Kader Açmazı - Kitap kapağı

Kader Açmazı

Cynthia Foley

5. Bölüm

LAIKA

Üç gün olmuştu ve berbat durumdaydım. Onu tekrar görmenin zor olacağını bilsem de bana her baktığında kurdumun ayaklanacağını tahmin etmemiştim. Odam benim tek sığınağımdı. İfademi korumak zorunda olmadığım ve yıkık hâlimi dibine kadar yaşayabildiğim tek yerdi.

Diğerlerinin de işimi kolaylaştırdığı söylenemezdi. Onların mutluluğu kalbime saplanan bir hançer gibiydi. Gülümsemelerine dayanamıyordum. Sırf acı çeken tek kişi olmamak için neredeyse kötü bir felaket olmasını dileyecektim.

Geceleri bölgede yürüyerek teselli buluyordum. Kuzey Mıntıkası’na bağlı olduğum zamanlarda bile Alfa yerleşkesini ziyaret etmemiştim. Burası benim gibi biri için değil, seçkinler içindi.

Gecenin bu saatlerinde etraf ıssızdı ve yol uzaktaki binaların ışıklarıyla aydınlanıyordu. Bir kadın aniden patikaya çıktı. Beni görünce doğrudan bana yöneldi.

“Gecenin bu saatinde burada ne yapıyorsun?” diye sordu.

Sorusu şaşırtıcıydı.

“Sen de benim yaptığımı yapmıyor musun?”

“Yıllardır burada yaşadığım için ne yaptığımı biliyorum. Sen biliyor musun?” Kadın gözlerini kısarak iç çekti. “Benimle gel.” Elimi tutup beni çekerek yürümeye başladı.

“Nereye gidiyoruz?” diye sordum. Ona karşı koyup kolumu elinden kurtarmalıydım. Ama yapmadım. Nasıl olduğunu bilmesem de içimden bir ses onunla gitmemi söylüyordu.

“Odana.”

Ne dediğini anlamam biraz zaman aldı. Ama anladığımda durup kolumu elinden kurtararak itiraz edercesine başımı salladım. O arafa geri dönemez, o odada tekrar yalnız kalamazdım.

“Dinle genç bayan, burası Kuzey Mıntıkası. Gecenin bir yarısı bölgede dolaşmak güvenli değil. Etrafımız duvarlarla çevrili olsa da özellikle de senin gibi bir hanımefendi için tehlikeli.” Öfkeli gözleri ve onaylamayan bir ses tonu vardı.

“Başımın çaresine bakabilirim,” diye karşılık verdim.

“Hayır, bakamazsın. Burada değil. Şimdi, benimle gel.” Sıcak parmaklarıyla bileğimi kavradığında beni öne doğru çekmesine müsaade ettim.

Kadın birden durunca neredeyse ona çarpacaktım. Önünde yolumuzu kesen biri vardı.

“Nereye, Wendy?” Bu sesi nerede duysam tanırdım. Nora Brooks, şeytanın ta kendisi.

Wendy, “Bu hanımefendiyi odasına götürüyorum,” diye cevap verdi.

“Ah, Laika,” dedi o sahte tatlılıkla örttüğü kötücül sesiyle. Keşke artık o lanet olası maskesini indirse de gerçek yüzünü herkese gösterseydi.

“Ben götürürüm,” dedi Nora.

Wendy bileğimi sıkıca kavradı. “Luna, onun güvenle odasına çekildiğini bizzat görmemi ve işim bittiğinde ona rapor vermemi söyledi. Onu sana teslim edersem bunu yapamam.” Ses tonundan onun Nora’ya güvenmediğini anlayabiliyordum. Böylece iki etmiştik.

“Ona benim hallettiğimi söylersin,” dedi Nora gülümseyerek.

“Yarın uzun bir gün olacak, bu yüzden dinlensen iyi edersin. Sana ekstra iş yaptırmayayım. Ben hallederim.”

Bu kadın saygımı kazandı. Okuldaki hiç kimse Nora’ya karşı çıkmaya cesaret edememişti.

Nora dudaklarını birbirine bastırdı. “Sanırım haklısın.” Yenilgiye uğramış gibiydi. Ama onunla tekrar karşı karşıya geleceğimizi biliyordum.

