Galatea Logo
ListelerDestek
Kurt Adamlar ve Şekil Değiştiriciler
Mafya
Milyarder Romantik
Zorba romantizmi
Yavaş gelişen romantizm
Düşmandan Sevgiliye
Paranormal Romantik
Yetişkin Eşler
Spor hikayeleri
Üniversitede Geçen Kitaplar
İkinci Sans Hikâyeleri
Tüm Kategorileri Gör
App Store'da 4,6 puanlı
Kullanım KoşullarıGizlilikCayma hakkıYasal BilgilerAboneliği buradan iptal et
Galatea on FacebookGalatea on InstagramGalatea on TikTok
Cover image for Kızıl Görüş Kitap 2

Kızıl Görüş Kitap 2

Yazar
L. E. Bridgstock
Okur
18.1K
Bölüm
21
Yazar
L. E. Bridgstock
Okur
18.1K
Bölüm
21
😱Gerilim🧛🏻Vampirler⚔️Düşmanlardan Aşıklara🎭Dram☯️Zıt Kutuplar Birbirini Çeker💪🏻Muhafız🧙‍♂️Paranormal & Fantastik💪Güçlü Kadınlar⚔️Aksiyon & Macera🧙‍♀️Cadılar ve Büyücüler🕵️Suç ve Gizem😊Temiz👻Hayaletler🐺Paranormal

Scarlett, selefi Rowland'ı öldürdükten sonra güçlü bir vampirin sorumluluklarını devraldığında hayatı köklü bir şekilde değişir. Yeni rolüne alışmaya çalışırken esrarengiz ölümleri araştırmak, izinsiz vampir dönüşümleriyle uğraşmak ve onu yeniden insana çeviren bir cadıyla yüzleşmek gibi bir dizi doğaüstü zorlukla karşılaşır. Hayalet ev arkadaşı Lillian'ın, isteksiz müttefiki Nick'in ve Gabriel adlı bir reaper'ın yardımıyla Scarlett, kendi gelişen güçleri ve kimliğiyle boğuşurken bu karanlık olayların ardındaki gerçeği ortaya çıkarmak zorundadır.

