S. J. Allen
MILLY
Kral’ın zihni üzerindeki kontrolümü serbest bırakıp derin bir nefes aldım.
Cadılar...
Kara büyüyle kontrol ediliyordu. Eşini ele geçiren şey her neyse onu da sıkı sıkıya kavramıştı, öyle ki zihninin kontrolünün artık kendisinde olmadığını bile anlayamıyordu.
Matt ile Alex birden odama daldılar. Önlerindeki manzarayı fark ettiklerinde aniden durdular. Pijamalarım yırtılmıştı, Kral yerde nefes nefese kalmış bir hâldeydi. Elleri hâlâ başındaydı.
Matt konuşmak için ağzını açtı. Elimi kaldırıp susturdum.
Alex yumuşak bir sesle, “Milly, konu büyükbabamızla ilgili,” dedi.
Kanım dondu.
Bu iyi değildi.
Apar topar hazırlandık.
***
Ev sahiplerimize tek kelime etmeden merdivenlerden indik. Kapıdan çıkarken, “Ne kadar hızlı dönebiliriz?” diye sordum.
“Bu ne kadar hızlı koşabileceğimize bağlı. Eşyaları burada bırakalım. Kâhya arkadan gönderir. Vardiya başlasın. Kurtlar gibi eve koşuyoruz,” diye uludu Alex ormanın yolunu tutarken.
Matt ile beraber bir an bile tereddüt etmeden vites değiştirip peşinden koşmaya başladık.
Büyükbabam ölemez. O kral, hepimizin lideri.
Sonsuza dek yaşamalı.
Yanılıyor muyum?
Normal şartlar altında geri dönüş için araç ayarlardık ama doğal hâlimizle eve koşmanın daha sembolik bir yanı olduğunu hissediyorduk. Kralımızın yanında olmak için eve koşan kurtlardık.
Yayan hâlde dört gün sürecek yolculuğu iki günde tamamladık. Tempoyu Alex belirledi. En hızlı koşucularımızdandı. Zaman kaybetmeye izin vermiyordu. Sadece su içmek için mola veriyorduk, hepsi bu kadardı. Sonra hiç durmadan tekrar yola koyuluyorduk.
Vardığımızda annem elinde kıyafetlerle bizi kalenin kapısında bekliyordu.
“Acele edin. Fazla vaktimiz yok,” dedi. Her birimizi yanaklarımızdan hızlıca öptükten sonra ailemizle olmak için merdivenleri hızla çıkmaya başladık.
Odaya girerken ne bekliyordum bilmiyorum ama bir şekilde büyükbabamızın bu kadar hasta görünmesini beklemiyordum.
Yüz hatları çökmüştü, sanki içindeki hayat çekilmiş gibiydi.
Cadılar…
Odanın diğer ucunda duran Reign’le göz göze geldik. Bakışlarından söyleyeceklerinin olduğunu anlamıştım, hemen onunla zihin bağı kurdum.
Ne oldu?
Kimse bilmiyor. Daha geçen hafta yemek yedik. Genç bir kurt kadar sağlıklıydı.
Cadılar olabilir mi?
Kuzeyli cadıların huzursuzlandığına dair bazı fısıltılar var ama ben bunun sadece dedikodu olduğunu düşünüyorum.
Yani sorumlu bizden biri değil mi?
Storm konuşmamızı böldü. Hayır, bu Kuzey büyüsü. Çok karanlık.
Emin misin? Kanlı Ay Sürüsü’nün Kralı’nın zihni de cadılar tarafından ele geçirilmiş. Sorumlular aynı kişiler olabilir mi?
Onayladığını hissettim. O kral için konuşamam ama bu konuda eminim.
Başımı sallayıp zihin bağlantısını kapattım. Eğer Storm bunun kara büyü olduğunu söylüyorsa ona inanıyordum. Geçmişte bizi hiç yanıltmamıştı.
Nefes alışları yavaşlamaya başladığında büyükbabamın yanında oturduk. Zaman ilerliyordu.
Axel’in hafifçe ürperip başını salladığını gördüm.
Ölümün kapısı açıldı.
Neredeyse eş zamanlı olarak, büyükbabamız son bir nefes aldı, ardından hayata gözlerini yumdu.
Axel sessizce başını salladı. Hepimiz derin birer nefes aldık. Ayakta kalabilmek için miydi, emin değildim.
Babam boğazını temizledi, omuzlarını dikleştirdi.
“Lucas, Levi, lütfen sürüye kralımızın üzücü bir şekilde hayata gözlerini yumduğunu duyurun. Şu an için biraz zaman rica ediyoruz. Eğer gelip saygılarını sunmak isterlerse, birkaç gün içinde topluluk için bir cenaze töreni düzenlenecek.”
Amcalarım Lucas ile Levi başlarını sallayıp odadan çıktılar.
Büyükanne mendiline hıçkırıp ağlamaya başladı.
“Şu yaygara koparan hâlime bakın. Raphael bunu asla istemezdi. Onun hayatını kutlamamızı isterdi, yasını tutmamızı değil. Gelin, hep birlikte yemek yiyelim.”
Hepimizi ardında bırakıp odadan çıktı.
Axel, büyükbabamın üzerini bir çarşafla örterken odada çıt çıkmıyordu.
Reign başını eğip koridorda kendisini takip etmemi istedi.
“Kane’in zihninin ele geçirildiğini nereden biliyorsun? İzin almadan zihinlere girmek senin yapacağın bir şey değil. Kane’in şöhretine bakılırsa sana bu izni vereceğinden şüpheliyim.” Bana bakarken bir şeyler gizlediğimi anladığını görebiliyordum.
“Bir kavgaya karıştık. Görünüşe göre ona öldürülen eşini hatırlattım. Bu yüzden benimle yatmaya çalıştı.”
“Ne yaptı?”
“Evet, büyük bir kavgaydı. Alfa standartlarına göre bile oldukça güçlü. Bu yüzden onu zihni aracılığıyla hareketsiz hâle getirmek zorunda kaldım. İçerideki diğer cadıları hissedebildim.”
“Eğer onları hissettiysen, bu demektir ki…”
“Onlar da beni hissettiler, evet.”
Reign kısık sesle bir ıslık çaldı. “Geçen yıl Keir’le çok şey yaşadığımızı sanıyordum.”
“Evet, yakında daha çok şey yaşayacaksın,” deyip artık iyice belirginleşen karnını işaret ettim.
Gülümseyip karnını hafifçe ovuşturdu.
“Evet, haklısın. Konsey durumu öğrendiğinde ortalık karıştı. Sonra yavru gelene kadar doğum iznine çıkmayacağımı öğrendiklerinde işler büsbütün çığırından çıktı.”
Gözlerimi devirmiştim. Konsey ilk günden beri Reign ile uğraşıyor, ona leke sürmeye çalışıyordu. Oysa benden çok daha sabırlı olduğu kesindi.
Yemek salonuna ilerledik.
Reign sessizce, “Sence büyükannem iyi olacak mı?” diye sordu.
“Bence acısıyla yüzleştikten hemen sonra cadı avına çıkacak.”
“Bu bir kelime oyunu mu?” Reign kaşlarını oynattı.
“Mutlu bir tesadüf diyelim,” deyip gülümsedim.
Kesin olan bir şey vardı: Eğer bu Kuzeyli karanlık cadıların işiyse, yanlış aileyle uğraşıyorlardı.