Galatea Logo
ListelerDestek
Kurt Adamlar ve Şekil Değiştiriciler
Mafya
Milyarder Romantik
Zorba romantizmi
Yavaş gelişen romantizm
Düşmandan Sevgiliye
Paranormal Romantik
Yetişkin Eşler
Spor hikayeleri
Üniversitede Geçen Kitaplar
İkinci Sans Hikâyeleri
Tüm Kategorileri Gör
App Store'da 4,6 puanlı
Hizmet ŞartlarıGizlilikBaskı
Galatea on FacebookGalatea on InstagramGalatea on TikTok
Cover image for Lanetli Prenses Kitap 2

Lanetli Prenses Kitap 2

Yazar
Silver Taurus
Okur
19,8K
Bölüm
35
Yazar
Silver Taurus
Okur
19,8K
Bölüm
35
👑Kraliyet ve Aristokratlar🔺Aşk Üçgeni🎭Dram💪🏻Muhafız🧙‍♂️Paranormal & Fantastik👯‍♂️Ters Harem🧙‍♀️Cadılar ve Büyücüler🐉Ejderhalar

Amari'nin hayatı, onu arkadaşlarından izole eden ve bir dizi doğaüstü saldırıya yol açan bir sırrı açığa vurduğunda karanlık bir döneme girer. Maximus tarafından kurtarılan Amari, lanetli soyunu ve sahip olduğu tehlikeli güçleri keşfeder. Cadıların, vampirlerin ve ejderhaların dünyasında yol alırken, Amari geçmişiyle yüzleşmeli, yeni keşfettiği yeteneklerini kontrol etmeli ve kime güveneceğine karar vermelidir. Hayatı ve krallığının kaderi tehlikede olan Amari, lanetini kırmak ve kaderini geri almak için tehlikeli bir yolculuğa çıkar.

