
Kurt Savaşları Kitap 2
Yazar
Michelle Torlot
Okur
151K
Bölüm
37
Ellie kaçırılıp bir zindanda uyandığında, içsel gücüne ve ailesinin onu kurtaracağına dair umuduna güvenmek zorundadır. Kendisi ve diğer tutsak Samuel, ağır cezalara katlanırken ve kaçış planları yaparken, onları kaçıranların karanlık sırlarını ortaya çıkarırlar. Bu sırada, Ellie'nin ortağı Gabriel, güçlü düşmanlara meydan okumak ve her şeyi riske atmak anlamına gelse bile, onu bulmaya kararlıdır. Birbirine kenetlenmiş kaderleri onları ihanet, gizli kimlikler ve yaklaşan savaş tehdidiyle dolu tehlikeli bir yolculuğa sürükler.
Önsöz
Gabriel
Gitmişti. Uyandığımda bir şeylerin yolunda olmadığını hissettim. Bir şey eksikti. Bir şey değil, biri eksikti.
Aceleyle oturma odasına koşunca kapının açık olduğunu gördüm.
İyi bir iz sürücü olmasam da kokusunu alabiliyordum, ama kokusu yavaş yavaş azalıyordu.
Hemen Emma’yla zihin bağlantısı kurdum.
Gelmene ihtiyacım var, Ellie kayıp.
Emma’nın gelmesi on dakikadan kısa sürdü.
“Kendisi mi gitti yoksa götürüldü mü bilmem gerekiyor,” dedim.
Ellie’nin odasını gösterirken Emma başını salladı.
Hiçbir şey söylemeden odayı hızlıca gözleriyle taradı.
Sonra yatak odasından çıkıp ön kapıya doğru yöneldi. Ön kapıda tereddütle durup kaşlarını çattı.
Sonra ön kapıdan çıkıp evin arkasına doğru devam etti. Koklaya koklaya ağaçların arasına girdi.
Küçük bir açıklığa ulaşınca durdu. Parmaklarıyla yere dokundu, sonra dönüp bana baktı.
“Garip, sadece Ellie’nin kokusunu alabiliyorum. Kokusu kapı kolunda olmamasına rağmen kapı açıktı. Kokusu havada, ama tam bu noktaya kadar kokusunu yerde alamıyorum.
“Tam burada kokusunu güçlü şekilde alıyorum ama başka bir şey daha var.”
“Başka ne var?” diyerek kaşlarımı çattım.
Gözlerini kapadı ve derin bir nefes aldı.
“İp ve çok hafif bir Wolfsbane kokusu... Başka bir şey daha var ama ne olduğunu bilemiyorum.”
Gözlerimi kıstım, “Yani kaçırıldı mı? Kim tarafından?”
Emma başını salladı.
“Kesinlikle biri almış onu. Evden taşınmış. Sonra zemine bırakılmış. Muhtemelen bağlanmış ve Wolfsbane verilmiş. Onu alan her kimse kokusunu gizlemiş olmalı.”
Gözlerimi kapadım. Korku hissi kalbimin tümünü ele geçirdi. Onu kim almış olabilirdi? Ellie’nin kurdu olduğunu bilen biri olmalıydı. Sürüden biri, ya da belki de insan bir komutan...
“Onu bulabilir misin?” diye sordum.
Emma iç geçirdi.
“Deneyebilirim.”
Ellie
Üşümüştüm, başım ağrıyordu ve sırtımda büyük bir yük hissediyordum.
Aniden ellerimi kendi boğazıma doladım. Metali hissettim. Korku tüm benliğimi ele geçirmişti. Dün gece olanlar gözümün önüne gelince aniden gözlerimi açtım.
“Çıkmayacak.”
Odaya göz attım. Bir ışık demeti küçük demirli pencereden süzüldü. Karanlık odayı aydınlatan tek ışık kaynağıydı. Bir hapishane hücresi... Yok yok, daha ziyade bir zindan gibi.
Bana başka bir yeri anımsattı. O anıyı kafamdan uzaklaştırmaya çalışırken güçlükle yutkundum. Gözlerimde yaşlar birikmeye başladı.
“Ağlama, yoksa sen durana kadar seni döver.”
Bir kasvet denizine düştüm. O sesi tanıyordum.
Karmaşık bir ses duydum. Bir gölge ışığa doğru hareket etti. Samuel’in gölgesiydi.
Nefesim kesildi. Sadece benden nefret eden biriyle aynı zindanda olduğum için değil, Samuel’in son gördüğüm haline hiç benzemediği için...
Burun delikleri kanla, yüzü morluklarla kaplıydı. Boynunda tıpkı bende olduğu gibi bir tasma vardı. Tasmanın derisine değdiği yerde iğrenç kırmızı kabarcıklar vardı.
Gözlerimi kapatarak Nix’e seslendim. Zihnimle onu aradım. Onu hissedemiyordum. Geçen sefer cevap vermediğinde uyuduğunu hissedebilmiştim, ama şimdi orada bile değildi.
“Onu bulamayacaksın” diye mırıldandı Samuel, “Wolfsbane ve gümüş,” diye ekledi.
Parmaklarımı boynumdaki tasmanın altında gezdirdim. Kabarcık yoktu, sadece rahatsız ediyordu.
“Gümüş seni etkilemiyor gibi duruyor,” dedi, “Şanslısın.”
Kollarımı vücuduma dolayıp dizlerimi göğsüme çektim.
“Benden nefret ediyorsundur herhalde,” diye mırıldandım başımı dizlerime yaslarken.
Samuel başını salladı.
“Ben değil, ama evet kurdum ediyor... Daha ziyade kendi olmasını engelleyen herkesten nefret ediyor o. İlk başlarda onu kontrol edebiliyordum, ama güçlendikçe kontrolü ele aldı.”
İç çektim. “Kurdum bana yardım ediyor, asla kontrolü ele almaya çalışmıyor. Ama bazen ben ona veriyorum kontrolü.”
Samuel göz devirdi. “İyi,” dedi.
Başımı kaldırdım. “Babam bizi bulacak. Beni arayacaktır. Ayrıca seni de geri getirmesini sağlayacağım.”
Samuel iç çekti.
“Rahatlatıcı bir düşünce, ama fazla güvenme. Beta senin geleceğini söylemişti. Gabriel amcanın seni asla bulamayacağını ve bulduğu zaman da zaten çok geç olacağını söyledi.”
Samuel’in sesinde hiç duygu yoktu. Onu çoktan ele mi geçirmişlerdi?
Kalbim sıkıştı. “Ne için çok geç?” diye sordum sesim titreyerek.
Samuel omuz silkti.
“Beta... Dante” diye adını fısıldadı. “Sadece bilmeni istediği şeyleri söyler sana. Direnirsen de canını yakar.”
Gözlerimi kapatıp iç çektim. Zagan babam olduğunu söylemişti. Ama olamazdı, benim babam ölmüştü. Öte yandan babam, benim gerçek babam olmasa da, yine de babamdı. Biliyordum, beni bulurdu.
Büyükbabam ve ninem ona yardım ederdi. O zamana kadar güçlü kalmak zorundaydım. Eskisi gibi olmak zorundaydım. Tekrar sertleşecektim. Tüm duygularımı derinlere gömdüm. Atlatabilirdim bunu. Daha önce atlatmıştım, yine atlatacaktım.