Bölüm 1

Kitap 2: Turkuaza Dokunmak

SCARLETT

Islak çimlerin üzerine uzanmış, gece gökyüzüne bakıyordum, uzun paltom etrafıma yayılmıştı.
Sabahın iki buçuğunda park ıssızdı. Etrafta ışık yoktu, gökyüzünü seyretmekte özgürdüm. Gelişmiş görme yeteneğim sayesinde insan gözüyle görülemeyen sayısız takımyıldızı, galaksiyi seçebiliyordum.
Ses seda yoktu, sessizliğe ihtiyacım vardı. Son birkaç haftadır hayatım beklenmedik bir şekilde kaotik bir hâl almıştı. Bu durum hiç hoşuma gitmiyordu.
Neredeyse iki ay önce, kendimi farkında olmadan, vampir avcısı Nick’le çalışırken bulmuştum. Küçük kız kardeşini, ikimize de komplo kuran Rowland adındaki kötü niyetli bir vampirden kurtarmıştık.
Rowland’ı öldürmeyi başarmıştım. Genç kız Angela, sağ salim evine dönmüştü.
Bu görevin çeşitli sonuçları olmuştu. Vampir geleneğine göre, Rowland’ı öldürmek, büyük servetinin, yaşadığımız şehrin mülkiyeti de dahil olmak üzere tüm mal varlığının sahibi olduğum anlamına geliyordu.
Şehri istemiyordum.
Bölgenin baş vampiri olmak, burada yaşayan vampirlerden sorumlu olmayı gerektiriyordu. İşlerin adil bir şekilde yürütüldüğünden, anlaşmazlıkların çözüldüğünden, hepsinden önemlisi sırrımızın saklandığından emin olmalıydım.
İnsanlar çoğunlukla doğaüstü varlıklardan haberdar değillerdi, bu durumu devam ettirmek zorundaydık.
Tüm bunlar olurken, daha önce sakin geçen gecelerim de birdenbire karmaşık bir hâl almıştı.
Olanların hepsi Nick’in suçuydu. Onunla hiç tanışmamış olsaydım, hâlâ mutlu bir şekilde kahve servisi yapıp huzur içinde ölümsüzlüğün tadını çıkarıyor olacaktım.
Aslında Angela’yı kurtardıktan sonra yaptığımız garip ateşkes sona erdikten sonra Nick’i hiç görmemiştim. Tam evinden çıkarken gafil avlayıp beni öpmüştü.
Bu konuda ne hissedeceğimi bilmiyordum. Aramızdaki garip, kafa karıştırıcı ilişkiyi düşündüğümde, bunun ne anlama geldiğini bilmiyordum.
Hemen ardından ayrıldım, bir daha konuşmadık. Aslında, benden kasıtlı olarak kaçıp kaçmadığını merak ediyordum. Benim de ondan kasıtlı olarak kaçıyor olmam mümkündü.
Sonunda karşılaştığımızda tekrar birbirimizi öldürmek için çalışmaya devam edecek miydik? Emin değildim, dahası bunu öğrenmek için pek de sabırsızlandığım söylenemezdi.
Cep telefonum çalmaya başladığında, sessizlik de tatsız bir şekilde aniden bozuldu. Yeni asistanım Adam’ın aradığını bildiren parlak ekrana memnuniyetsiz bir ifadeyle baktım.
Kişisel bir asistan istemiyordum ama işe yaradığını da inkâr edemezdim. Adam, ben İskoçya’dan döndükten birkaç gün sonra kendi isteğiyle evime gelmişti.
Rowland’ın ölüm haberi hızla yayılırken, halkı kendilerini yeniden organize edip benim halkım olmak üzere büyük çaba göstermişti. Sadakatleri, yüklü maaş çeklerinin tedarikçisine kadar uzanıyordu. Önceleri bu olanları görmek güzeldi.
O zamanlar yeni rolümün ne anlama geldiğini tam olarak kavrayamamıştım. Görevimi ihmal ediyordum, olanlardan sonra bir molaya ihtiyacım vardı. Rowland’ı yenmek hiç de kolay olmamıştı.
O akşam geç kalkmıştım. Hayalet ev arkadaşım Lillian’la paylaştığım küçük dairenin kapısı ürkek bir şekilde çalındığında üstümde hâlâ çiçekli sabahlığım vardı.
Gelenin üst kat komşumuz ve arkadaşımız Amir olduğunu düşünüp kapıyı açtığımda karşımda garip bir şekilde Adam’ı bulmuştum.
Otuzlu yaşlarının başında, uzun boylu bir adamdı. Mavi kravatlı, gri bir takım elbise giymişti. Koyu renk saçları düzgünce geriye taranmıştı, elinde bir evrak çantası taşıyordu.
Dışarıdan sakin görünmesine rağmen, kalbinin gerginlikle çarptığını duyabiliyordum. İnsan olduğundan emin olmam için yeterliydi. Başını saygıyla eğdi.
Ben bir şey söylemeyince gözlüklerini kararsızca düzelttikten sonra tokalaşmak için elini uzattı.
“Merhaba. Benim adım Adam Little. Sanırım siz de Scarlett’siniz?”
Adımı bilmesine şaşırıp bir kaşımı kaldırdım. “Evet, benim.”
