Savaşçı Prenses - Kitap kapağı

Savaşçı Prenses

S. J. Allen

Bölüm 3

KANE

“Benimle konuşman gerek. Bana ne düşündüğünü söyle.” Nixon diğerlerine odalarını gösterdikten sonra geri dönmüştü.

“Tıpkı ona benziyor.”

“Kime?”

“Leia.”

“Bu mümkün değil Kane. Leia’nın öldüğünü gördün. Bu sadece ona benzeyen genç bir kadın.”

“Ama ona çok benziyor. Üstelik kokusu...”

“Çiftleşmiş gibi kokuyor.”

“Çiftleşme tamamlanmamış olmalı, leş gibi kokuyor.”

Yüzümü sertçe ovalayıp düşüncelerimden sıyrılmaya çalıştım.

Ne yapıyordum ben? Ne düşünüyordum?

Eşim ölmüştü.

Onun öldüğünü gördüm.

İnsanlar onu gözümün önünde öldürdüler.

Acımasızca…

Melez ona ne kadar da benziyordu. Böyle bir ateş, böyle bir ruh nasıl mümkün olabilirdi?

Kim böyle davetkâr bir vücutla birleşmeyi tamamlamamış olabilir?

“Kane, kendini toparlamalısın. İçimden bir ses bu kızın hafife alınmaması gerektiğini söylüyor,” dedi Nixon.

Başımı salladım, hâlâ uzaklara bakıyordum. “Farkındayım Nix.”

Nixon ile hayatlarımız boyunca arkadaştık. İyi veya kötü tüm sırlarımı biliyordu.

“Sence gerçekten iyi niyet misyonu için mi buradalar?” Sonunda Nixon’a döndüm.

Omuzlarını silktikten sonra ikimize de birer içki doldurdu.

“Bunu söylemek zor. Olabilir ama onun ~için de burada olabilirler. Bence zamanlama biraz fazla rastlantısal.”

İçkimi yudumlarken başımı salladım.

“İçimde ikinci seçeneğin doğru olduğuna dair tuhaf bir his var. Kral Raphael’in bu iş için en iyi üç adamını göndermiş olması mümkün.”

Nixon içkisinden bir yudum alıp, “Bugünkü gösterilerini düşününce, etkileyici güçlere sahip olduklarına şüphe yok,” dedi.

Evet, etkileyiciydi.

“Ne kadar lekeli olursa olsun soyları oldukça etkileyici.”

Yüzümü kabaca ovaladım.

“Ben koşuya çıkıyorum. Dışarıdayken sınırları kontrol edeceğim. İnsanlar tekrar saldırabilirler.”

Odadan çıkarken başını salladı, zihnim bulanıktı.

Leia gözümün önünde öldürülmüştü. Karşı koyamamıştım. Babam benim için yeni bir eş ayarlamaya çalışmıştı. Tahtın bir varise ihtiyacı olduğunu savunuyordu. Seçmem için dişileri sıraya dizdi.

Ama hiçbiri Leia değildi. O aynı anda hem ateş hem de su gibiydi.

Ondan sonra kadınlardan hoşlanmamaya başladım. Tek istedikleri tahta ulaşmaktı. Hiçbiri beni Leia kadar önemsemiyordu.

Dönüşüp sınır boyunca koştum, geçerken muhafızlara başımla selam verdim.

O genç kurt ile kadının başına gelenlerden sonra insanlar bize savaş açmışlardı. Soyumuzu kurutmayı kendilerine görev edinmişlerdi.

Nasıl olduğunu anlayamadan kendimi birden kadının odasında buldum. Kapıyı çalmadan açtım.

“Ne yapıyorsun?” diye bağırdı.

Leia’ya o kadar benziyordu ki, yanında nefes almak bile acı vericiydi.

“Her şeyin yolunda olduğunu kontrol etmek için geldim.”

Sahiden mi?

“Evet, her şey yolunda. Şimdi gidebilirsin,” deyip kapıyı işaret etti.

Hayır.

İstediğimi elde edene kadar olmaz.

Bu da ne?

Kesinlikle bu Leia.

Ben odaya girerken gözlerini öfkeyle kıstı.

“Seni uyarıyorum. Ben bulaşmak isteyeceğin bir kurt değilim.”

Biliyorum.

Ona doğru bir adım attım. O da ters yönde bir adım atıp benden uzaklaştı.

Birbirimizin etrafında dönmeye başladık.

“Eşime çok benziyorsun.” Sesim kısıktı, ben bile kendimi tanıyamıyordum.

Gözleri daha da kısıldı. “O zaman neden ona gitmiyorsun?”

“Yapamam.”

Durup dikkatle bana baktı.

“O öldü.”

Kadının düşünmesine fırsat vermeden atıldım, onu belinden yakalayıp yatağa fırlattım.

“Onun yerine sana sahip olacağım,” diye homurdanıp yatağa tırmandım.

“Cehenneme kadar yolun var!” diye hırlayıp çıplak ayağıyla çeneme güçlü bir tekme savurdu. Şaşırtıcı derecede güçlü bir kurttu.

Güçlü yavrular yapabilir.

Tam da bu krallığın ihtiyacı olan şey.

Ayağa kalkıp çenemi kavradım, yerine oturttum. “Bu hiç hoş değildi,” diye hırladım ona.

Yataktan atlayıp dövüş pozisyonuna geçti.

“Tanrıça’ya yemin ederim ki seni öldüreceğim,” diye hırladı.

Onu sevdim.

Cesurdu.

Cesareti severim.

Ona doğru tekrar hamle yaptım ama bu sefer hazırlıklıydı. Gözlerimin önünde kör edici beyaz bir ışık parlarken kulaklarım tiz bir sesle çınlamaya başladı. Acı içinde başımı tutup yere düştüm.

Bu sihir de ne?

Çok güçlü. Gerçekten çok güçlü.

Ayağa kalkmaya çalıştım ama kontrolünü bırakmadı.

“İtibarını zedelememek için bu gece burada olanları kimseye anlatmayacağım ama şunu unutma: Bir daha böyle bir şeye kalkışırsan seni bitiririm.” Kısık sesle konuşuyordu.

Beni tuttuğu gibi aynı hızla bıraktı. Kapının arkamda gürültüyle açıldığını duydum.

Hâlâ yerdeydim. Başımı tutup nefes almaya çalışıyordum. Kardeşlerinin kokusunu alabiliyordum.

“Milly, konu büyükbabamızla ilgili.”

Sonraki bölüm
App Store'da 5 üzerinden 4.4 puan aldı.
82.5K Ratings
Galatea logo

Sınırsız kitap, sürükleyici deneyimler.

Galatea FacebookGalatea InstagramGalatea TikTok