Başlangıç

İkinci Kitap: Lanetli

AMARİ

Duyabildiğim tek şey, su damlalarının sesiydi. Islak saçlarımla küvete yaslanmış, gözümü musluğa dikmiştim. Kasvetli gökyüzü, banyodaki tek ışığı da kapatıyordu.
Aklım bir gün öncesine gitti. Herkes bana bakarken kendimi suçlu hissetmiştim. Bu sırrı kendime saklamış olmam çok mu önemliydi?
Korkak gibi, beni yargıladıkları hissine kapılmıştım. Oysa böyle şeyler aklımdan bile geçmezdi. Tek yaptığım, kimseye yük olmamaktı. Öyleyse bunu onlardan saklamak neden bu kadar yanlıştı?
Doğruyu dile getirdiğimde hepsi gitmişti. Yüzlerinde hayret, öfke, üzüntü vardı; olmaması gereken ne varsa işte.
Geride yalnızca Azriel kalmıştı, o da bir süre gözünü dikip bana bakmış, sonra beni o perişanlığımla baş başa bırakmış, sırtını dönüp gitmişti.
İç geçirerek küvette döndüm. Beyaz tavana baktım. Şimdi ne yapmam bekleniyordu? Af mı dilemeliydim, bir çözüm mü beklemeliydim? Yoksa iki gözüm iki çeşme, oturup ağlamalı mıydım?
İşte bu sinir bozucuydu. Kendimi toplayıp işime bakmalıydım. İstediğim tek şey, hayatımı yaşamaktı; ya da o hayattan geriye ne kaldıysa işte.
Elimi kaldırıp runik harfe baktım. Usul usul parlıyordu. Başımı indirip yaralarıma baktım. Bembeyaz tenimde koca koca, kırmızı yara izleri vardı. Bu yaraların nasıl açıldığını hatırlayınca ürperdim.
Çalan kapıya baktım. Hafifçe yüzümü ekşittiğimde, kolumdan hâlâ su damlıyordu.
“Kim o?” diye sordum ama sesim çatallanmıştı. Boğazımı temizleyip bir kez daha kim olduğunu sordum.
“Prenses, bir saattir banyodasınız. İyi misiniz?” diye sordu Jonathan kapının diğer tarafından. Küvete tutundum.
“Evet,” diye yalan söyledim. O sırada kendimi hiç iyi hissetmiyordum.. Ama buradan gitmek istiyorsam bunu saklamak zorundaydım. “Birazdan çıkarım.”
Ayağa kalkıp aynada kendime baktım. Çikolata kahvesi saçlarım, yeni bir deri tabakası gibi tenime yapışmıştı. Saçlarım uzamış; kesim zamanı gelmişti.
***
“Hiç fena değil,” diye mırıldandım yeni saç kesimime bakarken.
Kesim zamanı geldiğinden, upuzun kahverengi saçımın yarısını kestirdim. Şimdi omzumu azıcık geçiyordu. Aynadan kendime gülümseyerek, üstümdeki kesik saçları silkeleyip temizlenmeye koyuldum.
İşim bitip hazır olunca banyonun kapısını açtım ama Lilith gelip kapının yanında durunca ben de durdum. Elinde tepsiyle, şaşkınlığını dile getirdi.
“Ne yaptın sen?” diye sordu Lilith tepsiyi yere bırakıp yanıma gelerek. Sonra beni etrafımda döndürüp şaşkınlığını bir kez daha dile getirdi. Abartılı şaşkınlık nidalarını duydukça gözlerimi devirdim.
“Saçını kesmişsin, Amari! Neden?”
“Sıkıldım,” dedim ellerini iterek. Sonra yatağa gidip geceliğimi aldım ve banyoya yollandım.
“Neden?” diye sordu Lilith bir kez daha.
“Sakıncası mı vardı?” dedim öfkeyle. Lilith yüzümdeki kızgınlığı görünce geri çekildi. Niyetim kabalık etmek değildi ama sorguya çekilecek halde de değildim.
“Yok tabii,” diye fısıldadı Lilith gözlerini kaçırarak.
Tek kelime daha etmeden banyonun kapısını kapadım. Bornozumu çıkarıp üstümü değiştirdim. Yorgundum, dinlenmeye ihtiyacım vardı. Geceliğimi düzeltirken gök gürültüsünü duydum.
Pencereden dışarıya baktım. Muazzam bir fırtına hızla yaklaşıyordu. Tam uyumalık, diye düşünerek odaya döndüm.
Dönüp Lilith’e baktığımda, şöminenin yanında oturuyordu. Elinde bir fincan sıcak kakao vardı.
“Ben... Sana bir şey getirdim,” diye geveledi Lilith.
“Ben biraz kestireceğim,” deyip yatağa girdim. Lilith’in neden orada olduğunu biliyordum. Laneti sormak istiyordu.
“Dünden beri bir şey yemedin, Amari,” dedi Lilith.