Elini sıkıca sıktım. Tenimin buz gibi olması onu telaşlandırmamıştı. Vampirlerle uğraşmaya alışık olduğu belliydi.
“Burada ne aradığınızı sorabilir miyim?” Bu kişinin neden evimde olduğuna dair kafam hâlâ karışıktı.
“Ah! Elbette, özür dilerim. Açıklamam gerekiyor. Son iki yıldır Rowland’ın asistanı olarak çalışıyordum. Rowland vefat ettiğine göre,” dedikten sonra boğazını nazikçe temizleyip devam etti: “Artık resmiyette sizin asistanınız olduğuma inanıyorum.”
Yavaşça, “Anlıyorum,” dedim. Konuşmadan gitgide rahatsız olmaya başlamıştım. “O zaman içeri gelsen iyi olur.”
Dönüp oturma odasına ilerlerken beni takip etmesine izin verdim. Gözlerinin endişeyle etrafta gezindiğini görünce gülümsedim.
“Beklediğin gibi değil mi?”
“Rowland ile zevkleriniz biraz farklı,” dedi diplomatik bir şekilde.
Rowland’ın şatafatlı dairesi yerine kendi hafif ama rahat dairemi tercih ederdim.
Sabahlığımın kuşağını elimden geldiğince asil bir şekilde düzeltirken, “Geleceğinizi bilseydim muhtemelen daha fazla kıyafet giyerdim,” dedim.
“Davetsiz geldiğim için özür dilerim,” diye hızlıca cevap verdi. Beni kızdırdığı için endişelendiği belliydi. Vampirler pek sabırlı varlıklar olarak bilinmezlerdi. “Size ulaşmak hiçbir şekilde mümkün olmadı. Adresinizi kayıtlarda buldum.”
Beyaz koltuğa oturup karşıma oturmasını işaret ettim.
“Sanırım bu gerekliydi,” deyip içimi çektim. “Şimdi, sizin için ne yapabilirim?”
Bunu bir işaret olarak alan Adam çantasını açıp bir miktar kâğıt uzattı.
Rowland’ın, artık benim sorumluluğumda olan, birçok şirket ile varlığa sahip olduğunu açıkladı. Her birinin ayrıntılarını paylaştı, şirketlerin çalışma alanlarını özetledi. Rowland’ın elektronikten giyime kadar her konuya el attığı belliydi.
Adam ayrıca şehirdeki vampir durumu hakkında da açıklama yaptı.
Çoğunu kendi gözlemlerimden biliyordum ama Adam’ın verdiği bilgilerden bazıları da faydalı olmuştu. Şüphesiz istikrarsız koşullardan yararlanmak için bölgeye birkaç yeni vampirin girmiş olması bu bilgilere bir örnekti.
Sunumunu bitirmek üzereydi ki Lillian, Adam’a görünmeden yanımda belirip, “Kimsiniz?” diye sordu.
“Bu Adam Little. Görünüşe göre benim yeni asistanım,” dedim. Eğer bu adamla önemli miktarda zaman geçireceksek Lillian hakkında bilgi sahibi olması gerektiğini düşünüyordum.
Adam bana şüpheyle baktı. Boşlukla konuşuyormuşum gibi göründüğümün farkındaydım. Kuşku içinde, “Scarlett,” dedi.
“Özür dilerim. Sizi ev arkadaşım Lillian’la tanıştırmazsam kabalık etmiş olurum.”
Yüzü bembeyaz kesildi. Kayıtların benim hakkımda ne söylediğini merak ediyordum.
Temkinli bir ifadeyle, “Bir ev arkadaşınızın olduğunu bilmiyordum,” dedi.
“Aslında, bir hayalet olduğu düşünülürse onu hiçbir resmi belgede bulamamanız gayet normal.”
Hayalet kelimesini duyar duymaz rengi daha da soldu ama hâlâ bana tam olarak inanmadığını görebiliyordum. Ne var ki, sözlerimi sorgulamaya kalkmayacak kadar iyi eğitilmişti.
Lillian’ın gözlerinde şeytani bir parıltı vardı, tanıştığı insanları tedirgin etmeye bayılırdı. Birden odada serin bir esinti hissedildiğinde zaten dağınık olan saçlarım daha fazla birbirine girdi. Adam sıçrayıp etrafına bakındı ama hiçbir şey göremedi.
“Sizi iş konuşmanız için yalnız bırakayım,” dedikten sonra hayalet gibi bir kahkaha atıp ortadan kayboldu.
Aslında onu Adam’a görünür kılmak için gücümü kullanabilirdim ama bir gün için yeterince korktuğunu düşünüp vazgeçtim.
Ayrıca, yeteneklerimin boyutunu fazla duyurmamak en iyisi olurdu. Hâlihazırda yeteneklerim hakkında fazlaca fısıltı vardı.
Bu küçük olayın ardından Adam açıklamalarını bir çırpıda tamamladı. Şehirdeki yeni ofislerimi ziyaret etmeyi kabul ettim, telefon numaralarımızı değiş tokuş ettik. Beni bir daha evde ziyaret etmek zorunda kalmayacağından olsa gerek, gözle görülür şekilde rahatlamıştı.
