaları gereken yerlerde takılıyorlar,” ~diyehomurdandım. Derik ve Brax’ın sürüyle birlikte gerekeni yapacaklarını biliyordum.
Hiç durmadan koşuyordum. Pençelerim sertçe yere çarpıyor, bütün gücümle bölgemdeki erkek köyüne doğru koşarken etrafımdaki bataklık ve orman bulanıklaşıyordu.
O şerefsizler çok uzun zamandır bize yalan söylüyordu. Yaptıkları yanlarına kâr kalıyordu. Sesimizi çıkarmıyorduk çünkü daha fazla insan daha fazla büyü demekti ama artık değil, bundan sonra değil.
Ağzımdan salyalar akıyor, burnum etrafımda ıslık çalan rüzgârla alay ediyordu. Acıkmıştım. Kan istiyordum.
Lorelai’ı kaçırmışlardı, kazanmayı umuyorlardı ama buna izin vermeyecektim, kendimi tutmayacaktım.
Sahip olduğum tek şeyi, her zerremle arzuladığım tek şeyi benden almış, bunu yaparken kendi ölüm fermanlarını imzalamışlardı.
Sırf Lorelai’ı tekrar görebilmek için küçük bedenlerini tek bir pençemle ezip geçecektim. Eğer Lorelai’a bir şey olduysa, hiçbir şey onları elimden kurtaramazdı. Bu konuda cadıların gücü üzerine yemin edebilirdim.

Discover Galatea

Lycan'ın Minik Cadısıİyilik Meleği A.Ş.:Buzul SarayKara KurtSaint-Rock High 1. Kitap: Acı ve Tatlı Bir BuluşmaDışlanmış Kurt Kadın

En Yeni Yayınlar

Aşk İçin SavaşÖyle Bir Şey YokGeriye Kalanlar: John Baker’ın HikayesiŞeytanın Gülü 2: Prangalı AşkKararlı ve Ateşli

Okuma listeleri

Hepsini gör

Okuyucu topluluğumuzun derlediğ kitap koleksiyonları ile romantizmin dünyasına dalın.

💅🏻

by Aze

24 kitap

The Best📚

by emlcrk

69 kitap

D.- Devam ettiklerim

by Hygge

21 kitap

OKUDUKLARIM

by Pharma

302 kitap

Okudum

by urbeknt

286 kitap

İyiydi

by Elf

63 kitap

Benim kitaplığım❤️❤️❤️

by vuslat hayal

227 kitap

Türkçe

by Asliiturkiye

360 kitap

Severek okuduklarım

by Hygge

17 kitap

Okunan kitaplar

by mavi rota

394 kitap

Okunan Kitaplar

by mallof65

86 kitap

Yeni okuyacağım kitaplar

177 kitap

Kitaplarım

by burcudeniz

245 kitap

En güzel kitaplar

by Nermin

206 kitap

Favorilerim

by Elf

38 kitap