“Aç değilim,” dedim gözlerimi yumarken.
Sessizlik birkaç dakika uzayınca gözlerimi açtım. Lilith hâlâ içerideydi ama çıtı çıkmıyordu. Yalnızca ateşin çıtırtısını ve dışarıdaki fırtınayı duyuyordum.
Ona arkamı dönmüştüm. Ama bakışlarını sırtımda hissediyordum. Ne düşünüyordu acaba? Bilmiyordum. O kadar yorgundum ki sonunda içim geçe geçe nihayet uykuya daldım.
***
Gök gürültüsünü duyunca gözlerimi açtım. Zifiri karanlıktı. Çok mu geç uyudum acaba? Esneyerek doğruldum, oturup etrafıma bakındım. Oda karanlıktı. Biri ateşi söndürmüştü.
Yakınlarda bir gök gürültüsü daha duyunca dışarı baktım. Şiddetle yağmur yağıyordu.
Gözlerim hemen dışarıdaki şimşeğe kaydı. Ona bakarken bir tuhaf oldum. Karyolanın başlığına yaslanmak için arkaya kaykılırken, bir gölgenin geçtiğini gördüm.
Hemen başımı pencereye çevirdim. O da neydi öyle?
Kaşlarımı çatarak omuz silktim. Bir şeyler okumaya karar verdim. Yatakta rahattım, o yüzden ışığı yakıp komodinin üstündeki kitabı aldım. Lorcan’ın kütüphanesinde bulduğum bir lanet kitabıydı.
Dün gece eve dönmüştük. Maximus dahil, herkes Lorcan’ın sarayındaydı. Ama döndüğümden beri gördüğüm tek kişi Lilith’ti.
Kaldığım sayfayı bulup okumaya devam ettim. Önümde çeşit çeşit lanet hakkında ayrıntılar vardı. Ama hiçbiri birini ölümle lanetlemekten bahsetmiyordu.
İşte bu çok tuhaftı çünkü böyle bir şey yoksa ya da daha önce hiç olmadıysa, o zaman ben neden lanetlenmiştim?
Lanetime dair bir iz bulurum diye gözümü iyice açarken yine bir gölgenin hareket ettiğini gördüm ama bu kez odanın içindeydi. Başımı kaldırdım, yüzüme düşen bir tutam saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdım. Hayal mi görüyordum?
Birkaç kez etrafıma bakındım, yalnızdım. Belli ki uykusuzluk yüzündendi.
Uyumanın en iyisi olduğuna karar vererek kitabı kapayıp yerine koydum. Işığı söndürüp uzandım. İç geçirerek, uyumaya karar verdim.
Ben yatakta dönüp dururken dışarıda gök gürlüyordu. Çok huzursuzdum. Esneyerek gözlerimi açtım ve cibinlikli yataktan sarkan mavi, altın sarısı perdelere baktım.
Beni uyutmayan yağmur muydu? Yavaşça gözlerimi yumup iç geçirdim. Sonra kolumda soğuk bir şey hissedince gözlerimi açtım.
Soluk soluğa çığlık atmaya çalıştım ama siluet, eliyle ağzımı kapadı.
Tepemde kapkara bir gölge salınıyordu. Fal taşı gibi açılmış ıslak gözlerle, yüzü olmayan siluete baktım. Ne zaman kıpırdanmaya çalışsam buz gibi elini yüzümde hissettim.
Ona baktıkça sırtımdan buz gibi bir ürperti geçiyordu. Beni boğmaya mı çalışıyordu?
Tekmeler atarak bağırmaya çalıştım ama pek bir şey yapamadım. Gözlerimi kapayıp gücümü kullandığımda odamın kapısının duvara çarptığını duydum.
Tanıdık bir ses duyana kadar çırpınmaya devam ettim. Gözümü açtığımda çığlık atarak karyolanın başlığına yaslandım.
Korkudan ödüm patlarken biri bana sarıldı. Ben onu ittikçe o daha da sıkı sarıldı.
“Sakin ol, Amari, geçti,” dedi Maximus, sırtımda minik daireler çizerken. Gölgenin yüzümde bıraktığı soğuk hisle ürperirken, Maximus’un göğsüne yaslanıp ağladım.
Uzaktan ayak sesleri geliyordu.
“AMARİ?” diye sordu Azriel giderek yaklaşırken. “Ne yaptın sen?” diye sordu Maximus’a.
“Hiç, onu kurtardım!” diye karşılık verdi Maximus dişlerini sıkarak.
“Kurtarmak mı? Neden kurtarmışsın onu?” diye sordu Lilith, herkes Maximus’un cevap vermesini beklerken.
“Bir Daeva’dan,” diye fısıldadı Maximus, ben gerim gerim gerilirken.
Daeva, kara büyüyle kontrol edilen vahşi ve hayvani bir iblisti. Gölgeleri dışında görünmezdirler.