O zamanlar yeni asistanım hakkında şüphelerim vardı. Rowland ile zaman geçirmiş birine güvenmek istemiyordum. Bana ne kadar faydalı olacağından da tam olarak emin değildim.
Yine de, etkilemeye hevesliydi, oldukça zeki görünüyordu. Bir şansı hak ettiğini düşündüm.
Şimdi, neredeyse iki ay sonra, parkta oturmuş, korku ile kabullenme karışımı bir duyguyla telefonumda beliren ismine bakıyordum.
Son derece verimli, mantıklı bir yardımcı olduğunu kanıtlamıştı. Önemli olmasa aramayacağını biliyordum.
İç çekip ayağa kalktım, üzerimdeki nemli otları silkeledim. İsteksizce telefona cevap verdim.
“Bay Little. Bu saatte bu zevki neye borçluyum?”
“Rahatsız ettiğim için özür dilerim,” dedi.
Duyar duymaz yüzümde oluşan kaş çatma ifadesi derinleşti. En kötü konuşmaların hep böyle başladığını biliyordum. “Neler oluyor?” diye sorduğumda sesimde teslimiyetten başka bir duygu yoktu.
“Şehir morgunda bir ceset var. Bir vampir cinayeti olduğuna eminim. Bay Winslow biriyle konuşmayı talep ediyor.”
Bay Winslow morgdan sorumluydu. Doğaüstü yaratıklardan kaynaklanan ölümler nadir de olsa görülüyordu. Bu durumlarda doğru fiyat karşılığında olayın görmezden gelinebileceğini öğrenmiştim. Henüz onunla tanışma şerefine nail olmamıştım.
Kaşlarımı kaldırıp, “Talep mi ediyor?” diye sordum. “İlgileneceğim.”
Adam cevap verdiğinde sesindeki rahatlama dikkatimden kaçmadı. “Bu harika! Ayrıntılarını göndereceğim.”
Telefonu kapattığımda üzerinde morg görevlisinin bilgilerinin bulunduğu bir belgenin geldiğini gördüm. Sinirle gözlerimi kısıp parlak ekrana baktım. Kâğıt kullansan ne olurdu?
Morga yürüyüş çok uzun sürmedi, özellikle de geç saatte sokaklar bu kadar sessiz ve ıssızken.
Artık bir arabamla dilediğim zaman çağırabileceğim bir şoförüm vardı. Ama kendi arabam gibi onu da nadiren kullanıyordum. Gece havasının tazeliğiyle yürümenin verdiği hissi daha çok tercih ediyordum.
Arabalar icat edilmeden çok önce de buralardaydım. Bazı alışkanlıklardan kurtulmak zordur.
Yolda saçlarımı, hafif rüzgârda dağılmış görüntüsünü gizlemek için topuz haline getirmeye çalıştım. Uzun mavi ceketimin altına çiçekli bir elbiseyle tozluk giymiştim. Pek otoriter ya da tehditkâr görünmesem de idare ederdi.
Adam beni bu kadar geç bir saatte aradığına göre, Bay Winslow’un beni bekliyor olacağını biliyordum. Eğer acil bir durum olmasaydı, sabah okumam için bir mesaj bırakırdı.
Varsayımım doğruydu. Morgun yerini bulana kadar, çoğunlukla sessiz olan hastanede hiç zorlanmadan ilerledim. Bitişikteki ofiste tek bir ışık yanıyordu.
Nezaketle başlamaya karar verip kapıyı çaldım.
Hafif hırçın bir ses bana cevap verdi. “İçeri buyurun.”
Odaya girdiğimde masasında oturan adamı gördüm. Koyu renk gözlükleri ve gözlerinin yanında beyaz saçları ile sakalı son derece dikkat çekiciydi.
“Bay Winslow?” diye sordum.
Gözlerini kısıp beni süzdükten sonra temkinli bir ifadeyle, “Evet,” dedi.
“Benim adım Scarlett. Kısa süre önce asistanım Adam Little’dan bir telefon aldım. Bana ilgilendiğiniz cesetlerden biri ile ilgili beni görmek istediğinizi söyledi.”
Konuşmam sürerken yüz ifadesi şaşkınlıktan kuşkuya dönüştü.
“Özür dilerim ama Scarlett siz misiniz? Bana her şeyden sizin sorumlu olduğunuz söylendi.”
Ruh hâlim anında bozuldu. Gözlerinin genişlemesinden gözlerimdeki kırmızı parıltıyı fark ettiğini anlayabiliyordum. Azı dişlerimin uçlarını ortaya çıkaracak şekilde, şakayla karışık sırıttım.
“Tam olarak sorun nerede?”
Haddini aştığını fark etmiş olmalı ki sinirle yutkundu. “Ben sadece sizin... Yani Rowland’ın biraz daha...” Durumu daha da kötüleştirdiğinin farkına varınca çaresizce sustu.
Aslında çok kızgın olmasam da bir noktaya değinmem gerektiğini hissediyordum. Rowland’a gösterdiği saygıyı, eksiksiz şekilde bana da göstermesi önemliydi.
