Kim F.
LYRIC
Kendime ithaf ettiğim mezuniyet konuşmamdan ve doğumun günümden beri hareket hâlindeydim. Üç hafta olmuştu. Yorgun, aç ve kirli olsam da artık özgürdüm! Yüzümdeki gülümsemeyi buna borçluydum.
Mağara, herhangi bir yarık ya da çalılık da dâhil olmak üzere önüme ne çıkarsa oraya sığınmayı öğrenmiştim. Ağaca bile tırmanmıştım. Sadie ava çıkıyor ve avını çiğ yiyordu. Onun midesi bunu kaldırabiliyordu. Ama benim midem kaldırmıyordu.
Birbirimizin en yakın arkadaşıydık. Bir noktada Damien’ı reddetmem konusunda konuşmak zorunda kalmıştık. Onu sevmiyordum ama yıllarca onun kardeşim olduğuna inanmıştım. Birbirimize hiçbir zaman kardeş gibi yaklaşmamış olsak da ona hep bu gözle bakmıştım.
Onun için biraz üzülüyordum. Damien bana karşı hiçbir zaman Luna gibi gaddar olmamıştı ama pek arkadaş canlısı da sayılmazdı. Alfa Marco’nun oğlu olmadığı gerçeğinin ortaya çıkması hem o hem de Luna için kötü sonuçlar doğurmuş olmalıydı, bu yüzden Alfa Üniversitesine gidebilecek mi merak ediyordum.
Başımı iki yana salladım. Artık onları düşünmemin bir anlamı yoktu. Onları bir daha görmeyecektim. Her şey geride kalmıştı. Yeni bir hayat kurmak için yollardaydım.
Kaçış planımı yapmaya başladığımda, Bay Marshall bana biraz nakit ve üzerinde sürü isimleri ve haydut olarak algılanmamam için geçici sığınak bulabileceğim yerlerin adreslerinin yazılı olduğu bir kâğıt vermişti. Kâğıda ayrıca kendi telefon numarasını ve Yüce Konsey’in telefon numarasını yazmıştı. Babamın ve sürünün daha küçük kurtlara karşı haksız uygulamaları nedeniyle soruşturulması için beni babamla ilgili resmi bir şikâyette bulunmaya teşvik etmişti.
Bunu Yarım Ay Sürüsü’ne son darbe olarak hayata geçirme niyetindeydim. Belki babamı saf dışı bırakıp yeni ve gerçek bir Alfa’ya unvanını devredebilirlerdi.
Üç haftalık yolculuğumuzda birkaç insan yerleşiminin yakınından geçmiş olsak da onlardan mümkün mertebe uzak durmuştuk. Kurdumu fark edip peşime düşmelerini istemiyordum. Olağanüstü cüssesi ve göz alıcı gümüşi beyaz kürküyle Sadie, sıra dışı bir cevher gibi göze batarak hevesli bir avcıyı iştahlandırabilirdi.
An itibariyle Kuzey Dakota’daydım ve burada ormanlık alanlar yerine küçüklü büyüklü kasabalar, buğday, mısır ve ayçiçeği tarlaları vardı. Manzarası çok güzeldi ama bölge açıklık olduğu için kurduma dönüşemiyor, bu yüzden daha yavaş yol almak zorunda kalıyordum.
Büyük bir gölün yakınlarına kurulmuş Hazen adında bir şehre giriş yaptım. Burası bir süre dinlenmek ve temizlenmek için güzel bir yere benziyordu. Ayrıca bir iş de bulabilmeyi umuyordum. Param azalıyordu. Ama fazla paraya ihtiyacım yoktu. Birkaç yüz dolar kazanabilirsem yoluma devam edebilir, üniversiteme varabilirdim.
Küçük ve uygun bir pansiyon bulup bir oda tuttum. Az eşyalı ama temiz bir odaydı ve önceliğim duş almaktı. Ardından kendimi bembeyaz yatağa teslim edecektim.
***
Uyandığımda yenilenmiş ve iş aramaya hazır hissediyordum. Ama açlığın kendini hatırlatması uzun sürmedi. Bu yüzden en yakın lokantanın adresini sorup oraya gittim. Lokantanın kapısını açmamla tepedeki küçük zil çalınca birkaç kişi merakla başını kaldırıp bana baksa da sonrasında yemek yemeye ve sohbet etmeye devam etti.
Tezgâhın önündeki taburelerden birine oturduğumda orta yaşlı bir kadın önüme bir bardak buzlu su koyup bana menüyü uzattı.
Sakız çiğnerken, “Hoş geldin canım,” dedi. “Spesiyal kahvaltıdan ister misin?”
“İçinde yumurta ve et varsa elbette,” diye cevap verdim.
“Evet, pastırma var. Peki ya kahve?”
“Çok sevinirim.” Lokantaya şöyle bir baktığımda kalabalık olduğunu fark ettim. Çoğunluk buranın yerlisi gibi görünüyordu. İnsanlar gülümsüyor, bazıları başını sallıyor, bazıları sohbet ediyor ve bazılarıysa yemek yiyordu.
Garson önüme bir fincan koyup krema ile şeker kutusunu bana doğru itti. “Şehirde yeni misin canım?” diye sordu.
“Hımhım,” diye yanıtladım kahvemi yudumlarken. “New York’a gitmeye çalışıyorum. Sonbaharda üniversiteye başlayacağım.”
Bana baktı. “Paraya mı sıkıştın? Burada birkaç haftalığına bana yardım edebilirsin. İnsan sarrafıyımdır, sen de güvenilir ve çetin görünüyorsun.” Sakızını patlattı.
“Harika olur! Birkaç haftalığına çalışabilirim. Üç haftadır yollardayım ve ara vermek benim için de hiç fena olmaz,” diyerek kocaman gülümsedim.
“Güzel!” Tezgâhın üzerinden uzandı. “Benim adım Maggie. Genellikle sabahtan öğlene kadar çalışırım. Sen Denise ile öğleden akşama kadar çalışabilirsin. Kendisi yeğenim olur. Sabahları Luke, akşamları da Larry aşçılık yapar.”
“Saatine 10 dolar veririm, bahşişler de senin olur. Anlaştık mı?”
Kocaman gülümseyerek başımı onaylarcasına salladım.
“Önlüğünü ve yaka kartını vereceğim. Üniforma giymeyeceksin, derli toplu ol yeter. Çalıştığın günlerde akşam yemeği müesseseden. İzin günlerinde yemeğe gelirsen de üçte bir fiyatına. Tamam mı?”
“Evet! Ne zaman başlıyorum?” diye heyecanla sordum.
Maggie sırıttı. “Kahvaltı yaptıktan sonra yanıma gel. Bugün eğitime başlayacağız.”