Bununla birlikte, uzun pençeleri, süper güçleri ve ışınlanma yetileri vardı. Biri onları çağırıp hedeflerinin kim olduğunu söylediğinde o hedefe saldırabiliyorlardı.
“Daeva mı?” diye tekrarladı Lilith kaşlarını çatarak. “Mümkün değil.”
“Hayır,” dedi Azriel çenemi tutarak. Yüzümü kendine çevirdi. “Baksanıza,” dedi diğerlerine yüzümü göstererek. Şaşkınlıkla ona baktım.
“Ne var yüzümde?” diye sordum dudaklarım titreyerek.
“Bir işaret. Daeva’nın eli,” diye fısıldadı Azriel kaşlarını çatarak. Arkasındaki Lorcan’a bakınca, onun da kaşlarını çattığını fark ettim. O şaşkın halime aldırmadan arkasını dönüp dışarı çıktı.
“Sana biraz çay getireyim,” diyen Lilith bile çıkıp gitti. Nefes nefese yutkundum. Maximus’un pantolonunu tuttuğumun farkında değildim. Elini sırtımda hissedince başımı kaldırdım.
“İyi olacaksın, tamam mı?” dedi Maximus gülümseyerek. İç geçirerek başımla onayladım. Sonra dönüp Azriel’e baktım.
Ayağa kalkıp balkona doğru yürürken derin düşüncelere dalmış bir hali vardı. Kapıyı açıp dışarıyı kontrol etti.
“Nasıl oldun? Daha iyi misin?” diye fısıldadı Maximus, başımı kaldırdığımda. Yüzümü usulca okşuyordu. Derin bir nefes alarak başımı salladım. Sonra başımı çıplak göğsüne yaslayıp rahatlamaya çalıştım.
O yanımdayken rahatlıyordum. Bir kez daha iç geçirerek bedenimi rahatlatmaya çalıştım. Maximus başımı öperken gözlerim kaymaya başladı, onun sıcak göğsünde uyuyakaldım.
***
“Hâlâ uyuyor mu?” diye sordu tanıdık bir ses, ben yatağımda dönerken. Yanımda sert ama sıcak bir şey hissettim. O yorgun halimle kıpırdanarak ona sarıldım. Huzurlu bir uykuya daldım.
“Belli ki gitmenize izin vermeyecek, Kralım.”
Kaşlarımı çatarak yavaşça gözlerimi açtım. Fırtına dinmiş, güneş odamı kuşatmıştı.
“Günaydın canım,” dedi Lilith ben ona kaşlarımı çatarken. Ben yüzümü ekşitip yanımda yatan kişiye bakarken o da yatağın başucunda dikiliyordu.
Geriye kaykılarak kendime baktım. Kollarımı beline dolamıştım, göğsüne salyalarım akmıştı. Gözlerimi fal taşı gibi açarak onu bıraktım ve tükürüğümün zavallı kurbanına baktım.
“Maximus?” Hayretler içinde kaldım. Ben ona ve Lilith’e bakarken Maximus kıkır kıkır gülmeye başladı. Kafam karışmıştı, belki de başka birinin odasındayım diye düşünerek telaşla etrafıma bakındım.
“Kendi odandasın,” dedi Maximus, gülerek bana bakarken.
“Ne oldu?” Tüm bu olup bitenlerle kafam iyice karışmıştı.
“Dün gece göğsümde uyuyakaldın,” dedi Maximus.
“Zavallı adamı bir türlü bırakmadın,” dedi Lilith kikirdeyerek. “O da mecburen burada kaldı.”
“Özür dilerim,” dedim mahcubiyetle. Utancımdan yüzüm yanıyordu.
Maximus gülerek bana bakıyordu. Sonra saçlarını kabarttı, doğrulup oturarak gerindi.
“Bırakayım da siz hanımlar konuşun,” dedi Maximus, ayağa kalkıp uzaklaşırken. Arkasından baktım. Doğrulup saçlarını karıştırırken kalçaları sallanıyordu. Kaslı poposuna bakarken yutkundum.
“Buraya bak,” dedi Lilith beni yerimden sıçratan bir sesle. “Yoksa peşinden mi gideceksin?”
“Hayır!” dedim ellerime bakarak. Sonra yanıma oturdu, elimi tutup okşadı.
“Dün gece olanları hatırlıyor musun?” diye sordu Lilith aniden.
Hatırlayınca ürperdim: Daeva.
“Bak, sakin olmalısın, tamam mı? Olağandışı bir şey oldu ama kardeşlerim araştırıyor.”
“Araştırmak mı?” diye sordum kaşlarımı çatarak.
“Evet,” dedi Lilith burnunu kaşıyarak. “Daevalar tuhaf yaratıklardır. Neredeyse bir asırdır ortaya çıkmamışlardı.”
“Bu durum Lorcan ve Azriel’e çok tuhaf geldi, özellikle de tüm saray koruma altındayken. Hiçbir iblisin buraya adım atmaması gerekiyordu.”
“O halde bu nasıl oldu?” diye sordum ona.