“Rowland’ın benden daha iyi göründüğünü mü söylemek istiyorsunuz?” diye sordum buz gibi soğuk bir sesle.
Öyle olduğu doğruydu. Onu, üzerinde kusursuz bir takım elbise olmadan hiç görmemiştim. Ayrıca otuzlu yaşlarının başlarında olduğu gerçeği, insanları otoritesini daha kolay kabullenmeye teşvik ediyor gibiydi.
Dışarıdan bakıldığında hâlâ yirmili yaşlarının başında, dağınık saçlı, çiçek desenli kıyafetleri olan genç, sıska bir kızdım.
“Şey...” Tereddüt edip duraksadı. En azından göründüğümden daha tehlikeli olduğumu görecek kadar aklı vardı.
Omuz silktim. “Sanırım bu doğru. En azından ben kafasını koparana kadar öyleydi. Anlamadığınız bir şey var: Benimle kıyaslandığında o sadece bir çocuk.”
“Eğer endişelendiğiniz konu deneyimse, endişeye gerek yok. Görünüşüme gelecek olursak, malum sosyal gelenekler geçtiğimiz bin yıl boyunca pek çok kez değişti. Artık nasıl göründüğümü çok önemsediğimi söyleyemem.”
Adamın ruh hâlinde bir değişiklik hissettim. Bana cevap verdiğinde, sesi şaşırtıcı bir düşmanlıkla doluydu.
“Belki de beni asıl endişelendiren, önceki ortağımı soğukkanlılıkla öldürdükten sonra buraya gelip sizinle çalışmamı beklemenizdir.”
Soğukkanlı bir şekilde karşısındaki sandalyeye oturdum. Öfkesine tepki vermeden bacak bacak üstüne atıp arkama yaslandım. Sorunun ne olduğunu öğrendiğim için içten içe seviniyordum.
“Burada bazı noktaları açıklığa kavuşturmam gerektiğini hissediyorum,” dedim sakince.
“Lütfen,” dedi öfkeyle.
“Onu soğukkanlılıkla öldürdüğümü söylüyorsunuz. Bunun arkasındaki nedenden bahseden oldu mu? Örneğin Rowland’ın altı yaşında masum bir kızı kaçırdığını biliyor muydunuz?”
Bay Winslow’un yüzündeki şaşkınlık ifadesinden, Rowland’ın bu adama daha canavarca yönlerini göstermediğini düşünmeye başlamıştım.
Büyük olasılıkla kendisini şehir için bir hayırsever olarak göstermişti. Sadece çok parası olan ve yardım etmek isteyen bir vampir...
Hikâyeme devam etmeye karar verdim.
“Kızı şahsen tanıyordum, onu ailesinden koparmasına izin veremezdim. Onların izini sürdükten sonra bana karşı komplo kurduğunu da keşfettim.”
“Ortaya çıkan kavga bana onu öldürmekten başka seçenek bırakmadı. Aksi hâlde, kızı terk edip ölümü göze almak zorunda kalırdım.”
“Bana inanmak için hiçbir nedeninizin olmadığını biliyorum ama burada olmayı hiç istemediğimi söylerken tamamen dürüst davranıyorum. Hayatımdan gayet memnundum. Rowland’ın sorumluluklarını üstlenmek gibi bir isteğim yoktu.”
Bay Winslow, “Peki neden siz? Neden onun rolünü üstlenmek zorundasınız?” diye sordu.
Acı acı gülümsedim. “İşler böyle yürüyor. Kurallarımız katıdır. Rowland’ın katili olarak onun rolünü devralmak benim görevim.”
Bazen en iyi politika, dürüst olmaktı. Winslow’un beni güce aç bir zorba olarak görmesi hâlinde benimle işbirliği yapmayacağını biliyordum.
Yaşlı adam sandalyesinde arkasına yaslanıp gözlüklerinin üstünden bana baktı. Benim hakkımdaki görüşünün biraz da olsa değiştiğini hissedebiliyordum.
Bir süre tek kelime etmedi ama konuşmaya başladığında artık işine dönmüştü.
“Eğer söylediğiniz kadar yaşlıysanız, belki bu davaya benim için biraz ışık tutabilirsiniz. Rapora ne yazacağım konusunda hiçbir fikrim yok.”
Kabul görme yolunda ilerlediğimi hissediyordum. Ayağa kalkıp elbisemi düzelttim.
“Gidip bir göz atalım.”
Beni büyük, metal çekmecelerle dolu bitişik odaya götürdü.
Soğukkanlılığımı korumak için çaba sarf ediyordum. Burada olmayı gerçekten sevmemiştim. Güçlü kimyasalların kokusu burnumu yakıyor olsa da bu bile kalıcı ölüm kokusunu gizleyemiyordu. Ölüm her yere sinmiş gibiydi.
Bayat kan kokusu en kötüsüydü. Artık hayatta olmayan bir insanın kanı benim için zehirli sayılırdı. Eve varır varmaz duş alacaktım.
Bay Winslow rahatsız olmuş gibi görünmüyordu. Gerçi bir insan için kokunun o kadar yoğun olmayacağını tahmin ediyordum.