“Yarın sabah görüşürüz, Laika.” Bana ters ters baktıktan sonra yanımızdan uzaklaştı.

Bileğimi tutmaya devam eden Wendy iç geçirip yürümeye devam etti.

Kaldığım eve yaklaşırken, “O kadına güvenme,” dedi uyarırcasına. Yaşadıklarımı bilseydi nefesini boşa harcamazdı. O kadını yeterince iyi tanıyordum.

Odama kadar eşlik etti. Kapıyı açtığımda da içeri girdi. “Ne oldu sana? Gerçeği söyle lütfen.”

Yüzündeki endişe içimi acıttı. Beni tanıyormuş, acımı hissediyormuş gibiydi.

“Ben iyiyim,” dedim.

“Bunu sormadım,” diyerek bana yaklaşıp yanağımı okşadı. Hayatımda hiç kimse bana böyle sevgiyle dokunmamıştı. “İçinde bir acı var. Onu içinden atmanın bir yolunu bulmalısın.”

“Bir yolu var mı ki?” diye sordum.

“Biriyle konuşabilirsin. Konuşmak istersen ben her zaman buradayım.”

“Ama seni tanımıyorum,” dedim.

“Ben Wendy. Buradan başlayalım,” dedi Wendy, yanağımdaki sıcak elini çekmeden.

Eline doğru hafifçe eğildiğimde hayatımda ilk defa bir yere ait hissettim.

Elini yanağımdan çekerek gülümsedi. Birkaç dakika sonra bana iyi geceler dileyip gitti.

O gidince bir sürü düşünceyle baş başa kaldım. Biriyle konuşmak mı? Benim için imkânsızdı. Geçmişimi, bugünümü ve acılarımı biriyle paylaşmam mümkün görünmüyordu. Bu sadece benim savaşımdı.

***

Ertesi sabah kapımın çalmasıyla uyandım. Tek gözüm kapalı yataktan çıkıp kapıya yöneldim. Ayak parmağımı masanın kenarına çarpıp kapıyı açarken sinirle çığlık attım.

Moon Lee yüzünü tiksintiyle buruşturarak geri çekilirken Madison bana gülümsedi. Ona ağzının payını vermek istesem de vazgeçtim. Şu anki hâlimle ağzımdan pişman olabileceğim şeyler çıkabilirdi.

“Ne?” Boğazım kuruduğu için boğuk sesim tehditkâr tınladı.

“Neden hazır değilsin?” diye sordu Madison.

Bol beyaz bluz, mavi kot pantolon ve bot giymişti. Bugün için planlanan bir grup yürüyüşü olduğunu hatırladım.

“Gelmeyeceğim,” dedim.

Moon, “Oyunbozanlık etmek yok,” dedi.

“Ben evde kalacağım. Size güle güle.” Kapıyı yüzlerine kapatmak için hamle yaptım.

“Babamın emri,” dedi Madison. “Seni şikâyet edersem gelip kendi elleriyle dışarı çıkarır.”

“Öyleyse uslu bir kız ol ve ona söyleme.” Bir kez daha kapıyı kapatmaya yeltendim.

Moon, “Eğlenceli olacak,” dedi.

“Kim demiş?” Ona odaklandığımda bakışlarını kaçırarak olduğu yerde huzursuzca kıpırdandı. Bu kız geleceğin Luna’sıysa mahvolmuştuk.

Madison bana gülümsedi. “Yürüyüşü Alaric planladı. Onu tanıyor musun?”

Onu tanıyor muydum? O herif Kuzey Mıntıkası’na ayak bastığımızdan beri kâbusumdu.

“Evet, tanıyorum.” Zaten en başında, bunu o planladığı için gidemezdim. Alaric bir şeylerin peşindeydi. Ona vurduktan sonra misilleme yapacağını bilecek kadar zekiydim ama asıl önemli olan bu misillemenin nerede ve ne zaman olacağıydı. Bu tuzağa düşmeyecektim.

“Yani?” diye sordu Madison umutlu ses tonuyla.

“Ben…”

“Haydi ama,” diye araya girdi. “Adam da geliyor.”

Bunun korkumu dizginlemesi mi gerekiyordu? Neyle karşı karşıya olduğumu bilseydi beni kendi elleriyle buradan çok uzaklara götürürdü.