Lilith ayağa kalktı, odada volta atmaya başladı. O yürüdükçe siyah saçları da hareket ediyordu.
“Gerçekten bilmiyorum,” diye fısıldadı Lilith. “Bariyeri kırdılarsa Lorcan bunu hissederdi. Ama senin tehlikede olduğunu hisseden kişi Kral Maximus’tu.”
“Anlıyorum,” diye mırıldandım gözlerimi kaçırırken.
“Sen kafanı bunlarla yorma. Haydi, üstünü değiştirelim de kahvaltıya inelim, olur mu?” dedi Lilith gülümseyerek Ben de ona gülümseyip yatağımdan çıktım.
***
“Lütfen bana hatırlatır mısın, neden böyle giyinmek zorundayım?” diye sordum Lilith beni koridorda sürüklerken.
Bir saat boyunca ne giyeceğime baktıktan sonra Lilith sonunda seksi bir şeyde karar kılmıştı. Korse göğsümü sıkarken elbisenin üst kısmını düzelttim. “Çok saçma!”
“Sızlanıp durma, tatlım,” dedi Lilith, omzunun üstünden bana bakarak. Sonra eliyle yüzünü yelleyerek alelacele yemek odasına yöneldi. Kapıda duran iki muhafız bizi selamladı.
İki kapı da açılınca Lilith’i bırakıp rahatsız kıyafetime odaklandım. Upuzun yeşil bir etek giymiştim, üstünde beyaz bluz, belimde de kahverengi korse vardı.
Homurdana homurdana korseyi biraz yukarı kaldırdım. Sonra kimseye bakmadan gidip bir sandalyeye oturdum. Bu halime o kadar yoğunlaşmıştım ki, herkesin bana baktığını fark etmemiştim bile.
“Saçını mı kestirdin?” dedi bir ses.
“Evet,” diye homurdandım korseyle cebelleşirken. “Kahrolası şey!”
“İstersen çıkar,” dedi aynı ses.
“Ne demezsin,” diye homurdandım konuşan kişiye bir el işareti yaparak. O haldeyken fazla dikkat etmedim. Ayağa kalkıp ipleri çekince korsenin gevşediğini fark ettim.
Nihayet rahat bir nefes alınca başımı kaldırdım, herkes gözlerini fal taşı gibi açmış, ağızları bir karış açık, bana bakıyordu. Ne?”
Şöyle bir etrafıma baktığımda Alastair’ın sırıttığını gördüm. Kaşlarımı çatarak tek tek hepsinin yüzüne baktım ama hayretten donakalmış Lilith’i görünce durdum.
“Niye öyle bakıyorsun?” diye sordum yüzümü ekşiterek. Sonra oturdum, sıcak çayımı alıp içmeye başladım. Sessizce kahvaltımızı ederken kimseden çıt çıkmadı.
Doyduğumu anlayınca müsaade isteyip ayağa kalktım.
“Nereye gidiyorsun?” diye sordu Lorcan.
Bunca zamandır kimse ağzını açmamıştı. Bana olan tavırları değişmişti.
“Yürüyüşe,” dedim ona bakarak. Gri gözleri dik dik baktı. Ondan sakladığım sır yüzünden rahatsız olduğunu biliyordum ama onlardan af dilemeyecektim.
“Hayır,” dedi Lorcan çenesini elinin üstüne koyarak. “İçeride kalıyorsun.”
“Hayır,” diye karşılık verdim.
“Amari!” diye tısladı Lorcan. Nesi vardı bunun böyle?
“Bırak çıksın,” dedi Maximus. Lorcan öfkeyle ona baktı.
“Hayır, hele de ortalıkta bir Daeva dolaşırken,” dedi Lorcan ayağa kalkarak. Ama sonra sandalyesi mermer zemine çarparak gıcırdadı. “ İçeride kalacak, son sözüm bu.”
“Lorcan!” dedim ellerimi yumruk yaparak. “Ben yürüyüşe çıkıyorum. Hiçbir şey olmayacak.”
“Asla bilemezsin!” diye karşılık verdi Lorcan. Alaycı bir tavırla arkamı dönüp odadan çıktım. BURAYA GEL!”
Odadan çıkınca koridorda koşmaya başladım. Neden bu kadar kızgındı? Yürüyüşe çıksam hiçbir şey olmazdı ki. Daevalar yalnızca geceleri harekete geçerdi.
“Amari, dur dedim sana!” diye bağırdı Lorcan kolumu tutup beni çekiştirerek.. O sinirle elini tuttum, tırnaklarımı etine batıra batıra kolumu ondan kurtarmaya çalıştım.
“Bırak, Lorcan!” diye tersledim.
“Çocukluk etme, Amari!” dedi Lorcan dişlerini sıkıp kolumu çekiştirirken. Çocuk gibi davranmayı bırak artık! Sadece sorun çıkarıp durduğunu görmüyor musun!”
Gözlerimi belertip dişlerimi sıktım. Sonra Lorcan’ın suratına bir tokat atıp rahat bir nefes aldım.