Beni gümüş renkli bir çekmeceye götürdü. Çekmeceyi çekip içinden üstü örtülü bir figür çıkarmasını bekliyordum.
Vampir kokusu dikkatimi çektiğinde istemsizce kaşlarımı çattım. Ne olduğunu tam olarak kestiremiyordum ama bir şeyler ters gidiyordu.
Dikkatli bir şekilde örtüyü indirip ortaya bir kadının başıyla omuzlarını çıkardı. Görünüşü o kadar değişmişti ki onu tanımak için bir süre bakmam gerekmişti. Kim olduğunu anladığımda nefesim kesildi.
“Linda!”
Bay Winslow sertçe başını çevirip, “Onu tanıyor musunuz?” diye sordu.
“O bir cadıydı,” diye mırıldandım usulca. “Birkaç ay önce birini bulmama yardım etmişti.” Linda, Nick’in kardeşi Darren’ı bulmak için yer bulma büyüsünü yapan cadıydı. Neler olduğunu onun sayesinde öğrenmiştik.
Winslow eldivenli eline bir tür gümüş alet alıp Linda’nın üst dudağını nazikçe geriye çekti, sivri dişlerini ortaya çıkardı. “Bana bir cadı gibi görünmüyor,” dedi.
Dalgınca başımı salladım. Asıl dikkatimi çeken dişleri değildi, kahverengi saçlarının arasından geçen çok ince kırmızı çizgilerdi.
Saçlarımla aynı tonda olan çizgiler…
Gergin bir şekilde, “Gözlerini görebilir miyim lütfen?” diye sordum.
Gözlerinden birini benim için dikkatle açtı. Ölüm parıltısının bir kısmını almış olsa da gözlerinin hâlâ berrak, kırmızı bir tonda olduğunu görebiliyordum.
Yutkunup bir adım geri çekildim. “Tam olarak nasıl öldü?”
Çarşafı biraz daha geriye çekerken, “Tuhaf olan da bu,” dedi.
Göğsünün ortasındaki karanlık deliği gösterdiğinde keskin koku belirgin hâle geldi.
Telaşla, “Yanmış mı?” diye sordum.
Başını sallayıp, “Evet. Kalp tamamen yok olmuş. Sanki kendiliğinden yanmış gibi ama etrafındaki bölgeye nedense bir şey olmamış.”
Stresli bir şekilde ondan uzaklaştım. “Bu hiç mantıklı değil.”
Belki de cadı ile vampir birleşimiydi? Kendi kendime teoriler üretiyordum. Linda’nın uzmanlık alanı ateş değildi, bunun kendi işi olduğundan şüpheliydim.
İçimden bir ses onu birinin öldürdüğünü söylüyordu ama böyle bir şeyi yapabilecek birini de tanımıyordum.
Vampirlik ile kırmızı renk tamamen farklı konulardı. Nereden başlayacağımı bile bilmiyordum.
Kendimi toparlayıp içinde bulunduğum acil duruma odaklanmaya çalıştım.
“Eğer yeterince gördüyseniz, cesedin yakılması için acele edilmesini önerebilirim,” dedi Winslow sessizce.
“Yardımı dokunabilecek herhangi bir kanıt bulmak adına kontrol ettim. Şu hâlde gerçekten kimse görmese daha iyi olur.”
Ardından başımı çevirip, “Olay yerinde işe yarar bir kanıt var mıydı?” diye sordum.
Başını salladı. “Hayır, bir ara sokakta bulundu. Rapora göre hiçbir yerde işe yarar parmak izi ya da DNA yok. Tanık da yok.”
İçimi çektim. “Ailesi var mı bilmiyorum. Gerçi onlar da cadıysa hâlihazırda olanların farkında olabilirler.” Şehirdeki vampir dünyasından haberdar olmaları da mümkündü.
“Onlara karşı dikkatli olacağım,” dedi.
Ben de başımı salladım. “Güzel. Konuyu daha detaylı araştıracağım. Bunun normal bir vampir cinayeti olmadığını şimdiden söyleyebilirim.”
“Öncelikle, bu kadın onu son gördüğümde vampir değildi. Birinin onu yasadışı olarak dönüştürdüğünden şüpheleniyorum. Malum, yeni bir vampir dönüştürmek için önce bölgenin yöneticisinden izin alınmalıdır.”
“Bu duyduğum ilk vaka. Belli ki izin verilmemiş. Ölümüne gelince... Sadece, bunu şahsen araştıracağımı söyleyebilirim. Şu anda böyle bir şey yapabilecek birini tanımıyorum.”
Winslow büyük çekmeceyi tekrar duvara yerleştirirken ben de geri geri koridora çıkmaya başlamıştım. Temiz hava solumak rahatlatıcıydı.
Winslow yanıma döndüğünde cebimden çıkardığım kalın bir banknot rulosunu gizlice ona uzattım.
Diplomatik bir şekilde, “Devam eden işbirliğiniz için teşekkür ederim,” dedim.
Sert bir hareketle başını sallarken, “Keşke bir zevk olduğunu söyleyebilseydim,” diye mırıldandı.
