Annie Whipple
BELLE
Grayson eğilerek ağırlığını bana verdi.
Onun altındayken çaresiz ve kapana kısılmış hissediyordum ama iyi anlamda. Bir tarafım boyun eğmek, kendimi bu Tanrı gibi adama teslim etmek istiyordu.
Parmağını baldırımın iç kısmında gezdirirken dudaklarını köprücük kemiğime indiriyordu.
Arzudan sığlaşmış nefesimle, “Grayson…” diye fısıldadım.
Telefonun çalmasıyla bölündüğümüzde gözlerini gözlerimden hiç ayırmadan derinden hırladı.
Sinirleri bozulduğu anlaşılan Grayson, “Bana bir dakika ver, aşkım,” dedi. Ayağa kalkıp şifonyere doğru yürürken ben de nefes almak için fırsat buldum.
Kalbim âdeta göğüs kafesimi delip geçmeye çalışıyordu.
Sahiden beni kaçıran adamla mı yatacaktım?
Buradan çıkmalıydım. Lanet olsun, polisi aramalıydım!
Grayson sırtını bana dönmüş telefonuna bakıyordu.
Ya şimdi ya hiç.
Ayağa kalkıp kapıya doğru olabildiğince hızlı koşmaya başladım.
Koridorda koşarken arkamdan şiddetli ve sinirli bir homurtu duydum. Sesin ondan geldiğini düşündüm. Koridorun sonundaki merdivene ulaştığımda titreyen bacaklarım yüzünden düşmemek için duvardan destek alarak hızla aşağı inmeye başladım.
Aşağı indiğimde otel odalarından oluşan bir kat daha görmeyi beklesem de kendimi hemen yan tarafında kocaman bir mutfak bulunan, lüks, açık bir oturma odasının ortasında bulunca şaşırdım. Bu otel odası iki katlı mı? Burası ne tür bir otel?
İşime yarayabilecek bir şey bulmak için delice etrafıma bakındım.
Biri başka bir odadan, “Luna? Ne yapıyorsun? Alfa nerede?” diye seslendi.
Mutfak tezgâhının başında bir adam duruyordu. Elinde bir kupa kahve tutan adam bana delirmişim gibi bakıyordu.
Onu tanıdım! O da uçaktaydı! Bana Grayson’ı öpmemi söyleyen oydu!
“Ah, Tanrı’ya şükür!” diye bağırarak mutfağa koştum.
“Sen…” derken oda aniden dönmeye, boynumdaki ısırık zonklamaya ve acıyla yanmaya başladı. Boğucu düşüncelerden kurtulmak için başımı iki yana salladım.
“Yardım et bana! O adam beni kaçırdı! 911’i aramam lazım!”
Ayağa kalkıp sanki ani bir hareket yaparsa kaçacak vahşi bir hayvanmışım gibi yavaşça bana yaklaştı. “Hey, hey. Bir şey yok. O seni kaçırma…”
Gözleri aniden griye dönüşürken cümlesini yarıda bıraktı. Transa geçmiş gibi boşluğa bakıyordu. İrkilerek ondan uzaklaştım.
“Evet. Evet, öyle,” dedi.
“Ne?” diye sordum. Benimle mi konuşuyor?
Dikkatini bana vermedi. Boşluğa öylece bakmaya devam etti.
“Elbette, Alfa,” dedi. Gözlerinin rengi normale dönünce bana baktı. “Üzgünüm ama hiçbir yere gidemezsin.”
Peki, demek o da deli. Not edildi.
Arkamı dönüp bir çıkış yolu bulmak için odayı taradım. Mutfağın diğer tarafında bir kapı vardı. Görünüşe göre evin giriş kapısıydı. Evet!
Grayson’ın deli arkadaşının yanından hızla geçip kapıya ilerlemeye çalışsam da tökezledim. Yan tarafımdaki duvara yasladım.
Boynumdaki ısırıktan yayılan yanma hissi yavaş, ızdırap dolu dalgalar hâlinde vücuduma yayılıyordu. Midem bulanıyordu.
Neler oluyor? ~Grayson kötü hissetmeye başlayacağımı söylerken bundan mı bahsediyordu?~
Acıyı bastırmaya çalışarak kapıya doğru ilerlemeye devam ettim. Ama başım hızla dönerken dizlerimin bağı çözüldüğü için yere düştüm.
Adam arkamdan, “Luna!” diye bağırdı.
İçimdeki ateş kaldıramayacağım kadar harlarken, gözyaşlarım akmaya başladı. Çığlık attım.
“Durdur şunu!” diye bağırdım. “Durdur şunu!”
Yanımdaki adam, “Üzgünüm, Luna! Alfa birazdan gelecek!” dedi. Omzuma dokununca vücudumda dolaşan alevler daha da körüklendi.