“Bana çocuk demen için en azından bana değer vermen gerekir! İşte bu yüzden sana da başkalarına da sorunlarımı anlatmak istemiyorum. Hepiniz beni sadece bir yük olarak görüyorsunuz!” diye bağırdım öfkeyle.
Lorcan kızaran yanağını tutmuş, başını yana çevirmişti.
“Benim için endişelenmenize hiç gerek yok! Beni rahat bırakın yeter!”
“Yeter!” dedi öfkeli bir ses. Başımı kaldırıp Lorcan’ın arkasına baktım. Lilith öfkeyle bana bakıyordu. “Yapmaya çalıştığımız tek şey seni güvende tutmak, Amari! Neden anlamıyorsun?”
Öfkeyle soluyarak onlara baktım.
“Hiçbir zaman beni koruyacak ya da güvende tutacak birine ihtiyaç duymadım. Her zaman, yanımda kimse olmadan kendi savaşımı kendim verdim. Ayrıca sana sırrımı söylemem, bana yardım edecek birine ihtiyacım olduğu anlamına gelmez.”
“Her şeyi hallettim zaten,” dedim ikisi bana bakarken. Soğuk bakışları beni daha da öfkelendiriyordu. “Beni rahat bırakın.”
Arkamı dönüp uzaklaştım.
“Hallettin demek?” diye homurdandı Lorcan. Durdum, omzumun üstünden ona baktım. “İşleri halletme yöntemin ölmek mi?”
“İster inanın ister inanmayın, benim için öyle,” diye mırıldandım. “Hiçbir zaman anlamayacaksın.”
“Evet, hiçbir zaman anlamayabilirim ama bunu çözmenin yolu bu değil. Yaşamak istemiyor musun?” diye sordu Lorcan.
Sorusuyla irkildim. Arkama baktığımda Alastair kenarda duruyordu Etrafa bakındım, Maximus’un hâlâ yemek masasında oturuyordu.
“Cevap ver bana, Amari!” diye hırladı Lorcan. Kuşkuyla ona baktım.
“Ben de hep bunu merak etmişimdir,” diye fısıldadım. “Ama siz yine de beni merak etmeyin.”
“Ne?” diye sordu Lilith şaşkınlıkla.
“ Merak etmeyin,” dedim bir kez daha.”
“Nedenmiş o?” diye sordu Lilith bu kez bize yaklaşarak.
“Ben gidiyorum,” diye mırıldandım. Lorcan’ın yüzüne telaş hâkim olurken gözleri fal taşı gibi açıldı.
“Gidiyor musun?” diye fısıldadı zor duyulur bir sesle. Gözlerimi ondan ayırmadan başımla onayladım. Beni tutmaya çalıştı ama geri çekildim.
Yere bakarak dudaklarını ısırdı. Saçları yüzüne perde gibi inmişti. “Nereye gidiyorsun?”
“Maximus’la geri döneceğim,” dedim ama Maximus’a baktığımda, fazlaca gerildiğini gördüm.
“Ne dedin sen?” diye tısladı Lorcan, ben hâlâ Maximus’a bakarken.
“Maximus’la döneceğim, dedim. Onunla gideceğim,” diye tekrarladım. Sonra Lorcan omuzlarımdan tutup beni sarsmaya başladı.
“Gidemezsin!” diye hırladı Lorcan. Parmakları derimi kazıyordu.
“Kes şunu!” dedim onu iterek. “Canımı yakıyorsun, Lorcan!”
“Kardeşim, kes şunu!” dedi Lilith telaşla onu omuzlarından tutarak. “Kardeşim!”
Bir siluet gelip aramıza girdi ve Lorcan’ı kolundan tutup onu durdurdu.
“Lorcan!” diye bağırdı Maximus, Lorcan’ın tıslamasına yol açarak. Maximus’u iteklerken dişleri uzuyordu.
“İstediğin buysa, öyle olsun, git,” diye söylendi Lorcan. “Ama sonra koşa koşa bana gelme.”
Maximus’a son kez baktı, sonra da çekip gitti. Kollarım acıdan yanarken kendime sarıldım. Lilith mahcubiyetle bana baktıktan sonra müsaade istedi, beni Maximus’la baş başa bırakıp gitti.
“Dur da bir bakayım,” dedi Maximus kollarımı kontrol ederek. O dokundukça kırmızı izler daha da görünür hale geliyordu.
“Ben iyiyim,” diye mırıldandım. Maximus çenemi kaldırdı, kırmızı gözleriyle mavi gözlerimin içine baktı. Tek kelime etmedi.
“Ciddi miydin?” diye sordu Maximus kısa bir sessizlikten sonra. Cevabımı sabırla beklerken gözlerindeki umudu görebiliyordum.
Belki en büyük hatam olacaktı ama oradan uzaklaşırsam biraz sakinleşebilirdim. Ayrıca onun evindeyken ortadan kaybolmam daha kolay olacaktı.
“Evet,” diye fısıldadım. “Geri dönmek istiyorum.”