Sonunda yüzümde bir gülümseme belirmişti. “Bu konular pek de zevkli sayılmaz, öyle değil mi?”
Yavaş bir tempoyla eve yürümeye başladım. Kahve Durağı’nda vardiyayla başlayan gece yoğun geçmişti.
Yeni sorumluluklarıma rağmen işi bırakmayı reddetmiştim. Kendimi normal, insan toplumunun bir parçası hissetmek için sahip olduğum tek fırsat buydu.
Kaybetmek istemiyordum. Türümden olanların çoğu gibi normalden uzaklaşıp umursamaz olmaktan endişeleniyordum.
Aradan geçen birkaç telaşlı haftadanın ardından, yarı zamanlı çalışmaya karar verdim. Artık Kahve Durağı’nda sadece pazartesi, salı, bazen de çarşamba günleri çalışıyordum. Haftanın geri kalanını yeni liderlik görevlerime ayırmıştım.
Ertesi gün perşembeydi, yani o akşam şehirdeki kulüplerden birinin arka odasında bir oturum düzenlemem gerekiyordu.
Şehrin lideri olarak, bölgedeki vampirler arasındaki tartışmalarda ara buluculuk yapıp anlaşmazlıkları çözmem bekleniyordu.
Çok geçmeden, gece boyu çeşitli şikâyetlerle, sorunlarla rahatsız edilmekten son derece yorulmuştum. Sürekli taciz edilmekten bıktığım için, bu durumlarla başa çıkmak adına bir program oluşturmak zorunda kalmıştım.
Sorunu olanlar beni her perşembe akşamı saat yediden gece bire kadar Eclipse kulübünde bulabilirlerdi. Ölüm kalım meselesi olmadığı sürece, diğer tüm zamanlarda bana ulaşmaları yasaktı.
Üst kat komşumuz Amir’le paylaştığımız küçük evin bize ait olan kısmına girdiğimde Lillian beni neşeyle karşıladı.
Son birkaç aydır birlikte çok fazla zaman geçirmeye başladıklarını fark etmiştim.
Bir hayalet olmasına rağmen Lillian, Amir’in doğaüstü dünyanın farkına varmasını çok daha kolay hâle getirmişti.
Onun arkadaş canlısı, dışa dönük tavrı Amir’in daha sessiz ve ciddi kişiliğiyle hemen uyum sağlamış, kısa sürede arkadaş olmuşlardı.
Bu dostluk, Lillian’ın Amir’e sadece ben gücümü kullanabildiğim zaman görünür olması gerçeğine rağmen sekteye uğramamıştı.
Yokluğumda, Lillian’ın konuşmaya katılabilmesini sağlamak için not defteri sistemiyle idare ettiler. Amir artık evin kendine ait kısmından ziyade bizim yanımızda daha sık bulunuyor gibiydi.
Yokluğunu fark ettiğimde Lillian’a, “Amir nerede?” diye sordum.
“Uyuması gerekiyordu,” dedi üzüntüyle.
“Ah, tabii ki,” diye mırıldandım. Herkesin geceleri yaşamadığını unutmak kolaydı. Amir’in hastanede bir işi, gün boyunca düşünmesi gereken çalışmaları vardı.
Lillian’ın kendini biraz kaybolmuş hissettiğini sezdiğimden kanepeye oturup geçirdiğim akşamla ilgili uzun bir açıklama yapmaya başladım.
Linda’nın ölüm haberi onu çok üzmüştü.
“Aman Tanrım!” diye haykırdı, “Ona ne olmuş olabilir ki?”
Koltuğuma yaslanıp şüpheci bir ifadeyle saçımdan bir tutam alıp karıştırdım. “Bilmiyorum. Bu işte bir terslik var.”
“O... Buralarda mı?” diye sordu Lillian. Linda’nın hayaletinden bahsettiğini biliyordum.
Başımı salladım. “Hayır, onu hiçbir yerde görmedim. Buralarda olduğunu gösteren herhangi bir enerji de hissetmedim. Büyük olasılıkla hayatına devam etmiştir.”
Çoğu insan öldüğünde hemen hayatına devam ederdi. Sadece bazıları hayalet olarak kalmayı tercih ederlerdi. Bir cadı olan Linda da muhtemelen bu durumun farkındaydı.
Yoğun geçen gecemin ve Lillian’la yaptığım uzun sohbetin ardından şafak hızla yaklaşıyordu. Ayağa kalkıp gerindim. Kendimden geçmeden önce banyo yapmak istiyordum.
Sabunlu suyla dolu büyük, pençe ayaklı küvete girmek rahatlatıcıydı. Hem banyo hem de duş için hoş kokulu krem ile losyonlardan oluşan geniş bir ürün yelpazem vardı.
Hassas koku alma duyum yüzünden bütün gece şehrin güçlü ve genellikle nahoş kokularıyla baş etmek zorunda kalmıştım.
Tüm bunlardan arınıp odayı güllerin taze kokusu, lavanta ve belki de turunçgillerin daha keskin, temiz kokusuyla doldurmak güzeldi.
Güneş ufukta belirdiğinde, bodrumdaki rahat yatağıma çoktan girmiş, derin bir uykuya dalmıştım.