Elini üzerimden uzaklaştırdım. Kollarımı kendime sarıp hıçkırarak ağlarken, “Dokunma bana!” diye bağırdım.
Adam, “Alfa, lütfen elini çabuk tut!” diye bağırdı.
Hıçkırıklarımın arasından odaya giren hızlı ayak seslerini duyabiliyordum.
Grayson, “Belle!” diye bağırdı.
Yalnızca sesiyle bile içimdeki ateş biraz dinince, acımın dinmesi için ona çaresizce uzandım. Mutfağa koşarak girip diğer adamı benden uzaklaştırdı.
Grayson’ın eşofman altı giydiğini fark ettiğimde hayal kırıklığı hissettim. Ten temasımızın olabildiğince rahatlatıcı olmasını istiyordum.
En azından gövdesi hâlâ çıplaktı.
Yanıma geldiğinde beni hemen kollarının arasına aldı.
Bir koalanın ağaca sarılması gibi ona sarılarak tenimin mümkün olduğunca fazla değmesini sağladım.
Bacaklarım iki yanında, kollarım sıkıca boynundaydı. Göğsüne gömülüp hıçkıra hıçkıra ağlarken içimdeki ateş sönse de acı hâlâ dayanılmaz boyuttaydı.
Grayson beni kucağından ayırmadan sandalyeye oturarak, “Şşt,” dedi. “Biliyorum, bebeğim, biliyorum.”
“Lütfen engelle şunu,” diye yalvardım.
Grayson aniden ısırık izime yapışıp dilini üzerinde gezdirerek emdi.
Yüksek sesle inledim. Hem harika hissettirdi hem de tüm acımı dindirdi.
Travmanın etkisiyle titremeye devam ederken ve Grayson ustaca hareketlerle boynuma gömülürken ona sıkıca sarıldım.
Bu inanılmaz his beni öylesine büyülemişti ki, arkadaşının bir şeyler mırıldanıp odadan çıktığını bile fark etmemiştim. Acım dinince beni öpmeyi bırakacağını düşünsem de bırakmadı. Öpmeye devam ederek boynumdan çeneme ilerledikten sonra dudaklarıma ulaştı.
Dudaklarının dudaklarımdaki hissi ipek gibiydi.
Öpüşme tatlı ve yavaştı ama içindeki açlığı fark etmemek de elde değildi.
Aynı zamanda tutkuluydu. Daha önce kimseyi böyle öpmemiştim. Daha önce hiç böyle hissetmemiştim.
Grayson kısa bir süre uzaklaştıktan sonra alnını alnıma dayadı. İkimiz de derin nefesler alıyordu. Dudaklarıma bir öpücük daha kondurdu.
“Çok özür dilerim,” diye fısıldadı. Burnunu burnuma sürttü.
Gözlerinin içine baktım.
“Bağımızın bu kadar güçlü olduğunu fark etmemiştim. Biraz etrafta dolaşıp rahatlamanı ve sonra gelip seni bulmayı planlamıştım. Acının bu kadar şiddetli olacağını bilmiyordum. Çok özür dilerim.” Beni tekrar öptü. “Canının yanmasını asla istemiyorum.”
“Hepsi sırf senden uzaklaştığım için mi oldu?” diye sordum.
Başını onaylarcasına sallayıp yüzünü saçlarıma gömerek derin nefesler aldı. Bedenim gittikçe sakinleşirken, bir süre yalnızca birbirimize sarılarak öylece kaldık.
Yaşananları anlamlandırmaya çalışmaktan vazgeçmiştim.
Zihinsel olarak yorulduğum için hiçbir yeni bilgiyi sindiremiyordum.
Tüm bunların en kafa karıştırıcı yanı Grayson’dan bu denli etkilenmemdi. Onun uçakta o herifi boğduğunu görmüş, beni kaçırdığını anlamış ve sınırlara ne kadar saygı duymadığını deneyimlemiştim.
Ama her nedense, o yakınımdayken bile ona daha yakın olmak, ona dokunmaya ve onunla konuşmaya devam etmek istiyordum.
Resmen beni kaçıran adamı yakından tanımak istiyordum.
Bende bir sorun olmalıydı. Kafayı neden bu herifle bozdum?
Grayson belimi kavrayıp parmaklarını yukarı aşağı gezdirdi. Bana bakmak için arkasına yaslandı. “Artık o lanet olası yatağa dönecek misin?” diye sordu.
Hayır demem gerektiğini biliyordum. Ama içimden hayır demek gelmiyordu. Bu kadar basitti. Hayır demek istemiyordum. Bu yüzden evet dedim.
Grayson gülümseyerek dudaklarıma bir öpücük daha kondurdu. Ellerini popomun altından geçirip beni kucağına sabitleyerek ayağa kalktı.