Discover Galatea

Alfa'nın Cezasıİhanetin ArdındanBrimstone Kardeşler 1. Kitap: SlaterMotosikletçiyle DansHer Güzele Bir Canavar

En Yeni Yayınlar

Öyle Bir Şey YokGeriye Kalanlar: John Baker’ın HikayesiŞeytanın Gülü 2: Prangalı AşkKararlı ve AteşliKanadı Kırık Kuşlar 3: Sonsuza Dek Kırık

Okuma listeleri

Hepsini gör

Okuyucu topluluğumuzun derlediğ kitap koleksiyonları ile romantizmin dünyasına dalın.

💅🏻

by Aze

24 kitap

OKUDUKLARIM

by Pharma

301 kitap

Benim kitaplığım❤️❤️❤️

by vuslat hayal

227 kitap

Okunan Kitaplar

by mallof65

86 kitap

The Best📚

by emlcrk

69 kitap

Türkçe

by Asliiturkiye

348 kitap

D.- Devam ettiklerim

by Hygge

21 kitap

Beğendiklerimden

by Hygge

28 kitap

Okunan kitaplar

by mavi rota

395 kitap

İyiydi

by Elf

63 kitap

Okudum

by urbeknt

287 kitap

En güzel kitaplar

by Nermin

207 kitap

Kitaplarım

by burcudeniz

245 kitap

Okumayı Planladığım

by Marmaletta

52 kitap

Yeni okuyacağım kitaplar

175 kitap