Galatea’yı Keşfet

Bir Fae Masalı 2: Kaderin LanetiBelle Island 2. Kitap: En Kıymetli Nehir PerisiSon Umudu Kitap 2Kalbi Çalan AdamAlfa Kral'ın Kızı

En Yeni Yayınlar

Mafya ve Aşk Kitap 3Mafya ve Aşk Kitap 2İkinci Bir ŞansDağyarı Sürüsü Serisi 5. Kitap: KehanetPierce Charming Akademisi 2: Yarı Tanrı Kralı Öpmek ve Diğer Kötü Kararlar

Okuma listeleri

Hepsini gör

Okuyucu topluluğumuzun derlediğ kitap koleksiyonları ile romantizmin dünyasına dalın.

En çok sevdiğim kitaplar

Yazar: tyrion

46 kitap

Pelto’s list

Yazar: Pelto

33 kitap

Beğendiklerim

Yazar: Nesil

29 kitap

Okumayı Planladığım

Yazar: Marmaletta

52 kitap

The Best📚

Yazar: emlcrk

76 kitap

OKUDUKLARIM

Yazar: Pharma

307 kitap

Türkçe

Yazar: Asliiturkiye

366 kitap

Benim kitaplığım❤️❤️❤️

Yazar: vuslat hayal

228 kitap

Okunan kitaplar

Yazar: mavi rota

395 kitap

Yeni okuyacağım kitaplar

178 kitap

Okudum

Yazar: urbeknt

287 kitap

Okunan Kitaplar

Yazar: mallof65

87 kitap

Kitaplarım

Yazar: burcudeniz

245 kitap

🌕Moon Goddess🌙

Yazar: Moon Goddess

67 kitap

2. Kitap Bekleniyor

Yazar: Elf

14 kitap