Tanrım, çok güçlü.
Grayson bizi uyandığımız odaya doğru götürürken, “Beni yere indirebilirsin,” dedim. “Yürüyebilirim.”
Eğilerek dudaklarını kulağıma değdirdi. “Umurumda değil.”
Peki o zaman.
Odaya girip beni nazikçe yatağın ortasına bıraktı. Ellerini üzerimden çektiğinde kaşlarımı çattım. Geriye çekilip eşofmanını çıkardı.
Her hareketiyle kaslarının gerilmesini izledim.
Yutkundum. “Ne yapıyorsun?”
Sırıttı. “Uyurken terlemek istemiyorum.”
Yoğun göz temasını kesmeden yavaşça bana yaklaştı. Ellerini omuzlarıma götürerek beni sırtüstü yatırdı. Sonra da üstüme çıktı.
Burnunu boynumda yukarı aşağı gezdirerek, “Harika kokuyorsun,” dedi.
Cevap veremedim. Her şey inanılmaz yoğundu.
Dudaklarıma hızlı bir buse kondurup bana baktı. “Şimdi uyuyalım, olur mu?”
Başımı onaylarcasına salladım.
Yüzünü bana dönerek yanıma uzanıp elini belime koydu. Yüzümü incelemeye başladı. “Çok güzelsin.”
Nasıl cevap vereceğimi bilemediğimden gözlerimi kaçırdım.
Elini tişörtümün altından geçirip sırtımdan yukarı çıkardığını ve sütyenimin kopçasıyla oynamaya başladığını hissettim.
Anında kolunu tutup ona baktım.
“Ne yapıyorsun?”
“Şşt,” diyerek sütyenimin kopçasını açtı. “Rahatsız olmalı.”
Gözlerini gözlerimden bir an olsun ayırmadan kollarımı tişörtümün içine sokarak sütyenimi çıkarmam için bana kolaylık sağladı.
Kollarımı sütyen askılarından geçirdiğimde, Grayson yavaşça tişörtümün altına uzanıp rahatsız edici çamaşırı çıkararak yere fırlattı.
Kollarımı tekrar tişörtümün kollarından geçirip üzerimi düzelttim.
“Gördün mü? Böylesi daha iyi,” dedi. Sonra sırtımı ona doğru çevirdi.
Beni tekrar göğsüne çekip kolunu belime dolayarak kaşıklarken karnımı okşamaya başladı.
“Kalp atışlarını sakinleştir, Belle. Kalbin çok hızlı atıyor. Derin nefesler al.”
Haklıydı. Endişem tavan yapmıştı. Derin nefesler almaya çalıştım.
“İşte böyle.” Grayson ensemi öptü. “İşte benim kızım.”
Bu kadar yorgun olduğuma inanamıyordum. Son yirmi dört saatte tek yaptığım uyumakmış gibi hissetsem de işte yine uykuya dalıyordum. Bir sonraki uyanışımda ne kadar uyuduğuma dair hiçbir fikrim yoktu. Tek bildiğim vücudumun çok sıcak olduğuydu. İnanılmaz terlemiştim.
Uyku sersemi hâlimle battaniyeyi üzerimden atarak pozisyon değiştirdim. Hiçbir işe yaramadı.
Grayson’ın bana sarılmaya devam etmesi de yardımcı olmuyordu. Rahatlamak için bacaklarımı tekrar kıpırdattım.
Taytım tenimi âdeta yakıyordu.
Arkamda kıpırdanan Grayson’ın taytımın beline uzanıp onu aşağı çektiğini fark ettim.
Uykulu gözlerle elimi elinin üzerine götürüp ne yaptığını sormaya çalışarak anlaşılmaz bir şeyler mırıldandım.
“Çıkar şunu bebeğim. Bakmayacağıma söz veriyorum. Yanıyorsun.”
Bedenim ısınırken hâlâ yorgun olduğumu hissedebiliyordum. Tek istediğim tekrar Grayson’ın göğsüne sokulup uyumaktı. Başımla onayladım.
Grayson’ın doğrulup dizlerini iki yanıma sabitleyerek üzerime çıktığını hissettim.
Başparmaklarını taytımın beline geçirip aşağı indirdi. Kıçımın üzerinden geçirebilmesi için kıpırdandım.
Grayson taytı nihayet çıkardığında tutup yere fırlattı.
Bacaklarım serinlediğinde epey rahatladım. Tekrar yanıma uzanıp beni göğsüne çekti. Bacağımı ona sararak yüzümü boynuna gömdüm.
Grayson tatmin olmuşçasına mırıldandı. Elini tişörtümün altına atıp belime indirdi.
Sanırım bakmayacağını söylerken ciddi değildi, ~diye düşündükten sonra uykuya daldım.~