Somurtarak, “Lütfen gel,” dedi usulca. Tüm gün odamda saklanmam bir işe yaramayacaktı. Öyle ya da böyle canavarın bölgesindeydim. Burada tüm kararları o veriyordu. Ölmemi istiyorsa bunu başarması için binlerce yol vardı.

“Peki,” dedim gönülsüzce.

Madison, “Sen duşa gir. Biz bekleriz,” diyerek odama girince Moon’a da aynısını yapmasını işaret etti. Madison elbette odama girebilirdi ama aynısını Moon için söyleyemezdim. Kaçamak bakışlarına maruz kalmaktansa gitmesini isterdim.

Duş aldıktan sonra hızla giyindim. Odamdan çıkarken, kullanmayı sevmediğim ama gerektiğinde işe yarayabilecek telefonumu yanıma aldım.

Kuzey Mıntıkası’nın Alfa’sının evinin kapısında bizi bekleyen iki limuzin vardı. Bizi yürüyüş patikasının başlangıcına götüreceklerdi.

Lyall, Moon, Madison, Olivia, Nora ve şeytanın ta kendisiyle aynı araca bindim. Nora onun yanına otursa da aralarında bir şey vardı. Birbirilerine dokunmuyor ya da konuşmuyorlardı. Hatta birbirlerini tanımıyorlarmış gibi davranıyorlardı.

Gelgelelim Lyall ile Moon yolculuğu el ele tutuşarak ve öpüşerek geçirmeyi tercih etti. Arabada bizim de olmamız onları rahatsız etmişe benzemiyordu. Öpüşme sesleri yükseldikçe, Adam’ın teklifini kabul edip diğer limuzine binmediğim için pişman oldum.

“Kendinize hâkim olun!” diye gürledi Alaric.

Ne yapacağımı bilemedim. Teşekkür mü etmeliydim?

Olivia bana doğru bir bakış atarak, “Zalimlik ediyorsun, Lyall,” dedi.

Uyarıları anlayınca bakışlarımı kaçırdım. Bu onların suçu değildi.

“Sorun değil, Olivia,” dedim. Sırf ben buradayım diye çiçeği burnunda eşleri durdurmalarına gerek yoktu. Hem gözlerimin önünde bunu yaparak aptal beynimin ve duygularımın Lyall ile aramızdaki ilişkinin bittiğini anlamasını sağlıyorlardı.

“Zalimlik mi?” diye sordu Alaric.

Hemen Olivia’ya dönüp susması için yalvaran gözlerle ona baktım. Neyse ki telefonla uğraştığı için Alaric’i duymadı. Ama ne yazık ki Madison’ın açıklama yapası tuttu.

“Lyall öncesinde Laika’yla bir ilişki içindeydi ama birkaç gün önce eşini buldu. Sence de yarası hâlâ taze değil midir, Lyall?”

Öfkeli bir hırlama patladı. Ses iliklerime kadar işledi. Döndüğümde Alaric’in karanlık gözlerini Lyall’a dikerek titrediğini gördüm.

Nora, “Bebeğim,” dese de sevgilisi onu dinlemiyordu. Dişlerini Lyall’a göstererek titriyordu.

Lyall’ın cesaretine hayran kaldım. Moon’u arkasına çekip kendini kaybeden Alaric’e gözlerini dikti.

Nora, “Sorun yok. Sakin ol,” diye devam etse de Alaric onu duymuyordu.

Alaric’in böyle tepki vermeye hakkı yoktu. Yaptıklarından sonra eşim gibi davranamazdı.

Olivia telefonundan başını kaldırarak panikle, “Neler oluyor?” diye sordu.

Madison bana, “İlişkiniz olduğu için mi sinirlendi?” diye sorsa da ben hiçbir fikrim yokmuş gibi başımı iki yana salladım.

Neyse ki o anda limuzin durunca kapılar açıldı. Temiz hava içeri dolunca Alaric içinde trans hâlinden kurtuldu. Lyall’a son bir öfkeli bakış atarak limuzinden hışımla inince Nora da onun peşinden gitti.

Sonraki bölüm
App Store'da 5 üzerinden 4.4 puan aldı.
82.5K Ratings
Galatea logo

Sınırsız kitap, sürükleyici deneyimler.

Galatea FacebookGalatea InstagramGalatea TikTok